Çarşamba Ekim 14, 2026

Özelleştirme ve Sermayenin Diktatörlüğü

Rejimin biçimsel yanı, sermayenin gereksinimlerine göre zaman zaman değişse de, sermaye devletinin özü değişmez. Çünkü o öz, bir sınıf diktatörlüğüdür. 

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adını verdikleri yeni yönetim biçimi, “parlamenter sistem” dediklerinden özde farkılı değil, sadece biçimsel bir değişimden ibarettir.

Türk burjuvazisi, 12 Eylül’de askeri faşist cuntayla yeni bir sermaye birikim modelini hayata geçirmesi yetmedi, sermaye tıkanmaya, sık sık krizlere girmeye başlayınca, bu kez “ Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi” adı altında, görünüşte “tek adam diktörlüğü”nü rejmini yasallaştırdı. 

Sermaye rejiminin bu biçimsel değişikliği; iki şeyi amaçlıyordu: Birincisi işçi sınıfı ve tüm demokratik hareketleri (Kürt Ulusal Hareketi’de dahil) susturmak, özelleştirmeleri hızlandırmak ve bu bağlamda köylünün elinde kalan toprakları alarak, onları bütünüyle mülksüzleştirmek. Yani, sömürüyü daha da artırmak ve, sermayenin birikim ve merkezileşmesini sağlamaktı. 

Bu mülksüzleştirme süreci, sermayenin büyümesine ve merkezileşmesine koşut olarak devam eder. Mülksüzleştirilenlerde, mülksüzleştirilenler tarafından yeniden mülksüzleştirilir.

Köylünün elinde kalan toprağı alacaklarını 2007 yılında, “darbeleri tarihe karıştırmak için Türkiye’de köylülüğü tasfiye edelim” diyen günümüz silah üreticisi tekelin sahiplerinden Ethem Sancak açıktan söylemişti. Ve bunu patronlar o zamanın tarım bakanına da iletirler.[1]

Burjuvazi, aşırı sermaye üretimi sağlayacak her şeye saldırır. Bugün, her derenin önüne HES yapılması, “maden çıkarma” gerekçesiyle, köylünün elinden toprağının zorla alınması ve ekolojik dengelerin hızla bozulmasına yol açan doğanın vahşice sermaye saldırısına maruz kalması; işçi ve emekçi karşıtı, neredeyse her ay yeni bir “torba yasaları”nın çıkarılması, tek adam diktatörlüğünü değil, tekelci sermayenin diktatörlüğünün vahşileşmesinin artışıdır.

Aşağıda  istatistiki verilerde de görüleceği gibi, özelleştirmelerde “aslan payını” kim aldıysa, Türkiye Cumhuriyeti devleti onların, faşist rejim de onların rejimidir. Erdoğan, Bahçeli ve diğerleri tekellerin emrinde birer siyasi piyon, olarak kitlelerin önünde tekeller adına önde tutulmaktadır.

Özelleştirmelerde, her ne kadar Sözcü gazetesi; “AKP iktidarı yerli ve milli olan her şeyi sattı” desede, en büyük pay yerli tekellerindir. Sözcü gazetesinin “sitemine”, küçük burjuva ulusalcıları da katılıyor. Ama belgeler hiçte öyle göstermiyor:

İşte veriler:

1986 yılından 2018 yılına kadar Türkiye’deki özelleştirme tutarı 70,2 milyar dolar* kadar gerçekleşmiştir.[2] Bu oldukça büyük bir rakamdır. Özelleştirme İdaresinin faaliyet raporu (2018) baktığımızda, 1986-2003 arasında 8.240 milyar ABD doları kadar özelleştirme yapılırken, 2004 ‘de 1.283, 2005 ve 2006’da 8’er milyar dolar ve 2009-2012 arası yaklaşık her yıl 3’er milyar dolar olurken, 2013 yılında birden fırlamış ve toplam 12.486 milyar ABD doları kadar gerçekleşmiş. 2014 yılında 6.266, 2015-2019 arası ise 1’er milyar küsür doların üzerine çıkmamış. 2019 yılı içinde sadece 116 milyon dolarlık satış (özelleştirme) yapılmış. 1986-2019 yılları arasındaki özeleştirmenin toplam tutarı 70,3 milyar  dolar kadardır.[3] En fazla özelleştirmenin yapıldığı 2013 yılı aynı zamanda Haziran Ayaklanması (GEZİ)’nin olduğu yıldır.

