Pazar Ekim 4, 2026

Partizan’ın seçim tavrı ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenenler üzerine

24 Haziran seçimlerine giderken yaşanan durum çok açık. Türk hakim sınıfları kendi klik dalaşlarını seçimler aracılığıyla belli bir dengeye ulaştırıp, en az bir beş yıl daha proletaryaya ve halka yönelik saldırganlıkta istikrar yakalamak istemektedir. Türk Kürt uluslarından çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye proletaryası ve halka, bir yandan kendisine yönelen faşist saldırganlığa karşı durmakta, diğer yandan ise çeşitli biçim ve içeriklerde sınıf mücadelesini sürdürmektedir. Ülkemizde her türlü faşist baskıya ve saldırganlığa rağmen işçi sınıfımızın ve halkımızın mücadelesi devam etmektedir. Bu mücadelede bir mevzi de 24 Haziran seçimleri olarak ortaya çıkmıştır.

İçinden geçtiğimiz koşullarda HDP’nin seçimlerde yer alması ve kendisine yönelen faşist saldırganlığı bertaraf edebilmesi, işçi sınıfının ve halkımızın geleceği açısından tayin edici bir yerde durmamakla birlikte, son derece önemlidir. 24 Haziran seçimleri öngününde meseleyi sadece Kürt ulusunun ulusal talepleri olarak kavramak  (ki bu talepler de ilerici ve bizler açısından sahiplenilmesi gereken taleplerdir) son derece dar ve geri bir yaklaşımdır. Bu ele alış ve propaganda ediş Kürt ulusal sorunu karşısında komünistlerin görevlerini bilinmez bir geleceğe havale etmenin yanında sosyal şovenizmden gıdasını almaktadır.

Elbette HDP faşist düzen içinde kurulmuş, onun yasalarıyla hareket etmek mecburiyetinde olan bir partidir. Ancak faşist bir parti değildir. Kürt ulusal sorunu üzerinden yükselen ancak Türkiye’nin demokrasi meselesini dert edinen bir partidir. Sınıfsal olarak öncelikle Kürt ulusal burjuvazisinin taleplerini dile getirmektedir. Kürt işçi sınıfını ve köylüsünü ulusal baskıya itirazının yanında, faşizm koşullarında demokratik talepler uğruna mücadele etmektedir.

Böylelikle bu parti sadece talepleriyle değil varlığıyla bile Türk hakim sınıflarının tekerine çomak sokmaktadır. Zaten tam da bu nedenle eş başkanlarından seçmenine kadar faşizmin ilgisine mazhar olmaktadır.

HDK ve onun üzerinden yükselen HDP sadece Kürt ulusal sorunu bağlamında değil ülkemizin diğer sorunlarına kendince çözüm olmaya aday demokratik halkçı bir partidir. Onun esas olarak Kürt sorununa özgülenmesi bu gerçeği değiştirmemektedir. Aslında tek başına bu durum bile Kürt ulusunun demokratik talepleri karşısında sorumsuzca sloganlar atıp hiçbir şey yapmamak yerine,  Kürt ulusuyla dayanışmanın bir imkanı olarak değerlendirilmelidir. Kürt ulusunun demokratik mücadelesiyle, onun Kürt milliyetçiliğini güçlendirmeye çalışan politikalarını ve pratiklerini eleştirmek ama aynı zamanda onun demokrasi uğruna mücadelesinin yanında olmak, ki böylesi bir pratiğin anlamı ve karşılığı olur. Bu açıdan bakıldığında Kürt ulusal hareketiyle dayanışmak onun kuyruğuna takılmak değil tam aksine eleştiriyi kıymetlendirmektir. Üstelik bu durum içinden geçtiğimiz süreçte daha bir önem kazanmıştır. Tam da bu nedenle işçi sınıfı ve Türkiye halkının mücadelesiyle derdi olan devrimciler ve komünistler 24 Haziran’da HDP’yi ve onun cumhurbaşkanı adayını desteklemekte, Kobanê’den Afrin’e Rojava’da Kürt ulusal hareketiyle omuz omuza savaşmayı devrimci bir görev olarak görmekte ve buna uygun davranmaktır.

 

Partizan’ın seçim tavrına saldırı onların sorunu, bizim değil!

24 Haziran’da HDP’nin barajı aşması ve Demirtaş’ın dikkate değer bir oy alması, Türk hakim sınıflarının bir beş yıllık istikrar umutlarına çomak sokmakla kalmayacak, faşizmi bir kez daha teşhir edecektir. Kürt ulusal hareketiyle sözde değil pratikte dayanışmak böyle anlam bulur. Yapılan eleştirilerin kıymeti ancak böyle ortaya çıkar.

