Salı Eylül 29, 2026

Savaş içindeyiz! (Nubar Ozanyan)

Özgürlüğün kelime olmaktan çıkıp yaşanılır değer ve ilkeler olması her emek ve onur sahibi insanın isteği ve amacıdır. Toprağında, atölyesinde emek dolu çalışmak, ekmeğini dostça, sofrasındaki lokmasını yoldaşça paylaşmak isteyen her insanın karşısına paranın tanrıları dikilir.

Akşam evinin önünde anadilinde korkusuzca şarkı söylemek, komşusuna kendi dilinde “Parev-Merhaba” demek ne de zor hale geldi… Milyonlarcası katledildikten sonra geriye kalan binlerce Ermeni yaşadıkları topraklarda “yabancı”, “dışarıdan gelmiş”, “göçebe” olarak görülmeye başlandı. Efendiler ve hizmetkarları her sinirlenip öfkelendiğinde en çirkin kelimeler, en galiz sözlerle aşağılanan insanlar durumuna getirilmeye çalışıldılar ve çalışıyorlar. Daha dün R.T.Erdoğan “gavur”lardan bahsetti hem de gururla ve hiç yüzü kızarmadan! Normal bir aklın, kendisine insanım diyen herkesin lanetleyip kınayacağı bu sözler, ne yazık ki coğrafyamızda ırkçılık olarak, ayrımcılık ve şovenizm olarak görülmüyor. Aksine alkışlanabiliyor!

Ermeni halkı, şiddet ve nefretin içinde yaşıyor ve direniyor. Dilini konuşarak, kimlik ve inancını yaşatarak, kendilerine ait olan tarihsel ve kültürel mirası, özgürlük ideallerini korumaya çalışarak direniyor. Varlıklarını sürdürmekten, çalışmaktan başka bir şey düşünemiyorlar.

Eski dünya ölürken alacakaranlıkta canavarlar kötülük üretiyor. Sürekli ve sistematik bir şekilde dinler, diller, ulusal kimliklere, farklı cinsel eğilimlere karşı önyargıya, yalan ve iftiraya dayalı nefret söylemleri, ırkçı saldırganlık örgütlenmektedir. Nefret ve ırkçı dil, halkları, inanç ve cinsleri ötekileştirir ayrıştırır, birbirine düşmanlaştırır ve saldırganlaştırır. Bir asırdan fazla bir zamandır yapılan ve yapılmakta olan tam da budur.

Nefret ve ayrımcı söylem, basit bir dil sürçmesi değildir. Biriken, artan, çoğalan her nefret söyleminin temelinde ırkçılığın adı yazılıdır. Egemen olmayan, efendiden yana durmayan halkların, inanç ve dillerin tedirginlik ve korku içinde yaşaması artık kabullenilmemelidir. Silik, ezik, görünmez halde yaşam kabul edilmemelidir. Ama karanlık fikirli insanlar, aydınlık dolu insanların sessizlik içinde görünmez şekilde yaşamalarını istiyor.

Onlar kendileri dışında herkesi iftiralar, yalanlarla yalnızlaştırıp düşmanlaştırmaya çalışılırlar; sonra da imha ve yok etmek için en uygun zaman ve anı beklerler. Hazırlıklar imha ve yok etmek, diz çökertmek için yapılır. Önce Ermeni-Rum-Süryani-Asuri halklara bunlar yapıldı. Şimdi de Kürtlere-Alevilere-özgürlük savaşçılarına-kadın ve LGBTİ+’lara yapılmak isteniyor. Faşizmin tarihi ve hikayesi hep aynıdır. Halklar, inançlar, diller, cinsler ve tarihler değişir ancak faşizmin temeli, felsefesi ve yıkıcılığı hep aynı kalır.

Basılı ve görsel medyada sürekli ve sistemli bir şekilde nefret ve ayrımcı söylemlerle kendilerinden olmayan herkese karşı düşmanlık yaratmak paranın efendilerinin vazgeçilmez işidir. Onların dili zehirlidir. Onların dilinden övgü yerine nefret çıkar. Onların zihniyeti, adaleti ve dili düşmanlık ve nefret üzerine kuruludur. Bu zihniyet ve ırkçı dil, ırmakları kurutur. Suları kirletir. Toprağı çölleştirir. Özel mülkiyet üzerine kurulu düzen, parayı kanla yıkar. Bencillikleri büyütür, düşmanlıkları çoğaltır. Bu zihniyet linç, ölüm, katliam ve sürgün getirir.

Yahudilere-Ermenilere-Rumlara-Kürtlere ilişkin yaralayıcı, öldürücü nefret söylemleri faşist ideolojiden beslenmektedir. Halklar hep İttihatçı-Kemalist iktidarlar tarafından tehdit olarak algılanıp düşman görülmüş ve bu zihniyetle Türk halkının da fikir ve duygu dünyası zehirlenmiştir.

