Perşembe Kasım 5, 2026

“Örgütlüysek Her Şeyiz Değilsek Hiçbir Şey” de; Bu Nasıl Olacak?

Halk gençliğini, genç kadınları, liseli gençliği, LGBTİ+’ları, değişik inançlara mensup kitleleri ya da daha genel bir ifade ile geniş halk yığınlarını maruz kaldıkları, sömürü, baskı, şiddet, asimile etme, yok sayma ve imha etme politikasına karşı mücadelesinde örgüt, tarihsel önemde bir rol oynar.

Sitemin çarkları arasında can çekişen yığınların mücadele etmekten başka çıkar yolu yoktur. Zira mevcut sistem, varlığını sürdürdükçe dizginsiz bir sömürü, zincirlerinden boşanmış azgın bir şiddet sarmalında soluksuz kalmaya mahkûm kalacaktır.

Örgüt (organization), geniş emekçi yığınların, onları, ezen, sömüren hâkim sınıflara karşı vazgeçilmez aracıdır. Vazgeçilmez ve tarihseldir, çünkü kitleler ancak ve ancak örgütlü bir zor aracı olan, tüm kurumları ve organlarıyla bir ezme aracı olarak işlev gören en büyük örgüte, devlete başka türlü karşı koyamaz.

Yığınların insanca bir yaşayabilmek, temel hak ve özgürlüklerini koruyup geliştirebilmek adına mücadele etmekten başka yolu yoktur. Yığınlar söz konusu talepler uğruna mücadeleye giriştiğinde karşılarına tepeden tırnağa örgütlü bir güç bulurlar. Buna karşı koymanın, kendini koruyup, kazanım elde etmenin ve de kazanımları koruyup ileri taşımanın başlıca yolu örgütlenmekten, örgütlü hareket etmekten geçer.

İşte tam da bu yüzden örgüt, hangi düzey ve biçimde olursa olsun ezilen yığınların özgürlüğü ve kurtuluşu için kritik bir role sahiptir. Ezilenlerin yaşam koşullarını iyileştirecek her türlü demokratik oluşumlardan daha karmaşık ve sistemi doğrudan hedefleyen yapılara kadar hangi amaç ve hedef etrafında kurulmuş olursa olsun, her örgüt tam da bu özelliğinden dolayı sistemin hedefi haline gelir.

Kendisi mevcut örgütsel yapısını günün acil ihtiyaçları ekseninde sürekli yenileyip mükemmelleştirirken yığınların ne düzeyde olursa olsun örgütlü hareket etmesine, örgütlenmesine kesinlikle izin vermez. Olabildiğince böylesi taleplerin önüne engel çıkarır. Bunu başaramadığında kendisi için tehlike oluşturmayacak bir yaklaşımla hareket etmesi için yoğun çaba sarf eder. Çoğunlukla söz konusu örgütlerin mücadele çizgisini bulanıklaştırmaya, kendi sınırları içine çekmeye ve etkisizleştirmeye çalışır. Çoğunlukla da bunu söz konusu örgütlerin yönetici organlarını başka bir ifade ile önderliğini teslim almaya, onları kendi çizgisine çekmeyi amaçlar. Özellikle de yığınların öfke ve tepkisini biriktirdiği ve artık patlama noktasına geldiği dönemlerde sistematik bir politika olarak böylesi örgütlerin önünü açar. Böylece yığınların fay hattında biriken enerjiyi açığa çıkarmaya çalışır.

Öyleyse hâkim sınıflar açısından böylesine önemsenen ve tehlike olarak görülen örgüt nedir? Nasıl örgütlenir?

Panik yapma örgütlen!

Örgüt, belli bir fikir ve buna paralel ortaya çıkan ilke ve kurallar bütününden oluşur.

Örgüte niteliğini veren hedefleridir. Sözgelimi, bir yöre derneği; belli bir yörede yaşayan insanların bir araya gelmesi ve kültürünü yaşatabilmesi için kurduğu bir örgüttür. Çalışma ve örgütlenme prensipleri ve kriterleri de buna göre belirlenir.

Ya da üniversitede kurulan bir öğrenci derneğini ele alalım. Böyle bir örgüt kurulduğu üniversitedeki öğrencilerin yaşam koşullarını, özlük haklarını korumak ve ileri taşımak amacıyla ortaya çıkmıştır. Burada çerçeve geniştir. Her üniversite öğrencisine seslendiği için örgütlenme ilkeleri, tüzüğü ve programı da buna uygun belirlenmek zorundadır.

