Çarşamba Eylül 30, 2026

“Sanatçılar”mış(!) / Engin Gören

MGK’nın emir erleri deseydiniz gerçekliğinizi tarif etmiş olurdunuz! 

MGK, MİT ve AKP iktidarının talimatıyla böyle bir organizasyona girdikleri açıklamanın içeriğinden açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Irkçı, Şöven, “Ergenekon”cu, Günümüzün Topal Osmanının(D.Pericek’in) muritleri,   Faşist diktatörlüğün tetikçileri!   Emperyalizmin uşağı faşist ordunun postal yalayıcıları takımı bugün bir “imza kampanyası” düzenlemiş “283 sanatçı imza” atmışlarmış!

Aslında iyi olmuş. Bilmeyenler için niteliklerini ortaya koymuşlar. Toplumun yüz karaları. Irkçılar, şövenistler, beyni gövdesini yönetemeyen unsurlar. Cahiller sürüsü, Vicdansızlar, yüreksizler, çıkarları için güce tapanlar takımı…

“Sanatçılar bir imza kampanyası açmış” denilince ilk etapta insan AKP’nin, Recep Erdoğan’ın seçimi yeneliyerek tek başına iktidar olmak için Kürdistanda savaş ilan etmesi ve vahşice terör estirmesine karşı bir “sanatçı duyarlılığıyla” tepki vermiş oluyorlar diye düşünüyor. Ama açıklamaya bakınca insan dehşete düşüyor….

Açıklamalarına bakın:

“Bugün burada sanatçılar olarak ‘Teröre Hayır, Kardeşliğe Evet’ demek için toplandık. Biz sanatçılar, vatan mücadelesi veren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin (TSK) ve Mehmetçiğimizin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz. Bugün tarih, terörle mücadele sorumluluğunu yalnızca TSK’ya değil, sanatçılarımızın, aydınlarımızın ve milletimizin omuzlarına da yüklemiştir. Teröre diz çöktürülmeden, iç çatışma tehdidinin ortadan kalkması olanaksızdır. Emperyalizme karşı vatan savaşı, sanatçının vicdan, onur ve varolma savaşıdır. Bu amaçla binlerce sanatçıyı temsil eden sanat kuruluşları olarak, ülkemizi yangın yerine çeviren bölücü teröre karşı birleşiyoruz. Tüm sanatçı dostlarımızı, yazarlarımızı ve aydınlarımızı Mehmetçik ile omuz omuza olmaya çağırıyoruz.”

Hergün, Türk faşist diktatörlüğü, Kürdistanın bırak dağlarını, il ve ilçelerini kuşatıyor. 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünü geçen uygulamalarıyla, günlerce, haftalarca “sokağa çıkma yasağı” ilan ediyor. İnsanlar evlerinde başını dışarı çıkaramıyor. 8-10 güne varan şehir tutsaklığıyla aç, susuz, elektriksiz, uykusuz vb bırakılıyor. Hastalar ilaçsız, bebekler sütsüz, susuz ve aç bırakılıyor. Tıp’en bir hafta susuz bırakmak ölüm eşiği demektir, bu da toplu katliam suçu demektir.

Tanklarla, kariyel, kirpi vb denilen zırhlı araçlarla evler taranıyor. Roketlerle, Lavlarla, Havanlarla bombalanıyor. İşgal ordusu olarak, İsrail faşist diktatörlüğüyle yarışırcasına vahşilikle, zalimlikle, zulümle sınır tanınmıyor.

Cizre’de biri 35 günlük olmak üzere, 23 çocuk, genç, kadın, yaşlı masum insan öldürülüyor. İnsanlar, ölülerini gömemiyor. Ölüleriyle birlikte yatıp kalkmak zorunda kalıyor. Kokmasın diye buzdolabına konuluyor, veya serin bir mahzene koymak zorunda kalıyor. İlçe ve mahalleler sıradan geçiriliyor, buralrın işgallerinde her gün 3-5-10 insan katlediliyor. Toplu tutuklamalar yapılıyor. Sokak infazları yapılıyor. Kadın ve erkek cenazeleri çırıl çıplak askeri arabaların arkasında sokak sokak gezdiriliyor. Katledilen insanların naaşlarına bile işkence ediliyor. Ölü bedenlerin uvuzları kesiliyor…

Dün Bismil’de katledilen 4 kişinin birinin kafası kesiliyor, IŞİD yöntemine başvuruluyor ve diğer cenazelere işkence yapılıyor. Türkiye Kürdistan’ı dışındaki bölgelerde yüzlerce HDP binası kundaklandı. Kürt inşaat işçilerine, tarım işçilerine, esnaflara, öğrencilere her fırsatta sayısız saldırılarda bulunulmaya devam ediliyor.