Özelleştirmede Yabancı Sermayenin Payı:

TC Başbakanlık Özel İdare’nin 2015 Ağustos’una kadar olan süreçte sermayeye satılan bölümü buraya alalım. Çünkü, Türkiye’deki özelleştirmelerden daha çok yabancı sermayenin faydalandığı ya da onlara satıldığı yanlış bir yaklaşım var. Bu bilinçli bir çarpıtmadır. Türk tekelci burjuvazisini koruma ve ona “yerli” sıfatını yakıştırma girişimidir. Oysa, hiç bir tekelci, burjuvazinin “yerli” ya da “milli” olan bir yanı kalmamıştır ve yoktur. Devleti elinde bulundurmaları nedeniyle “yerli”dir. Ancak onların "yerli" ve "mili" olduğu yerde işçi ve emekçiler yabancıdır.
 

Aşağıdaki tablo’da da göreceğimiz gibi, yabancı sermayenin bu sürece kadar olan satışlardaki toplam tutarı verilmektedir.  Bu yıllar içinde yerli-yabancı ortaklığı tutarı 27 Milyar 389 milyon dolar. Bunun sadece 19.136 milyar  doları kadarı yabancı sermayeye ait.[4]

1986-2011 arasındaki satışlarda yabancı sermayenin payı %22 iken yerli sermayenin payı %78 olarak gerçekleşmiştir. Daha sonraki süreçlerde de bu oran değişmemiştir. 

Türk tekellerine satılanı görmeyip sadece yabancı tekellere satılanı görenler ya da öne çıkaranlar, küçük burjuva ulusalcılığının sosyalşovenist yanının kabarmasıdır. Türkiye’de devlet Türk tekelci burjuvazinin devletidir. 

Arazilerinde “Araplara satıldığı” bilinçli olarak yinelenir. Oysa, taşınmaz malların ve arsaların büyük bir bölümü “yerli” burjuvaziye ya da onun altındakilerine satılmıştır.[5] Yabancıların Türkiye’de toplam varlıkları (2019 yılı sonu itibariyle) 150 milyar ABD doları. Bunun 101 milyar doları Avrupa ülkelerine ait. En büyük pay Hollandalıların, onu Almanya izliyor. Hollanda’dan Türkiye yapılan yatırımların bir kısmının Türk tekellerine ait olduğunu belirtelim. Körfez  ülkelerinin (Bahreyn, Suudi Arabistan, Katar, BAE, Irak, Kuveyt, Umman, Yemen) toplam yatırımları (varlıkları) 31 milyar dolara yakın.[6] Bunun 25 milyar doları, son (BİST’in % 10’luk payının devri) yatırımlarla birlikte Katar’a aittir.

Bazı “sol” gazete[7] yazarları ise, “yerli”, “milli” ve “yabancı” ayrımı yapıyor. Ama TÜPRAŞ’ın KOÇ Holdinge’e satılmasını gölgelemek için Shell’in küçük bir payını eklemeyi unutmuyorlar. Oysa Shell’in TÜPRAŞ’taki payı (%2)  devede kulak bile değildir. Koç Holding, TÜPRAŞ’ı aldıktan sonra iki kat büyümüştür. Koç Holding, Tüpraş’ı almadan önceki (2005 yılı) yıllık cirosu 18 milyar dolardı. Tek başına Tüpraş’ın ciroso ise 20 milyar ABD dolar kadardı. 

Yabancıların sınai sektörlerindeki payı 2012 yılında (en yüksek olduğu yıl) yaklaşık 81 milyar dolar iken, 2019 yılında (2020’de daha da düştü) 46,6 milyar dolar.[8] Yani, küçük burjuva ulusalcılarının kaygılarının tam tersi gelişme olmuş.

Erdoğan’ın arkasında Koç, Sabancı, OYAK, Zorlu, Eczacıbaşı, Doğuş, İş Bankası, Rönesans ve “beşli çete” dedikleri uluslararası tekel durumuna gelmiş müteahhit  şirketler ve elbette diğerleri olmayacak’ta kim olacak. Ve Borsa’da (BİST) hakimiyet, esas olarak, sayısı 10'u geçmeyen büyük Türk tekeline aittir. İç pazar bunlara aittir. Ekonomi bunların çıkarları doğrultusunda yürütülür, kanunlar bunların çıkarlarını korur. Dış ilişkiler bunların çıkarlarıyla örtüşük şekilde yürütülür. TC’de bunlara aittir. 

