Cumartesi Ekim 17, 2026

Paris katliamının failleri ve düşünülmeyenler

 

Paris’te işlenen korkunç katliamın üzerinden günler geçmesine rağmen hala failler bulunmuş değil. Fail derken, öyle tetikçi veya tetikçilerden falan bahsetmiyorum. Bu vahşete imza atanların açığa çıkmamış olması, beraberinde başta ABD, Fransa ve Türkiye devletlerinin altından kalkamayacağı soruları getirmesi gerekirken aksine, ABD ve hem Fransız devlet hükümet ve basını, hem Türk devlet hükümet ve basını ve hem de vahşetin nedenini çözmekte zorlanan bir kısım çevreler, ya bilerek ya da bilmeden büyük bir özveri ve telaş ile Türk devletini ve bu çevreleri aklamaya çalışılıyorlar.
 
Dünya konjonktürü, kaynayan Ortadoğu kazanı ve her zamanın değişmez mekanşallığıyla günah keçisi olan Kürt ve Kürdistan hakikatinin ev sahipliği yaptığı an’ların sisler perdesiyle devam ettiği bir süreçte kurban yine buharlaştırılmak istenen Kürt oluyor. Hem de ne Kürt.
 
Evet bu vahşi cinayetlerde bedenlere saplanan kurşunlar başta, hem Sayın Öcalan, Kürdistan Özgürlük hareketi ve hem de Demokratik Modernite şahsında Kadın özgürlük mücadelesine sıkılmıştır. Elbet bu kurşunların hedefi İmralı görüşmelerinin askıya alınmasını isteyen Türkiye ve Kürdistan halklarını karşı karşıya getirerek iç savaş amaçlayan anlayıştır. Sakine Cansız, Fidan ve Leylalar bir halkın temsilcileri olmaktan çok o’nlar aynı zamanda, Kürt kadınının özgürlük sevdalıları olarak beş bin yıllık erk-egemenlikli sisteme karşı mücadele yürüten feda kuşağını neferleridirler. Yine bu kurşunların hedefi sadece Kürt ve Kürdistan özgürlük mücadelesi değil; bir bütün olarak Dünya Kadın özgürlük mücadelesidir de.
 
Suikast eylemi şüphesiz Gladyo merkezlidir. Ancak biz; “bu gladyonun işidir, deyip, nasıl olsa sistemdir ve sömürgeci sistem her zaman ve mekanda bu tarz yönelimlerde bulunabilir” çıkarımıyla ne geçiştirebiliriz ne de kabullenerek baş egebiliriz.
 
Hatırlanacağı üzere ABD Büyükelçisi Francis Ricciardone; Türkiye’ye, Bin Ladın’ı yakalamak için uyguladıkları yöntemi de içeren yeni bir öneriyi” getirdiklerini söylemiş ve ben “ 19.10.2012 Özgür Gündem gazetesinde yazdığım ‘ABD’nin ‘kapasitesi’ ve PKK’nın yüreği’ başlıklı yazımda önerinin gidebileceği yer ve yöntemi bakın nasıl açıklamıştım;
 
“Amaç, kapasiteyi açıklamayıp hedef şaşırtarak PKK’yı Echelon düşüncesine sevk etmek ve bu yönlü tedbir geliştirmelerini istemek mi, yoksa henüz denenmemiş HAARP Teknolojik laboratuarında üretilen yeni bir sistemin tereyağından kıl çeker gibi uygulanması düşüncesi mi, bilmiyoruz ama öyle veya böyle olduğunu ileriki günlerde her beraber göreceğiz”.
 
İşte göreceğimiz dediğim yöntem ortaya çıktı ve biz HAARP teknolojisi ile hiç zorlanmadan, tereyağından kıl çeker gibi “açılan şifreli kapılar” sonrası suikastı yaşadık. 1: PKK, hümanist ideolojisi, süreç ve bundan doğru güvenden kaynaklı Avrupa’da bu tarz suikastların olamayacağı düşüncesiyle “güvenliği elden bıraktı”. 2: Echelon’a yakalanmama ve dağda nokta operasyonu beklenmesi düşüncesi ile hedef şaşırtan sömürgeci sistem, olabilme ihtimali düşünülmeyen eylemi gerçekleştirdi. Burada şu sorulabilir; Öldürmek isteyen, her türlü öldürür. Evet öyle de, bu soru hem kaderci anlayışa hizmet edici bir soru ve hem de böyle diye güvenliği elden mi bırakacaksın! Halbuki Sayın Öcalan üç yıl önce görüşme notunda; Nerede, nasıl ve hangi gerekçeler ile tutuklanıp öldürüleceğinizi bilemeyeceksiniz, güvenliği üst düzeye çıkarın ve sisteme kendinizi yem etmeyin, diye uyarmıştı.
 
