Çarşamba Ekim 14, 2026

Sedat Peker‘in Ablaları, Abileri (Baran Cem)

Susurluk ta, Kamyonun altında kalan mercedes arabanın bagajından çıkanları, zamanın iktidarları hasıraltı etmeyi başardılar. Ortaya saçılanlar, sadece devlet‘in çekirdeğinin izin verdiği kadarıydı ve Süleyman Demirel‘in deyimiyle, „fırat‘ın öte yakası“ndaki suçlar, karanlıkta kalmıştı. Dönemin başbakanı Tansu Çiller ve muktedirlerinden Mehmet Ağar,“Bir tuğla çekersek duvar yıkılır, Bin operasyon yaptık, vatan için ölende kurşun atanda makbuldür“ sözleri ile, devletin bizzat bu şahısları görevlendirdiği ve bunun dar bir çıkar grubunun işi olmadığı, net olarak ortaya çıkmış oluyordu. Susurluk dosyasında adı geçen şahıslar, devletin koruyucu kolları arasına alınarak, dokunulmazlıkları tesçillenmiş ve göstermelik yargılamalarla kamuoyundaki tepkiler yatıştırılmıştı. „Fırat‘ın öte yakası“ndaki, yani Kürdistan daki faili bilinen, ama üstü karartılmış cinayetler, kaybetmeler, köy yakmalar ve kirli savaşın bilumum suçlularının ve suçların açığa çıkması umutları bir sonraki „kazaya“ kalmıştı.

Bir sonraki kaza değildi, ama „tesadüf“ denildi. İstanbul Ümraniye de bir gecekonduda „tesadüfen“ bulunan silahlar ile ilgili soruşturması genişletildi ve devletin karanlık güçleri arasında bir tür hesaplaşmaya ve karşılıklı tasfiyeye vesile yapıldı. TC ordusu ve bir bütün olarak güvenlik aparatlarının işlediği suçları bu sefer Fetullah Gülen cemaati kendisinin çıkarına kullandı ve tasfiye edilenlerin yerine kendi kadrolarını yerleştidi. Binlerce klasörlük dosya ve belgelerdeki Fırat ın öte tarafındaki suçlar ve suçlulara dair delilerin üstü gene karartıldı. AKP ve Fetullahcılar, 28 Şubat, andıç, ikna odaları, baş örtüsü ve daha bir çok konu cd, kaset ve tapeler aracılığıyla kamuoyuna sızdıdılar, devletin askeri ve sivil bürokrasisi içerisinde o zaman rakip gördüklerini elimine ettiler. Ergenekon, Balyoz… Bilinen hikayeler. Gülenciler, bugün başka konuşsalar da, devlet‘in „fırat‘ın doğusu“ ile ilgili karanlık işlerini ifşa etmediler, etmek istemediler ve hatta üstünü örttüler.

15 temmuz darbe girişimi, Gülencilerin sonu, Kontr Gerillanın yeniden dizaynı ile; Türkçü, İslamcı, Ulusalcı ve Mafya nın ortağı olduğu yeni dönemin başlangıcı oldu. Sedat Peker yeni ortaklığın içersinde, sokağa hakimiyet sağlama, basını hizaya sokma, tasfiye edilecek sermaye gruplarının mal varlıklarına çökme, özelliklede uluslararası ilişkiler açısından sorun yaratacak olan Suriye, Ukrayna, Azarbaycan gibi ülkelere yönelik silah sevkiyatı, petrol ve yasadışı göç organizasyonu gibi işlerde maşa olarak kullanılan bir figürdü. Yani, kendisininde dediği gibi, „ herşeyi devlet için yapan, vatanın serden geçmişlerinin reisi“ idi. Taa ki Devlet Bahçeli affı ile Alaatin Çakıcı yeniden sahneye çıkana kadar...

Son zamanlarda, Kontr Gerilanın içindeki güçlerin arasındaki çatışmanın detayları üzerine yeterince yazıldı çizildi. Bunun detaylarına girmeyeceğiz. Biz burada, meselenin üstünün örtülmesi konusunda, TC devletinin bütün aktörlerinin tam bir konsensüs içerisinde olduğu Kürd ve Kürdistan ile ilgili yanını ele alacağız.

