Çarşamba Eylül 30, 2026

Onlar düşlerinin büyüklüğü kadar özgürdür ![1]

“Ji bo bi çav li hev

nihêrtina bi mirovekî re,

divê ku ew meriv be.”[2]

 

Çoğunu tanıyorum; kucaklaştık; aynı ekmeği paylaşıp birlikte umutlandık…

İnebolu (Kastamonu) M Tipi Kapalı Hapishanesi’nden Murat Kur, Hıdır Yıldız ve Deniz Kırbağ’ı…

Sincan (Ankara) F Tipi Kadın Hapishanesi’nden Evrim Konak’ı…

Elbistan (Maraş) E Tipi Hapishanesi’nden Tuğçe Özgül’ü…

Malatya E Tipi Hapishanesi’nden Ali Mükan’ı…

Kürkçüler (Adana) F Tipi Kapalı Hapishanesi’nden Emrah Kalkan, İsa Uğur Erdoğan ve Özer İnal’ı…

Karataş (Adana) E Tipi Kadın Hapishanesi’nden Dilek Hoş, Gönül Dinç ve Ayşe Kaya’yı…

Şakran (Aliağa-İzmir) Kadın Kapalı Hapishanesi’nden Eylem Yıldız, Mine Sargın, Fatma Akgül ve Yeşer Aydın’ı…

Buca (Kırıklar-İzmir) F Tipi Hapishanesi’nden Erol Hanbayat, Binali Yıldız, Şenol Akyıldız, Murat Karaman, Uğur Tepe, Deniz Kısmetli, Fevzi Demirpençe, İsmail Avan ve Başar Tür’ü…

Daha bugün gibi hatırlıyorum Evrim Konak’ı, Tuğçe Özgül’ü, Murat Kur’u, Hıdır Yıldız’ı, Deniz Kırbağ’ı, Ali Mükan’ı Dersim’de; Eylem Yıldız’ı İstanbul’da; Başar Tür’ü de Isparta’da kucaklamıştım…

Teslim alınması mümkün olmayan özgürlükleriyle Onlar bana, dost sıcaklıklarını vermek yanında hep Dante Alighieri’nin “Güçlü bir ateş, küçük bir kıvılcımdan sonra çıkar”; Mazlum Doğan’ın, “… ‘Büyük’ bir kalbinin olması için ‘dev’ gibi olmaya gerek yok!”; Marcus Aurelius’un, “İyi insan nasıl olmalı diye tartışarak daha fazla vakit kaybetme: iyi insan ol”; George Bernard Shaw’ın, “Mutluluğu üretmeden, tüketmeye hakkımız yoktur,” sözlerini anımsatırlar…

Prangaya vurulması, hapsedilmesi, teslim alınması mümkün olmayan özgürlükleriyle Onlar sosyalist mücadelenin militanları, halkın çocuklarıdır…

Sırf bu nedenledir ki, demir parmaklıkların ardına kapatılmışlardır…

Onlar içeride, baskılarla göğüs göğüse özgürlüğün diyetini ödeyerek, egemen terörün ne olduğunu ve ondan nasıl özgür olunabileceğini bizlere bir kere daha gösteriyorlar…

 

(C)EZAEV(LER)İ HÂLİ

 

Ahmed Arif’e, “Haberin var mı taş duvar/ Demir kapı, kör pencere,/ Yastığım, ranzam, zincirim./ Uğruna ölümlere gidip geldiğim,/ Zulamdaki mahzun resim,/ Haberin var mı?/ Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,/ Karanfil kokuyor cigaram./ Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...” ya da Enver Gökçe’ye, “Bugün görüş günümüz/ Dost kardeş bir arada/ Telden tele mendil salla el salla/ Merhaba/ /İzin olsun hapishane içinde/ Seni senden sormalara doyamam/ Yarım kalır cigaramın ateşi anam/ Gitme dayanamam…” diye haykırtan Türk(iye) zindanları deyip geçmeyin…

Orada “Hayata Dönüş”ten “Diyarbakır 5 Nolu”ya, “Mamak”a, “Metris”e, “Ulucanlar”a vd’lerine uzanan bir zulüm ve devrimcilerin kanlarıyla yarattıkları direnç tarihi yazılıdır…

Bu tarihte doğduğu gün tutuklanan babasıyla ilk buluşması 10 günlükken, demir parmaklıklar ardında gerçekleşen ve cezaevine gide gele idrar yolları enfeksiyonu kapan Nora Demir bebe de vardır.

