Rojava’nın geleceği (Mustafa Peköz)
Rojava’nın toplumsal bir örgütlenme modeli olarak ortaya çıkması ile küresel güçlerin Ortadoğu stratejisi arasında önemli bir bağ var. Bu durum doğru kavranılmazsa ve gerekli sonuçlar çıkartılmazsa bugünden geleceğe yönelik stratejinin başarılı bir şekilde uygulanması da oldukça zor olacaktır.
Rojava’yı Var Eden Sosyolojik-Politik Dinamikler
Rojava’da ortaya çıkan toplumsal yapının devrim olarak tanımlanması dahi küresel dünyada devrim tanımının ve biçimlerinin nasıl değiştiği/değişebileceği konusunda bizlere somut bir fikir veriyor. Rojava’daki mücadelenin bugünkü koşullarda başarılı olmasının politik arka planı, bu mücadeleyi yürütenler açısından bölgedeki sosyolojik-politik dinamiklerinin oldukça güçlü olmasıdır. Bu nedenle dünyanın neresinde olursa olsun, sosyo-politik arka planı olmayan hiçbir hareketin başarılı olma şansı bulunmaz. Sosyolojik-politik dinamiklere dayanan hareketler, bölgesel ve iç dengelere bağlı olarak toplumsal gücünde belirli bir zayıflama ya da politik olarak bir gerileme yaşayabilirler. Ancak bu toplumsal hareketlerin tasfiye edilmeleri pek mümkün olmaz.
Rojova’daki toplumsal dinamiklerin ortaya çıkmasını sağlayan ve onun örgütlü bir güce dayandıran PYD özellikle IŞİD’e karşı vermiş olduğu savaşla hem uluslararası ve bölgesel alanda tam bir meşruiyet sağladı hem de Suriye’nin iç dinamiklerinde Kürtlerin dışında önemli bir toplumsal taban oluşturdu. Bu nedenle bölgesel/coğrafik olarak Rojava kavramından çok Fırat’ın Doğusu/Kuzey Doğu Suriye tanımının kullanılması daha gerçekçidir. Bugünkü koşullarda uygulanmaya çalışılan model, tüm Suriye için uygulanabilecek demokratik toplumsal bir sistem için örnek oluşturabilecek nitelikte olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Küresel Güçlerin Müdahalesi Irak’ta ve Suriye’de Özerk Kürt Yönetimlerinin Oluşması
Rojava’nın bugün elde ettiği başarı öncelikli olarak kendi iç dinamiklerine ve gücüne dayandığını, başarının esasının bu nokta olduğunu altını çizmek gerekir. Ancak Rojava’da toplumsal bir model oluşturanların sadece kendi güçlerine dayanarak bunu başardıklarını söylemek de yanlış olacaktır. Küresel güçlerin Ortadoğu stratejisinin yarattığı askeri ve siyasal sonuçların çok önemli bir etkisi olduğunun da çok açık olarak ifade etmekten yarar var. Örneğin uluslararası güçlerin Irak’a karşı devreye soktukları 1991 yılındaki birinci Körfez hareketi, 2003’deki ikinci körfez askeri hareketi olmasaydı bugün fiilen bir devlet statüsünde olan Irak Kürdistan Bölge Yönetiminin olması da son derece zordu. Aynı şekilde küresel güçlerin kendi bölgesel stratejileri için Suriye’ye yönelik bir operasyon yapmamış olsalardı, yakın dönem de fiilen özerk statüye kavuşmuş olan Rojava ya da Kuzey Doğu Suriye’den bahsetmemiz oldukça zor olacaktı. Hiç şüphesiz ki küresel güçlerin Irak’a ve Suriye’ye yönelik askeri müdahaleleri bölgede Kürtler için bir statü hazırlamak için yapılmış değildi. Yıllar önce hazırlanan planlarında Kürtlere özel bir misyon biçilmiş değildi. Ancak Suriye’ye ve Irak’a yaptıkları müdahale Kürtlerin politik-toplumsal olarak güç haline gelmelerine zemin hazırladı. Bu nedenle iki ülkenin iç toplumsal dinamikleriyle bölgesel operasyonların birbirini tamamlamaları Kürt coğrafyasında Özerk Bölgesel Yönetimlerin oluşmasını hızlandırdı.
