Ortadoğu'da Öcalan'ın rolü ve Demokratik Konfederalizm
Hegemonik güçlerin BOP projesi türlü türlü kaos politikalarının uygulamaya alınmasıyla devam ediyor.
Ezici çoğunluğu İslam olan coğrafyaya her ne kadar oryantalistlerin esaslarıyla yaklaşsalar da reçeteleri yine -ama sapmaya uğrayan- İslam üzeri oluyor. Bu politikalarını yürütebilmek için de islam soslu şahsiyet ve hükümetleri görevlendiriyorlar. Tabi bunlar para, güç ve iktidar için ya objektif ya da subjektif anlamda efendilerin köleleri olarak hizmette kusur etmiyorlar. İşte Muaviye İslamı, Ilımlı İslam ve Radikal İslam formulasyonlarından her hangi biri başarıya ulaşsın diye de kendi öz politikaları olmayan bu tarz hükümetler kullanılıyor. Bu devlet ve/veya hükümetler ki ülkelerindeki istismar edilecek mutsuz çoğunluğu konsolide etmeye yarayan birer araç olmaktan kurtulamıyorlar.
Tüm bunlardan dolayı da Ortadoğu hiç bir şekilde bir düzene evrilemiyor ki kaos, son İslam peygamberi olarak bilinen Hz.Muhammed'in ölümünden sonra başlıyor.
Hegemonik güçler Ortadoğu'da ciddi bir çıkmazdalar; ondandır ki kimyasallar ile yıkanan elleriyle tuttukları tüm dallar kuruyarak bir bir kırılıyor. Zevahiri kurtarmak da kendini yeni peygamber ilan edenler sayesinde oluyor ki bu durum hegemonlara can suyu katıyor. Böylelikle Ortadoğu sahasında müthiş kısır döngüler kaosu örgütleme ve yönetmekten ileri gidemiyor.
Oysaki Ortadoğu'ya kalıcı bir sistem İslamiyetin ilk yıllarında deneniyor ve tüm inanç ve halkların bir arada yaşayabileceği "Medine Sözleşmesi" çok kısa da olsa bir çözüm gücü halini alabiliyor. Bu çözümü de on yılı aşkındır geliştirdiği yeni paradigmada Demokratik Konfederalizm perspektifiyle Kürt halk önderi ve düşünce insanı Sayın Abdullah Öcalan öneriyor. Yine geçenlerde, 21 yıl Londra'da sürgünde kalan ve Arap baharı sonrası Tunus'a dönen İslami Hareket'in önder iki kurucusundan biri olan Gannuşi ayağının tozuyla: "Siyasal İslam'ı bırakıp Demokratik İslam'a geçiyoruz" diyerek Öcalan'ın önerisine dikkat çekiyor. Bu düşüncenin kendisinde Londra'da şekillenmesi de dikkatlerden kaçmıyor!
Kimbilir belki hegemonlar Demokratik İslam'ın Ortadoğu'da da uygulanabilirliği üzerinde duruyorlardır! Herşeye rağmen Gannuşi'nin bu çıkışı yerinde ve zamanındadır.
Yaşananlar ile Öcalan'a tarihinde rastlanılmamış ağırlaştırılmış bir tecrit uygulanmasının zamanlaması anlaşılabiliyor. Hegemonlar sadece Ortadoğu'da değil İmralı'da da zorlandıkları bir savaş yürütüyorlar. Ondandır ki Öcalan susturulmak isteniyor ve o olmadan bir çözüm amaçlanıyor.
Şimdilik AB formülasyonu ile Ulus-Devlet paradigmasindan sıyrılmak isteyen Hegemonik güçler Ortadoğu'nun bu sistemde kalması için tüm çirkinliklerini makyajlayarak güzelmiş gibi gösterebiliyor ve denenmiş ama başarısız bir sistemi bir yüz yıl daha burada hakim kılmak istiyorlar. Hegemonların İŞİD ve benzeri örgütleri laboratuar ortamında yaratarak Ortadoğu sahasına sürmesi ve çözüm için mezhep çatışmalarını hazırlaması coğrafya ülkelerini oyalama ve kendi sistemlerini oturtmaktan başka bir anlam da taşımıyor.
Diğer yandan Kürtler üçüncü çizgi olarak Dünya sisteminde yer alabilmek için günden güne devleşerek amansız bir savaş veriyorlar. Bağımsızlık, yani adalet, eşitlik ve özgürlüğün yaşanacağı sistemin Ulus-Devletten değil Öcalan'a ait olan Demokratik Konfederalizm perspektifiyle oluşturulacak sistemden geçtiğini bugün bütün dünyaya gösteriyorlar.
Evet! Öcalan bu öneriyi sadece Kürdistan ve Türkiye için değil aynı zamanda Ortadoğu ve Dünya için de yaptı. Öcalan Türkiye, İran, Irak ve Suriye'ye daima: "Biz kendi aramızda çözmezsek hegemonlar, en uygun projeyi dahi kendilerine benzeterek bir çözüme giderler" demişti.
Demokratik Konfederalizm Ortadoğu ve Dünya sistemi için önümüzdeki yıllarda çok tartışılacağa ve bu tartışmaların merkezinde de tartışmasız bir şekilde Öcalan olacağa benziyor. Bunun için de Kürt hareketi, dostları ve bizlere çok iş düşüyor ve Öcalan'ın sadece Kürt sorunu değil tüm sorunlarda baş müzakereci olarak muhatap alınabilmesinin koşullarını yaratmalıyız. Barış'ın anahtarının Öcalan'da olduğunu ve bunun da Öcalan'ın özgürlüğünden geçtiğini anlatabilmeliyiz.
Mehmet Serhat Polatsoy
Özellikle Kürt Ulusal Hareketi üzerine ve kürtlerin sorunları üzerine makaleler yazmakta olan yazarımız 2011 sonlarından beri yazılarıyla sitemizde yer almaktadır.
serhatpolatsoy@kaypakkaya-partizan.net(hazırlanıyor)
Son Haberler
Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü
İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.
Katliam Bir Devlet Geleneğidir!
Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…
Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.
HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.
Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]
din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.
CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...
Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.
İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?
Paramaz! (Nubar Ozanyan)
20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.
Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.
Politik gerilik ve yetmezlik…
Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.
Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.
Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.
Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]
“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!
Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.