Rakka Operasyonu Emperyalizmle Kurulan Köprüdür!- Marco Karakaya
Suriye’de 2011’den bu yana yaşanan toplumsal gelişme ve karmaşa hali derinleşerek devam ediyor. Artık Ortadoğu sisteminin nasıl şekilleneceğine dair bir mücadele ve savaş süreci yaşanıyor diyebiliriz. Uzun süre muhalif denen ve geniş bir emperyalist blokun ve bölge gerici devletlerinin desteğiyle ayakta duran kesim gerek askeri gerekse de siyasi anlamda Esat rejimi karşısında ciddi bir başarı üretemedi. Rusya ve İran’ın Esat rejimine sunduğu destek Suriye’de ki “savaşın” tam bir “vekalet savaşı” niteliğine bürünmesine neden oldu. ABD’nin başını çektiği NATO bloku ile Rusya’nın başını çektiği ve arkasına Çin’i aldığı blok Suriye’de vekilleri üzerinden süreci şekillendirmeye çalıştı. Bu süreç boyunca Rojava’da PYD önderliğinde kendi öz-gücüne dayanan bir mücadele ve demokratik ilerici bir süreç yaşandı. Suriye’de yaşanan savaşta kendi hesabına siyasi çizgi tutturabilen, var olan güç dengeleri üzerinden demokratik kazanımlar elde etmeyi beceren yegane güç Kürt Ulusal Hareketi oldu.
Rusya Eylül 2015’de Suriye’de doğrudan savaşa müdahil olarak, deyim yerindeyse “vekalet savaşında” sonun başlangıcı olacak süreci başlattı. Bu süreçten önce ABD emperyalizminin başını çektiği koalisyon güçleri daha düşük profilli bir hava gücüyle müdahale içindeyken, bu süreçten sonra daha etkin bir müdahale süreci örgütlediler. Şimdi Emperyalist bloklar Suriye üzerinden artık dolaylı değil doğrudan planlar çıkararak mücadelelerini şekillendiriyorlar. “Ateşkes Anlaşmaları”, yeniden örgütlenen “Cenevre Barış görüşmeleri” yer yer bölge devletleri de devreden çıkarılarak direk ABD ve Rusya tarafından organize ediliyor ve yer yer kısa zamanda olsa sonuç elde edecek şekilde dikte ediliyor. Esat rejiminin nereye kadar ilerleme sağlayacağı, ABD öncülüğündeki güçlerin hangi alanları kontrol edeceği gibi planlar çiziliyor. Her ne kadar çoğu zaman “evdeki hesap çarşıya” uymasa da güç dengelerini korumak ve zaman kazanmak açısından karşılıklı süreler verilip, yönelim örgütleniyor.
Emperyalist güçlerin süreç boyunca dayandığı güçler, ittifakları vs ciddi düzeyde taktik değişikliklere uğruyor. Hepsinin temel politik argümanı ise “terörle mücadele”, “diktatörlüğe son verme”, “demokratik Suriye’nin inşası” olmaktadır. İŞİD bu konuda oldukça kullanışlı ve hamle yapmak için elverişli bir malzeme niteliği de taşıyor.
Gericilik İçinde Demokratik Mevzi: ROJAVA!
Bu sürecin Kürtler cephesinde yaşanan boyutu özel ele alınması gereken ve sürecin tehlikeli yanlarına dair eleştiriler getirmek elzemdir. Zira Emperyalizmle geliştirilen taktik askeri-siyasi ilişkinin ciddi düzeyde evrim geçirip derinleştiği bir süreç yaşanmaktadır.
Rojava Suriye toplumsal karmaşa ve savaşının en ileri ve demokratik mevzisi konumundadır. Halen bu konumunu sürdürmektedir. Devrimci, demokratik güçlere ve ezilen halklara, Emperyalist gericiliğin, gerici egemen devlet güçlerinin ve Cihadist barbarlığın çıkmazında bir umut ve bir demokratik alan yaratma özelliği vardır. Özellikle Ezilen Kürt ulusunun tarihsel haklarına dair geniş bir kazanım yaratmış, farklı milliyet-mezhep ve siyasal düşüncelerin demokratik zeminde bir arada bulunduğu bir mevzi olmayı başarmıştır. Ama Rojava devrimci süreci, esasta Kürt ulusal özgürlük mücadelesi bağlamında ki toplumsal ihtiyacın kazanımıdır. Yani Rojava bir Kürt ulusal özgürlükçü karaktere sahiptir.