Sisteme açık vermeye dur. Bir açık verildi mi çıkan sonuçlar da böyle olur; Neymiş? Kapılarda zorlama yokmuş; kesin o’nları tanıyan birileri ve iç infazmış.
 
En basit istihbari bilgileri olanlar dahi bu düzmece senaryolara inanmazken başında bu yönlü diyalog geliştirilmesi ve bunun üzerinden sistemin perdelenmesi açıkçası şaşkınlık yaratıyor.
 
İşin bir başka boyutu da –suikastın gerçekleştiği ülke olma açısından- Fransa’nın bağımsızlığının sorgulanmasıdır. Bu eylem ile açığa çıkmıştır ki Fransa devleti “bağımsız” değildir. Kendi ülkesinde yaşayan tüm insanların hayatlarından sorumlu olması gereken Fransa aynı zaman da bu olayın hakikat temelli failidir de. Fransa’nın pak’lanması ve kendini bu olaydan kurtarmazsı söz konusu değildir. İki sık var; ya bu suikastı Fransa yaptı, ya da Fransa bağımsız değil. Bu kadar açık ve nettir.
 
Yine bir başka çıkarım da Erdoğan’ın “provokasyonlar olabilir” ve Şahin’in, henüz olay olmuşken “katil-suçlu psikolojisinde görülen pratiği ile “bu örgüt içi infazdır” söylemiyle, bu tarz eylemler Almanya’da da olabilir, itirafıdır.
 
Kürdistan Kadın hareketinin ideolojik kurum ayağına karşı gerçekleştirilen bu katliam Kapitalist modernite temsilcilerinin ustaca tezgahladığı bir pratiktir.
 
Katliamın üzerinden on gün gibi uzun bir süre geçmesine rağmen Fransa devletinin bu katliamın faillerini açığa çıkartamamış olması, katliam faillerinin oldukça derinlerde olduğunun resmikabulüdür. Bu katliamın failleri olarak yarınlarda dünya kamuoyunun karşısına bir iki Kürt çıkartırlarsa da şaşmayın; çünkü Gladyo işini temiz yapar.
 
Gladyo, ya da diğer adıyla Askeri ve İstihbarat birimlerinin üst yapılanması olan “derin devletler konfederasyonu”.
 
PKK ve kapitalist modernite karşıtı olan dünyadaki diğer tüm örgüt ve güçlere karşı etkin mücadele yürüten tanıdık bir isim olan Gladyo’yu bütün halde bir yanda bırakır ve parçalı hallerine yönelirsek sanırım failler daha çabuk ortaya çıkacak! Yani katliam faillerini öyle bütünüyle “iç” de ve ne de dış güçlerde” aramanın anlamsızlığı üzerinde durmanın sadece süreci bulanıklaştırma ve sömürgecilerin ekmeğine yağ sürme anlamına geldiğini bilmemiz gerekir.
 
İlle de bir şeyler söylemek gerekirse; Bu suikastın failleri, kullanılmak üzere ileriki yıllarda ortaya çıkabileceği ihtimali olduğundan İran diyerek Dr.Qasımlo’yu işaret etsek, İran devleti PKK kurucularından olan Sakine Cansız’a yönelmesini –tabi böyle bir devlet kalırsa- ileriki yıllarda ortaya çıkacağından, hiçbir şekilde halkına anlatamaz. Fransa diyerek, zaten Kürt şahsiyet ve kurumlarına baskı ile Türkiye işbirliği içindeydi üzerinden hareket etsek, yine hedef şaşırtmış olacağız ve Fransa’nın böylesi bir süreçte gerçekleşen bu olayı kendi halkına anlatabilmesi anlamsız görülürken, anlamlı olan Kürt kurumlarına müdahalesini kendi otoritesi ve yasaları için gerektiğini anlatabilir. Yine Kapitalist modernite sistemini benimsemiş olan Güney Kürdistan diyerek Rojava pratiğini öne sürüp Paraştın’da devrede desek, bilemiyorum ama Sayın Barzani’nin de bundan dolayı halkına anlatabileceği hiçbir mantıklı gerekçe olamaz. Suriye’nin üzerine yıkılacak bir olay zaten olamaz ki, bu olay ileri de ayakta kalacak olan bir devlete mal edilmeli ki o’na karşı kullanılabilsin. İsrail ve Rusya’mı? İnanın bu suikast Rusya’nın süper güç olma isteğini baltalamaktan ve İsrail’in vaat edilmiş topraklara ulaşması hayalinin önünde gereksiz ve büyük bir engel olur…
 
-Bir de az biraz araştırma yapan ve istihbari bilgileri olan biri istihbarat örgütlerinin çalışmalarının öyle anlık kararlarla olmadığını bilirler. An içinde yoğunlaşan birim elemanları bile önceden alınmış bir kararı uygularlar. Her ne kadar kendi inisiyatifleri olsa da, konuşulmuş, tartışılmış ve eylem öncesinden (en az birkaç ay ve belki yıl) alınmış bir karar yoksa ne olursa olsun eylem yapmaz ve hücrelerinden çıkmazlar-.
 