Ya da amacı mevcut sistemi yıkmayı, onun yerine de demokratik halk iktidarını kurmayı amaçlayan bir örgütü ele alalım. Söz konusu örgüt bahsi edilen amaçlarından ötürü sistemin yasaları ve hukukunu aşan bir hareket tarzına sahip olmak zorundadır. Aksi durumda hayatta kalma şansı yoktur. Doğal olarak örgütlenme prensipleri de legal, açık değil, gizli olmak zorundadır. Öyleyse örgütün niteliği ve nasıl örgütleneceğini onun amaç ve hedefleri belirler.

Peki, bu örgüt nasıl bir arada duracak, üyeleri arasındaki ilişkiyi nasıl örgütleyecek ve kimler tarafından yönetilecektir?

Bu soruların yanıtı örgütün amaç ve hedefleri yani program ekseninde ortaya çıkan tüzüğü ve hukukudur. Her örgütün önce bir programı, buna uygun bir örgütlenme modeli olmak zorundadır. Örgütü örgüt yapan onun organları, üyeleri arasındaki iş bölümüdür.

Tüzük ya da hukuk diyebileceğimiz bu durum örgütün üyelerini bir arada tutan onlar arasındaki ilişkileri düzenleyen bir içeriğe sahiptir ve örgüte ruhunu veren temel de burasıdır.

Her devletin üzerinde yükseldiği ve uyması gereken temel çerçeveyi anlatan nasıl bir anayasası varsa her örgütün de herkesin uyması gereken bir kurallar bütününden oluşan bir tüzüğü ve hukuku olmak zorundadır. Bununla, her ister dernek, isterse sendika, ister komünist gençlik örgütü isterse de kızıl ordu olsun her üyesinin uyması gereken temel parametreleri ortaya koymak zorundadır. Bunun olmadığı yerde bir örgütten söz etmek mümkün değildir.

Tüzük mü dediniz?

Tüzük, anayasa toplumsal bir sözleşmedir. Toplumun tüm üyelerinin temel haklarını ve çıkarlarını koruyan ve herkese eşit mesafede olan bir taslaktır. Kuşkusuz her sistem kendini devam ettirecek bir anayasayla ortaya çıkarır. Bu ilkel köleci toplumdan feodalizme, oradan kapitalizme ve halk iktidarından sosyalizme kadar böyledir. Ve gerçek anlamda eşitlik, halk iktidarı ve buradan komünizme giden yolda sağlanacaktır. Ne ki tartışmamız genel anlamda tüzük ve hukukun anlam ve önemi üzerinedir.

Bu tüzük ya da anayasa örgütün yönetici organlarını, bunlar arasındaki ilişkiyi görev ve yetkilerini açıkça ortaya koymalı. Örgütün yönetici organlarının görev süresini, yetkilerinin sınırlarını belirler. Örgüt üyelerinin onların nasıl denetleyeceğini, takip edeceğini açıkça ortaya koyar. Bugün egemenler arasında -başta başkanlık olmak üzere- gerilimin tırmandığı pek çok başlıkta tartışmaların yapılanın anayasaya uygun olup olmadığına gelmesi, getirilmesi boşuna değildir. Atılan her adımın anayasaya uygunluğunun tartışmaya açılması ya da söyleneni desteklemek veya çürütmek için anayasaya başvurulması bundadır. Zira anayasa savunulduğu haliyle tüm bir toplumun iradesini yansıtır ve en üst iradedir. Toplum mevcut anayasayı yenilemediği sürece geçerli olan budur.

Öyleyse diyebiliriz ki tüzük ve bunun etrafından gelişen hukukun sağlıklı doğru bir şekilde yaşama geçirildiği bir örgüt; canlı, dinamik bir örgüt olur.

Her örgüt geleceği hakkında söz söyleyebilecek her üyesinin, iradesini alarak gerçekleştirdiği genel kurullar, konferans ya da kongrelerle bir sonraki seçime kadar iradesini bir yönetici organa devreder. Bu organ iki dönem arasında söz konusu örgütü yönetmekle görevlidir. Yetkisinin sınırları ve diğer yönetici organlarla nasıl ilişkileneceği tüzük hükümleriyle belirlenmiştir.

Merkezi bileşimlerde (kurultay, konferans vb..) seçilen sayıdaki üyelerin oy birliği ya da salt çoğunluğu ile karar verilmek zorundadır.