Rojava’daki kazanımlara yönelik her türlü saldırı can bedeli bir mücadeleyle karşılanmış, emperyalistler ve gerici bölge güçleri arasındaki çelişkilere de dayanarak ihtiyaç olan taktik hamlelerle bu kazanımını korumayı başarmıştır. Kobane’de İŞİD’e karşı ABD ile taktik askeri-siyasi ilişkiler, yine Rusya ile benzer ilişkiler, Esat’la çatışmamazlık durumu bu yaklaşımın ürünüdür. Bu noktada Kürt Hareketin emperyalistlerle kurduğu ilişkiler bir bütün taktik ilişkiler olarak değerlendirilmelidir.
Baş Düşmana Karşı Gerici Olan Diğer Güçlerle Taktik İlişki Ve Meşruluk Sınırı!
Ancak emperyalizmle taktik ilişki biçimi özellikle proleter devrimci hareketin zayıf olduğu koşullarda ulusal hareketler için stratejik ilişki biçimine de kapı aralayacak ciddi tehlikelere gebedir. Rusya’nın Suriye’ye doğrudan müdahalesinden sonra, ABD beceriksiz muhalif güçler ve başta Türkiye olmak üzere bölge devletleriyle kotaramadığı Suriye hamleleri için geçici yol arkadaşları ve mümkünse kalıcı hale getirecek ittifak arayışına girdi. PYD ile ilişkilerin pekişerek ve güçlenme süreci de bu yaklaşımın bir parçasıdır. Bunu stratejik müttefiki olan Türkiye’ye rağmen geliştirmekte ve olgunlaştırmaktadır. Çünkü Suriye hamlesi için alanda esaslı başka bir güç örgütlenememiştir.
ABD emperyalizmi bu noktada İŞİD’in Kobane’ye saldırısında, son dakika yardımı ile yetişip hava desteği sunarak bu taktik ilişkiyi aleni hale çevirmiştir. Rojava’nın kimi bölgelerinin Cihadistlerden kurtarılması ve Rojava’nın etrafının temizlenmesinde YPG’ye ciddi askeri ve lojistik desteği esirgememiştir.
Kobane direnişi sürecinde YPG’ye destek kimi muhalif Suriyeli gruplarla siyasal yakınlaşmayı da doğurmuştur. 10 Ekim 2015’de ise PYD önderliğinde Demokratik Suriye Güçleri kurulmuştur. PYD ve YPG dışında bu oluşum içinde yer alan Suriyeli grupların devrimci-demokratik nitelikleri hakkında esaslı olarak bir tespit yapmak mümkün değildir. Ama bu grupların görece zayıf ve etkisiz olduğu bilinmektedir. Ancak mücadelenin Rojava ile sınırlı kalmayan “Demokratik Suriye” yaratılmasına dair bir perspektife dönüşen mücadele karakteri bu oluşumla ete kemiğe bürünmüştür. Kürt hareketi kendi “Demokratik Suriye” çizgisini bu oluşumla gerçekleştirme perspektifini uygulamaya koymuştur. Bu oluşum kuruluş deklarasyonunda “temel amacımız Suriye halklarına karşı savaşan güçlere ve en başta da DAIŞ’a karşı savaşmaktır. Uluslararası koalisyon güçlerine bizlere verdiği destekten dolayı teşekkür ediyor, uluslararası güçleri bizlere desteğini sürdürmeye çağırıyoruz” diyerek bir nevi baş düşmanı İŞİD olarak tespit etmiştir. ABD öncülüğündeki güçlerle ortak mücadele anlayışı da benimsenmiştir. Kuşkusuz bu hareketi değerlendirirken hedef ve amaçları, siyasi çizgileri üzerinden değerlendirmek gerekir. Kürt Hareketinin önderliğinde kurulmasından dolayı niteliğini demokratik, emperyalizmle ilişkisini taktik olarak ele almak mümkündür.