Nora’nın babası Yusuf Demir ile buluşmasının, tutuklandıktan on gün sonra Metris Cezaevi’nde gerçekleştiği anı şöyle anlatır eşi Sevgi:

 “Kapalı görüştü. Camın ardındaki eşimi tanıyamadım. Çökmüştü, 10 kilo vermiş gibiydi. Ertesi gün açık görüşe gittik. Nora’nın göbeği cezaevinde düştü. Her ayın sonunda Tekirdağ’a açık görüşe götürüyoruz. Aramalar sırasında hırpalanıyor. İlk gittiğimizde sütyenimizdeki tel öttüğü için geri gönderildik. Koştum geldim ki masanın üzerinde çıplak bir şekilde duruyor. Bezi bile açıktı...”

Evet, evet bu tarihte yiğitlerimizin kanı ve Nora gibi bebelerimizin ahı vardır!

 

TÜRK(İYE) (C)EZAEVLERİ

 

Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü verilerine göre Türk(iye) (c)ezaevlerindeki tutuklu ve hükümlü sayısı 28 Ocak 2013 tarihi itibariyle 138 bin 16’ya yükseldi. 

2010 yılında 120 bin 814 olan hükümlü ve tutuklu sayısı 2012 yılı sonunda 136 bin 20’ye yükseldi. Cezaevlerindekilerin 31 bin 707’si tutuklu, 104 bin 313’ü ise hükümlü durumunda. Tutukluların 1560’ı kadın, 1583’ü çocuk ve 28 bin 564’ü erkeklerden oluşuyor. Hükümlülerin ise 100 bin 617’si erkek, 3 bin 278’i kadın 418’i çocuk.

Adalet Bakanlığı, 2013 yılı için 36, 2014’te 41, 2015 yılında ise 33 cezaevinin daha hizmete sokulmasını hedefliyor. Yaklaşık 800 öğrencinin cezaevinde olduğu belirtiliyor.

Balık istifi gibi yatılan (c)ezaevlerinde “Onlarca hasta tutsak kaderine terk edildi; hükümet olan bitene seyirci”yken; ‘Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası’nın (SES) ‘Cezaevleri ve Sağlık Raporu’na göre, hasta mahkûmlar doktora kelepçe ile götürülüyor, yoğun bakıma alınana kadar ölüyor, yoğun bakımdakiler kelepçe ile yatıyor. 3 yılda hastalık nedeniyle hapis cezaları ertelenmeyen 268 mahpusun ise öldüğü belirtiliyor. 

SES Başkanı Çetin Erdolu, “Cezaevlerinde 550 hasta mahpus bulunmaktadır. 2010’da 161, 2011’de 41, 2012’de 66 mahpus hastalık ve çeşitli sebepler nedeniyle yaşamlarını yitirmişlerdir,” diyor.

Gerçekten de cezaevlerinde ki hak ihlâlleri çığ gibi büyürken, sağlık durumu gün geçtikçe daha kritikleşen yüzün üzerinde hasta tutuklu tedavi bekliyor. İnsan Hakları Derneği (İHD)’nin verilerine göre Türkiye’de 309 hasta tutuklu ve hükümlü var. İnsan hakları savunucuları ve avukatlara göre bu tablo ancak, “umursamazlık”, “keyfilik”, “intikam” ile açıklanabilir.