Rojava’da küresel ilişkilerin önemi
Burada ortaya çıkan bir başka önemli nokta da toplumsal değişimlerin sadece iç dinamiklerle olmadığını, dış dinamiklerin çok önemli oranda etkili olduğunu söylemeliyiz. Dünya çapında bilim ve teknolojinin devasa boyutlarda geliştiği, iletişim ve bilgi akışının kontrol edilmeyecek düzeyde hızla aktığı bir küresel sistemde etkileşim de bir o kadar evrensel hale dönüştü. Aynı şekilde dünya çapındaki gelişmelerin birbirini tamamlar nitelikte küresel bir boyut kazandığını ve bunun da iç politik-toplumsal ilişkileri çok önemli oranda etkilediğinin en somut örneklerinden biri de Rojava’daki toplumsal dönüşümde küresel güçlerin etki alanıdır. Bu reel durum ciddi bir etkisi olmayan salt ‘politik’ kavramlara dayanan sloganlarla önemsizleştirilemez ve geçiştirilemez. Özellikle Rojava’nın geleceğinde diplomatik alandaki faaliyetlerin ve politik ilişkilerdeki kalıcılığın çok önemli bir etkisi olduğu/olacağı asla unutulmamalıdır.
Rojava’nın Öğrettiği Bir Gerçek: İttifaklara ideolojik kavramlar değil jeo-politik gerçekler yön veriyor.
Kuzey Suriye’de oluşan toplumsal mücadelenin gösterdiği bir başka realite de ittifakların niteliksel boyutudur. Küresel güçlerin ilişkilerinde ön plana çıkan ideolojik eğilimler olmayıp jeo-politik ilişkiler ve çıkarlardır. Bu tanımlama son derece önemli ve gelecekteki başarı için dikkate alınması gereken önemli bir faktördür. Rusya’nın da ABD’nin de Irak’a veya Suriye’ye müdahalesi ve burada kurduğu ittifaklar bütünüyle bölgesel stratejik çıkarlara göre şekilleniyor. ABD ideolojik paradigma olarak kapitalist dünya sistemi içerisinde Türkiye ile çok daha bütünlüklü olmasına rağmen Suriye’deki jeo-politik çıkarları için ortak hareket etmiyor. Ancak tersine PYD ile ideolojik ortak bir yanı olmamakla birlikte yine bölgesel jeo-stratejik çıkarları için YPD’yi ittifak gücü olarak görüyor ve askeri olarak destekliyor. Amerika, PYD ile PKK’yi aynı ideolojik kaynaktan beslenen ‘kuzen’ olarak değerlendiriyor. PYD’yi terörist görmüyor ama PKK’yi terörist görüyor. Peki bu farklılık nereden geliyor? PYD ile kurduğu jeo politik çıkarları PKK ile kuramıyor. Bu nedenle 21.yüzyılın politik-toplumsal ilişkilerinde ideolojik yönelimler halen önemli bir etki yaratsa da jeo-stratejik-politik çıkarlar ittifaklara ve ortak hareket planları oluşturmaya yön veriyor.
ABD’nin Ortadoğu Stratejisinde Rojava Önemlidir
ABD’nin belirlediği 2030’lu yılların Orta Asya-Ortadoğu-Akdeniz stratejisinde İran-Irak Bölge Kürt Yönetimi ve Suriye Rojava/Kuzey Doğu Suriye önemli bir alanı oluşturuyor. ABD’nin bu stratejisinde Afganistan’da olduğu gibi önemli gedikler açılmış olmasına rağmen halen devam ettiğini ve uygulanması için bir kararlılık gösterildiğini söyleyebiliriz. Bu stratejinin birçok yönlü var. Çin’in Orta Asya’dan karşılanarak durdurulması planından, enerji yataklarının kontrolü ve yeni enerji geçiş koridorlarının oluşturulmasına kadar geniş bir alanı oluşturuyor. Bu nedenle İran ile ilişkilerin düzeltilmesi, Irak Kürt Bölge Yönetiminin fiilen devletleştirilmesi ve önümüzdeki süreçte ‘bağımsız’ devlet olarak kabulünün alt yapısının hazırlanması hedefi aşamalı olarak uygulanıyor. Rojava’nın bugünkü ‘özerk’ yapısından geri adım atılmadan Güney Kürdistan’dakine benzer bir statüye kavuşturulması için Suriye’yi kapsayacak yeni bir anayasa ile hukuki olarak garantiye alınması amaçlanıyor. Yani bağımsız bir orduya ve yapısal kurumlara sahip fiilen devletleşmiş bir yapının oluşturulması ABD’nin ve AB’nin bölgesel çıkarları ve hedefleri için önemlidir. Bunun için hem El Bab hem de Afrin sorununun çözülmesi, Suriye Demokratik Güçlerinin bir biçimiyle bu bölgelere dahil olması için Ankara dahil bir kısım görüşmelerin yapıldığı biliniyor. Hiç şüphesiz ki sürecin oldukça karmaşık ve zorlu olduğu da unutulmamalıdır.