Sonuç olarak tetiği çeken ülke olarak geriye, yaptığı her pratiği “halkına” anlatabilen Türkiye kalıyor. Bu konuda Ne Cumhurbaşkanı Gül, ne Erdoğan ve ne de Bakanları suikastten kaçmıyor ve açıktan üstleniyorlar bile. Çünkü Türk devlet tarihi katliamlar tarihi ve bir Dersim, Zılan, Maraş, Çorum, Sivas, Gazi, Onbinlerce faili meçhuller ve Roboski’leri yapıyor ve bunu da çok rahatlıkla halkına anlatabiliyor. Suikast her ne kadar ABD HAARP teknolojisi ile yapılmış olsa da, olay sonrası olan açıklamalarıyla tetiği çekenler ve ilişkide olanlar olarak görülmesi gereken BOP Eşbaşkanlığı görevinde olan Erdoğan ve neredeyse tüm dünyada istihbarat ağlarıyla kurumsallaşan Fettullah Gülen istihbaratı ve MİT elemanlarıdır, diye düşünüyorum. Çünkü Türk devleti ve geleneğinin bu ve benzeri dosyaları kabarıktır ve halkına da anlatabiliyorlar. Çünkü karşısında hem faşist ve hem de bir o kadar devletine inanmış ‘zavallı’ bir Türk halk gerçekliği var.
 
21.01.2012
Mehmet Serhat Polatsoy
111107

Mehmet Serhat Polatsoy

Özellikle Kürt Ulusal Hareketi üzerine ve kürtlerin sorunları üzerine makaleler yazmakta olan yazarımız 2011 sonlarından beri yazılarıyla sitemizde yer almaktadır.

serhatpolatsoy@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)

Mehmet Serhat Polatsoy

Diktatörler gölgelerinden korkarlar

Tarihin en büyük korkakları hiç şüphesiz diktatörlerdir. Çünkü onların dostları olmaz, yalakaları olur. Yalakaları ise diktatör zayıfladığı anda onu arkadan vurabilecek tipte kişiliklerdir. Bu nedenle diktatör, en yakın yalakasına da güvenmez.

Diktatörler, gölgelerinden korkarlar. Gölgelerinin dahi kendisini takip ettiğinden, her an eline bir silah ya da bıçak alıp kendini arkadan vuracağını sanırlar. Bu nedenle, Gölgesinin serbest kalmasına asla müsade etmez. Kendi gölgesinin üstünde de koruma gezdirir.

Genel seçimlerde oylar HDP'ye


Genel seçimlerin yarattığı hareketlenmenin gündemde başat rol oynadı ve kitlelerin politikaya ilgisinin daha da boyutlandığı bir döneme girmiş bulunuyoruz. Politik bir yapı olarak, halkımızın gündemini giderek daha fazla kaplayacak olan parlamento seçimleriyle nasıl ilişkileneceğimizi, bu kapsamdaki hedeflerimizi, mücadele araçlarımızı ve bunlara bağlı olarak ittifaklarımızı belirlememiz ve zaman kaybetmeden çalışmalara başlamamız gerekmektedir.

Yaşar Kemal'in ardından: Ali Murad’a “Emmim” der :Nazar Büyüm

Galiba 1964. Belki ’65. Beyazıt’taki Marmara Sineması’nda TİP gecesi var. Sahne balonlarla süslenmiş. Sıra onda, konuşma sırası, Yaşar Kemal’de. Sahneye çıktı, bir iki söz söyledikten sonra, eline yeşil bir balon geçirdi. “Bu işte kapitalizmin, burjuvazinin balonu! O balonu söndüreceğiz!” diyerek balonu çimdiklemeye başladı. Ne yapsa patlamıyor lanet balon. Uğraş, didin, sonunda gümledi. “İşte görüyorsunuz, kolay değil kapitalizmin balonunu patlatmak,” gibi sözlerle bu zorlu uğraşı açıklamaya girişti.