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün 9 Temmuz 2012 tarihli yazılı soru önergesine, 18 Temmuz 2012 tarihli yanıtında, 2002’den beri 109 tutuklunun cezaevlerinde yaşamını yitirdiğini söylemişti. Ergin’in verdiği bilgiye göre; 2002 yılında 89, 2003’de 163, 2004’de 54, 2005’de 59, 2006’da 157, 2007’de 176, 2008’de 211, 2009’da 196, 2010’da 252, 2011’de ise 268 tutuklu cezaevinde öldü.

Özetle İHD Cezaevi Komisyonu’ndan Avukat Ahmet Tamer cezaevlerinde hasta tutuklu ve hükümlülerin tedavi ihtiyaçlarının karşılanmadığını, sevklerinin yapılmadığını vurgulayarak, “Cezaevlerinde tutulmaya devam edilen 300’ü aşkın ağır hastanın 30’u ölüm sınırında,” diyor.

Hayata Dönüş operasyonunu protesto ettiği için örgüt üyeliği suçlamasıyla 2.5 yıldır cezaevinde tutulduğu Kandıra F Tipi Cezaevi’nde kansere yakalanan 25 Yaşındaki Mete Diş’in hücre arkadaşları gönderdikleri mektupta “Arkadaşımız gözlerimizin önünde eriyor. Genç arkadaşımızın katledilmesine izin vermeyin,” çağrısı yaptı.

Daha önce birçok hak ihlâli ile gündeme gelen İzmir Aliağa Şakran Kadın Cezaevi şimdi de tutsakların sağlık sorunlarıyla gündeme geldi. Kadın tutsaklar, cezaevinde yaşanan hak ihlâlleri, keyfi uygulamalar ve hasta tutsakların durumuna ilişkin gönderdikleri mektupta, birçok kadın tutsağın ciddi hastalıkları olmasına rağmen cezaevi idaresi tarafından keyfi bir şekilde tedavi edilmediğini belirterek, bundan dolayı hasta tutsakların sağlık durumlarının gün geçtikçe kötüleştiğini ve ölüm ile karşı kaldıklarını vurguladı.

 

“KEYFİ” UYGULAMALAR

 

Şirinyer (İzmir) F-1 Hapishanesi’nden yazdığı 6 Kasım 2012 tarihli mektubunda Arif Pelit’in, “Bulunduğumuz F Tipi hapishaneler, üç ve tek kişilik hücrelerden oluşan, en ağır işkence yöntemi olarak kabul edilen 24 saat tecrit sistemine dayalı hapishanelerdir. Ancak bu yeterli görülmemiş olmalı ki, hapishane idareleri ve Adalet Bakanlığı’nın uygulamaları, bizlere tecrit içerisinde tecrit yaşatmaya yönelik hak gaspları bütününden oluşmaktadır,” notunu düştüğü “keyfi” uygulamaların (c)ezaevlerine ilişkin birkaç çarpıcı örneği sıralarsak:

i) Tutuklanıp Kandıra 1 No’lu F Tipi Cezaevi’ne konan Çağdaş Hukukçular Derneği  Genel Başkanı Selçuk Kozağaçlı, 9 Mart 2013’de haftalık telefonla görüşme hakkını kullanırken infaz memurları tarafından “tekmil verme”ye zorlandı. Uygulamayı reddeden Kozağaçlı ailesi ile görüştürülmedi…

ii) “Sincan Cezaevi, Koğuşta Grup Yorum’un ‘Zafer Yakında’ marşını söyleyip, slogan atan 25 mahkûma hücre cezası verdi! Gerekçe: Eyleme teşvik ve cezaevinin güvenliğini tehlikeye atmak”…

iii) Ergenekon davasında tutuklu yargılanan malulen emekli üsteğmen, avukat Serdar Öztürk’e Silivri Cezaevi’nde yaptıkları elma reçelini avukatına ikram etmesinin ardından disiplin soruşturması açıldı!

iv) Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi bir garip hak ihlâline daha sahne oldu ve “göz teması ile kurumun güvenliğini bozmak” gibi yeni bir suç türü üretildi. Cezaevindeki hücre kapılarında bulunan mazgallar dahi “iletişim kurularak kurumun asayiş ve güvenliğinin bozulduğu” gerekçesiyle, dışarıdan A4 kâğıt yapıştırılarak kapatıldı!

v) Açlık grevleriyle gündeme gelen cezaevlerindeki hükümlü ve tutukluların AİHM gibi resmi makamlara veya avukatlarına gönderdikleri mektupların okunduğu ve “görüldü” kaşesi vurulup iade edildiği ortaya çıktı!

