Rol çalanların postunu delmek ancak ileri atılım yaparak mümkün!
Yeni bir zaman dilimine eski çelişkilerle girildiğinin en somut kanıtı Reina’da meydana gelen saldırı ve sonrasında yapılan açıklamalar oldu. Saldırının üzerinden saatler geçmeden bilindik sorumlular(!) açıklandı: PKK, DAEŞ, PYD-YPG... Kokteyl örgüt kavramı artık her durumda, acil kurtuluş olarak devrede. Görünen o ki, bir ay öncesinden “Noel kutlamaları, yılbaşı geceleri hedef gösterilmesine” rağmen İstanbul’un en bilinen eğlence merkezlerinden birine sadece bir polis bırakılarak “etkin” güvenlik önlemi alınmış(!) saldırı sonrasında Başbakan “başka saldırılar da beklenmesi” gerektiğini buyurmuş!
Halk Türkiye’nin -yükselen bir güç olması dolayısıyla- dört bir yandan saldırıya uğradığı savıyla ikna edilmeye çalışılırken, diğer yandan korku ve şovenizm, halkı devlet politikalarına bağlamanın harcı olarak kullanılıyor. Bunda şimdilik başarılı olduklarını söyleyebiliriz. Bu başarı daha önce itiraz eden ama bu itirazlarını bile kısık sesle dile getiren CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu üzerinde de etkisini gösteriyor! Nitekim El Bab operasyonunu değerlendirdiği şu cümleler tam da bu etkiye işaret ediyor: “Eğer Türkiye kendi geleceğini güvence altına almak açısından böyle bir operasyon başlatmışsa belki acılara katlanmak gerekiyor.”
İşte CHP’nin ve elbette ki “liderinin” bütün afra tafralarının, itirazlarının geldiği nokta! AKP’nin dümen suyuna gitmek! Hatta “Yenikapı ruhu”nu tek başına yaşatmak! Gerçi “bu noktadan hiç ayrıldı mı?” sorusu da süreci derinlemesine okuyanlar açısından oldukça haklı ve meşru bir sorudur. Egemen sınıf kliklerinin kendi çıkarları doğrultusunda çelişkiye düştükleri oranda o noktadan uzaklaşır gibi görünse de esas yerleri orası, yani birbirlerinin halk düşmanlığı ettiği yerde omuz başlarındaki yerleridir. 15 Temmuz’dan sonra Erdoğan ve şurekasının iktidarlarını sağlamlaştırmak amacıyla attıkları adımlara karşı CHP “Gezi kitlesini birleştireceğiz” diyerek çıkış yaptı. CHP 15 Temmuz’dan sonra yaptığı Taksim mitingine katılan “sol” çevrelere güveniyordu anlaşılan. “Gezi kitlesi arkamda” diyerek “yeni sistem” kurulurken daha fazla yer isteyecekti. Hatta hızını alamayarak önce parti sözcüleri sonra da Anayasa Komisyonu’nda “Kahrolsun Faşist Diktatörlük” sloganını dahi attılar.
Rol çalmaya çalışan CHP
HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılmasında birincil rol oynayan CHP, demokrasi maskesiyle HDP’nin yerini tutmaya hazırlanıyordu. Ama elbette ki bu iddiaları her yerden dökülüyor görüldüğü üzere. Başka bir ülkenin işgalinde yaşanan ölümlere, hiç acı çekmeden, bedel ödeyen olmadan “acılara katlanmak” olarak bakarken bulunduğu noktanın çürümüş AKP’nin hemen yanı olduğu açık değil mi? Yeni anayasaya itiraz ederken kullandığı argüman ise, şu an varlığını sürdürdüğünü söylediği faşist diktatörlüğün kurucu partisi olma unvanına kendine yakışır düzeyde; “Eyalet sistemini getirmek istiyorlar, bunu Apo istiyor!” olmuştur.
HDP’nin yerini tutmak istiyor istemesine de varoluşsal-genetik yapısı buna izin vermiyor. Bu yüzden bir söylediği diğerini tutmuyor. Fakat buna rağmen “sol”da ve sanki egemen sınıflarla hiçbir ilgisi yokmuş gibi görünmeye çabalıyor, yüzüne oturmayan bu maske, üzerine olmayan bu giysiyle ortada geziniyor ve bundan zerre utanç duymuyor!