Yönetici organda herhangi bir nedenle,(ölüm, hastalık ya da tutuklanma vb.) yaşanan bir azalma tüzük hükümlerine göre tamamlanmak zorundadır. Yani “ben zaten genel kurulda seçilen iradeyi temsil ediyorum” diyerek bir sonraki seçime kadar yönetim sürdürülemez. Bu zaten mevcut tüzüğün ihlali anlamına gelir.

Seçimlerle gelen yönetim salt çoğunluğunu kaybettiği, tüzük hükümlerine göre merkezi iradesini tamamlayamadığı durumda yetkisini kaybeder. Bu durumda bu örgüt olağanüstü kurultaya, konferansa gitmek zorundadır.

Bir örgüt tam da onu var eden üyelerini ve ilgi duyan kitleyi bir arada tutan adeta bir harç işlevi gören tüzük ve hukukuna uygun davrandığı zaman güçlenir, büyür. Devrimci iddiası olan ve her dönem düşmanın saldırısı altında bulunan bir örgütü gerçek anlamda yenilmez ve yıkılmaz kılan da yine bu özelliğidir.

Aksi durumda herkesin her istediğini bildiği gibi yaptığı, gücü elinde bulunduranın her istediğini yapmaya çalıştığı bir yerde, bir gelişmeden bahsetmek mümkün olmaz. Böyle bir örgütte bir arada durma, birlikte hareket etme duyguları körelir, ayrışma ve dağılma öne çıkar.

Önderlikte tüzüğe, hukuka uyacak mı?

Burada belirleyici olan seçimle işbaşına gelen yönetici organın tavrıdır. Bununla birlikte söz konusu yönetici organı denetleyen, onu mevcut tüzük ve hukuka uymaya zorlayan diğer organlar ve üyelerin tavrıdır.

Demokratik hesap sorma/verme kültürünün geliştiği bir örgütte bu zor değildir. Ne var ki demokratik devrimini gerçekleştirememiş bizim gibi ülkelerde ister çevre derneği olsun isterse de sendika olsun,  seçimle işbaşına gelen yönetici organın kısa sürede tüzük hükümlerini ayaklar altına aldığına sıklıkla tanık olunuyor. Benzer bir durum devrimci örgütlerde de karşımıza çıkabilmektedir. Hesap sorma, denetleme ve görev ve haklarını bilerek hareket etmenin zayıf olduğu bir politik iklimde yaşıyoruz.

Alt kademelerde görevlerin öne çıktığı, yönetici organlara çıkıldıkça hakların tartışıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Sadece AKP hükümetinin son birkaç yılına bakmak bile bunu anlamak için yeterlidir. Özellikle 15 Temmuz sonrasında FETÖ’cü olduğu iddiasıyla on binlerce insan açığa alınıp, görevden atılıp tutuklanırken, onlarla yıllarca iş tutan ve suyun başında duranlardan hesap sorulmuyor. “Ne istediler de vermedik” diyenlerin bu işteki sorumluluğu tartışma konusu olmuyor.

Yönetici organ ya da önderlik bir örgütün en önünde yürüyen ideolojik, politik ve örgütsel anlamda gelişmeye en açık, en hareketli ve birikimli kadrolarından oluşmalıdır.

Önderlik, mevcut tüzük ve hukuka ilk uyması gereken organ olmalıdır. Zira onun hataları diğer organ ve üyelerinin yanlışlarından daha yıkıcı sonuçlar üretir. Merkezde bulunmasından dolayı hata ve zaafları kısa sürede örgütün bütüne hem de daha kapsamlı ve yıkıcı bir şekilde yansır. Önderlik, seçimle iş başına geldiği, derneği, sendikayı ya da devrimci örgütü geliştirmek istiyorsa en başta örgütün tüzüğünü uygulamak zorundadır. Bu yapılabildiğinde ve örgütsel işleyiş ve hukuk sağlıklı işletildiğinde canlı, nefes alan, düşünen bir örgütten söz etmiş oluruz. Böylece örgüt onu var eden zemine sıkı sıkıya sarılmış, nefes damarları açılmış olur. Amaçlarına uygun bir faaliyet örmesinin, böylece daha güçlü bir zemini olur. Tüzüğünü, mevcut hukuk ve ilkelerini, organlarını işletmeyen bir örgüt ne kadar doğru tespitler yapar ve politikalar üretirse üretsin bunu yaşama geçirecek enerji kaybettiği ya da bu ruhu yara aldığı için başarılı olamaz.

Önderlik tam da bunun için vardır. Örgüt, iradesi bir sonraki seçime kadar yönetici organa yetkisini vermiştir ancak onu da ortaya koyduğu tüzük ve hukukla her daim denetlediğini/ denetleyeceğini de deklare etmiştir.