 

ZORBALIK, BASKI(LAR), TECRİT…

 

Türk(iye) (c)ezaevlerindeki baskılar tecritten işkenceye uzanan bir zorbalıklar manzumesidir!

Örneğin 2012’nin ilk 9 ayında cezaevlerinde 24 ölüm ve 57 yaralamanın yaşandığını belirten ‘Türkiye İnsan Hakları Vakfı’ (TİHV), “171 işkence vakası, 1142 sevk uygulamaları ihlâli, 222 sağlık hakkı ihlâli, 22 aile görüşünün engellenmesi, 25 tecrit ve izolasyon vakası, bin 5 disiplin cezası, 318 haberleşme ve benzeri engellenmesi olmak üzere 3 bin 14 hak ihlâli yaşandı”ğının altını çiziyor.

Yine İHD Diyarbakır Şubesi, Kürt illerindeki cezaevlerinde, 2012 yılı içinde toplam 3 bin 263 hak ihlâlinin yaşandığı belirtildi.

Somut rakamların gerçeğine gelince; hızla sıralayalım: Gebze Kadın Cezaevi’ndeki Fadime Özkan’a yedi yıldır görüşme yasağı uygulanıyor…

Tutsaklar üzerindeki baskıların arttırılıp, her türlü yöntemin denendiği; tutsakların saatlerce çırıl çıplak şekilde su içinde bekletildiği; her türlü işkenceye maruz bırakıldığı Tekirdağ 2 Nolu F-tipi Cezaevi’nden, Metris 1 Nolu -tipi Cezaevi’ne sevk edilen Ahmet Salgın cezaevi birinci müdürü Osman Demirel tarafından oluşturulan ‘A Timi’nin sistematik işkence yaptığını açıkladı…

Açlık grevi eylemine katıldığı için 5 arkadaşıyla Adana Kürkçüler F Tipi Kapalı Cezaevi’nden Tekirdağ 2 No’lu Cezaevi’ne sürgün edilen Mehmet Halit Oruç’un ailesi, Oruç ve diğer tutukluların cezaevi yönetimince tehdit edildiğini belirtti. 

Ayrıca Pozantı’da çocuklara yönelik taciz, tecavüz ve işkence dehşeti şimdi de Şakran Cezaevi’nde uygulamaya başlandı. Şakran’da çocuk tutsaklar her türlü işkence ve eziyetten geçiriliyor.

Bunların yanında İzmir Şakran Cezaevi ve Tekirdağ F Tipi Cezaevlerinde bulunan tutuklu ve hükümlüler işkence ve baskıların arttığını belirttiler… Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Cezaevi’nde bulunan tutuklu ve hükümlüler yazdıkları mektupla cezaevinde saatlerce suda bekletilme, çıplak arama, tek sıra askeri tarzda yürüme gibi işkencelere maruz kaldıklarını duyurdu.

 

KİTAPLARI VE İNSANLARI YAKIYORLAR!

 

Sözünü ettiğim zindanlarda kitaplar ve “Hayata Dönüş Harekâtı”nda olduğu gibi insanlar yakılır!

19 Aralık 2000’de, Türkiye tarihinin en büyük ve kanlı cezaevi harekâtında 32 yaşamı yok edilip, tek bir sorumlunun bile ceza almadığı vahşeti hatırlayın!