Egemen sınıfların arasındaki çelişkiden faydalanmak elbette ki reddedilemez. Ama bu, eğer o sınıfların kendi aralarındaki kavgada ezilen halk yığınlarını ve temsilcilerini bir kaldıraç olarak kullanmaya dönüşmüşse ve ilerici kesimler de buradaki kaldıraç görevine bilinçli olarak meyil veriyor ve bu konuda görev üsleniyorsa bunda bir terslik var demektir. Ve bu terslik devrimci ve ilerici kesimleri altüst edecek şiddettedir, keza CHP’yle ilişkilenmeyi böyle okumak gereklidir!
Anayasa tartışmalarıyla birlikte gündemde olan bir konu MHP’nin iyiden iyiye AKP’lileşmesiyle (veya tersi AKP’nin MHP’lileşmesi) iki partili bir sisteme gidildiği tespitidir. Bu durumda egemen sınıflar arasında kimi çelişkileri göz ardı etmeden kabaca şöyle bir belirleme yapmak durumundayız: Sağ kesime AKP-MHP kardeşliğinin, sol kesime ise CHP’nin temsilciliğe soyunduğu bir düzen kurulmaya ve bu düzen emekçi sınıflara dayatılmaya çalışılıyor! Böyle bir durumda özellikle HDP-DBP ve etrafında birleşen devrimci, ilerici güçlerin muhalif kesimler üzerindeki gücünü ve etkisini kırma, etkisizleştirme üzerinden politika üretirken, CHP’nin tabanını kazanmanın yolunun sürekli olarak onu ve politikalarını teşhir etmek olduğu açıktır.
Elbette ki “politik alanda, politik ajitasyon konusu olarak hizmet edemeyecek sorun yoktur.” (Lenin, Seçme Eserler, c.1, s. 485) Dolayısıyla egemen sınıfların kapışmasında kendi kendi gazetelerine dahi olan tahammülsüzlükleri de bizim politik ajitasyon konumuz olmalıdır. Düne kadar “dilleri Ali kalpleri Muaviye” diyen ama sonra yol arkadaşlarını satıp AKP’ye iltica eden Numan Kurtulmuş’un “Medyadaki bazı arkadaşlar da lütfen ayaklarını denk alsınlar” uyarısının tüm söz, ifade ve haber alma hakkını yok ettiği ve bunun sonucunda sermayenin en büyük medya grubundan medyanın da TC’nin ideolojik harcının oluşmasında büyük payı olan Cumhuriyet gazetesinin de niçin “lütfen, ayaklarını denk almak zorunda” oldukları tüm açıklığıyla anlatılmalı, teşhir edilmelidir.
Açıkça ortadadır ki, CHP’nin tabanıyla ilişki kurmak, CHP’ye, yayın organlarına vs. güzellemeler yapmakla değil başta Kürt sorunu olmak üzere egemen sınıf temsilcileri olarak durdukları yerleri teşhir etmekle olur.
Çakma truva atı...
Yazımıza yeni yıla eski çelişkilerle girdiğimizi belirterek başladık. Başta Ortadoğu olmak üzere ezilenler mevcut durumlarını kabullenmemekte ve isyanlarını kendi dilleriyle ifadelendirmektedir. Kürt ulusu 40 yıldan fazladır kesintisiz sürdürdüğü direnişi Rojava ile yeni bir aşamaya taşımışken egemen sınıflar AKP’si, CHP’si, MHP’siyle bu kazanımlara saldırmaktadır. Aralarındaki tek fark CHP’nin şekilsel olarak mevcut konsensüs dışındaymış gibi durarak ezilenler içinde Truva atı rolü oynamak istemesidir.
Politikanın şiddet araçlarıyla uygulanmasının en somut örneğini etrafımızda bu kadar yakın bir şekilde görürken, somut etkilerini hissederken bizlere düşen her türlü burjuva-reformist akıma karşı güçlü bir ideolojik-politik mücadele vermek ve Mao’nun “Gökkubbenin altında karmaşa var! Vaziyet şahane” şiarını yaşama geçirmektir. Bunun dışında seçenek yoktur.