Sokakta veya telefonla Kürtçe konuştu, Kürtçe müzik dinledi diye, siması Kürtlere benziyor diye insanlar katledildi ve linç ediliyor. Zorla TC bayrağı öptürülüyor, Atatürklerinin büstü öptürülüyor vb vb sayısız örnekler….

Kısacası Faşizm, baskı ve zulümde sınır tanınmıyor.

Bütün bunlar ortadayken kılını kıpırdatmayacaksınız. En ufak bir karşı çıkma, kınama, tepki vermeyeceksiniz. En ufak bir insan olma erdemini göstermeyeceksiniz. En ufak bir duyarlılık, adelet, vicdan, eleştir vb göstermeyeceksiniz. Birde “sanatçı”, “aydın” vb geçineceksiniz. Bu utanç verici hasiyetsiz, onursuz durumlarını göreceklerine ve utanç duyacaklarına, utanmazca ve pişkince ‘Teröre Hayır, Kardeşliğe Evet’adı altında faşist diktatörlüğün Milli Güvenlik Kurulu (MGK)nun yolladığı talimat ve verdiği rollün gereği tetikçiliğini yapacaksınız.

” vatan mücadelesi veren Türk Silahlı Kuvvetlerimizin (TSK) ve Mehmetçiğimizin yanında olduğumuzu bir kez daha belirtmek istiyoruz” diyorlar. Kürtlerin, sol, sosyalist çevrelerin katledilmesi “vatan mücadelesi”(!) oluyormuş!

Olgu ve olan ne? Hergün Kürt kentlerinin, yerleşim yerlerinin Türk askerleri ve polisleriyle işgal edilip “sokağa çıkma yasağı” ilan edilerek günlerce ve haftalarca bombalanması, taranması, talan edilmesi, insanların katledilmesi, linç edilmesi var. “Vatan mücadele”niz bu mu? Ve bu zulümde “TSK ve Memetçiği”nizin “yanında olduğu”nuzu belirtiyorsunuz. Yani yapılan katliamların altına imza atıyor ve sonuna kadar destekliyorsunuz. Bunun da adı ‘Teröre Hayır, Kardeşliğe Evet’ oluyor!..

İyi de, terörü sınırsız bir şekilde estiren devlettir! Sizlerin gözlerinin önünde estiriliyor, sizler de onun yanında ve arkasındasınız, kınama ve tavır almanız yoktur. Birde “Kardeşliğe Evet” diyorsunuz utanmadan…

Hangi kardeşlikten bahsediyorsunuz? Kardeşlik hak eşitliğini gerektirir. Bırakalım haklarından mahrum olanların hak eşitliğini tanımayı, faşist terör estirme ve katletmenin “yanında”, arkasında olduğunuzu söylüyorsunuz! Dahası bu ” mücadele sorumluluğunu yalnızca TSK’ya değil, sanatçılarımızın, aydınlarımızın ve milletimizin omuzların”dadır diyorsunuz. Ve “Teröre diz çöktürülmeden, iç çatışma tehdidinin ortadan kalkması olanaksızdır.” vb gibi ifadelerle 12 eylül askeri faşist generalleri ve devletin MGK’sının ağzından konuşuyorsunuz. Bu nasıl “kardeşlik” oluyormuş?! Sizler, sarf ettiğiniz lafın bile bilincinde olmayan cahil ve vicdansızsınız! Irkçı, şöven ve faşistler olduklarınızı itiraf etmiş oluyorsunuz. Ortada bir tek terör var, o da devletin estirdiği faşist terördür. Buna karşı çıkma bir yana, faşist terörün yanında olduğunu ilan etmeniz tarihe geçecek utanç verici bir durumdur.