Bugün kimi çevreler tarafından boykot taktiğinin ileriye sürüldüğü bilinmektedir. Bu politika(sız)lığa diyecek bir şeyimiz yok. Bu bize ancak bu çevrelerin devrimci görevlerden yan çizmesine ve Kürt ulusal sorununa sosyal şoven bakış açısına dair bir fikir verir.

Ancak Kaypakkaya adına bunu savunduğunu iddia eden ve üstelik de Partizan’ın seçimlerde HDP’yi destekleme çağrısını düzen içilikle, reformistlikle yaftalayanlar önce bir sakin olmalıdır. Tabii Partizan’ı seçimlerde “HDP’yi destekliyor” diyerek eleştirinin sonsuz zevkine kendini kaptırıp, devrimci görevlerden kaçanlar, çizgi çizgi deyip onun emrettiği pratiği kendi yaşamlarında dahi hayata geçirmeyenler önce şu çelişkiyi açıklamalıdırlar:

Daha bir önceki seçimlerde HDP’yi destekleme çağrısı yapan, üstelik de milletvekili adayı çıkaran bu anlayış  (ki yanlış değildi), bugün Partizan’ı seçimlerde HDP’yi destekliyor diye reformculukla, düzene demir atmakla suçluyor. Bu arkadaşlara sormak gerek dün memlekette demokrasi vardı da, bugün faşizm mi geldi?  Tabii ki değil. Ülkemizde dün de faşizm vardı, bugün de var. O zaman çizgi savunuculuğuna soyunanlar bugün niye ülkede faşizmin olduğuna hükmettiler. Stratejik koşullar mı değişti? Dün parlamentoyu bir araç olarak kullanmaya ses çıkarmayanlar, bugün Partizan’ın HDP’yi destekleme tavrına neden böyle saldırıyorlar? Açıktır ki dert halkın çıkarı değil, tamamen öznel, subjektif nedenlerdir. Bu ise onların sorunudur, Partizan’ın değil!

 

Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenip, onun çizgisinden yan çizenler…

Bir kez daha hatırlatalım ve işgüzarlığa izin vermeyelim: Komünistler seçimlere taktik bir mesele olarak bakarlar. Politik bir sorundur ve eğer yanlış olduğu ortaya çıkarsa halka özeleştiri verir, bir daha yanlış yapmamaya çalışırız.

Bunun dışında seçimlere bir misyon biçmediğimiz son derece anlaşılır olmalıdır. Taktik bir mesele olarak baktığımız seçimler somut şartların somut tahlili Leninist ilkesinden hareket edilerek ele alınmıştır. Dün seçimlere katılmak nasıl ki düzen içileşme ya da reformizme kapıları sonuna kadar açmak değildiyse, bugün de seçimlere katılmak demokratik, ilerici talepleri desteklemek ve Kürt ulusal hareketiyle dayanışmak yanlış değil doğru bir politikadır. Her şey bir yana sadece Türk hakim sınıflarının tekmili birden HDP’ye yöneliyorsa ona destek sunmak ilericiliğin, devrimciliğin elbette esasıdır. Tersi bir tutum ideolojik probleme ve politik olarak güçsüzlüğe işaret eder.

Oportünist olan dün seçimlere katılmayı sorun etmeyip bugün boykot taktiğini ileri sürenlerin, Partizan’ın HDP’ye destek açıklamasını düzen içileşme olarak propaganda etmesidir.  Cüretkar bir tutum gibi görülse de gerçekliğin devrimciliği bu türden bir tavra okkalı bir tokadı atmaktadır. Hal böyleyken bizim fazladan bir şey söylememize de gerek kalmamaktadır.

Partizan olarak HDP’yi ve onun adayı Demirtaş’ı destekleyeceğiz. Bunun anın ortaya çıkardığı doğru bir politika olduğunu düşünüyoruz. Reformları, demokrasi mücadelesini, devrimci mücadeleye tabi kılma yaklaşımımızla yapacağız. Çünkü bizler binlerce yıllık sınıf mücadelesinin tarihsel tecrübesinden ve MLM biliminden biliyoruz ki, sultanı oturduğu sarayında bin kılıç darbesiyle yere sermeden ve onun devlet aygıtını parçalamadan gerçek özgürlük gelmeyecektir. Bunun dışında bir yaklaşıma sahip olduğumuzu ileriye sürmek işgüzarlıktan öte bir anlam taşımamaktadır. Dün kullandığımız bir aracı bugün de kullanacağız. Kimilerinin yaptığı gibi meseleyi stratejik bir olgu olarak göstermeyeceğiz.  Halka asla yalan söylemeyeceğiz. Tumturaklı sözlerle devrimcilik oynamayacağız. Gerçekleri sadece gerçekleri halka propaganda edeceğiz. Bir yandan DHD mücadelesini örgütler ve bunun için çalışırken diğer yandan halkın demokratik taleplerine gözlerimizi kapamayacağız. Reformları devrim mücadelesine tabi kılacağız. Bu görüşümüz dışında bir yaklaşım bizi bağlamamaktadır. Bunun açık olarak bilinmesi gerekir.