Sedat Peker in 6. Videosuna kadar onun da, abilerini, ablalarını ve devletini koruyacağı görülüyor. Kozmik oda gibi, Kozmik Ağar ve diğer kozmiklerin iç hesaplaşmasının mevki, para ve iktidar paylaşımının ötesine geçmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz. Yani bu seferde, Kürdistan da yaşanan kirli savaş ve suçlar ortaya dökülmeyecektir. Bunu beklemek saflık olacaktır. Sözde uzmanların katıldığı yüzlerce proğrama baktığımızda da, CHP, İYİ Parti, Babacan, Davutoğlu vs. hepisi Peker‘in açıklamalarının sadece Soylu, Ağar, Pelikan ve Albayrak larla ilgili olanlarını kendi cephelerinden, Erdoğan ve Bahçeli kliğine karşı kullanmanın yarışı içerisindeler. Bir kişi bile çıkıpta, „ yahu Sedat Peker şu Sakarya/Sapanca/Bolu civarında, şeytan/cinayetler üçgeninde olanları, işlediğiniz cinayetleri, kimlerle yaptığınızı bir anlat“ demiyor, diyemiyor. Çünkü, duvarı yıkacak olan tuğlanın orayla ilgili olduğunu biliyorlar. Duvar ise, hepisininde dört elle sarıldığı TC devletinin kendisidir. Yani „fırat‘ın ötesi“yle ilgili olarak muhalefetiyle,iktidarıyla hepisi arasında bir yeni kapı mutabakatı olduğunu söyleyebiliriz.

Var olan çürümüş bir kadavradır ve çürümüş bağırsak kendisini temizleyemez.

Peker in açıklamaları ile ilgili haftalardır yoğun bir tartışma yürüyor. Bir sürü insan, uzman sıfatıyla konu üzerine yazıp çiziyor ve söz söylüyor. Ama yukarıda da belirttiğimiz gibi, esasen bilinenin ve bilinmesi istenilenin tekrarının ilerisine gitmiyor bu tartışmalar. Daha ilerisi Kürdistan coğrafyası ve o coğrafyada yaşananlarla ilgilidir. Esasen, bugün için ortaya çok azı dökülen bu sorunların kaynağını oluşturan da orasıdır. Türkiye de, iktidarıyla, muhalefetiyle, hemen herkes ve her kesim bu konuda suç ortaklığı içindedir. Üstlerindeki kirli örtü çekilirse kendisininde altından çıkacağını bildiği için fazla ileriye gidilmesini hiç bir kesim istemiyor. Hepisi bir an önce, bir kaç kişinin, belkide Soylu ve Ağar’ın kurban edilerek bu pisliğin üzerini örtmenin derdinde.

Böylesi bir sonuç mümkündür. Bu, kısa süreliğinede olsa tartışmayı bastırabilir, ama sorunun esas kaynağı kurutulmadığı sürece pek yakında başka bir yerinde patlamayı engelleyemez. Çünkü bağırsak çürüdü ve kendini temizleme foksuyonunu yitirdi. Çürümüş bağırsak bütün vücudu da zehirledi ve bir kadavradan sözetmek gerekiyor artık.

Biz, her beş ila on yılda bir ortaya çıkan bu durumun, TC nin kuruluşundan günümüze uzanan, başka halkları yok ederek, onların yıkıntıları ve acıları üzerinde kendini ulus devlet olarak inşa etme sürecinden kaynaklı olduğunu düşünenlerdeniz. Teşkilatı mahsusadan bugüne bir süreklilik söz konusudur. Başkasının arazisine bina inşa edebilmek için arazinin esas sahibinin rızasını almak zorundasınız. Bunu sağlayamadığınızda, onu ya süreceksiniz, ya da öldürüp yok edecek ve izlerini sileceksiniz. TC devleti kendisini Ermeni, Rum, Süryani ve Kürtler‘in arazisi üzerine inşa etti. Ermeni, Süryani ve Rumlar‘ın başına getirilenler biliniyor. Bahattin Şakirler,Topal Osmanlar, sakallı Nuretin gibi isimler hala hatıralarda. Hatta, Ekrem İmamoğlu örneğinde olduğu gibi Topal Osman ın torunu olmak hala övünç kaynağıdır bu topraklarda. Sadece övünç kaynağı olmakla sınırlı değil, Sedat Peker‘inde dikkat çektiği gibi, Teşkilatı Mahsusa dan bugüne devam eden bir süreklilik var.

