Rojava devrimi ve NUBAR OZANYAN'IN şehadeti ve ardında bıraktığı miras...
Kürtler ile Ermenilerin tarihsel olarak ortak bir yanları vardır. Her iki toplum da tarihlerinin uzun bir sürecinde ilhakçı devletlerin işgali ve şidet-i cebri altında kalırlar. Ortaçağın feodal-fetihçi Osmanlı İmparatorluğu, İran(Fars, Safevi vb. İmparatorluklar), Çarlık Rusyası gibi devletler Kürtleri ve Ermenileri baskı ve tahakküm altında tutarlar. Bu baskı ve tahakküm ortaçağ gericiliğinin 20. Yüzyıl ardılları olan TC, İran, Irak, Suriye gibi devletler tarafından da günümüze değin uygulanır.Tarihsel olarak, yeri geldiğinde Ermeniler ve Kürtler bu devletlerin kitlesel katliamlarına ve soykırımlarına maruz kalmışlardır. Zoraki tehcirlere tabi kılınmışlardır. Coğrafi olarak yan yana yaşayan Kürtler ve Ermenilerin tarihsel evrimi katliamlar, soykırımlar, tehcirler barındırır… Kısacası Ermeniler ve Kürtlerin böylesi ortak bir konumları vardır…
Bu ortak yanlarına karşın farklı dinlere, sosyal ve kültürel yapılara mensup olmaları, arkaik devletler tarafından devamlı istismar edinmiş ve Kürtler ve Ermeniler arasında önyargılar yaratılmıştır. İktidardaki gerici sınıflar ve katmanlar tarafından denetim altına alınmaya çalışılmıştır. Böylece yaratılan sanal alemlerle halklar ezilmiş, baskı, sömürü ve tahakküme tabi kılınmışlardır.
Küçük-Asya’daki Kürtler ve Ermeniler ezilen, sömürülen, toprakları ilhak edilen halklar ve uluslar olmalarına karşın, yeri geldiğinde dini önyargılarla karşı karşıya getirilmiştir. Gerici devletler ve gerici sınıflar hükmettikleri halk kesimlerini tahakkümleri altında tutabilmek için dinsel, mezhepsel, ulusal vb. sanal alemler içine çekerler. Böylece halkların ortak yanları kamufle edilir ve aralarına setler çekilir. Nitekim bunun sonucu Kürt ağalar, şeyhler, gerici aşiret ve eşraf önderliğindeki Kürtlerin önemli bir bölümü, Hamidiye Alayları saflarında Ermeni soykırımında yer almışlardır. İttihat ve Terakki Cemiyeti önderliğinde gerçekleştirilen Ermeni soykırımında Kürt gericiliğinin yer alması, Ermenilerle Kürtler arasında oluşturulan ön yargıyı uzun bir dönem devam ettirmiştir.
Ancak gericiliğin doktrini ve yarattığı ön yargılar da görelidir. Yeri geldimi bu göreli ve gerici değer yargıları maddi ve öznel koşulların evrimi içerisinde değişime uğrar, yerini nesnel değer yargılarına bırakır. Nitekim bu ön yargı Türkiye Kürdistanı’nda 1960’lardan sonra Kürtlerin belli kesimlerinde kırılmaya başlamıştır. Devrimci mücadelenin oluştuğu bu koşullar Kürtlerin ulusal kimliklerinde sıçrama yaratır. Özellikle Kürt Ulusal Haraketi’nin mücadelesi sonucu 2000’li yıllardan sonra Kürtlerin Ermeniler, Süryaniler, Ezidiler vb. toplumsal yapılar üzerindeki ön yargıları yerini giderek nesnel yargılara bırakır. Uluslaşma sürecine giren ve devrimci saflarda giderek yer almaya başlayan Kürtler, gerici faşist devletin katmerli baskı, katliamı, kültürel soykırımı sonucu kendilerinden önce katledilen ve tehcir edilen Ermenilerin durumunu daha iyi anlamaya başlarlar. Tarihsel olarak aynı devletin onlarda uyguladığı şiddet-i cebr, onlarda ortak yargılar oluşturur. Kendileri gibi, Ermenilerin ulusal baskı altında kaldığı ve soykırıma maruz kaldığı gerçeği görülmeye başlanır. Ve giderek Ermenilerin akıbeti onların belleklerinde yer edinir…
Elbette bu değişim Kürtlerin hepsinde aynı düzeyde değildir. Hala gerici kesimlerin etkisi altında olan Kürt kesimler vardır. Bu durum Ermeniler için de geçerlidir. Ermenilerin tümü de Kürtlere ilişkin değer yargılarını tümden terk etmemişlerdir. Ama geçmişe kıyasla Ermeniler ve Kürtler –tümden aynı boyutta olmasa bile- bulundukları aynı konumu daha net görmeye başlamışlardır.