Bugün yaşananlar, egemen sınıf partileri eliyle hayata geçirilenler karamsar bir tablo yaratıyor olabilir. En aşağılık savaş kuralı olan “Savaşta önce gerçekler ölür” söyleminin her alanda hayata geçirildiği ve emeği, yaşamı, onuru, mücadeleyi kıskıvrak yakalamaya çalıştığı düşünülebilir. Ancak tüm karanlıkları aşma ve parçalama; son iki yıldır katliamlara mahkum edilen ve bunun yarattığı karmaşaya sürüklenen başta devrimci, ilerici güçler olmak üzere halkın karşısına çıkarılan “üst akıl büyümemizi, yükselmemizi istemiyor. Dış güçler önümüzü kesmek istiyor” demagojilerinin altüst edilmesi, emperyalist-kapitalist sistemin ve onların koltuk değnekçisi faşist güçlerin, diktatörlüklerin aslında “birer kağıttan kaplan” olduğunu kanıtlamakla mümkündür. Devrimci bir çıkış iradesinin ortaya serilmesi, CHP gibi koyun postu giyen çakalların postunun delinmesi ile mümkündür.
Devrimci çıkış iradesinin nereden doğru sergilenebileceği, 45 senelik mücadelemizin kökenlerinde mevcuttur. Devrimci çıkış iradesinin nasıl ortaya çıkarılacağı ise gözünü topraklarına diken, ülkedeki kaos içerisinde misyonunun farkına varabilen ve kendisiyle yüzleşmeyi göze almış bir komünist hareketin kolektif aklının inşa edilmesi ve devrim sorunları ile bütünleştirilmesiyle birebir ilişkilidir. Keza bunun nüveleri TC ordusunun tüm teknik teçhizatlarla günlerce saldırdığı beş gerilla alanından biri olan Aliboğazı’nda ortaya serilen destansı direnişte, 7 Ocak günü DAİŞ’in hedef aldığı Enternasyonalist Özgürlük Taburu’nun bir BÖG savaşçısını şehit vermesi bedeline ortaya serdiği iradede ve tüm gözaltı, tutuklama, kaçırma saldırılarına karşın demokratik mücadele mevzilerini, sokakları bırakmayanların inadında mevcuttur. Yeter ki, rol kapmaya çalışan egemen sınıfların postunu delme ve burjuva-feodal sistemin kirinden arınma cesaretiyle ileri atılabilelim!
Son Haberler
Sayfalar
Yine cezaevi yolu göründü
Türkiye'de devlet eliyle işkence yapmak ve insan öldürmek suç değil, işkencecileri ve devlet katliamlarını lanetlemek suçtur.
Hangi Atılım ?
Atılım Gazetesi’nin 29 Ağustos 2014 tarihli 136. sayısında yayımlanan “Ortadoğu’da devrimci durum” başlıklı gündem yazısında; “Fas’tan Bahreyn’e, Yemen’den Türkiye’ye, geniş anlamda Ortadoğu bölgesinde bir devrimci durum yaşanmaktadır. Bölgede hüküm süren gerici, faşist, monarşik vd. devlet rejimleri, kapitalizmin genel bunalımına bağlı olarak iflas etmiş durumdadır. Egemenler eskisi gibi yönetemiyorlar” denilmektedir. Cumhurbaşkanlığı (CB) seçimlerini boykot çağrısı yaparken, tam da Atılım'ın işaret ettiği bu gerçekten hareket ettik.
“Devletin Kıskacında Halk Gençliği”
T.C Devleti kurulduğu günden bu yana kendine muhalif kesimleri katletmekte bir sakınca görmemiş, bunu bir devlet geleneği haline getirmiştir. Ancak bazı kesimlerde, devlet olanca gücüyle saldırsa da toplumsal muhalefet dinmemiş, şanlı direnişlerle devletin katliamlarına karşı halkın direnme ruhu sönmemiştir.
Ari Dun (eve gel)
Ermenistan Diaspora Bakanlığı,yurt dışında yaşayan Ermeni'leri,Ermenistan'a davet etti. Onlara tarihin tanıtılması sosyal,külürel ilişkilerin geliştirilmesi için Yerevan misafirler ile dolup taştı.Turistik yerler ziyaret edilerek tanıtıldı.