Kamışlı-Ankara arasında Olası Politik İlişkiler
Türkiye 2017 yılından bu yana PYD=PKK teziyle uluslararası alanda yoğun bir diploması yürütüyor. Her ne kadar bu tez ABD-AB ve hatta Rusya tarafından kabul görmese de Suriye’deki ilişkilerde etkisini ortaya koyuyor. Ankara, ABD’nin SDG’yi açık ittifak gücü görmesi ve desteklemesi nedeniyle sahada Rusya’ya daha yakın duruyor. Ankara’nın ısrarcı tutumuna rağmen ABD, Kamışlı ile Ankara’yı bir masada buluşturmaya çalışıyor. İki güç arasında atılabilecek en küçük diplomatik-politik bir adım, Suriye’deki bütün dengeleri değiştirecektir. Ankara, PYD’nin PKK ile her türlü bağını koparmasını ve iddia ettiği Kuzey Doğu Suriye’de bulunan PKK militanlarının bölgede çıkartılmasını istiyor. ABD, Ankara’nın bu talebini ‘makul’ karşılıyor ve DSG üzerinden politik baskı uyguluyor. ABD’nin en önemli politik hamlesi Kamışlı-Ankara hattını bir masada buluşturmak ve El Bab-Afrin hattında ABD askerlerinin girmesine meşru bir zemin hazırlamaktır. Bunun başarılması hem ABD-AB’nin uzun yıllara dayanan stratejisi için oldukça önemlidir hem de DSG’nin Suriye’de doğrudan bağımsız bir güç haline gelmesinin alt yapısının oluşturulmasını sağlayacaktır. PYD merkezli SDG önümüzdeki süreçte kendisine yeni bir yön belirmek zorunda kalacaktır.
Kandil-Kamışlı Dengesi
Kandil merkezli PKK yönetimi uzun yıllardan beri, Kürt coğrafyasının çok önemli bir kısmında politik, toplumsal ve askeri bir etki yaratmış durumda. KCK denilen sistemle bölgelerdeki kurumsal yapıları bir araya getirerek yönetti. Bütün alanların en önemli buluşma noktası ise Öcalan’ın ideolojik paradigmasını kabul etmeleri ve toplumsal örgütlenme modellerini buna göre düzenlemeleridir. Ancak hem küresel çaptaki ilişkiler hem de bölgesel denklemlerde meydana gelen değişmeler, Kandil’in söz konusu alanları doğrudan yönetme ve kontrol etme koşullarını ortadan kaldırmaya başladı. Kürt coğrafyasında bulunduğu bütün alanlarda bölgesel ilişkilerde ortaya çıkan olanakları bölgedeki Kürt politik güçleri tarafından yeniden ve farklı bir formattan değerlendirilmeye başlandı. Hatta ortaya çıkan askeri, politik ve toplumsal olanakların Irak’ta ve Suriye’de fiilen devletleşen bir süreci başlatması, Kandil’in özellikle örgütsel ve politik etki alanını kaçınılmaz olarak sınırlamaya başladı denebilir. Örneğin Rojava/Kuzey Doğu Suriye’de oluşan PYD merkezli toplumsal oluşum, zorunlu ve kaçınılmaz olarak yeni politik stratejiler oluşturmaya, küresel çapta diplomatik ilişkiler geliştirmeye, ABD-Fransa-Almanya-İngiltere ve hatta Rusya ile askeri alanda işbirliği yapmaya yönlendirdi. Bu bütünüyle dönemin oluşturduğu ve ortaya çıkarttığı ama uzun yıllar kalıcılaşma olasılığı yüksek olan özgün bir durumdur. Örneğin Kandil merkezli PKK yönetimi, ABD’nin Kürtleri ve özellikle PKK’yi tasfiye etmek için yoğun bir çaba içerisinde olduğunu belirtirken tersine PYD merkezli SDG ise ABD ile askeri-politik-diplomatik ilişkilerini geliştiriyor.