Somut koşullarda 24 Haziran seçimlerinde HDP’yle dayanışmak, hakim sınıfların iki kliği karşında halk saflarında olduğu tartışma götürmez bir gerçek olarak HDP’yle dayanışmak ve desteklemek doğru devrimci politikadır. Kızılı, Kürdün sarı-kırmızı-yeşiliyle buluşturmak, kızılın çekmecelerde saklanması ve kibirli siyasete malzeme yapılmasına karşı en iyi panzehirdir. Bu yaklaşım, sadece Kürt halkıyla dayanışmak anlamında değil ve hatta daha önemlisi hakim sınıfların Türk halkı üzerinde etkili kılmaya çalıştığı ezen ulus şovenizmine darbe indirmek açısından da güncel devrimci bir görevdir.

Partizan’ın 24 Haziran seçimlerinde HDP’yi ve Demirtaş’ı destekleme tavrını eleştiren ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına saklananlar elbette bunu yapmakta özgürdür. Eleştiri özellikle de devrimci temelde yapılan her eleştiri bizi mutlu kılar. Ama olmayan şeyleri varmış gibi göstermeye çalışmak, halka yalan söylemek affedilemez bir politik suçtur ve bizzat yaşayarak gördük ki, bu grup bunu sistematik bir çizgi haline getirmiştir.

Bu arkadaşlara önerimiz, Partizan’ın yenilenme ifadesiyle bu kadar meşgul olacaklarına kendi devrimci görevlerine yoğunlaşmaları olacaktır. Kaypakkaya’nın şapkasının altına saklanan ama onun çizgisinin uygulanması söz konusu olduğunda yan çizenlerin; Ozan Emekçi’nin “dilimiz keskin elimiz hasta” türküsünü dinleyip önder yoldaşın bayatı atıp tazeyi alma, kirli gömleği çıkarma yaklaşımını bir kez daha okumaları faydalı olacaktır. Umudumuz yok ama bir ihtimal sınıf mücadelesinin keskin tokadıyla belki kendilerine gelirler!

Bir Partizan 

49878

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

ONLAR ÇALIP ÇIRPTIKÇA BİZ YOKSULLAŞIYORUZ![*]

“İktidar yolsuzlaştırır.Mutlak iktidar mutlaka yolsuzlaştırır.”[1]

XX. yüzyılın son onyıllarında, Dünya Bankası ve diğer ulusaşırı finans kurumları, özellikle “yükselen pazarlar” olarak kutsanan neo-liberal korsan devletlerdeki rüşvet ve yolsuzlukların maliyetinin, onlara dayattıkları “yapısal uyum programları”nın getirilerini asgarîleştirdiğini gördüğünden bu yana, “yolsuzluklar” başlığını, özellikle UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) gibi “şefkat” aygıtları eliyle gündeminde tutmakta. 

DEVLET, SİYASAL “SUÇ”, HUKUK(SUZLUK) VE TERÖR(İST)[1]

“İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür.”[

Hayatımızı doğrudan müdahale ederek, zorbaca biçimlendiren egemenlik kavramlarının pratiğine ilişkin söz etmeden önce, bu konuda “Şeytanın Avukatlığı”na soyunan ve egemen zorbalık karşısında bunu layığı ile yapan ve geçenlerde bizi bırakıp giden Jacques Vergès’i anmadan geçmemeliyim.

TKP/ML-MK-SB :Yeni isyan dalgalarıyla ileri!

Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre yazılı bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Merkez Komitesi Siyasi Büro (TKP/ML MK SB)’nun açıklama metninin tamamını haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:

Yeni isyan dalgalarıyla esmek ve yıkmak için ileri!

Kürt, Türk Çeşitli Milliyetlerden Halkımıza,

TKP/ML MK'sinden Newroz açıklaması

Elimize e-posta yoluyla ulaşan bir habere göre yazılı bir açıklama yapan Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist Merkez Komitesi TKP/ML MK ’nin açıklama metninin tamamını haber değeri taşıdığı için paylaşıyoruz:

Direnişi Büyütecek, Özgürlüğü Kazanacağız!

Newroz Piroz Be!

TKP/ML- TİKKO Gerillalarindan Berkin Elvan için misilleme eylemi

TKP/ML TİKKO  gerillaları polis fişeği nedeniyle yaşamını yitiren Berkin Elvan için misilleme eylemi yaptı.

