Pazar Ekim 11, 2026

Rojava, Filistin, Karabağ: İşgal, Yıkım ve Direniş (Yorum)

Ortadoğu tarihi boyunca yer küremizin en çatışmalı bölgelerinden biri olmuştur. Bölgenin stratejik konumu, uygarlığın gelişim düzeyi, baskıya, sömürüye dayalı dış müdahaleler için güçlü zeminler sunmuştur. Kuşkusuz bölgedeki iç çelişkiler ve çatışmalar da her zaman dış müdahaleleri kolaylaştırmıştır. Özellikle dinsel ve mezhepsel çatışmalar hem çağdaş temelde toplumsal gelişmeleri frenlemiştir hem de bölgeyi dış saldırılara açık hale getirmiştir. Bu nesnel zemin üzerinde toplumsal çürümeler, işbirlikçi ilişkiler ve itaat kültürü bir yaşam tarzına dönüştürülmüştür.

Ortadoğu’da, Filistin ve Kürt ulusal sorunu dün olduğu gibi bugün de gündemdeki yerini korumaya devam ediyor. Tarihsel olarak Siyonist İsrail devleti bölge halkları nezdinde esas olarak kabul görmedi. Siyonistler kadar olmasa da Osmanlı yıkıntıları üzerinde kurulan TC devletine karşıda bölge halkları her zaman mesafeli durmuşlardır. Dolayısıyla İsrail devletiyle, Türk devletinin müttefik oluşu asla bir rastlantı değildir. ABD emperyalizmine uşaklık, bölge halklarına düşmanlık çizgisi, bu haydutları çoğu zaman aynı noktada buluşturmuştur. Bu ortaklık, bugün Güney Kafkasya’ya da taşınmıştır. Karabağ’da Ermeni halkına dönük saldırılarda TC ve Azerbaycan’daki faşist iktidar ve İsrail siyonizmi kol koladır. Azerbaycan’a milyarlarca dolarlık silah satan, militarist güçlerini eğiten İsrail devletidir.

Aynı İsrail devleti bugün Filistin halkına ölüm bombaları yağdırmakta. TC, aynı karşı devrimci icraatları Rojava’da, dahası bir bütün olarak Kürt coğrafyasında uygulamakta. Kısacası yüz yılı aşan bir süredir, Ermeni ve Kürt halkı, yetmiş beş yıldır da Filistin halkı, TC ve İsrail siyonizminin zulmüne maruz kalmakta. Katliam, göç, sürgün bu halkların ortak “kaderi” haline gelmiştir. Hiç kuşkusuz bu faşist ve gerici devletler halklara karşı bu suçları işlerken her zaman emperyalist efendilerinden destek görmüşlerdir. Efendileri değişmiştir ama işbirlikçilerinin halklara karşı uygulamış oldukları insanlık dışı politikalara sunulan destek devam etmiştir. Bugün ABD emperyalizminin savaş gemileriyle siyonistlerin yardımına koşması ve batılı emperyalist güçlerin İsrail siyonizmine destek açıklamaları yapması bu gerçekliğin somut ifadesidir. Keza aynı güçler, Karabağ’da, Rojava’da işlenen cinayetlere karşı ya cılız sesler çıkarıyorlar ya da ölü taklidi yapıyorlar. Dolayısıyla emperyalistlere ve işbirlikçilerine karşı bölge halklarının birleşik mücadelesi, dayanışması dün olduğu gibi bugün de yürünmesi gereken doğru bir yoldur. Hem düşmanlarımız hem de acılarımız ortaktır. Bu acılar ve tarihsel haklılığımız üzerinde devrimci bir perspektifle, birleşik bir tarzda örgütlenecek bir yürüyüşle ancak zafer elde edilir. Devrimci ve ilerici güçler bu karmaşık ortamda çıkış yolu ararken, dikkatlerini ve enerjilerini esas olarak yoğunlaştırması gereken ana nokta bu olmalıdır. Elbette ki düşmanlarımız arasındaki çelişkilerden yararlanma siyasetini önemsemeliyiz. Ama asıl olan çelişki ve çatışmaların yoğun olarak yaşandığı alanlarda, ezilenlerin birleşik direniş mevzisini-dayanışmasını yaratmak için çaba sarf etmektir. Çünkü bu yönlü başarıların olduğu her yerde, egemenlerin ulusal, dinsel, mezhepsel çelişkileri derinleştirme ve bu yönlü çatışmalar yaratma karşı devrimci girişimleri de karşılıksız kalır; bütün ezilenlerin devrimci bir temelde birleşik mücadele anlayışı da giderek yaygınlık kazanır. Gerçek manada anti-emperyalist anti-faşist mücadelede bu iklim içinde hayat hakkı bulur.