Rojava Devrimi
Kürtler Ve Ermeniler Arasındaki Önyargıyı Ve Tabuyu Yıkmıştır
Geçmişin yargıları ve kanılarında değişim sadece Güney Kürdistan’la sınırlı değildir. Diğer ülkelerdeki Kürtlerin yapısında da değişim sözkonusudur. Özellikle Rojava Kürtlerinde bu gelişim kendisini daha belirgin olarak göstermektedir. Rojava Kürtlerinde kendilerine olan özgüven iyice gelişmiştir. Emperyalistlerin piyasaya sürdükleri, TC ve Arap devletlerinin sevk ve idare ettikleri DAİŞ, El Nüsra, ÖSO gibi çetelere karşı verilen bir mücadele, Rojava’yı giderek dünya gündemine oturtmuştur.
Verilen haklı, kararlı ve meşru bir mücadele sonucu dini kökenli faşist çeteler Rojava’da püskürtülmüş ve yenilgiye uğratılmıştır. Rojava’da PYD (Demokratik Birlik Partisi) ve önderliğindeki YPG (Halk Koruma Birlikleri) ve YPJ (Kadın Koruma Birlikleri) güçlerinin başlattığı mücadelede aktif rol alırlar. Rojava’daki Arap örgütleriyle oluşturulan SDG (Suriye Demokratik Güçleri) tarafından DAİŞ ve diğer çeteler kalıcı olarak alt edilir. Çetelerin en son Rakka’da yenilgiye uğratılması sonucu Rojava’da yeni bir sürece girilmiştir.
2011’lerden günümüze değin verilen bu mücadele Rojava’da da tarihsel olarak oluşan Kürtler ve Ermeniler arasındaki geri hüküm ve yargıları yıkıma uğratmıştır. 1915 soykırımından sonra tehcir edildikleri Suriye’de sağ kalan Ermeniler ve sonrasındaki kuşaklar ile Kürtler arasında oluşturulan gerici duvarların temelleri mevcut Rojava konjonktüründe sarsılmaya başlamıştır. Yüz yıl birbirlerinden kopuk ve birbirlerine karşı önyargılı olan Kürtler ve Ermeniler arasındaki setleri sarsan bir sürecin önü açılır. Nitel bir sıçrama dönemecine girilmiştir. Bu dönemece Rojava Devrimi ile girilir. PYD önderliğindeki bu mücadele Kürtler ve Ermeniler arasındaki önyargıyı ve tabuyu sarsarak Rojava’yı yeni bir tarihsel evreye sokar.
DAİŞ ve benzeri faşist çetelerin saldırısı bölgedeki Ermenileri de hedef alır. Onların da toprakları işgal edilir, mal ve mülkleri tahrip edilir. Saldırı sonucu yerlerini terk edenler olur. Dolayısıyla Rojava’daki Ermeniler bu saldırıya karşı verilen sıcak mücadeleyi bizzat görmüş ve yaşamışlardır. Bu koşullarda mücadelenin başını Kürtlerin çekmesi, Ermenilerin belleklerindeki eski yargıları kırmıştır. Rojava Devrimi Ermenileri Kürtlere daha yakınlaştırmıştır. Kürtler de Ermenilere yakınlaşmıştır. Ermenilerin ve Kürtlerin belleklerinde oluşan yeni değer yargıları onlara, sürecin gerici önyargılarının yıkıma uğradığı tarihsel bir dönemin önünü açar.