Teşkilatı Mahsusa‘nın devamcıları Kürdleri yok etme hedeflerinden vazgeçmediler.

Kürtleri razı edemediler, asimile ederek türkleştiremediler, süremediler ve yok edemediler. 1938 dersim tertelesinde 1960 lara kadar Kürdistan sorununun çözüldüğü, toprağa gömülerek üstünün betonlandığını düşünen TC devletinin kurucu aklı, 60 lardan sonra yanıldığını anladı. Kürd halkı dönemin siyasi atmosferinin de etkisiyle ulusal demokratik hak ve özgürlükleri için yeniden ayağa kalkmaya başladı. Sivil faşistler ve yerel işbirlikçiler marifetiyle bastırma çabaları yeterisz kalınca Nato ya bağlı oluşturulmuş olan Kontr Gerillayı devreye soktu. Nato daha çok işin Sosyalist blok karşıtı yürütülecek karşı-devrim faaliyetleri ile igili iken, TC‘nin devlet aklı, Nato Kontr Gerillasını Kürdistan ve Kıbrıs tada kullandı. Bu konudaki ilk krizde Kıbrıs‘ta patladı. ABD ve Nato, Sovyetlere ve komünist faaliyetlere karşı kullanılmak üzere TC‘ye verdiği silahların ve kaynakların Kıbrıs ta kullanıdığını fark ettiğinde silah ambargosu ve ekonomik ambargo gibi tedbirlerle tepkisini ortaya koydu.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan da, 12 Eylül faşist darbesiyle devrimci hareketin yenilgiye uğratılması, Dünya da ise, sosyalist blok‘un dağılması ile sonuçlan gelişmeler Komünizmi yakın bir tehlike olmaktan çıkardı ve artık Nato ittifakının, yerel kontrgerilla organizasyonlarına ihtiyacı kalmadı. Dolaysıyla, bu tür örgütlenmelerin olduğu bir çok ülkedeki yapılar çözülerek sisteme entegre edildiler. TC‘de bu tam olarak başarılamadı, başarılmak istenmedi. Çünkü tamda bu dönem de, 84 çıkışıyla Kürd özgürlük hareketi giderek güçlendi ve TC için çok güncel bir tehlike oldu. TC devleti, Nato‘dan kalma kontrgerilla yapılanmasını reorganize ederek yeniden devreye soktu. İşte, birçok sorun da bu reorganizasyon sürecinde ortaya çıktı. En sorunda, Kontr Gerilla nın finasmanı sorunuydu. Doksanlı yıllara kadar Nato nun finase ettiği Kontr Gerillayı artık TC nin kendisinin finanse etmesi gerekiyordu.

Sakarya, Sapanca, Bolu cinayetler üçgeni ve Sedat Peker

Kontrgerilla, Kürdistan‘da gelişen Kürd özgürlük mücadelesini bastırmak için konumlandırıldı. Finasmanı içinde kendisine Afganistan eroininin İran üzerinden Türkiye‘ye getirilmesi ve oradanda batıya sevk edilmesi yolu açıldı. Jandarma, Polis, Mit bütün kurumların içinde bulunduğu, sivil faşist ve bazı kontra Kürdlerin de kullanıldığı bu ilişki ağının zayıf ayağı, bu işlerde kullanılacak olan bazı Kürd aşiretleri idi. Yüz yıldır sınırda kaçakçılıkla geçinen bazı Kürd aşiretlerinin deneyimleri ve ilişkileri vardı ve bunlar ilk başlarda uyuşturucu taşımacılığında kullanıldılar. Koruculukla karışık bu kullanılma, Kürd özgürlük hareketinin güçlenerek ikili iktidar düzeyine ulaştığı zamanlarda yarattığı basınç ve aşiretlerden bazılarında etkili olan yurtseverlik eğiliminin ağır basması, bazı aşiretlerinde ikili oynaması neticesinde devlet için bumeranga dönüştü. İşte tam o noktada TC devleti, kendisine sorun çıkaran Kürd kesimlerini tasfiye kararı aldı.