Elbette ki her koşulda olaylara, olgulara objektif bir temelde yaklaşmalıyız. An itibariyle emperyalist saldırganlığın arttığı, bölgedeki işbirlikçilerinin Kürt, Filistin ve Ermeni halkına dönük katliamlar yaptıkları bir süreçten geçiyoruz. Ama ne yazık ki, tüm bu saldırılara karşı çıkan güçlerin birleşik mücadele, dayanışma pratikleri zayıftır. Tabi ki, bunun asıl nedeni ezilenler cephesinde zayıflayan anti-emperyalist anti-faşist bilinçtir. Bu bilincin zayıfladığı bir yerde ortaya güçlü devrimci bir inisiyatifin çıkması da düşünülemez.

Filistin direnişi haklı ve meşrudur

İsrail egemenleriyle, Filistinlilerin çatışmasının temelinde siyonist devletin işgalci, katliamcı politikaları yatıyor. Bu halkı onlarca yıldır yerinden-yurdundan edip göç yollarına düşüren İsrail egemenleridir. Dolayısıyla bu saldırgan politikalara karşı Filistin halkının direnişi haklı ve meşrudur.

Yine dünyanın hangi coğrafyasında olursa olsun, yaşanan ilhak ve işgal politikaları emperyalist-kapitalist sistemin genel politikalarından bağımsız olarak ele alınamaz. Ve siyonist devlet de emperyalistlerin Filistin coğrafyasına saplanan kanlı hançerdir. Bu hançere suç ortaklığı yapan bölgenin gerici-faşist devletleri de emperyalizmin işbirlikçi güçleridir.

Proleter hareket, Filistin halkının haklı direnişini savunurken, Hamas vb. örgütlerin kadınlara, çocuklara ve genel olarak sivil halka dönük eylemlerini her koşulda reddeder. Bu dinci yapıların bölge halklarının haklı mücadelelerini bölen, haklılığına gölge düşüren pratiklerini de her fırsatta dile getirerek teşhir eder. Yine bu güçlerin bu denli büyümesine yol açan da emperyalistlerin bölgeye yapmış olduğu müdahalelerdir. Ve tabi ki, dünyada ve bölgede zayıflayan devrimci ve komünist inisiyatiflerdir.

Proleter hareket, bu tarihi tecrübeler ışığında, emperyalizme ve bölge gericiliğine karşı mücadelede siyasal İslamcı ve genel manada dinci ve gerici hareketlerin oynamış olduğu olumsuz rolün farkında. Dolayısıyla her durumda bu hareketlerin olumsuz pratiklerine karşı net bir tutum alır. Bu yapılara karşı ilerici-devrimci, laik güçlerin ortak mücadelesini destekleyerek, dayanışmada bulunur.

9929

Özgür Gelecek

Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Özgür Gelecek

Erdoğan ‘Osmanlı’da oyun bitmez’in son oyuncusudur.(Fuat Kav)

Anadolu ve Mezopotamya halkların dilinden düşmeyen bir söz var: "Osmanlı'da oyun bitmez." Bir atasözü haline gelen ve çok yaygın bir biçimde kullanılan bu söz ayak oyunlarını, entrikayı, üçkağıtçılığı, hileyi, kurnazlığı, kandırma ve yalanı anlatır.

Diyarbakır da HDP il binası kuşatma altında...Dursun Ali Küçük

Türk kirli savaşına ve algı operasyonuna kurban edilen analar üzerinde yapılan duygu sömürüsü..
Diyarbakır da HDP il binası kuşatma altında...
Cumartesi anaları olunca hep joplanır, oysa bunlar on yıllardır kayıp çocuklarını arıyor..
Polisi her zaman bu annelere saldırıyor..
Türk medyası Diyarbakır HDP il binası önünde polis eşliğinde toplanan bazı aileleri ise hep gündem yapıyor..
Bu gündeme Kürtlerden eşlik eden ve Türk algı operasyonuna katılan tipler var..
Bu analar kullanılıyor.. Bu çok açıktır. çeşitli şaibeler var, sanırım kanıtlanır..

Aydınlık yazarı utanmak gibi devrimci bir duyguya sahip midir?-1,2,3,4,5,6/6

 

Aydınlık dergisinin (aydınlık.com.tr) "Garbis Altınoğlu grubu ve İbrahim Kaypakkaya’nın TKP-ML-TİKKO’su" başlıklı yazısına ilişkin kaleme alınan polemiği güncelliğinden dolayı yayımlıyoruz. Makale 6 bölüm halinde yayımlanacaktır.

Yazarın Notu: Yazıya girmeden önce şunu açıkça belirtmek istiyoruz: Aşağıda yazılan bütün görüşler yazarını bağlayan şahsi görüşlerdir. Bu yazıda yazan her şey aksi belirtilmedikçe yazarının şahsi görüşüdür.

