Çarşamba Ekim 28, 2026

Örgütlülerin Handikabı

Çarşı (örgütlü) her şeye karşı.

Öncüye de, örgüte de, devlete de.

Ve yazar, geçiş dönemini içermeyen komünizmi eleştiriyor.

Şu koca dünyada komünizm karşısında örgütlülerin yaşadığı handikapı her halde başka hiç kimse yaşamıyordur.

Hemi geçiş dönemini içermeyen komünizmi eleştiriyorlar.

Hemi de eleştirdikleri geçiş dönemini içermeyen komünizm yerine  kendilerininde nasıl bir komünizm tezahür ettiklerini söylemiyorlar.

Sanki eleştirdikleri geçiş dönemini içermeyen komünizm geçiş dönemini içerseydi kabul edeceklermiş gibi.

Ee.. işte... çarşının (örgütlünün) hali de, sokaktan tutun fabrikaya kadar her yerde toplumu örgütleyen, sınıfsız toplumu ortaya çıkaran ve sınıfsız toplumun devamınıda sağlayan (sosyalist) örgütlemenin komünizminde örgütlenmesi olduğunu görmeyince böyle oluyor.

Çarşı (örgütlü) şeye karşı oluyor.

Ve sadece bunla da kalmıyor.

Kitleleşememe sorunlarını çözmüş öncünün, kitleyle de arasındaki sınıfsal farkı çözmüş olduğunu göremeyen örgütlüler,  komünizmde bakünü tarzı öncülüğü ret etmeyen anarşistlere taş çıkarırcasına  komünizmlerinde öncüyü de ortada kaldırmaya dahil girişiyorlar.

Tabiki tüm bu durumlarda örgütlülerin komünizmi bilip bilmedikleri şühpesinide daha da artırmıyor değil.

Zaten komünizm hakkında söyledikleride marksın geçiş dönemi içermeyen anarşistleri eleştirmesinden öteye geçmemeside bu şühpeninde ortaya çıkmasına yetiyor artıyor.

Tüm bunlara rağmen en iyi niyetimizle de hadi diyelimki biz proletaryalar bu şüphede haksısız.

Ve hadi diyelimki geçiş dönemini içermeyen komünizm hakkında yaptıkları her eleştirileride geçiş dönemi içeren kömünizmlerinin ip uçlarını bizlere veriyor.

Ve bu durum da komünizmi bildiklerini ispatlıyor.

Ve biz proletaryalarda bunu göremiyoruz.

Halhalükarda da bu durum yine bir çok soruyda beraberinde getirmez mi?

Her şeyden önce böyle bir yaklaşımda karşımıza marksın, anarsistlerin komünizmini eleştirmesi sırf geçiş dönemini içermemesi nedeniyle miydi sorusunuda getirmez mi

Böyle bir  sorununda karşımıza gelmeside yine örgütlülerin bildiğini iddia ettikleri komünizm hakkında  şühpelerimizide daha da arttırmaz mı?

Sonuçta geçiş dönemi içermediği için eleştirdiğimiz komünizme tek yapabildiğimizde  geçiş dönemini içermediği için eleştiri.

Halbuki marks sadece ve sadece anarşistlerin komünizmini  geçiş dönemi içermemesi ve geçiş dönemini içermeyen kömünizminde sınıfsız toplumu ortaya çıkaramayacağı endişesiyle eleştirmememiştirki.

Marks aynı zamanda anarşistlerin komünizmi bir geçiş süreci sonrasında gelse dahil sınıfsız toplumun  devamını sağlayamayacağını düşündüğünden de eleştirmiştir.

Bunun böyle olmadığını marksın, anarşistlerin komünizmini sadece geçiş dönemini içermemesi nedeniyle eleştirdiğini düşünmek marksın, anarşistlerin komünizminin

sınıfsız toplumu geriye döndermeyeceği fikrine sahip olduğu düşüncesini de ortaya çıkarırki bu da yanlıştır.

Sınıfların ortaya çıkışı sadece kişini (öncünün, tarihte de şamanların, avcıların) sahip oldukları (fiziksel ve kişisel) özellikleri kullanarak mülkiyete sahip olmayı istemesiyle alakalı değildir.

Aynı zamanda kişinin sahip olduğu özellikleri kullanarak mülkiyete sahip olmayı istemesinin koşullarının var  olmasıyla da alakalıdır.

Ve komünizmde kişini sahip olduğu ( fiziksel ve kişisel) özellikleri de orta kaldıran bir özelliğe sahip değildir.

Bu üretimin gelişmişliğiyle ve de toplumun kişini sahip olduğu özellikleri kullanarak mülkiyete sahip olmayı istemesine karşı duruşuyla, örgütlenişiyle alakalıdır.