“Emperyalizme karşı vatan savaşı, sanatçının vicdan, onur ve varolma savaşıdır” diyorsunuz da, savunduğunuz ve emrine amade olduğunuz devletiniz “emperyalizm karşı” bir savaş mı yürütüyor? Osmanlının son yüzyılından itibaren batılı kapitalistlere bağlı ve emperyalizm olgusuyla birlikte emperyalizme ekonomik, siyasi, askeri, kültürel olarak iliğine kadar bağlı, ve tepeden tırnağa anti demokratik olan uşak devleti savunmak, ona sadakat gösterdiğini ilan etmek ne zamandan beri “emperyalizme karşı vatan savaşı” olmuştur?…

Emperyalizme ve onun NATO’suna sadakatla bağlı devleti savunacaksınız, arkasında yer alacaksınız, emrinize amadeyiz diyeceksiniz ve utanmadan “emperyalizme karşı”lıktan bahsedeceksiniz!!! Ettiğiniz lafların bile bilincinde değilsiniz cahil, boş, duyarsız, düşüncesiz ve vicdansız “insan” musvedeleri! Tarih ve halkımız sizleri de afetmeyecektir…..

7 Ekim 2015

48482

Devrimciler Açısından Seçimler Bitmiş midir

Bir tek insanın burnu kanamadan, bir tek insanında canı yanmadan..
Devletin açıklamasına göre anlam veremedikleri bir şekilde ülkenin dört bir tarafında elektrik kesintileri gerçekleşti.
Miliyarlarca dolar zarar.
İster emperyalizmdeki işe yaramaz işletmelerin / sömürgelerinde / tasfiye oluşuna kriz diyin isterse de başka bir şey.
Çağımız katma değeri yüksek üretim ilişkilerine sahip olma ve katma değeri yüksek üretim ilişkilerine tüketebilecek insan / ülke / tipi yaratabilme çağı.
Ve ....

Haydar Mecit öldü mü? Deniz Faruk Zeren

Aynanın kırıldığı yerde suretler indi yeryüzüne.

İnsanın kırıldığı yerde ayetler.

O ne bir suret, ne de ayettir. Ne mitolojik bir öğe, ne nostaljik bir iç geçirme, ne de anılarına sığınılacak bir tatmin aracıdır.

O yaşayan, canlı, yürüyen, gören, bilen, anlayan, büyüyen, durmadan üreten bir gerçekliktir.

Çünkü inandığı bilim ve o bilimle ürettiği düşünceleri ve o düşüncelerle, canıyla, teriyle yeri geldiğinde kanıyla kurduğu, yürüttüğü ve koruduğu organizma yaşamaktadır.

Türkiye’ye Türk Türü Şeriat Geliyor -Dursun Ali Küçük

*Türk türü şeriat mı?

“Eylem Herşey “ Olunca, Amaç Belirsizleşir!

Marksizmle küçük burjuva “sol”culuğunun ayrıldığı en temel noktalardan birisi; somut koşulların somut tahlili ve buna uygun mücadele biçimlerinin yaşama geçirilmesi konusundaki farklılıktır. Mücadele biçimlerini, insan iradesi değil, ekonomik ve siyasal koşullar belirler. Ve bu koşulların çelişmelerini çözecek siyasal taktikler uygulanır. Proletaryanın “davranış çizgisi” (Stalin), devrimci durumun alçalma ve kabarma dönemlerinde aynı kalmaz. Her sürecin ruhuna uygun mücadele biçimleri uygulanır.

Dünya komünist örgütlerinden Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz!

Ermeni Soykırımı’nın 100. yılında, soykırımı yapanları bir kez daha lanetliyoruz! Soykırımı yapanlar tarih önünde yargılanmaktan kurtulamayacaklardır!

24 Nisan 1915 tarihinde Osmanlı Devleti, 1.5 milyon civarında Ermeni’yi katletti. 24 Nisan 2015 tarihi, bu soykırımın 100. yılı. Yüzyıl önce gerçekleşen bu soykırımı, Osmanlı’nın devamı olan Türk devleti sistematik olarak inkâr etti. Türk devletinin tüm gayret ve çabası, aradan geçen yüzyıl sonra bile bu soykırımı insanlığın hafızasından silmeye yetmedi. İnsanlık tarihi hiçbir zaman bu soykırımı unutmadı.