Çiller döneminde yayınlanan listelerle Kürd kesimlerden birçok insan başta Sakarya, Sapanca ve Bolu üçgeninde olmak üzere kaçırılarak, katledilerek elimine edildi. Bütün bu işin organizasyonun başında devlet tarafında o dönemin başbakanı Tansu Çiller ve eşi Özer Çiller, Cavit Çağlar, Doğan Güreş, Mehmet Ağar, Veli Küçük, Kürd tarafında ise Bucaklar ve bazı korucu aşiretleri yer aldılar. Tetikçiliği ise JİTEM ve MİT‘in denetiminde Yeşil, Cem Ersever, itirafçılar ve tabiki MHP bağlantılı, Çatlı, Çakıcı ve Sedat Peker gibi faşistler kullanıldı. Sedat Peker, 5. videosunda Özer Çiller ile aralarında geçen kısa bir anekdot aktarır. Bu, her nedense üstü örtülen konulardan birisidir. Aslında Sedat Peker‘in hikayesi, tamda o anekdot‘un geçtiği o yerde ve o zamanda başlıyor.

Yani Sedat Peker‘in ilk Ablası Tansu Çiller, ilk abisi de Özer Çiller dir. Soylu‘nun dediği gibi Meral Akşener ve Kılıçdaroğlu degiller. Şimdiki abisini de, „Recep Tayip Erdoğan abinin altını oyuyorlar“ diyerek Sedat Peker kendisi açıklamış oldu zaten.

Kadro aynı kadro. Susurluk kadrosu Çillerler, Ağar, Soylu, Veli Küçük, Cavit Çağlar işin içerisindeler. MİT, Ordu, Jandarma ÖH, PÖH ha keza… Buna, SADAT, Erdoğan, Albayrak ailesi, Demirören ve Binali Yıldırım ile AKP eklemlendi. Değişmeyen aktör MHP, Peker, Çakıcı ve MHP üzerinden Azebaycan...

Gayri nizami harp, gayri ahlaki faliyetleri ve oluşumları zorunlu kılar

Tüm bu ortamı besleyen esas zemin, Kürdstan da yürütülen sömürgeci kirli savaştır.

Kürdistan Eroin taşımacılığında güzergah. İster istemez Kürt mafyalarıyla çalışılacaktı. Çiller döneminde engel olarak görülüp tasfiye edilenlerin yerine muhafazakar Kürd kesimlerden, aşiretlerden ve tarikatlardan takviyeler yapıldı. Zindaşti ler, Yüksekova grubu,Norşin Şeyhleri bunlardan bir kaçı...

Soylu‘nun da itiraf ettiği gibi gayri nizami harp yürütülüyordu. Gayri nizami harb‘in finansmanına sadece Afganistan eroini yetmezdi. Libya, Ukrayna, Azerbaycan, Sudan ve dah birçok ülkeye silah sevkiyatı, Petrol, doğal gaz kaçakçılığı, İran ambargosunun delinmesi, kara para aklama ve Kokain ticareti devreye sokuldu. Böylesine devasa bir organizasyonu ancak ve ancak devlet yapabilir. Son zamanlarda, devletin bazı konsolosluk görevlilerinin sınırlarda uyuşturucularla yakalanması bunun kanıtlarıdır. Burada uluslararası bazı güçlerinde işin içerisinde olma ihtimali çok yüksek.