Ölüm oruçlarını bitirmek ve tutukluları F tipi cezaevlerine sevk etmek amacıyla, 19 Aralık 2000’de düzenlenen, 30 tutuklu ve hükümlü ile 2 askerin ölümüyle sonuçlanan, aynı anda 20 cezaevinde gerçekleştirilen operasyonlarda ölümlerin çoğu Bayrampaşa Cezaevi’nde yaşandı. C-1 koğuşunda diri diri yakılan kadınların görüntüleri hafızalara kazındı. Çatılar delinerek, koğuşlara sarkıtılan hortumlardan verilen ve mağdurların elbiselerini yakmadan vücutlarını yakan gazın ne olduğu ise hâlâ aydınlığa kavuşmadı. 

Veli Saçılık’ın da kolunun koparıldığı “Hayat Dönüş Operasyonu” olarak duyurulan, katliamcıların “Tufan” adıyla planladığı harekât boyunca cezaevlerinde 8 jandarma komando taburu, 37 bölük asker, binlerce çevik kuvvet ve ceza infaz memurunun katıldığı katliamda binlerce mermi, el bombası ve 20 bini aşkın gaz bombası kullanıldı. Katliam sırasında 28 tutsak kurşunlanarak ve yakılarak yaşamını yitirirken, devam eden ölüm oruçlarıyla birlikte katliamın bilançosu 122 kişiye çıktı. 

Ya Diyarbakır zindanı!?

İnsan(lar)ımızı yakıp, yıkanlar şimdi de kitapları(mızı) yakıyorlar!

Tekirdağ 2 No’lu F Tipi Cezaevi’nden Seyfi Polat haykırıyor; pür dikkat ona kulak verin:

“Duyun, bilin istedik: Yarın (15 Mart 2013’de) yağma edilircesine toplanacak kitaplarımız, vermeyeceğiz elbette, zorla almak isteyecekler. Duyun, bilin, şaşırmayın yani kristal geceler aydınlatacak karanlıkları. Ha bir de dini kitaplara sınır yok diyorlar, kararda aynen öyle yazıyor, ibadet için gerekli olan dini kitaplarda sınırlama olmayacakmış! Bu da bir şeydir. Hitler ‘Kristal gece’de dini-siyasi-bilimsel diye ayırmadan hepsini yakmıştı. Bu uygulamayı siyasi bir karar gibi mi algıladınız?! Doğrusu biz öyle düşünmedik. Hiç olmazsa dini kitaplar kurtulacak talandan. Duymakla, öğrenmekle kalmayın istiyoruz, duyurun, bildirin, taraf olun, tavır alın. İbrahimi bir ateştir yakılan, kim bir damla su, kimi bir çalı parçası atar üstüne. Bir damla

su diyenedir sözümüz. Selamımız da sizlere. Aklınız zihniniz, yüreğiniz aydınlık olsun, kitabın ateşi ile değil bilgisi ile aydınlanmaktır dileğimiz/ Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez…”

 

AYKIRI UMUTLARIN AHLÂKIYLA DİK DURUP DİKLENİN, ÖFKELENİN!

 

Diyeceklerimi toparlıyorum: (C)ezaevlerinde direnen, teslim alınamayan yoldaşlarımız, aykırı umutlarının ahlâkıyla, dik durup diklenen öfkeleri ve devrimci iradeleriyle hepimize örnek oluyorlar. 

Hepimize Stephane Hessel’in, “Öfkelenin! Kayıtsız kalmayın! Mücadeleye katılın...” 

F. Nietzsche’nin, “Bir girişimde bulunacaksanız, kararsızlık kapılarını kapatın…” 

Halil Cibran’ın, “Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayri bir şey göremezsin…”

Bir Çin Atasözü’nün, “Karanlığı lanetlemektense bir mum yakmak daha iyidir.” “Kalbinde yeşil bir dal bulundurursan şakıyan kuşlar gelir.” “Gül sunan bir elde daima bir miktar gül kokusu kalır…” 

La Fontaine’in, “Tu serfirazî bûn di riyên bikulîlkan de naçe/ Hiçbir zafere çiçekli yollardan gidilmez…” 

Phyllis Bottome’nun, “Zorluklarla baş etmenin iki yolu vardır; ya zorlukları değiştirirsiniz ya da zorlukları çözmek için kendinizi...”