Üretim gelişmişliğinin devam etmesi de sürekli kişini sahip olduğu özellikleri ortada kaldırsa dahil eskiyen üretim ilişkisi yerine gelen yeni üretim ilişkiside yeniden kendine özgü, kişini sahip olduğu özellikleri ortaya çıkarır.

Komünist toplumun diyalektiğinde  tek değişmeyecek olanda kişini sahip olduğu özellikleri kullanarak mülkiyete sahip olmayı istemesine karşı toplumun duruşunu yitirmemesi ve örgütlenişi olacaktır

Bu yüzden de Marks anarşistlerin komünizmini sadece geçiş dönemini içermemesi nedeniyle değil aynı zamanda toplumu örgütlemek istedikleri şeklin sınıfsız toplumun devamını da sağlayamacağını düşünerekte eleştirmiştir.

Ve sınıfsız toplumun devamını sağlayacağını düşündüğü yegane örgütlülükte komünizme (sorunlarında kurtularak) kalan sosyalist örgütlülükten başka birşey olmadığını da düşünmüştür.

Bu nedenlerle de Marks sosyalizmle komünizmi ayrı gayrı görmedik demiştir.

Kısacası geçiş dönemini içermeyen anarşistlerin komünizmi eleştirerek geçiş dönemli komünizme ulaşacağımızı düşünmek yanlıştır.

Marks anarşistlerin komünizmini sadece geçiş dönemini içermemesi nedeniyle değil geçiş dönemini içerse dahil sınıfsız toplumun devamını sağlayamacağını düşündüğünden de eleştirmiştir.

Bu yüzden de bizlerde birbirimizin komünizmini eleştirirken sadece geçiş dönemi içerip içermemesiyle değil sınıfsız toplumun devamını sağlayıp sağlamayacağı örgütlüğe sahip olup olmadığıyla da   eleştirmeliyiz.

10874

Ergün Aslan

Ergün Aslan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Son Haberler

Sayfalar

Ergün Aslan

Partizan’ın seçim tavrı ve Kaypakkaya’nın şapkasının altına gizlenenler üzerine

24 Haziran seçimlerine giderken yaşanan durum çok açık. Türk hakim sınıfları kendi klik dalaşlarını seçimler aracılığıyla belli bir dengeye ulaştırıp, en az bir beş yıl daha proletaryaya ve halka yönelik saldırganlıkta istikrar yakalamak istemektedir. Türk Kürt uluslarından çeşitli milliyet ve mezheplerden Türkiye proletaryası ve halka, bir yandan kendisine yönelen faşist saldırganlığa karşı durmakta, diğer yandan ise çeşitli biçim ve içeriklerde sınıf mücadelesini sürdürmektedir.

Turgut Kaya’dan 24 Haziran değerlendirmesi “Kitlelere doğru politika götürmek kıskançlıkla korunması gereken bir ilkedir”

Yunanistan’da Koridallos Hapishanesi’nde tutsak bulunan Türkiyeli devrimci Turgut Kaya, tutsak bulunduğu Koridallos Hapishanesi’den 24 Haziran baskın seçimlerine ilişkin bir açıklama gönderdi.

24 Haziran Seçimleri, Komünistlerin Tutumu

Ülkemizde sınıfların hareketi-tarihsel hareketi- niteliğine ve dünyayla bağlaşıklığına bağlıdır. Duşünce zihinsel aktivitite bu gerçek hayatın yansımaları ile doludur. Cumhuriyet kuruluşunu Komprador sınıfların eğemenliğinde, azınlık ulus ve inançların taleplerini yok sayarak, görünür olduğu yerlerde onu ezerek eğemenliğini inşa etti. Komprador sınıfların ve ona yedeklenmiş sömürücü alt sınıfların ortaklığı sadece bir bağlaşıklık ilişkisi değil ortak bir kültür durumuna geldi. Komprador sınıfların büyüme gençleşme dönemleri sona erdi.

Kaypakkaya, Ortadoğu meselesine yaklaşım ve Oryantalizm

Emperyalistler arası gerilimlerin en net sahası olan Ortadoğu bugün sınıfsal durumun en verili halini ortaya koymaktadır. Bu açıdan Ortadoğu merkezli bir bakış emperyalistlerin uzun vadeli politikalarını ortaya koyacağı gibi hem de sınıf hareketleri açısından verili bir örgütlenme zemini ortaya koymaktadır. Mao Zedung’un bilimsel katkılarını daha net şekilde göreceğimiz bu coğrafyada buradaki sosyal-sınıfsal örgütlenmeye dahil olmak katkı sunmak en net haliyle MLM’yi kitle pratiği içerisinde geliştirmek anlamına gelecektir.