RAF artık müzede: Selami İnce

 

Avrupa 68 isyanını başlatan olaylardan biri de Almanya’da bir öğrenci liderinin polis tarafından vurulmasıydı. İşte o öğrenciyi vuran polis sessiz sedasız eceliyle öldü. Ölümün hatırlattıkları ve kısa bir tarihe yolculuk…

Daima yaşayacaktır,ismiyle müsema YAŞAR KEMAL‏

“Bir sis çanı gibi gecenin içinde Ta gün ışıyıncaya kadar Vakur metin sade Çalacaksın...”[1]

1923’te hayata “Merhaba” diyen koca çınar Yaşar Kemal, Anadolu, Ermenistan ve Kürdistan’ın köklerinden beslenen gerçekleri gerisinde bırakarak ayrıldı aramızdan.

Yaşamı boyunca emekten, isyandan, insan(lık)a ait güzellikten yana mücadelesiyle onurun, onurlu duruşun ne olduğunu hepimize öğreten O; sözcüklerin gizemine sevdalı bir sosyalistti!

Özgürlük aşkı – Kurt ve Köpek Hikayesi

Varlığından günümüze dek tüm yaşamını dağlarda, ormanlarda, sarp yerlerde sürdüren, özgürlüğüne aşık bir kurt kardeş varmış. Kendi doğallığında avlanarak yaşamını sürdürürmüş. Kurt kardeşin yaşadığı dağ köyünde ise bir çoban köpeği varmış.

Köpek kardeş köyde sahibiyle birlikte, ona hizmette bulunarak yaşarmış. Efendisi ne verirse yer, malını-mülkünü ve de efendisinin kapısını Kurt’tan Kuş’tan korurmuş. Kurt ile köpeğin bu enteresan hikâyesini birçoğumuz biliriz. Anlayanların bu hikâyeden büyük dersler çıkaracağını, beni anlayacağını umut ediyorum.

Yezidlere karşı Pir Sultan’ın partisine!---ERGİN DOĞRU

Alevi hareketinin içerisinde bulunduğu durumu yorumlamak, analiz etmek hepimize düşen bir görevdir. Güçlü bir Alevi hareketinin Türkiye'de özgürlüklerin gelişimine sunacağı katkı göz önüne alındığında bu görevin aciliyeti ve önemi de anlaşılmaktadır. 

Neden siyasete atıldım – Günay Aslan

Önceki gün çocukken tozlu sokaklarında bilye oynadığım, gençken geniş bahçeli cumbalı evlerin duvarlarına, ‘kahrolsun sömürgecilik yaşasın özgürlük’ sloganları yazdığım, bir dönem arzuhalcilik, sonra gazetecilik yaptığım; gazetecilik yaptığım için kaçmak zorunda kaldığım aşkın kenti Van’da bir basın toplantısı düzenledim.

Basın toplantısına kentin kadim halklarından ve inançlarından Ermeniler, Asuri Süryaniler, Yahudiler ve Êzîdîler dışındaki herkes katılmıştı.

Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP /Demir Küçükaydın

 

Birleşik Haziran Hareketi (http://birlesikhaziranhareketi.org/) diye bir girişim veya ittifak var. Bir de epeyce aydın ve sosyalistin girişimcisi ve destekçisi olduğu “AKP diktatörlüğüne “dur” demek için seçimlerde HDP-CHP-BHH bloğu” isteyen bir girişim var (https://www.facebook.com/events/499267203544698).

Hastalıklı toplumun hasta insanları…/ Fikret Başkaya

Artık Türkiye tam bir şiddet sarmalına hapsolmuş durumda: Polis şiddeti, subay şiddeti, öğretmen şiddeti, müdür şiddeti, erkek şiddeti, koca şiddeti, baba şiddeti, siyasetçi şiddeti, esnaf şiddeti (AKP esnafı tarafından hunharca katledilenleri hatırlayın) dinci yobaz şiddeti, işveren şiddeti, ekonomik şiddet, trafik şiddeti, mahalle şiddeti, medya şiddeti, rektör şiddeti, dekan şiddeti, “özel güvenlikçi” şiddeti, insanların doğal çevreye uyguladığı şiddet… Bu kadar şiddete maruz bir toplumda ve ortamda hala sağlıklı insana rastlamak ne kadar mümkün?

TKP/ML TİKKO Kobanê Komitesi

MLKP savaşçısı Alişer Dersim’i kavgamızda yaşatacağız

 “Onlar ki, yürekleri avuçlarında Tasasız, Ve tereddütsüz yürüdüler mayınlı yollarda Genç, Körpe Tomurcuk tazeliklerini akıttılar Şorul şorul, cömertçe, Yüzümüzün kederi dağılsın diye…”

DAİŞ çetelerinin Kobane’ye saldırılarının başlamasının ardından partisi MLKP’nin çağrısıyla direnişe ortak olan Alişer Dersim (Emre Aslan) yoldaş 24 Şubat’ta çetelerle girdiği çatışmalarda şehit düşerek ölümsüzler kervanına katıldı.

Sayfalar