Ve işte, 2000’lerin başından itibaren uluslararası alanda Türk mali sermayesinin daha fazla boy göstermesi, diğer emperyalist tekellerle pazar hakimiyeti mücadelesi vermeleri ve askeri olarak saldırganlaşmasının, işgallerin arkasında bu özelleştirmeden alınan %78’lik payın devasa mali gücü vardır. 29.11.2020

***

 

 *Dolar: ABD doları cinsinden
 

[1] Radikal gazetesi, 21.09.2007, bkz. Yusuf Köse, Tarihin Önünde Yürümek, sf.286

[2] T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı Özelleştirme İdaresi Başkanlığı Faaliyet Raporu-2018 (sf. 54) ve 2019 yılı,  sf.63. pdf

[3] Kaynak. TCÖİB, sf. 29. Derleyen: M. Necati Doğan. https://docplayer.biz.tr/17702345-Türkiye-de-özellestirmenin.html

[4] TCBÖİB, sf. 50, Derleyen: M. Necati Doğan.

[5] M. Sönmez, “Araplara Satıldı”,  makalesinde, bunun doğru olmadığını verilerle ortaya koymaktadır. Al Monitor, 16 Ocak 2020

[6] TCMB, Uluslararası yatırım Pozisyonu, Tablo 12. “ Yurtdışında Yerleşik Kişilerin Türkiye’deki Doğrudan Yatırımları”, www.tcmb.gov.tr

[7] BirGün, 17 yılda sanayideki sermaye payı giderek yabancılaştı. 02.01.2020

[8] www.tcmb.gov.tr

 

 

8644

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Son Haberler

Sayfalar

Yusuf Köse

Faşizme Karşı Birleşmeyenler, Faşizmin Zindanlarında Buluşur

Önce en büyük toplumsal muhalif dinamik güç olan Kürtlere, devrimcilere ve sosyalistlere, ardından aydınlara, akademisyen ve sanatçılara, basın mensuplarına, emek cephesine saldırdılar. 

Her bir toplumsal grup, kendisi dışındakilere yapılanlara yeterli ve gerekli tepkiyi göstermeyince, yılan doğal olarak herkese saldırmaya devam etti. Şimdi de Alevilere saldırmaya başladılar. Ama biz Aleviler tarih boyunca zalimlere karşı sürdürdügümüz boyun eğmezliği bu sefer de sürdürecek, asla sinmeyecek, diz çökmeyecek ve asla bu diktatörlüğe teslim olmayacağız.

Emperyalist Büyük Savaşa Doğru-3

ABD burjuvazisi, 18 Aralık 2017’de Trump’a okutturduğu „Ulusal Güvenlik Strateji Belgesi‘nde–UGSB- “ birinci düşman olarak Çin devleti görülüyor. ABD’nin Asya’daki çıkarları için Çin büyük bir tehlike sayılıyor. Tabi, açıklanan UGSB’nin içinde Rusya ve İran’da var. Bu ayrı bir konu olduğu için geçiyoruz.

Efrin’de Dişe Diş Savunma Uygulanacak!-Dursun Ali Küçük

*Efrin şehir savunmasına da hazır...

Yerden bitip vuruyorlardı. Tankları tahrip oldu. Kobraları vuruldu. Öne İŞİD vb karışımı ÖSO yu eşek gibi sürüyorlar. Hani buda yerel ve milli ordudan sayılıyor. İnanılmaz bir savunma ve vurma taktiği uyguladılar.

Dünya buna gıpta ediyor ama ne yazıkki uluslarası güçlerden ciddi bir destek çıkmadı.

Türk ordusu dünyanın sessizliğine rağmen bataklığa batmıştır.

TKP/ML-(YDK):“Newroz Devrimci Kawa'nın yaktığı isyan ateşi, Efrin'de işgalci TC devletine karşı komünistlerin, devrimcilerin ve Kürt savaşçıların silahlarında büyüyor”

Newroz direniştir.

Newroz, zalimlere karşı isyandır.

Newroz, “zulmün olduğu yerde isyan etmek meşrudur” manifestosudur.

Devrimci Kawa'nın zalim Dehak'a karşı yaktığı isyan ateşi yüzyıllardır sönmedi. Kürt halkı Kawa'dan bu yana hiç söndürmedikleri bu isyan ateşini bugün de Irak, İran, Suriye ve Türkiye'de ilhak edilmiş topraklarında yakmaya devam ediyorlar. Kürt halkının Newroz Bayramını kutluyoruz. Newroz Piroz Be!