Ancak bugün bir bütün Suriye devrimci sürecinin Emperyalizm müdahalesi ile kesintiye uğradığını bir kabul olarak benimsememiz gerekmektedir. Emperyalist güçlerin “Demokratik bir Suriye” projesi olmadığı net çizgilerle benimsenmelidir. Emperyalizm çağında demokrasi sorunu bir devrim sorudur. Hem de emperyalizmin egemenliğine ve siyasi çizgisine karşı bir mücadeleyi içeren devrim. Bu demokratik devrimin çağımızdaki yani Proleter Devrimler ve Emperyalizm çağında temel karakteridir. Emperyalizm bu bağlamda gerçek bir demokratik devrim hareketine düşmandır, onu boğmak kendine tabi kılmak üzerine tüm strateji ve taktiğini kurar. Bu bağlamda “demokratik devrim” çağımızda anti-emperyalist olmak zorundadır. Anti-emperyalist bir hat tutturmayan hiçbir devrim tutarlı demokratik karakter kazanamaz, bu eksende örgütlenmeyen hiçbir ulusal ve sosyal hareket tutarlı anti-emperyalist olamaz. Bugün Suriye’de gerçekleştirdiği de budur. Emperyalizmin bu siyasal niteliği ve karakteri kavranmaksızın belirlenecek siyasi bir çizgi tutarlı bir demokratik muhtevaya sahip olamaz.
“Demokratik Suriye” Paydaşlığıyla Oluşan Yanlış Siyasi Çizgi!
Bu bağlamda Kürt Hareketinin ulusal sorun ve Kürt ulusuna dayalı örgütlenmesinin objektifliği onu bir bütün “Demokratik Suriye” kurma yeteneğinden ve çizgisinden mahrum bırakacak bir durumdur. Bu tarihsel bir durum ve aynı zamanda olgudur. Kürt Hareketinin Rojava’nın güvenliği, birleştirilmesi vs de Suriye’deki gerici güçler arasındaki çelişkiye dayanarak taktik ilişki geliştirmesi Komünistler açısından esaslı bir sorun değildir. Belirleyici olan bu ilişkinin taktik kalmasıdır ve hareketin siyasi çizgisidir. Ancak Suriye özgülünde ABD emperyalizminin “Demokratik Suriye” projesi kapsamında Kürt sınırlarını aşarak bir hareket ve yönelimi kendi “Demokratik Suriye” projesi kapsamında bir ilişkiye evirmek emperyalizmin demokratik hareketi devşirme tehlikesine güçlü bir zemin hazırlamak anlamına gelecektir.
Suriye Demokratik Güçleri adı altında bir oluşum üzerinden Kürt hareketinin bütün Suriye’ye yayılan bir yönelim içine girmesi ve bunu emperyalist güçlerin ciddi askeri-lojistik ve siyasi desteğine yaslanarak yapması ilişki biçimine yönelik güçlü sorgulayıcılığı ve “amasız”, “fakatsız” eleştirileri getirmeyi devrimci bir görev kılmaktadır.
24 Mayıs 2016 itibariyle Kürt Hareketi merkezli, Rakka’nın Kuzeyine yönelik askeri hamle ve İŞİD’le mücadele de emperyalist güçlerle kurulan taktik ilişkinin artık stratejik bir ilişki biçimine evrilmesi noktasında köprülerin inşa edilmesi olarak değerlendirilmelidir. Bir süre önce bölgeye giden 50 Amerikalı uzman askerin sayısı arttırıldı. 23 Mayıs gecesi 250 ABD’li uzman asker daha Rojava’ya geçti. Bunun yanında bölgeden sorumlu ABD’li sivil ve askeri diplomatların kamuoyuna açık Rojava yönetimiyle görüşmeler ve planlar yapması söz konusudur. Artık ABD sadece hava gücüyle değil bizzat kara askeri güçleriyle Rojava ve Suriye içine girmiş oldu. Özellikle bir bütün Suriye politikasının yani “demokratik Suriye’nin kurulması” mücadelesinin(!) bir parçası olarak bu adımın atıldığı, Kürt hareketiyle bu eksende bir paydaşlığın yakalandığı belirtilmelidir. Kuşkusuz Kürt hareketinin demokratik Suriye yaklaşımıyla ABD’nin yaklaşımının farklı olduğu açıktır. Ancak aynı paydaşlıkta İŞİD’i etkisiz kılma ve demokratik Suriye zeminini oluşturma da bir hareket birliği, Kürt bölgeleri dışına çıktığı noktada stratejik bir ortaklığın da zemini olmaktadır. Emperyalizminin desteğiyle kurulacak bir “Demokratik Suriye” yoktur. Bulunan alanda bir örgütlenme ve demokratik dinamiklerin mücadelesiyle bir ittifak kurulmaksızın Emperyalizmle birlikte bir askeri ve siyasi projeyi gerçekleştirmek hangi gerici güce yönelirse yönelsin “demokratik”, “ezilenlerden yana”, “halkın çıkarına” hizmet etmeyecektir. Bir “dış güç” ittifakının müdahalesi olmaktan öteye gitmeyecektir. Bu farklı uluslar arasında ki düşmanlaşmayı arttıracağı gibi, Rojava’nın demokratik karakterini hızla aşındıracak, Suriye’nin uzun vadeli demokratik devrim sürecini emperyalist destekli müdahaleyle baltalayacaktır.