Nubar Ozanyan’ın Ardında Bıraktığı Miras
Rojava’da yaşayan Ermeniler Kürtler kadar kalabalık değildir. Kürtlere kıyasla sayıları azdır. Ve –Suriye’nin diğer şehirlerinde olduğu gibi- Rojava’da yaşayan Ermeniler Kürtlere, Araplara nispeten azınlıkta oldukları için birbirlerinden kopuk azınlık milliyet konumundadırlar.
Bunun sonucu Rojava’daki Ermeniler ayrı bir örgütsel yapı olarak SDG içerisinde yer almazlar. Bulundukları alanlarda kişi düzeyinde YPG saflarında mücadeleye katılan Ermeniler olmuştur. Ve giderek DAİŞ’e karşı savaşan YPG’nin direnişi Ermeniler üzerinde olumlu etki bırakır. Suriye’yi ve Rojava’yı tümden hedef alan ve saldırılarında kitlesel katliamlar yapan, yaşadıkları yerleri işgal eden ve mal-mülkleri lağveden DAİŞ’e karşı mücadele eden YPG’ye sempati ve destek Ermeniler üzerinde giderek öne çıkar. Böylece bu mücadele Ermeniler ve Kürtler arasındaki önyargının kalkmasında başat rol oynar.
Bu mücadelede Ermeniler üzerinde olumlu etki bırakan diğer bir faktör ise Nubar Ozanyan’ın verdiği kararlı mücadeledir. Nubar Yoldaş geldiği alanda verilen mücadele içerisinde aktif olarak yer alır. Hep ön saflarda gözünü kırpmadan savaşır. DAİŞ’e karşı verilen mücadelede yoldaşları nezdinde giderek olumlu izlenim bırakır. Bu etki giderek Rojava halkının bütününde kendisini gösterir. Kürtler, Araplar üzerinde olduğu gibi Ermeni kesimler üzerinde de olumlu etki yaratır.
Nubar Ozanyan yoldaş Enternasyonalist Özgürlük Taburu’nun komutanlığını da üstlenmiştir. Bunun sonucu savaşta doğrudan yer aldığı gibi tabur içerisinde askeri eğitim görevini de üstlenir. Kendi yoldaşlarını eğittiği gibi, dünyanın dört bir yanından tabura gelen ve Rojava’da savaşa katılmak isteyen siper yoldaşlarının askeri eğitimini bizzat o yapar. Bunun sonucu Enternasyonalist Özgürlük Taburu’nda yüzlerce komutan ve savaşçı eğitir ve savaş alanında onlarla beraber savaşır. Başta Rojava-Siluk direnişinde olduğu gibi, yer aldığı tüm mevzilerde gösterdiği örnek savaşla bütün savaşçıların güveni ve takdirini kazanır. Onlar üzerinde güvenin, mütevaziliğin, alçakgönüllüğün simgesini oluşturur.
Nubar Ozanyan Yoldaş’ın 14 Ağustos 2017’de şehit düşmesi –tüm Rojava halkını olduğu gibi- Rojava Ermenilerini de derinden etkiler. Rojava –ve Suriye Ermenileri üzerinde etki üst boyutlarda kendisini gösterir. Şehit düşen Nubar yoldaş Ermenilerin bilinçlerinde ve ruh hallerinde bir sıçrama yaratır. Öyleki, Rojava Devrimi’yle tabu olmaktan çıkan Ermeniler ve Kürtlerin değer yargılarının köklü dönüşüme girmesi, Nubar Ozanyan’ın şehit düşmesiyle daha üst mertebede kendisini gösterir. Bunun sonucu Ermeniler ve Kürtler Nubar yoldaş’a üst seviyelerde sahip çıkarlar.
Nubar Yoldaş belki şehit düşmüştür, ama ardındaki yoldaşlarına ve halklara değerli bir miras bırakmıştır. Bu miras, mücadele geleneğini kararla yerine getirmek ve zafere kadar bu gelenekte ısrar ederek verdiği mücadeleyi yoldaşlarına devretmektir. Buna bağlı olarak komünist ve enternasyonal ruh haliyle, Ermeni milliyetine mensup olması sonucu, yüz yıl öncesi yapılmış soykırımın belleklerde yarattığı önyargı ve tabunun şehit düştüğü ülkede çatırdamasına neden olmuştur.