Yönetici olmak bu organa her istediğini yapma hakkı tanımaz. Örgütün tüzüğü her şeyin üstündedir zira örgütü bir bütünün iradesini yansıtır. Bir sonraki bileşimde irade tarafından yeniden düzenlenene kadar buna uyulmak zorundadır. Öyleyse örgütü güçlü kılan; ilke ve kurallarına sahip çıkması diyebiliriz. Bunu ilk ilden yaşama geçirmesi gereken organ ise toplamın iradesini temsil ettiği için önderliktir. Önderlik bunu örgütün ilke ve hukukuna herkesten fazla sahip çıkarak yapar/yapmalı. Aksi bir durum yıkım anlamına gelir.

İlkelerine sahip çıkan, organlarını işleten ve bu çerçevede hareket eden bir önderlik, söz konusu örgütün niteliğine uygun bir şekilde gelişip güçlenmesine vesile olur.

Ortaya çıktığı amacı etrafından bir çekim merkezi haline gelir, yığınları örgütler ve sisteme karşı bir direnç odağı olur. Yığınlarda örgüt ve örgütlenme bilincini geliştirir. Bu sistemin ideolojik, politik, kültürel anlamda her saldırısına karşı inşa edilen bir duvar anlamına gelir.

Açıkça söyleyebiliriz ki, üzerinde yükseldiği programa uygun hareket eden, mevcut tüzük ilkelerini yaşama geçiren bir örgüt ve onun iradesini yansıtan ve örgüt hukukuna herkesten fazla sahip çıkan bir önderlik, yığınları kucaklamanın ve başarının anahtarıdır.

 

Yeni Demokrat Gençlik Dergisi Kasım 2016 sayısından alınmıştır.

52519

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Misafir yazarlar

Ankara’nın grisinden dağların yeşiline dört mevsim…(SEFAGÜL ASLAN)

Medya Savunma Alanları’nda bulunan TİKKO gerillalarından Sefagül Aslan, 23 Ekim 2015’te, Dersim-Şahverdi’de Cengiz İçli (Ünal) ve Hakan Çakır (Yurdal) ile birlikte şehit düşen TİKKO gerillası Özgüç Yalçın (Sefkan); 23 Nisan 2018’de Dersim-Aliboğazı’nda şehit düşen Gül Kaya (Nergiz) ve Hasret Tanrıverdi (Çiğdem) ile 18 Ağustos 2016’da Colemerg-Qilaban’da şehit düşen Şakir Ek (Arhat Ba)’yı anlattı.

Kadın Partileşmeli, Parti kadınlaşmalıdır!

Kadının bir cins olarak bin yıllardan beri uğradığı tarihsel haksızlık, her dönem daha fazla çeşitlenerek daha fazla katmerlenerek süregeliyor. Şiddetin, emek sömürüsünün, kimliksizleştirip, kişiliksizleştirmenin her alanda her türlüsünü yaşamaya devam ediyoruz.

Yenildik…[ismail cem özkan]

Yenildik ve ayağa kalkamadık, kalkmak içinde yan yana gelip konuşma yerine, birbirimizden uzak durduk, çünkü eteklerde biriken taş ağırdı ve sonucu ne olacağı belli değildi... Eteklerinde taş olanlar izleyici oldu, fırsat kollanıldı, yakalayan tam taşı atacakken süreçler ve gündem değişti… Kimse etek giymiyordu ama taş vardı eteğinde, etek giyenler ise cezaevlerinde onurlu mücadele yapmışlar, çok ağır bedeller ödemişlerdi…

Kandil-Yerevan Yürüyüşümüz(1)-Dursun Ali Küçük

*Geziye karar verdik.
Otobüsle Iğdır-Aralık ve Nahçivan sınırlarını kapsayan yerleri geziyorum.
Yarım otobüste 11 değişik kişileriz. Erivan’a ulaştık. Oradan iç turların yapıldığı yarım-otabüsle yolculuğa başladık. Tarih 22 Eylül 2018 gösteriyor.
İlk gün Iğdır hattı boyunca gidiyoruz. Iğdır’ı Yerevan’dan ayıran Aras nehridir. Aras nehri çevresi ilk uygarlığın başladığı yerlerden biridir.Zerdüşt peygamberlerin tek olmadığı, Zerdüştlerden birinin Aras nehri civarlarında yaşadığı söylencesi var.

İşçiler Gelecek..!