Rojava’nın ortaya çıkarttığı politik gereklik şu: Kandil’in bundan sonra Kamışlı üzerinde istediği politik ve örgütsel etkiyi yaratması zor olacaktır. Önümüzdeki süreçte aralarındaki örgütsel organik bağ çok daha fazla azalacaktır. Ancak her iki tarafın ortak buluşma noktası; Öcalan’ın ideolojik paradigmasının uygulanması olacaktır. Kandil, ortaya çıkan politik gerçekliği kabullenmeli, Rojava’daki yönetimin fiilen devletleşen bir sisteme doğru gittiğini ve bu sürecin devam edeceğini görerek yeni bir strateji belirlemelidir. Bu hem karşılıklı kopuşu engeller hem de SDG’nin politik-diplomatik etki alanını genişletir. Burada önemli olan ideolojik pozisyonun nasıl sürdürüleceğidir. Sorunun daha net anlaşılması için bir başka noktaya dikkat çekelim: Kandil ile Ankara arasında çatışmalar devam ederken, Kamışlı kendilerinin topraklarını doğrudan bir saldırı olmadığı sürece böylesi bir çatışma sürecine dahil olmayacaktır.
Rojava’nın sistemi kalıcı mı? Yoksa süreç yeni alternatifler mi oluşturacaktır.
ABD-AB kendi çıkarları için belirlediği stratejinin başarılı olmasıyla meşgul. Askeri-politik-diplomatik ilişkilerini, ittifaklarını kendi başarılarına göre organize ettikleri biliniyor. Bu nedenle bugünkü ilişkiler içerisinde Rojava’da kurulan yönetimin yapısı ve sistemiyle pek ilgilendiklerini söyleyemeyiz. İster komün sistemi isterse yarı devlet yapısı hangisi olursa olsun önem arz etmiyor ve onlar için belirleyici olan kendi politik stratejilerinin yaşam bulmasıdır. SDG ile kurduğu ittifak ilişkinin alt yapısı, Rojava’daki sistem değil, bölgesel stratejisinde elde edeceği başarıdır. SDG de bu güç dengelerinden yararlanarak kurumsal alt yapısını kalıcı hale getirmeye çalışmaktadır.
Mevcut durum analiz edildiğinde, Rojava’da askeri alt yapısı güçlü olan yarı-devlet merkezli bir kurumsallaşma var. Bunun alacağı boyut, küresel güçlerin Suriye’nin geleceği için yapacakları anlaşmalara bağlı olarak şekillenecektir. ABD-AB ittifakının stratejisi, Kuzey Doğu Suriye’ye Irak’takine benzer ‘federal’ bir sistem kurmak. Böylelikle hedeflenen Kuzey Doğu Suriye’de fiilen bir devlet yapısının oluşturulmasıdır. Belirlenen plan şöyle; bölgedeki güç ilişkilerine bağlı olarak önce ‘çoklu Kürdistan’ kurulması daha sonra aşamalı olarak ‘Kürdistan’ın tekleştirilmesidir.’
Eğer Suriye’de federal bir yapının oluşturulması başarılı olursa, önümüzdeki 2025-2030 yılları arasında Irak’taki ve Suriye’deki federal yapıların birleştirilerek, uluslararasında tanınmış bir ‘Kürdistan’ın ilanı kimseye sürpriz gelmemelidir. Çok zor görünün bu planlamanın aşamalı olarak uygulanmaya konulduğuna dair çok sayıda veri bulunuyor.
Bugünkü Rojava’nın çok yönlü değişmesi kaçınılmazdır. Önümüzdeki süreçte çok kapsamlı ve çok yönlü politik olasılıkların gündeme geleceği unutulmamalıdır. Özellikle jeo-politik önemi artan bir devletin yani Kürdistan’ın kurulma olasılığının reddinin de pek mümkün olmayacağının hesaba katılması gerekir. Yakın dönemde bugünkü Rojava’dan farklı olarak devletleşme olgusunun yükseldiği ve yeni güç ilişkilerinin sürece dahil olduğu bir döneme girilmesinin alt yapısı oluşmuş durumda. Bölgeyi alt üst edecek olağan üstü gelişmeler yaşanmadığı sürece orta vadede Güney-Rojava ilişkisi merkezileşmesi kaçınılmazdır. Böyle bir gelişme Rojava yönetiminin oluşturduğu kurumsal örgütlenme yapısıyla politik etki alanını daha fazla artıracaktır. Küresel güçler de Güney’de aşılamayan ve bir türlü devletleşemeyen halen ‘aşiretlere göre örgütlenen yapının yerine modern zamana uyumlu oluşan Rojava modelini tercih edecekleridir. Yönelimler de bunu gösteriyor. Bu bakımdan Önümüzdeki süreçte Kürtlerin merkezde olduğu bölgedeki sorunların çözümünde politik ve diplomatik ilişkiler çok daha yoğun olarak artacaktır.