Rakka operasyonu bu açıdan ideolojik-politik açıdan sorunlu bir operasyondur. Suriye Demokratik Güçleri adı altında bunu sunmak olgunun gerçekliğini ve bu hareketin toplumsal temeli olmama durumunu ortadan kaldırmaz. İç dinamiklere ve toplumsal temele dayanmayan bir “kurtarma” ve “demokratikleştirme” mücadelesi gericileşmenin işaretlerini vermektedir. Emperyalizmin politikası doğrultusunda araçsallaşma durumudur. ABD emperyalizmi şimdi başarısız olan Suriye muhalefetinin yerine sahaya hakim başka bir muhalif güç ve olanak arayışındadır. Suriye’de ki gerici hedeflerine ulaşmak için bu arayış içindedir. Kürtlere sarılması bundan kaynaklanmaktadır.
Rakka’nın kuzeyi ve buradan elde edilecek başarı ile Rakka’nın içleri, devamında diğer Sünni Arap bölgelerine yönelik hamleler “Demokratik Federal Suriye” adına Kürt hareketinin planı dahilindedir. Bu planın gelişmelere ve politik dengelere göre emperyalist destekle olmasını mümkün gören bir tutum vardır. Şuanda “Demokratik Suriye” adı altında emperyalist Koalisyona dayanan bir askeri siyasi operasyon mevcuttur. Bu gerçeklik basit bir taktik ilişki ve faydalanma siyaseti olarak tanımlanamaz. Bu Rojava’nın korunmasının ötesine geçmiştir. Suriye’de demokratik ve devrimci temelde bir hareketin zayıflığı (Kürt Hareketini saymazsak) açık bir gerçektir. Bu durumun eksikliğine rağmen “Demokratik Suriye” politikasının pratik-politik-askeri uygulaması ve bunun emperyalizme dayanarak yapılması “demokratiklik” meselesini net bir şekilde sorgulamayı getirdiği gibi Kürt hareketin emperyalizmle olan ilişkisinin niteliğine dair sorgulamayı da daha güçlü yapmayı zaruri kılmaktadır.
Rakka Hamlesi Demokratik Değildir, Devrimci Değildir!
Demokratik bir Suriye’nin inşası egemen güce ve Suriye özgülünde güçlere karşı bir mücadeleyi içerdiği kadar, emperyalist müdahalelere karşıda bir mücadeleyi içermelidir. Emperyalizmin müdahalelerine, onun askeri üs ve asker bulundurmasına karşı bir politika belirlemekle olanaklıdır. Kürt hareketi bugün açısından objektif olarak toplumsal zemin bulduğu, örgütlendiği alan dışında emperyalist müdahaleye ve onun siyasi hesaplarına olanak sunmakta, onun bir parçası olmaktadır. Bu belirlediği baş düşmana karşı kendi kazanımlarını korumanın taktiği olarak yorumlanamaz. Rakka’nın kuzeyine yapılan operasyonun başarısı emperyalizmin Kürt hareketine daha fazla yaslanmasına ve güven duymasına olanak sunacaktır. Kürt hareketi ise bu ilişkiden kendi siyasi çizgisi adına hesaplar yapmaktadır. Kuşkusuz emperyalist destekle de olsa alanını ve siyasi gücünü pekiştirmek istemektedir. Ancak alanını genişletme ve siyasi gücünü geliştirme de emperyalizmle birlikte elde edilecek kazanım aynı zamanda siyasi açıdan tavizi zorunlu kılmaktadır. Emperyalizm kendi “Demokratik Suriye’si”ne göre bir şekilleniş ve beklenti içinde olacaktır. Bu beklenti ise yalın kat gericilik demektir. Halklara düşmanlık, uluslara siyasal köleleştirme ve kültürel kimliksizleşme demektir, daha fazla sömürü, daha fazla ölüm ve kan demektir.