“Millet-i hayın”, “şüpheli halk”, “Ermeni dölü”, “Rum dölü” gibi galiz ifadelerle her gün, her saat düşmanlık yaratılmıştır. Öyle ki, hava ve su yerine öfke solunuyor ve kin içiliyor. Her gün, her saat bedeni aç, beyni fakir insanlar yetiştiriyorlar. Halklara karşı kin ve nefretle zehirlenmiş, şuurunu kaybetmiş, gözü dönmüş kalabalıklar yaratıyorlar. Yüreğiyle değil duyduklarıyla yürüyen öfkeli ve kör insanlar yürütüyorlar.

Keza Kürtlere yönelik “iyi Kürt”, “kötü Kürt” söylemleri, Kürt ulusal özgürlük hareketinin önderi A. Öcalan’a yönelik “Ermeni” olduğu yönlü söylemler, nefret ve düşmanlığın büyütülmesinden başka bir amaç taşımamaktadır.

Kadın ve LGBTİ+lara yönelik ayrımcı ve nefret söylemleriyle yaratılmak istenen algı da düşmanlık ve saldırganlıktır. AKP-MHP faşist iktidarı, öncelleri olan İttihatçı-Kemalistlerin izledikleri yolu yürümeye devam ederek şiddet ve nefretle, her tarafının karanlığa ve bağnazlığa çevrildiği bir ülke yaratmak istiyor.

Türkiye halkı, ırkçılığa ve şovenizme karşı mücadele etmedikçe, kendisine dayatılan bu ayrımcı zehre karşı koymadıkça geleceğini kuramaz. Sorun devrime havale edilemeyecek kadar önemli ve yakıcıdır. “Faşizmi Yıkalım Özgürlüğü Kazanalım” hamlesi aynı zamanda iktidarın bu faşist söylemine karşı bir duruşta içeriyor. Faşizme karşı mücadele etmek isteyen her kesim ve çevreye kendi bünyesinde yer veriyor.

Hükmedenler konuştuktan sonra mutlaka hükmettikleri konuşacaktır. İşte o zaman zulmün sürmesine kimse cüret edemez. (13.04.2021)

10722

TKP/ML- MK “Yıkmaya Çalıştığınız Enternasyonal Köprüleri Dövüşe Dövüşe İnşa Edeceğiz”

“ Ortadoğu’da, gözünü kan bürümüş katil sürülerinin ve onların kravatlı-takım elbiseli hamilerinin kimi zaman bıçak, kimi zaman top-tank, kimi zaman uçak, kimi zaman adresi belirsiz bombalarıyla ezilenlere yönelik katliamları bir rutin haline geldi. Ortadoğu adı konvensiyonel olmayan ama kitlesel ölümlerin gerçekleştiği bir bölgesel savaş dönemini yaşıyor. Bu dönemlerde iblisliğin, kalleşliğin, gaddarlığın, zulmün bini bir paradır.

TKP/ML-TİKKO ve MLKP'den Suruç için eylem

Suruç’ta gerçekleşen katliamın ardından eylemler devam ediyor. katliamı protesto için sokaklara dökülen birnlerce kişi katliamı lanetledi. Yine dün gece Gazi mahallesi’nde de protesto eylemi gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen eyleme saldıran polise ara sokaklardan çıkan MLKP, YDG-H, TKP/ML TİKKO ve BÖG militanları polis saldırısına uzun namlulu silahlarla karşılık verdi.

O kadar güzeller ki...

Elbet bir bildiği var bu çocukların kolay değil öyle genç ölmek yeşil bir yaprak gibi yüreğikoparıp ateşe atmak

Dünden beri yaşadığım anların, gördüklerimin, duyduklarımın gerçek mi, hayal mi olduğu ayrımına varamadım bir türlü. Görüp duyduklarıma inanamadım. Toz konduramadım. Toz kondurulacak gibi değil ki.. Kıyamıyorum ki… O kadar güzeller ki…

Gerçek olması mümkün olmasın. Mümkün olmasın..

Ama  bu sabah bir kez daha resimlerini gördüm.. Kalbim durdu, nefes alamadım…

Öyle güzeller ki…

Partizan: “Öfkemizi sokağa taşıyalım, hesap soralım!”

Kobanê’nin yeniden inşasına katılmak için Kobanê’ye geçmek üzere SGDF’nin çağrısıyla Suruç’ta bir araya gelen gençler yeni bir katliam saldırısının hedefi oldu.

Faşist TC Devleti’nin başından itibaren her türlü desteği açık şekilde verdiği DAİŞ çetelerinin Kobanê’den temizlenmesinin ardından süren tahammülsüzlüğü, yeni saldırı ve katliamların habercisi durumundaydı. Ne Kobanê zaferinin DAİŞ’in 25 Haziran’da gerçekleştirdiği katliamlarla tersine çevrilmek istenmesi ne de Suruç’ta SGDF’lilerin bombalı saldırıyla katledilmesi faşist Türk Devletinden bağımsız değildir.