Nitekim Nubar’ın cenazesi Kamışlı’da Ermeni kilisesinde kaldırılırken dini ayine Ermenilerle beraber, Kürtler de kalabalık ve aktif olarak katılırlar. Belki de, Rojava’da Kürtler ve Ermeniler ilk defa bir kilisede birlikte bir araya gelirler. Farklı milliyetlere mensup Kürtler ve Ermenileri bir araya getiren Nubar Ozanyan’ın şehadetidir.
Yoldaşın cenazesi Kamışlı’daki ayinden sonra Derik’e götürülür ve orada defnedilir. Arabalarla kalabalık kortej eşliğinde götürülen yoldaşın cenazesi, Derik’te on binler tarafından karşılanır. Bu kalabalık içerisinde Rojava’nın ve Suriye’nin çeşitli illerinden gelen epey Ermeni de yer almıştır. Bu Ermenilerin çoğu ilk defa böyle bir cenazeye katılırlar. Ki bu onların bilinçlerinde sıçramadır. Ayrıca Kürtler başta olmak üzere Araplar, Süryaniler vb. kitleler de anmaya katılırlar. Yoldaşları. PYD ve HBDH güçlerinin katılımı ile düzenlenen anma sonrasında Nubar Yoldaş kitlelerin omuzlarında şehit mezarlığına defnedilir.
Nubar Ozanyan’ın bıraktığı mirası devralan yoldaşları daha ileriye taşıyacaklardır!
Son Haberler
Sayfalar
Diktatörler gölgelerinden korkarlar
Tarihin en büyük korkakları hiç şüphesiz diktatörlerdir. Çünkü onların dostları olmaz, yalakaları olur. Yalakaları ise diktatör zayıfladığı anda onu arkadan vurabilecek tipte kişiliklerdir. Bu nedenle diktatör, en yakın yalakasına da güvenmez.
Diktatörler, gölgelerinden korkarlar. Gölgelerinin dahi kendisini takip ettiğinden, her an eline bir silah ya da bıçak alıp kendini arkadan vuracağını sanırlar. Bu nedenle, Gölgesinin serbest kalmasına asla müsade etmez. Kendi gölgesinin üstünde de koruma gezdirir.
Genel seçimlerde oylar HDP'ye
Genel seçimlerin yarattığı hareketlenmenin gündemde başat rol oynadı ve kitlelerin politikaya ilgisinin daha da boyutlandığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Politik bir yapı olarak, halkımızın gündemini giderek daha fazla kaplayacak olan parlamento seçimleriyle nasıl ilişkileneceğimizi, bu kapsamdaki hedeflerimizi, mücadele araçlarımızı ve bunlara bağlı olarak ittifaklarımızı belirlememiz ve zaman kaybetmeden çalışmalara başlamamız gerekmektedir.
Yaşar Kemal'in ardından: Ali Murad’a “Emmim” der :Nazar Büyüm
Galiba 1964. Belki ’65. Beyazıt’taki Marmara Sineması’nda TİP gecesi var. Sahne balonlarla süslenmiş. Sıra onda, konuşma sırası, Yaşar Kemal’de. Sahneye çıktı, bir iki söz söyledikten sonra, eline yeşil bir balon geçirdi. “Bu işte kapitalizmin, burjuvazinin balonu! O balonu söndüreceğiz!” diyerek balonu çimdiklemeye başladı. Ne yapsa patlamıyor lanet balon. Uğraş, didin, sonunda gümledi. “İşte görüyorsunuz, kolay değil kapitalizmin balonunu patlatmak,” gibi sözlerle bu zorlu uğraşı açıklamaya girişti.