Kürd halkının özgürlük taleplerine kalıcı ve tatmin edici bir çözüm bulunamadığı sürece TC devletinin yapısının demokratikleşmesi ve şefaflaşması sağlanamaz. Gayri nizami harp yürüten bir devlet ister istemez bu tür karanlık odaklara ihtiyaç duyar ve bu aparat içerisinde yer alanlar elbetteki bunun karşılığını isteyeceklerdir. Milliyarlarca doların döndüğü bir alandan söz ediliyor. Pasta büyük ve kavgada o derece şiddetli patladı. İşin Kürdistan boyutuyla ilgili fazla umutlu olmak için bir neden yok ama gende bu kavgadan faydalanmanın çabasında olmak gibi bir zorunlulukta var. İşin sonucu, devletin çözülüp çökmesine yol açacağından; muhalefetiyle, iktidarıyla, bürokrasisi ve güvenlik aparatlarıyla bütün kurumlar bu sonu engellemek için seferber olacaklardır.

Buna rağmen bıkmadan, yılmadan devamlı olarak, hiç bir şey, özelliklede Kürdistan daki suçlar karanlıkta kalmasın talebi yüksek sesle dile getirilmelidir. Herkes bilmelidirki, Kürd halkına karşı yok etme savaşı devam ettiği sürece, vatan, millet denilerek devlet‘in koruması altına alınacak bu kişi ve çeteler dokunulmazlıklarını sürdürecekler.

22 Mayıs 2021

Baran Cem

9501

Su,...Nergis,...7 Haziran!

Acı ve mutluluk bu kadar uç birarada yaşanır mı! İkisi de en uçta, ama o kadar yoğun birarada! Gözyaşları iki sebebe karıştı bugün birçok yürekte! 7 Haziran!

7 Haziran! “Tommiks-Teksas” çizgi romanını aratmayacak hızda, karelere sığmakta zorlanan, bombalamaları-tutuklamaları, ölümleri izledik; uzaktaki satılmış topraklarımızdan. Buralarda hiç böyle anlara tanıklık etmeyeli yıllar oldu; gerçekten Tommiks-Teksas çizgi romanını aratmayacak hızda görünüyor gözümüze, uçuşan kurşunlar!!! “Bu kadar olur mu?” diyoruz her gün, dudaklarımız uçuklayarak, yüreklerimiz delik deşik edilerek!!

Partizan: AKP Korktukça Saldırıyor; Biz Kazanacağız!

Tüm saldırılara, baskı, engelleme ve yasaklara rağmen adeta bir çığ gibi büyüyen HDP’yi durduramayan AKP, seçimlerde kan akıttı.

Dün Amed de düzenlenen ve görkemli bir kalabalığa sahne olan seçim mitinginde yaşanan saldırıda, resmi açıklamalara göre şu ana kadar dört yurtsever yaşamını yitirdi.

"Oy vermek devrimci bir eylem midir artık?"

"Katliamcı TC seçimlere çok az bir zaman kala yeni bir katliama daha imza attı. Yüzlerçe kişi yaralandı, onlarca kişi ağır yaralı ve yaşamını yitirebilir, binlerce insan patlatılan bomba ile yaşamını yitirebilirdi. Düşüncenize sevinesi geliyor insanın daha fazla insan ölmedi diye, neyse ki öyle olmadı diye.

Dünden bu yana öyle öfkeliyim, yüreğim öyle acı olu ki yazmazsam eğer alışacakmışım gibi geliyor, öfkemi, acımı, mücadelemi paylaşmalı diye kaleme döktüm hissettiklerimi.

ATİK ve Yeni Kadın tutsakları için imza metni‏

Atik yalnız değildir

Fransa Partizan: Sami Solmaz için dayanışma eylemine çagrı

13 HAZİRAN tarihinde Fransa'da tutsak edilen yoldaşımız Sami Solmaz için dayanışma ve özgürlük eylemi gerçekleştirilecektir

Tarih: 13 Haziran, saat 11

Adres: Maison d'arrêt de chalon

1 ruelle Saint-Jacques

51000 REIMS

Fransa Partizan

 