Yerevan Arjantin,Lübnan,Rusya,Almanya,Fransa'dan gelen misafirlerinin yanısıra ilk defa Türkiye Diyarbakır'dan gelen misafirlerine kucak açtı.50 kişiden oluşan bu gurup 1915 Ermeni soykırımında Müslümanlaşmış veya zorla müslümanlaştırılmış ailelerin çocukları olup artık bugün kendilerini Ermeni olarak gören sıcak kanlı,dost insanlardı.
TKP/ML-TİKKO Gerillaları karakola ekmek veren fırıncıyı tutukladı
Elimize e-posta yoluyla ulaşan ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) Dersim Bölge Komutanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Dersim-Merkez’e bağlı Deşt (Geyiksuyu) köyünde uyarılara rağmen karakola ekmek veren bir fırıncı tutuklandı.
“Dersim Merkez’e bağlı Deşt (Geyiksuyu) köyünde fırın işleten Metin Karataş isimli kişi 31 Ağustos 2014 günü sabah saat 07.00 çalıştırdığı fırında tutuklanmıştır” diyen Dersim Bölge Komutanlığı, tutuklamanın nedenini şöyle açıkladı:
TKP/ML-TİKKO’dan Mercan HES eylemi açıklaması
1 Eylül akşamı Dersim-Pulur’da (Ovacık) bulunan Mercan HES’e yönelik bombalı saldırı gerçekleştiren Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) Dersim Bölge Komutanlığı söz konusu saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Öğrettikleri
İlk defa yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarının da oy kullanabildiği Cumhurbaşkanlığı seçimi, beklenildiği gibi R.T. Erdoğan’ın kazanmasıyla sonuçlandı.
Bu seçimin diğer seçimlerden iki noktada farkı vardı. Birincisi yukarıda da belirttiğimiz gibi, yurt dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da oldukları ülkelerde oy kullanabilmeleri idi. İkincisi de yine ilk defa olarak Cumhurbaşkanını doğrudan halk oylaması ile “seçilmesi” idi.
“Sırası mıydı şimdi Tuncay?
“İthaka sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka olmasa yola hiç koyulmayacaktın.”[1]
Dersim (Festivali) yolunda Arzu’dan, Tuncay (Atmaca) yoldaşın -31 Temmuz 2014’de- bizi bırakıp gittiği haberini alınca aklımdan geçen ilk şey, “Sırası mıydı şimdi Tuncay?” oldu…
Ardından da “Ölüm adın kalleş olsun” dedim; Barışta (Erdost), Seyhan (Şanalan) ve Ata (Soyer)’dan sonra 2013’den beri tam dördüncü kez Tuncay’la…
* * * * *
Dostları “Peygamber” İsmail’i uğurladı
1981-1984 yılları arasında TKP/ML TİKKO davasından Erzurum Askeri Hapishanesi’nde yatan ve o dönemde gördüğü ağır işkenceler sonucu kalıcı hastalıklarla mücadele eden İsmail Mehrekula, tedavi gördüğü hastanede 3 Eylül gece saatlerinde yaşamını yitirdi. “Peygamber” kod adıyla tanınan Mehrekula, dün İzmit’te son yolculuğuna uğurlandı.
Sistemin silahı; yozlaştırma
Tüm emperyalist toplumlarda halkı daha fazla sömürmenin, halkın tepkilerini bastırmanın, halkın örgütlenmesini ve iktidara yönelik bir mücadele içine girmesini engellemenin çeşitli yolları vardır. Egemen sınıflar bunun en temel aracı olarak zora başvuruyor veya başvurma tehdidini sürekli gündemde tutuyor olsalar da, zorun yanında başka yöntemler de kullanırlar. Çünkü zor ve şiddet, tek başına herhangi bir sömürü düzenini sürdürmeye yetmez.
Ortadoğu’da Durum ve Olanak(lar)[*]
“Eşitlik olmayan bir yerde / özgürlük bir yalandır.”[1]
Soru: IŞİD’in uluslararası güçlerce Ortadoğu’ya müdahalede kullanıldığı belirtiliyor. IŞİD’in arkasındaki temel güçler kimler ve nasıl bir strateji yürütülüyor?
Öncelikle şu “kullanılma” saptamasına mündemiç yüzeyselliği tashihte yarar var. Her “kullanılma”, bir yerden sonra kullanmadır da.