Daha açık ifade edersek Rakka operasyonu demokratik devrimin uzun erimli ve zorlu görevlerinin Kürt hareketi tarafından unutulması ve emperyalist destekle kısa sürede gerçekleşmesi demektir. Bu durum halk adına “demokratik mücadele”, halk için “demokrasi” getirmeyecektir. Kürt hareketinin emperyalizmle daha sıkı işbirliğine kavuşmasını, demokratik niteliğini hızla kaybetmesini, demokratik ulusal mücadelesinin kimliksizleşme ve köleleşmeye açık hale gelmesi anlamına gelecektir. Rakka operasyonu ve sonrasında Membiç ve benzeri hamleler evet taktik anlamda Kürt hareketine büyük kazanımlar sağlayabilir, ancak stratejik anlamda halk saflarında ki, demokratik cephede ki kimliğini teslim etme koşulları anlamına gelecektir. Rakka operasyonu ve benzer operasyonlar bu anlamda Kürt hareketinin emperyalizmle stratejik ilişkileri sağlamanın köprülerini inşa etme özellikleri taşıyan bir siyasal-ideolojik niteliğe sahiptir. Kesinlikle ilerici, demokratik bir hamle değildir. Gericiliğe zemin sunan, taktik ilişkiyi stratejik ilişkiye eviren bir karakteri olacaktır.
Son Haberler
TKP-ML/TİKKO savaşçısı Kinem Acar: Mevzimizi sonuna kadar korumalıyız!
TKP-ML TİKKO savaşçısı Kinem Acar Rojava Devrimine günler kala Nûçe Ciwan ajansına bir söyleşi vererek, Rojava devrimin günlerini anlatarak, “Her eylem başka bir eyleme yol açar. Her kıvılcım bir yangına yol açar. Her öfke, her istek kendine bir yol bulur. Gezi ayaklanması, ardından DAİŞ çetelerinin Kobanê’ye saldırılarıyla başlayan ve her yere yayılan 6-8 Ekim serhildanlarını birbirinden kopartamayız. ” Rojava Devrimin Gezi İsyanı ile bağlarına dikkat çekti.
Kürdistan Federasyonu ve Kandil Neler Oluyor?-Dursun Ali Küçük
*TC, Haftanin’den Hacı Ümran’a kadar olan alana yerleşmek istiyor..
Bİr Partizan Asla Ölmez !
Vive la solidarite Enternasyonal , ( Yaşasın Enternasyonal devrimci Dayanışma ) sloganının gerçeklik kazandığı Rojava topraklarından özgürlük savaşçıları ile Enternasyonalist devrimcilerin her geçen gün gelen şehadet haberleri ile sarsılıyoruz.Lorenzo Orsetti’yi henüz son yolculuğuna uğurlarken kaybettiğimiz Alman Enternasyonalist savaşçı Sarah Handelmann ( Sara Dorşin ) Türk devleti’nin kanlı hava saldırılarında şehit düştü.Her bir karış toprak parçasında,özgürlük ve bağımsızlık mücadelesinde bugüne kadar kaybettiğimiz 11 000 şehit, onbinlerce gazilerden oluşan Arap,Kürt,A
Kim Demişti Dogmatizme Karşıyız Diye
Ve gine burdayım.
Dersimde belediye seçimlerinin ardında sana bir şey dediğim yok, keşkem yanındaki olmasaydı diyerek yeni bir tür eleştiri ortaya çıkarmış bey efendilere, hanım efendilere inat.
Maksadım da .... eleştirenle, eleştirileni aynı kaba koymak veyahutta her yeri griye çevirme çabalarını da paklamakta değil.