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı yaptığı yazılı açıklama ile eylemi duyurdu. Açıklamada, “14 Mart akşamı saat 19:30 da Dersimin Çemişgezek ilçesi Emniyet Müdürlüğüne yönelik gerillalarımızca Berkin Elvan'ın TC devleti tarafından katledilmesine yönelik bir misilleme eylemi gerçekleştirilmiştir. Emniyet Müdürlüğü hedefine yönelik gerçekleştirilen bu eylemimizin sonuçları netleştirilememiştir” denildi. 

Marksizmin Militan Savunucusu;Eleanor Marx (Tussy)

“Ben asla dua edemem, çünkü tanrı ölmüştür! Ben asla ağlayamam, çünkü göz yaşları kurumuştur! Ben asla umutlanamam, çünkü umutlar tükenmiştir!”[1]

Eleanor Marx’ın 116. ölüm yıl dönümü anısına...

  Ağıtlar acılıdır. Gidenin yerinin doldurulamayacağı anlatılır. Bazen ise, gitmemesi gereken gidenle birlikte her şeyin bitiği sanılır. Tussy öldüğünde de böyle yakılmıştı ağıtlar. 

Biz Teröristi Tanıyoruz /Erdal Yıldırım

Ülkemiz ekonomik, siyasal, sosyal olarak çok önemli tarihi ve zorlu bir süreçten geçiyor. Başta iktidarı elinde bulunduran AKP ve onun başındaki Recep Tayyip Erdoğan, çocukları ve ailesinin birçok bireyi, bazı Bakanlar, bakan çocuklarının, AKP’yle iç içe olan kimi odakların karıştığı yolsuzluk ve rüşvet sarmalı hergün biraz daha açığa çıkıyor. 

Seçimleri Boykot Et / Ergün Aslan

Bu sefer Dadaistler gibi tüm yazım kuralarını hiçe sayarak yazacam.

Ya.. Tayyib seçimleri kaybederse..

Biz proletarya köylüğün  mutluluğu bu kadar kısa sürmemeli yahu.

Toplumsal katmanın en aşağı tabakalarında olmak ( eğri, büğrü, doğrusunu yazmayı öğrenmeye çalışmadan yazmakta ) çok hoşuma    gidiyor.  

Hiç kimse gerçek yüzünü göstermekte bir an bile tereddüt etmiyor.

Güzel bayanların, Metroseksüel  beylerin dahil ne kadarda ağşalık sözleri söylüyebildiklerine şahit oluyorsunuz.

Eee. .. halde böyle olunca ....

Gaz bombalarına ve tomalara kilit vurmak

Polisin attığı gaz fişeğiyle öldürülen Berkin Elvan'ın sonsuzluğa uğurlanışından sonra, Gezi parkına karanfil bırakmak isteyen kitleye polisin gaz bombaları ve tomalarla saldırması artık bu meseleye bir çözüm bulunmasını zorunlu hale getirmiştir.

                Çözümün hükümetten gelmeyeceği ortadadır. Çünkü diğer ülke hükümetleri gibi AKP de halkın alanlara çıkmasından korkuyor. Alanların bir süre sonra devrim kalelerine dönüşerek hükümetleri alaşağı ettiğini görüyor ve biliyorlar.

Onlarla buradayiz;Onlarla dünyayi degistirecegiz!(*)

 

“Ölümseyerek bakıyor dünya,biz gülümseyelim.”[2]

Gerçeği haykırıp, çoğaltarak maddi güce dönüştürmek için buradayken; hepimizi yanyana getiren ilk şey acıdır.

Acılıyız! Kolay mı? Kardeşlerimizi katlettiler… Ali İsmail Korkmaz’ı, Ahmet Atakan’ı, Abdullah Cömert’i, Mehmet Ayvalıtaş’ı, Ethem Sarısülük’ü, Medeni Yıldırım’ı, Hasan Ferit Gedik’i bizden koparıp aldılar…

Gözümüzü çıkardılar; yaraladılar; zehirlediler halkı; Elvan Berkin ise hâlâ derin uykularda…

ԱՆԽԻՂՃՆԵՐ - Vicdansizlar

 

Türkiye,11 yıldır iktidarda bulunan AKP faşizminin, Gezi Parkı alanını halkın elinden alıp,temsil ettiği İslam burjuvazisinin denetimine sunup,rant sağlamasına karşı çıkan halkın şanlı mücadelesine tanık oldu.Doğayı,çevreyi ve yaşam alanlarını savunan halkın, kanla yazılan mücadelesi yeni bir dönemin artık başladığı sinyalini verdi.

Kitleler '' Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak '' sloganıyla AKP 'yi ve  başındaki RT Er doğan'ı tarihin çöplüğüne göndermeye kararlıydı.

Sayfalar