Son Olarak: Ankara da bölgedeki değişimleri iyi takip etmeli, Kürt politik güçleriyle çatışmayı değil, konuşmayı, diyaloğu esas almalıdır. Askeri çatışmalar yerine demokratik siyaset içinde parlamentoda sorunun çözümüne odaklandığında kaybetmez. Bölgesel gelişmelerin politik arka planını doğru okumadığı taktirde, bugünkü süreçten daha zorlu bir dönemle karşılaşacağı açıktır. İlk adımı Kamışlı’yı politik olarak muhatap alıp diplomatik görüşmeleri başlatabilir, sorunları diyalog yoluyla çözmeye yönelebilir.
Son Haberler
Sayfalar
3. Havalimanı İşçilerinin Direnişinin Öğrettikleri
3. Havalimanı inşaatı projesi, Türk tekelci burjuvazisinin sermaye birikimini ve kar oranını artırma projesi olarak yürürlüğe sokuldu.
Bunun anlamı; işçilerin en ağır koşullarda, her türlü sosyal ve demokratik haklardan yoksun olarak çalıştırılması demektir. Türk burjuvazisinin siyasal temsilcisi faşist AKP hükümeti, uzun yıllardır Türkiye’yi ucuz bir iş gücü cenneti olarak yönetmektedir.
Rus Ruleti ve Kürtlere Göz Koyan Katil Sürüleri!-Dursun Ali Küçük
Rusya sözcüleri yaptıkları açıklamalarla Rojava'da özerkliği bile fazla buluyorlarmış.
Rus ruleti oynanıyor; kim kimin kafasına veya kendi kafasına sıkacak...
Merak konusu budur..
Rusya federal ve özerk bölgelerden oluşuyor. Ama sıra Kürtlere gelince Rojava'da bunu fazla görüyorlar.
Esad'a göre konuşuyorlar..
ABD Kürt devletinin temelini atıyor diyorlar..
TC'yi yanına çekmek içinde özellikle bunu yapıyorlar..
Sazansın be kardeşim! (İsmail Cem Özkan)
Her canlının hafızası vardır ama elde ettiği tecrübeyi bir başka kuşağa aktaracak hafıza sadece insanda var olduğu söyleniyor, çünkü henüz evrenimizde ki evrim devam ediyor bir bakmışsınız bizim gibi tecrübesini kendisinden sonra ki kuşağa aktaran bir canlı bulunur. Var olan bilgi ile sadece insan vardır elde ettiği tecrübelerini aktaran. İnsan zaman içinde kendi hayatı içinde biriktirdiği bilgileri kendisinden sonra ki kuşağa aktararak bir itici güç konumundadır. İnsanlık sürekli ilerleyecektir her ne kadar görünümde öyle gibi gözükmese de!
Yerel seçimlerde ‘’ Ecolo ‘’ ile ‘’ sol ‘’ dalgası esiyor...