Bir Değersizlik Sistemi Olarak Kapitalizm Ve Kriz-2

Günümüz Krizin Göstergeleri

Mustafa Kemal ile size selam veren kötü biridir, sömürgecidir, soykırımcıdır. Ali Küçük

İmamoğlu tam sömürge mantığı ve uygulamalarına uygun Mustafa kemal'i Diyarbakır'a getirdi.
Kürdistan ve Kürt halkına saygısızlığın danışkasıdır bu!
Ama sömürgeci adamlarımız bu ya..
Erdoğan'da zamanında Diyarbakıra gelirken Kürtler demişti.
Şimdi her parçada Kürtlere düşman...
İmamoğlu bari bunu açık yapıyor.
Mustafa Kemal resmini belirtildiğine göre HDP ziyaretinde HDP lilere hediye ediyor..
Mandela kendisine verilen Atatürk ödülünü kabul etmemişti. Kürt ve öteki halkların soykırımcısı olan Mustafa Kemal ödülünü almadı..

Huzursuzum

‘Birine çamur atmadan önce düşün ve sakın unutma; ilk önce senin ellerin kirlenecek.” Tolstoy

Bu açıdan baktığımızda birine güzel bir şey attığımızda da ilkin bize bulaşacaktır. Ancak bugünlerde hiçte güzellikten bahsedecek durumda değiliz. Herkesin elinde bıçak, silah, kayyum, darbe, kan, kıyım.

Bir Değersizlik Sistemi Olarak Kapitalizm Ve Kriz-1

Giriş:

Bu günlerde uluslar arası emperyalist sermaye çevrelerinde, borsaların düşüşünde, faiz indirimlerinden, ekonomik durgunluk (resesyon) ve krizlerden sıkça söz ediliyor. Türkiye bir yılı aşkındır ekonomik kriz içinde. Kapitalizmin krizi şimdi uluslar arası boyut almak üzere. Bu nedenle de burjuvazi önlemler almaya başlıyor.

Kriz sermaye çevrelerini ürkütmesine karşın, krizin esas ağır faturasını elbette işçi sınıfı ve emekçiler ödeyecektir. Ama bilinmelidir ki, bu krizi işçiler çıkarmıyor, burjuva ekonomisinin üretim biçimi çıkarıyor.

HDP Bizi Dinlemiyorsa Bari Öcalan’ı Dinlesin – Öcalan ve Gandi (Devrim’i Korkaklar Yapar) Demir Küçükaydın

7 Haziran seçimlerinden beri bir savunma dönemine girildiği, bunun için döneme uygun örgüt ve mücadele biçimleri bulmak, önermek ve uygulamak gerektiği üzerine kafa patlatıyor, öneriler yapıyoruz.

Örneğin Programatik ve stratejik düzeyde, Kürt Sorunu’nu değil, Türk sorununu çözmeye yönelik, Kürtlere statü değil, Türklüğün statüsünün yok edilmesi şeklinde özetlenebilecek, yani ulusun dil, din, tarihle tanımlanmaya karşı tanımlanmasından söz ediyoruz.

Şu ana kadar bir tek Allah’ın kulu çıkıp “bu program yanlıştır” bile demedi.

Susarak, yok sayarak eleştiriyorlar.

TKP-ML MK SB:Kayyumla Gelen Direnişle Gider! Faşizmi Ezeceğiz, Direnişi Büyüteceğiz!

Faşist TC devleti 19 Ağustos’ta Türkiye Kürdistanı’nda Amed, Van ve Mardin Büyükşehir Belediyelerine kayyum atayarak, seçilmiş belediye başkanları görevden uzaklaştırdı ve yaklaşık 3.7 milyon kişinin iradesini gasp etti. Böylelikle faşist AKP şefinin, 31 Mart seçimleri öncesinde “tekrar seçilirlerse gereğini yapar, görevden alır ve yerlerine yeniden kayyum atarız” tehdidi 19 Ağustos saldırısıyla hayata geçirilmiş oldu.

Yaşamın Fakir’i Savaşın Martager’i Proletarya Partisi’nin OZANYAN’I NUBAR YOLDAŞ’a…

İnsanlar yaşayarak, çalışarak, üreterek, savaşarak iz bırakır. Savaşan her insan yaptığı ve yarattığı kadar iz bırakır.  Sınırları çizen, anıları derinleştirip kalıcılaştıran da budur.

Bütün fakirlerin “Fakir”i, savaşan her militanın “Martager”i olan Nubar yoldaşla ilgili kurulan, ilişkilendirilen her şey de muazzam bir emek, sonsuz fedakarlık, sınırsız bir bağlılık vardır. Yani yaşarken “Fakir”, savaşırken “Martager” olan sadece savaştığı ülkenin değil ezilen tüm halkların yoldaşı Nubar, ölümsüz bir devrim çınarıdır.

Lenin’in fedaisi Kamo’dan Nubar’a… Devrimin özgün kişilikleri (Sefagül Aslan)

“Ama gerçek, sık sık olduğu gibi, tüm ‘hayal ürün’lerinden daha şaşırtıcı ve karmaşık olduğunu kanıtladı” der Maksim Gorki, Kamo için yazdığı bir yazıda.

Nubar yoldaşın ölümsüzlüğünün üzerinden iki yılı aşkın zaman geçti. Ona dair birçok yazı yazıldı, onun üzerine birçok röportaj verildi.

Sayfalar