Şimdi ilerleyebilen bir savaşçıyım...

Gerilla alanına geldiğimde; bu koşullarda yürümeyi bilmeyen bir durumdaydım, şimdi ilerleyebilen bir gerillayım. Kendime karşı yanılsamalı bir bakış açısına sahipken geldim bu alana. Kendi gerçeğini göremeyerek hep “ben yapabilirim” yanılsaması vardı. Zamanla öğrendikçe yapabileceklerimi/yapamayacaklarımı gördüm.

TKP/ML TİKKO Ali Doğan Firik cezalandırdığını duyurdu.

Elimize e-mail yoluyla ulaşan bir açıklamaya göre TKP/ML'ye bağlı TİKKO gerillaları Ali Doğan Firik isimli bir kişiyi ölümle cezalandırdığını duyurdu.

Ali Doğan Firik'inhalka karşı işlediği suçların belirtildiği açıklamada “16 Temmuz 2015 öğle saatlerinde Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Kırnik (Buzlupınar) mevkiinde Ali Doğan Firik adlı işbirlikçi düşman unsuru TKP/ML TİKKO gerillaları tarafından ölümle cezalandırılmıştır” deniliyor.

Osmanlıyı "ihya"etmek:AKP'nin törenleri (*)

“Yaprak ağaçtan sıkılmıştı. Sonbahar bahaneydi!”[1] Bir haberle başlayalım:

“İstanbul’un fethinin yıl dönümü kutlamaları Balat-Haliç’te 29 Mayıs Perşembe günü saat 21.00’de başlayacak ve yaklaşık 1 saat sürecek.

“Kral çıplak” diye haykıran Yeni Kapılılar'a borçluyuz,,,(1)

İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan... Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla...

Ben kalanlardan yanayım... Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını...”[2]

Şu an konuşmak kolay değil; sözcükler, duygu ve düşüncelerimin imdadına yetişmeli; yoksa vay hâlime!

Söze nasıl başlamalıyım?

En iyisi, içimden geldiği gibi, protokole ya da alışılmışlara aldırmadan salondaki kalabalığa değil; sizlerle seslenmek istiyorum Yeni Kapılılar, isteyenler de kulak kesilip dinlesin bizi…

* * * * *

Dersim’e “Yabancı Yazar”; Ali Çatakçın ve Dersim Gerçeği :Umut Munzur

10 Temmuz Cuma günü Newedersim internet sitesinde Ali Çatakçın imzalı “Dersim Festivali Yaklaşırken” başlıklı bir yazı yayınlandı. Ali Çatakçın yurtsever hareket saflarında yer alan bir “yazar”, Newededersim ise yurtsever harekete yakınlığıyla bilinen Dersim’e dair haber ve makalelerin yer aldığı bir internet sitesidir. Açıkçası “Dersim”, “Festival”, “Kürt Özgürlük Hareketi” gibi birçok konuyu içerisinde barındırdığı için yazı ilgimizi çekti.

‘Kutsiye Bozoklar-Kelepçeye İnat Hayat'

Senin ezgilerinle yürüyecek bugün satırlarım, upuzaklarda; onca acı habere rağmen, aldığımız inanılmaz güzel haberlerle de. Upuzaklarda, hala senin ezgilerinin “eskimeyen” tınılarıyla; “Hayatı Ellerinden Tutmak” kitabın, bir yaşam sözlüğü gibi hep başucumuzda!

Politika gazetesinde  Füsun Erdoğan’ın “Müslüm Elma’ya Açık Mektup”u var bugün. Onca kötü haberin içerisinde; Almanya’daki izolasyon hücrelerine, böyle atılan çiçekler nasıl sevindiriyor insanı. Tıpkı bunu okuyan, umarız okuması mümkün olan bir tutsağın sevinci gibi!

Günün 23,5 Saati Hücrede, Tek Başına :Füsun Erdoğan

Önceki gün bir arkadaşımla telefon görüşmesi yaptım. Sesi kaygılı ve üzgündü. Nasıl üzgün olmasın ki…

Aileden biri gözaltına alındığında ve tutuklandığında aile bireylerinin tümü gözaltını da, tutsaklığı da çok daha ağır yaşarlar. Çaresizlik içinde çırpınıp durmanın nasıl bir şey olduğunu en iyi yaşayanlar bilir…

Türkiye’den Avrupa’ya bakanlar için Avrupa demokrasisi de, Avrupa’da yaşam da erişilmez görünür. Hani derler ya içi beni, dışı başkalarını yakar diye… Avrupa demokrasisi de aynen öyle!

Sayfalar