14 Ekim 2018 tarihinde ,altı yılda bir yapılmakta olan Belediye seçimlerinde kazananlar ‘’Ecolo’’ ile ‘’sol’’ parti oldu.Ertesi gün çıkan gazetelerde ve televizyon yorumlarında ‘’Ecolo ile PTB dalgası ‘’ diye verildi.Altı yıldır yerel yönetimlerin birikmiş sorunlar karşısında bir varlık gösterememeleri kendi sonlarını hazırladı.Değişen acil çözüm bekleyen,dünyadaki gelişmelerden bağımsız olmayan sorunlar karşısında politika üretemeyen iktidarları,kitleler seçimlerde al aşağı etti.Cezalandırdı.Aynı zamanda 2019 mayıs ayında yapılacak milletvekili seçimleri için Charles Michel iktidarına bir
Yağmur yağıyor dışarıda
Yağmur yağıyor dışarıda
Şehir griye düştü
Aklımda deli düşler ve sonunda gerçekliğimiz
O kadar acı olsa da umut dağlara çekilmiş kar altındadır
Şehir bir hengâme içinde seksenli filmlerde ki gibi
Duraklar pazara insan taşıyor
Pazar insan satıyor ve alıyor
Dostlar birbirine küskün
Düşman sarayında keyif çatıyor
Üzerime bir çağ yapılırken
Logar kapağının altında üç gündür ölü bedenim
Tam üç gündür yatmakta
Öğretmenim ben
Cebimde on lira ile astım bedenimi o ağaca
Öğrendiniz mi bari
Çin Devrimi ve Maoizm -2-
Sosyalist Dönüşümde Kitlelerin Enerjisine Dayanma
Mao devrimden hemen sonra gittiği SSCB’nin, “gerçek bir devrim değil” diyerek işbirliği yapmaya yanaşmadığını ancak Kore Savaşı’nın bütün yükünü omuzladıklarında işbirliğini kabul ettiklerini açıklamıştır. (Sabah Tufanı-2, Sayfa 174)
Dogmatizmin Eksensiz Çukurunda Yön Aramak-2
MA’nin “ahlaklı” Düşman Ajanı NT’sinin Rolü Neydi?
Düşman, özellikle komünist ve devrimci örgütlenmelerin içine ajan sızdırmak için özel bir çaba harcar. Düşmanın bu davranış biçimi devrimci ve komünist örgütlenmeler için yadırganacak bir durum değildir. Düşman, “içeriye sızdırma” işini çok yönlü olarak yapar. Birincisi içerden kazanmak yoluna özel bir önem verir. İkincisi korkutarak, tehdit ederek ya da satın alarak yapar. Üçüncüsü ise kendi adamlarını örgütten birisiymiş gibi örgüte sızması yoluna gider. Teknik dinlemeler bunların dışındadır.
Alman İşçi Sınıfı Irkçılığa Geçit Vermeyecektir
Bir kere daha yazmalıyım. 25 Eylül 2017 Almanya Genel Seçimleri sonuçları üzerine yazdığım yazıda, “Almanya’da artık her şey farklı olacaktır” demiştim. Bu değerlendirme; Federal Alman Parlementosu’na 94 millet vekili sokan ırkçı-faşist AfD’nin (Almanya İçin Alternatif) seçim “zaferi” üzerine yapılmıştı. Ve son gelişmeler, işçi sınıfı ve emekçilerin sokaklarda olması, buna karşı Alman tekelci burjuva hükümetinin gerici yasaları sürekli gündeme getirmesi bu görüşümü doğrulamıştır.
Yeniyi inşa etmenin dinamiği! Tarihi yazan kitlelerdir!
“Nesnel dünyanın yanı sıra öznel dünyayı değiştirmek”; yani “dünyayı değiştirirken kendini de değiştirmek”… Proletarya ve kitleler kadar, tek tek bireyler açısından da devrimci mücadeleyi kavramada temel yaklaşım bu olmak zorundadır.
“.. Birincisi bağımsızdır ve temel doğası kendi için olmaktır; öteki bağımlıdır ve özü başkası için yaşamak veya var olmaktır. İlki efendidir; ikincisi ise kul”… Hegel’in bir egemenlik ilişkisi içinde “efendi” ve “kul”un konumuna ilişkin bu saptamaları sınıflı toplumlarda sömüren ve sömürülenler arasındaki ilişkide de geçerli değil midir
Aşkımın Büyük Yanılgısı
Ve geldik şu aşkımın diline.
Aşkımın dilinin hiç kaygısı yok devrimlilerdeki işçilerin ücretlerine vede devrimlerin değişik renkteki ülkelerle gerçekleştirdiği siyasi ekonomik ilişkilere bakarken.
Hemen suçluyor veriyor devrimlerde geriye dönüşler gerçekleşmiştir diye.
Ne yani devrimin ilk hallerinde ölen devrimciler gibi mi ölmeliyim?
Sadece fransız devriminin sonuçlarıyla karşı karşıya kalmamış devrimciler parti gereksinimiyle ilgilenmemişlerdir de ondan.
Sovyet devriminin sorunlarıyla karşı karşıya kalan devrimcilerden bana kalan mirasta...