Ezilen Emekçi Halkımız

Efrin Direnisinin Ögrettikleri-1

Bu yazı Özgür Gelecek Gazetesinin 163. Sayisindan alınmıştır.Güncelliği nedeniyle yayınlıyoruz.Kaypakkaya-Haber yazı kurulu.

TC’nin 19 Ocak 2018 tarihinde başlattığı Efrîn işgali, birinci ayını geride bıraktı. İşgalini doğru olarak tahlil etmek için bu işgalin iç ve dış politik nedenlerini iyi okumak gerekmektedir.

Suriye'de Kürtleri bekleyen tehlike!

Bu yazı Özgür Gelecek sitesinden alınmıştır.Güncelliği nedeniyle yayınlıyoruz.Kaypakkaya-Haber yazı kurulu.

Suriye'de Kürtleri bekleyen tehlike!

AFRİN KÜRTLERİN SARDARABAD'I OLACAK!..

Tamı tamına yüz yıl önceydi. Birinci Dünya Savaşı içinde Ermeni halkını soykırıma uğratmış olan Türk devleti, 1917 Ekim Devrimi sonrası Rusya'nın savaş cephesinden çekilmesini fırsat bilip Erzincan Mütarakesi'nin şartlarını ihlal ederek Erzincan'dan Erzurum'a, Kars'a ve Gümrü'ye kadar Ermeni halkının tutunmaya çalıştığı alanları işgal etmeye girişti. Batı Ermenistan'dan sonra Doğu Ermenistan'ı da haritadan silmeye yöneldi.

Kadın ve Komünizm

Sosyalizm ve ulusal kurtuluş mücadelelerinde şehit düşen, dövüşen, kadınlar üzerindeki tüm baskılara karşı direnen, zindanlara düşen, katledilen tüm kadınlara...

 İÇİNDEKİLER

1.BÖLÜM

KAPİTALİZM VE KADIN

kadın üzerindeki baskıların üretilmesinin ekonomi politiği

kapitalist sistemede, yaşamın her alanında sömürülen kadın

anasoylu toplumda kadının rolü

kapitalizmin ataerkil aileyi çözmesi

Afrin Direniyor

Faşist Türk Devletinin Afrin'i işgal girişimi 45. gününde...

Evet ...Türk devletinin Afrin'i işgal etme, Afrin halkını katletme, Afrin'i boşaltıp IŞID+EL KAİDE+EL NÜSRA dan oluşturulan ÖSO çetelerini buraya yerleştirme ile ilgili  saldırı ve katliamları 45 gündür devam ediyor.

 Faşist TC'nin iktidar koltuğundaki AKP ve onun başı RTE nasıl ki  daha önce  Cerablus ve El Bab'ı işgal edip buraya ÖSO çetelerini yerleştirdiyse şimdi de Afrin'i ele geçirip buraya da ÖSO çetelerini yerleştirmek istiyor.

TKP/ML KADIN KOMİTESİ | “Bizi yenemeyeceksiniz! Ya kazanacağız! Ya kazanacağız!”

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle bir açıklama yapan TKP/ML Kadın Komitesi, “Bizi yenemeyeceksiniz! Biz hep vardık ve de var olacağız! TKP/ML Kadın Komitesi olarak devrim mücadelesinde fiziken yitirdiğimiz ve de erk-eklerin tahakkümü altında her ay onlarcası katledilen tüm kadınlar adına söz veriyoruz: Ya kazanacağız, ya kazanacağız! Ya zafer, ya zafer!” dedi. Elimize e-posta yoluyla ulaşan açıklamayı 8 Mart vesilesiyle olduğu gibi yayınlıyoruz:

BİZİ YENEMEYECEKSİNİZ! YA KAZANACAĞIZ! YA KAZANACAĞIZ!”

MÜSLÜM ELMA | “Afrin işgalini kınıyor, kahraman Kürt halkının direnişini selamlıyoruz!”

Beş ATİK’linin tahliye olduğu, ancak aralarında uzun yıllar Türkiye’de devrimci mücadele içerisinde hapishanelerde işkencelere karşı direnen Müslüm Elma’nın da olduğu beş ATİK üye ve yöneticilerinin hala tutsaklığının sürdüğü Münih duruşmaları devam ediyor. 21 Şubat günü görülen duruşmada konuşan Müslüm Elma, “Bugün Afrin Kantonu’na TC’nin bombaları yağıyor. Buna karşı çıkmak, buna karşı mücadele etmek yalnız insani bir görev değildir. Aynı zamanda bu kahraman halka karşı olan vicdanı bir sorumluluktur.

Sayfalar