RAF artık müzede: Selami İnce
Avrupa 68 isyanını başlatan olaylardan biri de Almanya’da bir öğrenci liderinin polis tarafından vurulmasıydı. İşte o öğrenciyi vuran polis sessiz sedasız eceliyle öldü. Ölümün hatırlattıkları ve kısa bir tarihe yolculuk…
Daima yaşayacaktır,ismiyle müsema YAŞAR KEMAL
“Bir sis çanı gibi gecenin içinde Ta gün ışıyıncaya kadar Vakur metin sade Çalacaksın...”[1]
1923’te hayata “Merhaba” diyen koca çınar Yaşar Kemal, Anadolu, Ermenistan ve Kürdistan’ın köklerinden beslenen gerçekleri gerisinde bırakarak ayrıldı aramızdan.
Yaşamı boyunca emekten, isyandan, insan(lık)a ait güzellikten yana mücadelesiyle onurun, onurlu duruşun ne olduğunu hepimize öğreten O; sözcüklerin gizemine sevdalı bir sosyalistti!
Özgürlük aşkı – Kurt ve Köpek Hikayesi
Köpek kardeş köyde sahibiyle birlikte, ona hizmette bulunarak yaşarmış. Efendisi ne verirse yer, malını-mülkünü ve de efendisinin kapısını Kurt’tan Kuş’tan korurmuş. Kurt ile köpeğin bu enteresan hikâyesini birçoğumuz biliriz. Anlayanların bu hikâyeden büyük dersler çıkaracağını, beni anlayacağını umut ediyorum.
Yezidlere karşı Pir Sultan’ın partisine!---ERGİN DOĞRU
Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye'de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır.
Neden siyasete atıldım – Günay Aslan
Önceki gün çocukken tozlu sokaklarında bilye oynadığım, gençken geniş bahçeli cumbalı evlerin duvarlarına, ‘kahrolsun sömürgecilik yaşasın özgürlük’ sloganları yazdığım, bir dönem arzuhalcilik, sonra gazetecilik yaptığım; gazetecilik yaptığım için kaçmak zorunda kaldığım aşkın kenti Van’da bir basın toplantısı düzenledim.
Basın toplantısına kentin kadim halklarından ve inançlarından Ermeniler, Asuri Süryaniler, Yahudiler ve Êzîdîler dışındaki herkes katılmıştı.
Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP /Demir Küçükaydın
Birleşik Haziran Hareketi (http://birlesikhaziranhareketi.org/) diye bir girişim veya ittifak var. Bir de epeyce aydın ve sosyalistin girişimcisi ve destekçisi olduğu “AKP diktatörlüğüne “dur” demek için seçimlerde HDP-CHP-BHH bloğu” isteyen bir girişim var (https://www.facebook.com/events/499267203544698).
Hastalıklı toplumun hasta insanları…/ Fikret Başkaya
Artık Türkiye tam bir şiddet sarmalına hapsolmuş durumda: Polis şiddeti, subay şiddeti, öğretmen şiddeti, müdür şiddeti, erkek şiddeti, koca şiddeti, baba şiddeti, siyasetçi şiddeti, esnaf şiddeti (AKP esnafı tarafından hunharca katledilenleri hatırlayın) dinci yobaz şiddeti, işveren şiddeti, ekonomik şiddet, trafik şiddeti, mahalle şiddeti, medya şiddeti, rektör şiddeti, dekan şiddeti, “özel güvenlikçi” şiddeti, insanların doğal çevreye uyguladığı şiddet… Bu kadar şiddete maruz bir toplumda ve ortamda hala sağlıklı insana rastlamak ne kadar mümkün?
TKP/ML TİKKO Kobanê Komitesi
MLKP savaşçısı Alişer Dersim’i kavgamızda yaşatacağız
“Onlar ki, yürekleri avuçlarında Tasasız, Ve tereddütsüz yürüdüler mayınlı yollarda Genç, Körpe Tomurcuk tazeliklerini akıttılar Şorul şorul, cömertçe, Yüzümüzün kederi dağılsın diye…”
DAİŞ çetelerinin Kobane’ye saldırılarının başlamasının ardından partisi MLKP’nin çağrısıyla direnişe ortak olan Alişer Dersim (Emre Aslan) yoldaş 24 Şubat’ta çetelerle girdiği çatışmalarda şehit düşerek ölümsüzler kervanına katıldı.