Kaypakkaya ve 71 devrimcilerinden kopuş

TDH içerisindeki ’71 devrimci kopuşunun Türkiye açısından ve bir bütün devrimci hareket açısından önemi büyüktür. Artık yalnızca kalemler değil, silahlar konuşmaya başlamıştır. Deniz Gezmiş ve THKO ile başlayan sürecin takipçisi Mahir ve THKPC olmuştur. Devrimin bir şamar gibi patlamasını ve bozkırın tamamen kurumasını bekleyenlere karşı da komünist önder İbrahim Kaypakkaya ve kurucusu olduğu Proletarya Partisi doğmuştur.

Taş söken “kudurmuşlar”, imkansızı isteyen gerçekçiler ve “abartılmış” devrimciler

“Yerin, göğün, tarihin, zamanın ve suyun huysuzları”ydılar onlar. Cezayir’den Fransa’ya, Vietnam’dan Çin Halk Cumhuriyeti’ne, Rusya’dan ABD’ye, Japonya’ya, Brezilya’dan Türkiye’ye, Kürdistan’dan Filistin’e… Kaypakkaya, Haki Karer, Dörtler, Deniz-Hüseyin-Yusuf, Nurhak’ta Sinan Cemgiller, Ulaş Bayraktaroğlu… Bu huysuzlar isyan ettiler, kaldırım taşlarını söktüler, burjuvazinin sırça köşklerinin camlarını kırdılar, güçlü görünenin zorbalığına isyan ettiler, özgürlük istediler, iktidarı istediler… Yendiler, yenildiler, yaşadılar ve öldüler…

…

Yerli Milli Dindar ve Politika

Yerli sözlük anlamında ‘ulusal’ anlamına gelmektedir. Ek olarak ulusa millete ait olan, taşınamayan şeyleride kapsıyor. Milli ise yerliyi içermekle beraber çoğu zaman yerli ile eş anlamlı olarak da kullanılıyor. Yerli bölgesel özelliklerin ölçeğini yansıtırken milli devletin sınırlarının ölçeğini gösteriyor.

Dindar ise belirli bir dinin kurallarına uygun olarak yaşayan kimseyi temsil ediyor. Bu üç kelime Erdoğan siyasetinin sürekli tekrar ettiği, tekrarlar arttıkça inandırıcılık taşıyor gibi görünen üç cehennem halkasıdır.

Kaypakkaya’nın yöntemi ve komünist kişiliği üzerine (Bir Partizan)

Soyut gerçeklik yoktur; gerçeklik her zaman somuttur. Kaypakkaya’nın teorik ve pratik eserini gerçeğe dönüştürmek, onu somutluk haline getirmek ancak kitlelerle buluşturmakla olacaktır. İncelemelerimiz bu amacın işaret ettiği noktaya konumlanılarak yapılacaktır.

PARTİZAN | “Kaypakkaya, kurtuluş çağrısı ve arayışıdır!”

Tarihi kitleler yazıyorsa, elinde kalemi tutanlar ve yaşananları an’a kazıyarak ona şekil verenler de önderler olmuştur!

Tarihte yığınlar ile önderlerin rolü arasında kopmaz bir bağ vardır. Yığınlar, bir kez özgürlük ve kurtuluş için sokağa çıktı mı mutlaka içlerinde en öne koşanlar, ipi ilk göğüsleyenler ve ardındakilere yol gösterenler olacaktır! Bundandır ki, tarihin seyrini değiştiren, yeni bir yol açan ve buzu kıranlar; mutlak suretle yığınların bentleri yıkan, coşkunca akan, sel suları gibi çağlayan o deviniminin içinden çıkmıştır.

İbrahim KAYPAKKAYA anısına.- Davut Kurun

İbrahin Kaypakkaya Türkiye sosyalist hareketine yeni bir bakış açısı, Türkiyede hakim siyasi değerler ve dengeleri sorgulayan bir bakış açısı kazandırdı. Daha yolun başında idi ve ilk adım olarak Kemalizm, ordu ve milli mesele konularında farklı teorik tespitler ortaya koydu. Ancak unutulmamalıdır ki, İbo’nun siyasi derinliği eldeki yazılı metinlerle sınırlı değildir. Çünkü bu metinler kendi doğrularını koyma yerine ‘Şafak revizyonizminin eleştirisi’ temelinde yazılmıştı.

Ölen ama yenilmeyen: İBRAHİM KAYPAKKAYA! Mustafa Demir

KISA NOT

1975 yılı başları idi. Stuttgart’ta İbrahim Kaypakkaya’nın fikirleri doğrultusunda faaliyet yürütüyorduk. O günkü kitlelerin ve sosyalistlerin çok ilerisinde düşüncelerdi bunlar.

• Devletin faşist yapısı tahlil ediliyor, onun yıkılıp, önce demokratik bir devlet, durmaksızın sosyalist yapıya geçiş, nihayetinde komünist toplumun inşası öneriliyordu.

• Kemalizm’in tahlili yapılıyor, onun bir diktatörlük olduğuna vurgu yapılıyordu.

Sayfalar