Maksadım.....
Bana partililer mi yoksa proletaryalar mı daha çok şeyi biliyor diye sorsanız.
Rahatlıkla .....
Proletaryalar derim.
Misalen:
23 Haziran Seçimlerinden Akılda Kalanlar
23 Haziran seçimlerinden çıkarılacak pek çok ders var bizler için. Açık ki toplumsal-ekonomik durumu ve genel konjektürü iyi okumalıyız.
Bugün Türkiye’deki emekçilerin ve yoksulların yaşam standart Mısır, Mozambik gibi ülkelerdeki yaşam koşullarıyla aynı durumdadır. Türkiye’de faşist tek adam rejimi, ekonomik olarak büyük bir çöküşü yaşıyor.
Hak ve Hakikati Yok Etmek ya da “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” demek!
2 Temmuz 1993 Madımak Katliamı’nın 26’ıncı yıldönümünde, Aleviler katliamda yaşamını yitiren (33) otuz üç canı halen anamıyor. Katliamın yaşandığı Madımak Otel’ine katliamda yaşamını yitirenlerin aileleri, sivil toplum ve bazı siyasi partiler (HDP-CHP) dışında Alevilerin gitmesi-alana girmesi engelleniyor. Devletin asker ve polis gücünü zor yoluyla engelleme kararının gerekçesi her sene aynı, değişmeyen söylemleriyle, katliamın anılması, katliamın lanetlenmesinin halen ‘yasak’ olmasının da göstergesidir.
23 Haziran Seçimleri; Dipten Gelen Dalga Yüzeye Vurdu, Ok Yaydan Çıktı!
23 Haziran seçimlerine dair söylenecek her söz ve kurulacak her cümlenin coğrafyamızda egemen sınıflar ile ezilenler arasındaki çelişkilerin koordinatlarına dair dile getirildiği konusunda neredeyse herkesim açısından bir ortaklık söz konusu.
31 Mart’ta R.T. Erdoğan’ın doğrudan dile getirdiği ( İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder) gerçek, seçimlerin yenilenmesiyle tamda sözün sahibini haklı çıkarırcasına AKP iktidarının bu topraklarda aldığı büyük bir hezimet olarak siyaset sahnesiniderinden sarstı/sarsacak.
Rıza Saygılı'ya saygıyla.... Yücel ÖZDEMİR
30 Haziran günü Paris'te gazetemiz Evrensel'le dayanışma amacıyla bir etkinlik planlanmıştı. Eğer etkinlik, gazeteye eşi ve can yoldaşı Yıldız Eren ile birlikte büyük emekler veren Rıza Saygılı'nın sağlık durumunun kötüleşmesi nedeniyle iptal edilmeseydi, yazarımız Ender İmrek ile birlikte bu gazetenin nasıl büyük bedeller, özveriler ve fedakarlıklarla 25. yılına geldiğini anlatacaktık.
2 Temmuz ağrısı -Özden Çiçek
YOL
Bir yürüyüş eyleyenlerin
yolu bu
uzak dünlerden bugüne
Görecekler sonra ermezliğini
bir yangınla çıkanlar
o yolun önüne
Kemal Özer
Mehtap Yücel anlatıyor
"Saat 12’de Madımak Oteli’ne vardım. Lobide Arif Sağ çalıyordu. Aziz Nesin iki koruma polisiyle birlikte odasındaymış. Otelde etkinlikler için Sivas’a gelmiş 70 kişiyle birlikte çeşitli asker aileleri de kalıyormuş. Arif Sağ’ın türkülerini bir süre dinledikten sonra 12.30-13.00 sularında Ali Çağan ve Hasret Gültekin’le otelin dışına, yemeğe çıktık. Hasret, yemekte o günün gazetelerinden ve radikal islamcıların dağıttığı cihat bildirilerinden söz etti. Birlikte bildiriyi okuduk.
İstanbul seçimi - Bir değerlendirme
“Her şey çok güzel olacak” tekerlemesinin, Karl Marx ile Friedrich Engels’in, “Bugüne kadarki bütün toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir,” belirlemesi temelinde boş bir terane olmaktan öteye anlam içermediğidir.
“Boyun eğmiyorum ve eğmeyeceğim.”[1]