Adıyaman'dan fransa'ya bir devrimcinin anatomisi Misak Manuşyan:Mehmet Can

Misak Manuşyan 1906  Adıyaman doğumlu  Ermeni  köylü bir ailenin çocuğuydu. Babası 1.Dünya Savaşı aşamasında Adıyaman ‘da ki çatışmalarda yaşamını yitirmiş, annesi de 1. Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı kıtlık ve yoksulluğa daha fazla dayanamayarak hayatı sonlanmıştır. Misak Manuşyan annesiz ve babasız kalınca bir Kürt aile onu yanına alarak soykırımcı Osmanlı ve yerel Kürt derebeyi feodallerinden korumuştur. Bu şekilde katliamlardan kurtulmuş ve zaman içerisinde Ermeni kiliseleri aracılığıyla Suriye’de bir yetimhaneye yerleştirilerek burada büyümüştür.

Leyla Qasım 41 yıl sonra da biz kadınlara ışık oluyor:Armen Semsur

Bir süre önce, arkadaşlarla toplaşıp Leyla Qasım’ı yâd ettik. Hatıralarını kimi hüzünle, onurlu mücadelesini ise hafif bir tebessümle anlattık, umutla paylaştık.

Türkiyelileşme Siyasetinin Getirdiği Olanaklar ve Entegrasyon

Siyasi partiler sınıfların,kitlelerin,halkların,örgütlerin ve bazen de devletlerin genel gidişatı yönlendirmek,değiştirmek,kendi çıkarlarını savunmak için kullandıkları araçlardır.Her zaman iktidarı hedeflemeleri gerekmez.Siyasi partilerin hedefledikleri sonuçlara ulaşmaları, uygulanan taktiklerin stratejiyle uyumunu ve parti kadrolarının bunu içselleştirmelerini gerektirir.Karşıtı olunan güçlerin de partiyle ilgili fikirleri,politikaları ve yönlendirme güçleri olabileceği de hesaba katılmalıdır.Bu nedenle Türkiyeli bir siyasi parti olarak HDP sözkonusu olduğunda üzerinde yolalınan bıçaksır

Armenak ile Ferhat Amca

100.yıl anmaları çerçevesinde Türkiye'nin her tarafında yapılan anma etkinliklerinde Dersim ve Diyarbakır'da bir ilk yaşandı.Son senelerde Taksim'de saat 19.15'de yapılan anmaların yanısıra bilge adam,Agos gazetesi yazarı ve kurucularından Sarkis Seropyan'ın görüş ve önerileri ile Dersim ve Diyarbakır'da soykırım anmaları yapıldı.

Dersim'in Asırlık Asi kadını Şah Senem Cihan Ana'yı Kaybettik!

Dersimli Alevi bir Kürt kadını olmanın tüm özelliklerini, Ovacık’ın, Munzur Dağlarının ve Munzur Suyunun bütün asiliği, isyankârlığı ve dik duruşunu Senem ana da görüyor, kararlı otoriter tavırlarına hayranlık besliyordum. Aynı zamanda Senem Ana geleneksel bir aşiret kadınıydı.  Asırlardır Dersim’de süre gelmiş tüm geleneksel özellikleri taşımakla birlikte, “Kadın-Erkek” ayrımını takmayan, deyim yerindeyse Ev yönetimi başta olmak üzere, Aileyi yöneten, içeride ve dışarıda karar almalarda belirleyici olmaktaydı.

Bir faşistin portresi

12 Eylül askeri darbesinin mimarı, Türkiye’nin 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’ın 9 Mayıs’ta 98 yaşında ölmesinin ardından, başta Evren olmak üzere darbecilerin yargılanamayışı konusu bir kez daha gündeme geldi. ‘Resmigeçit’ romanında darbeyi ve yakın dönem Türk siyasetini ironiyle sergileyen ve son olarak 26 Mayıs akşamı Notre Dame De Sion Fransız Lisesi ile Notre Dame De Sionlular Derneği tarafından düzenlenen NDS Edebiyat ödülünü alan Şebnem İşigüzel, bu vesileyle Kenan Evrene ilişkin özel bir yazı kaleme aldı.

Sayfalar