Zindanlardan Kobanê’ye; Coşkuyla Çarpan Bir Yürek

Zindanlarda şehit yoldaşlarımızın dostlarımızın haberi bir başka yankılanır. Erkanın gidişi de yüreğimizi yaktı, kavurdu. Şüphesiz sınıf kinimiz daha bir bileylendi. Onlara layık bir devrimci, bir Partizan olmak, onurla devrettikleri bayrağı aynı bilinç ve sorumlulukla devralmak…İşte budur isteğimiz…

Sevgili Sarkis,/ GARİNE SEROPYAN

Bir yazının, en azından edebi açıdan düzgün bir yazının giriş, gelişme ve sonuç bölümleri olur. Kısa süren okul maceranda bunu öğrenememiş olabilirsin ama bir hayat süren kendi maceranda, kendi eğitimini kendi tamamlayan bir buzdolapçı ustası olarak, hadi olmadı sonradan olduğun gazeteci sıfatınla, bunu kesin öğrenmişsindir. Bize okulda kafamıza vura vura öğrettiler bunu. Öğrettiler de ne oldu? Girişi ve gelişmesi olmayan bir sonuçtan başlıyoruz yaşamaya senin gidiş maceranı, tüm dilbilgisi kurallarının ihlali eşliğinde.

Soykırıma Giden Yol ve Van direnisi I. Dünya Savaşı

3000 yıldır,Anadolu'da yaşamış bir halkın,topraklarından yok edilerek,tarihte eşi benzerigörülmeyen yol ve yöntemleri kullanarak,20.yüzyılın başlarında 1,5 milyon insanın ölümüyle sonuçlanan soykırım yaşanmıştır.Meşrutiyet'in ilanıyla Abdülhamit'in krallığına son verilmiş,yönetimde ağırlığını hissettirmeye başlayan İttihat ve terakki partisi'nin amacı devleti ele geçirmekti.1913 yılında ,31 Mart olayları olarak tarihe geçen darbe ile tamamen yönetime el koyan Talat-Enver-Cemal üçlüsünün hakimiyetinde Selanik'ten gelen ordu ile gerçekleşen darbeden sonra kral Abdülhamit sürgüne Selanik'e gön

Hep soykırım üzerineydi Sarkis Seropyan'ın çocukluk masalları:Celal Başlangıç

Daha yolculuklarımız olacaktı; Ermenistan'a, Karabağ'a gidecektik Soykırım'ın 100. yılında. Oysa şimdi seni okyanusların sonsuzluğuna uğurluyoruz. Yolun ışık olsun Sarkis ağabey

Uçağın kalkmasına neredeyse dakikalar kalmıştı.

Koşa koşa daldık Erivan Havaalanı'ndan içeri.

Bir haftalık Ermenistan gezimizin ardından gittiğimiz Dağlık Karabağ'dan dönerken arabamız buzun üzerinde uçmuş, geçirdiğimiz kaza nedeniyle uçağa geç kalmıştık.

Büyük bir kalabalık vardı önümüzde.

Bir kaçırdık mı uçağı, en az dört gün sonra dönebilecektik İstanbul'a.

"Devletin Kürtajı" : Roboski

“Aslında tek bir ırk vardır insanlık.”[1]

Unutmuş olamazsınız, “her kürtaj bir Uludere’dir,” buyuruvermişti zatın teki, suçüstü yakalanmış olmanın telaşı ve ağız kalabalığıyla. “Olay”ı unutturmaya, bu konuda konuşanları susturmaya çabalıyor; “Ne yani, karım ayağınıza kadar geldi, ortada bir hata olduğunu söyledik, kan parası da verdik, daha ne istiyorsunuz?” diye dikleniyordu. Baktı ki susmuyorlar, gargaraya getirmek için patlatıvermişti: “Her kürtaj bir Uludere’dir!” Saçlarımızın diplerinden tırnaklarımıza kadar sızlamıştı içimiz…

Kahraman(lığ)ın “Gerekli"ligi[*]

“Dünün şurubunu iç,  yarını göreceksin.”[1]

Bertolt Brecht’n, “Ne yazık o ülkeye ki kahramanlara ihtiyacı var!” sözü ‘Galileo Galilei’ başlıklı oyundaki repliktir ve hikâyesi de şudur:

Kiliseden gelen işkence tehditlerinin ardından Galilei korkar ve pişmanlık belgesini imzalar. Bu yüzden hocasına çok kızan öğrencisi Andrea, karşılaştıklarında hocasına şöyle der: “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanları yoktur.” Galilei”nin ona yanıtı da, “Ne yazık o ülkeye ki, kahramanlara muhtaçtır.”

Bertolt Brecht’in kaleme aldığı bu diyalog, insan(lık) durumuna dairdir…

Sayfalar