İşçiler mutlaka gelecek. Ülkenin ve dünyanın üzerine çökmüş bu kara bulutlar mutlaka ama mutlaka bir gün dağılacak. Karamsarlıklar, yılgınlıklar ve zulüm düzeni ortadan kalkacak. Boyunlar bükülmeyecek, tahta kuruları ve bitlerle birlikte yatmak işçilerin kaderi olmayacak ve “milletin anasına..” diyenler ve onların siyasal temsilcileri yeryüzünden silinerek bir daha asla!

Savaşlarda ölmek yoksulların, bombalarla parçalanmak çocukların kaderi olmayacak.

Dersim’de devletin oyununu bozalım!

 

Düşman yoğun bir saldırganlıkla bölgede önüne gelen her şeyi yok etmeye çalışmaktadır. Burada şunu söylemek yanlış olmayacaktır; Dersim’de yakılan ormanlar ve boşaltılmak istenen köyler ile propagandası yapılan projelerin amacı aynıdır.

Rojava Nasıl Kurtulur...-Dursun Ali Küçük

*Bütün dünya devleri ve bölge güçleri Suriye'de..
Suriye denkleminin çözülmesi zor görünüyor. Daha süreceğe benzer. O zamana kadar Rojava-Kürdistan'ı da belirsizliğini korur.
Suriye fiilen 3 bölünmüş durumdadır. Büyük devletler anlaşmadığı sürece Suriye'de bir çözüme gitmek mümkün görünmüyor..daha çok yol var..

*ABD-Fransa ve batı işin bir tarafını oluşturuyor. Suriye'den vazgeçmeyecekler.

İmar affı-kentsel dönüşüm ve konut sorunu

Bilindiği üzere iskansız ve ruhsatsız yapılmış olan yapılar ile iskanı yada ruhsatı olupta projeye aykırı olarak yapılan yapılar imar planlarına aykırı yapılar olarak görülmektedir. Burada kanun gözünde herhangi sınıfsal bölgesel farklar ve özel durumlar dikkate alınmamıştır. 

Birinci olarak işçi köylü ve memurlar ile ücretli çalışan kesimlerin kaçak olarak yapılan yapıları ile orta sınıfların ve müteahitlerin 'kaçak yapıyı' yapma nedeni arasındaki farkları silikleştirilmiş olup burjuva hukukun 'herkese' eşit mesafe de olma sahtekarlığı altına gizlemiş bir fark vardır. 

12 EYLÜLÜ GÜNLER DE BİTECEK!

Bundan 38 yıl önce kuvvet komutanı faşist generaller 12 Eylül 1980’de tıpkı 27 Mayıs 1960 ile 12 Mart 1971 ve sonraki tüm darbelerde olduğu gibi, halkın gelişen muhalefetini durdurmak, sol-sosyalist, emek cephesinin ‘özgürlük eşitlik, adalet’ mücadelesinin önünü kesmek, toplumsal hareketi engellemek, emperyalistlerle işbirlikçi komprador feodallerin çıkarlarını korumak için bir darbe yaparak yönetimi ele geçirdiler .

Göçmenler…[ismail cem özkan]

Göçmenler geldikleri ülkeye göre nasıl algılandığı aslında hepimiz biliyoruz ama tekrarlamakta yarar var sanırım;

Göçmenler anavatanlarına göre para gönderen ve sağılması gereken birer saf yatırımcı…

Göçmenlerin lobi olarak kullanılan bir nüfus harekatı ve var oldukları ülkede ki demokrasinin izin verdiği gösteri yapma hakkını kullanarak ülkelerini cennet olarak gösteren eylemlere katılmaları… Lobicilik sorunların görmezden gelmek ve sorunların üzerini ülkelerinin lehine örtmeleridir…

Nubar Ozanyan Yerevan‘da özlem ve saygıyla anıldı…

Şahadete ulaştığı, Rojava topraklarındaki askeri törenden sonra, 26 Ağustos 2018 Pazar günü Ermenistan’ın Yerevan kentinde başta eşi ve sevenleri ile silah arkadaşları bir anma etkinliği gerçekleştirdi.

Հայաստանից մինչեւ Պաղեստին,

Տերսիմից մինչեւ Ռոժավայ,

Յեղափոխության պատմության

Հերոս Մարդակեր Նուպար Օզանյան ՛ը անմահ է …. (1)

Yerevan: Martager Nubar Ozanyan’ın ölümsüzlüğünün I.yılında bir çok yerde anma etkinlikleri düzenlenmeye devam ediliyor.

Sayfalar