Bir Ermeni Atasözü’nün, “Mirov, bi rêjeya hezkirina ji kesên din ve mezin dibe/ İnsan, başkalarını sevebildiği oranda büyür/ büyüktü...”

Marcus Aurelius’un, “Bir şeyi yapmak yalnızca sana zor geliyor diye bunun bir insan için olanaksız olduğunu düşünme. Eğer bir şey insan için olanaklıysa ve insan doğasına uygunsa, senin tarafından da yapılabileceğine inan…” 

Nihayet K. Marx ile F. Engels’in, “Etten ve kemikten insanlara varmak üzere ne insanların söylediklerinden, imgelerinden, kavradıklarından, ve ne de anlatıldığı biçimiyle insandan hareket edilir; hayır, gerçek faaliyetleri içindeki insandan hareket edilir; dirimsel sürecin ideolojik yansı ve yankılarının gelişmesinde insanların gerçek yaşam süreçlerinden hareketle ortaya konulabilir,”[3] sözleriyle ifade ettiklerin devrimci praksis ahlâkının ne ve nasıl olması gerektiğini hatırlatırlar…

Özetin özeti Onlar “olağan” denilen vahşetin “aykırı” bulduklarıdır!

Aykırı(lık) beklenendir; hâkimiyeti hiçe sayandır.

Aykırı olmak, alıştırıldığımız “olağan”a ilişkin ve itirazın yolunu açmaktır…

Onlar dik durup, diklenenlerdir!

Dik durmak, başı eğik olmamak, umutların tükenmesine müsaade etmemektir.

Maymundan insana geçişin en önemli adımı olan dik durmak, insan(lık)ın en büyük eylemdir; özgüvendir; dayatılana karşı çıkmak, itiraz edip kafa tutmaktır…

Onlar öfkelidir!

Öfkelenmek, İnsan(lık)ın iç ısıtan, elini ayak titreterek, kendine getiren başkaldırı hâlidir.

“Celallenmek” olarak da anılan hâl, galeyana gelmek, heyecanlanmaktır... 

Celali İsyan(ları)ından gelen bu deyimin kökü, XVI. yüzyılda Yavuz döneminde çıkan ayaklanmalara; Anadolu’daki Bozok’lu Celal’in Alevi Ayaklanmaları’na uzanır. Bu konuda Cemal Süreya der ki: “şelaleye düşmüştür/ zeytinin dali/ celaliyim/ celalisin/ celali...”

Bastırılan bir isyandan yeni bir isyanın çıkartılmasıdır Celali’lik vesselam…

Onlar, yerküredeki kapitalist vahşeti kabullenmeyip, sinirlenenlerdir!

Sinirlenmek, insan(lık)ın tahammül sınırlarını aşmasıyla ortaya çıkan durumdur..

“Nevri dönmek”tir… “Kanın beyne sıçraması”dır… “Şalteri atmak”tır… “Öfkelenmek”tir… “Kızmak”tır… “Tepki”dir… Yani gözlerinizden ateş çıkan “saf ruh hâli”dir insan(lık)ın…

Kim ne derse, nasıl karşı çıkarsa çıksın “sinirlenmek” doğal bir durumdur günümüz şartlarında.

İnsan(lık)ın ruhunu değiştiren bir duygudur o; eşiğin aşıldığı zamandır; kişiyi değiştirip, başkalaştırandır…

“Olağan tavırları”nın dışına çıkılması hâlidir. Gerçek kişiliği ortaya çıkartandır…

Ve nihayet Onlar umudu yaratan umutturlar…

Kolay mı? Geçerli tek yaşama sebebi olan umut, Pandora’nın Kutusu’ndan en son çıkandır…

Kaybettiğinizde öldüğümüz şeydir; hiç bir zaman ve koşulda kaybedilmemesi gerekendir; Can Yücel’in de “uyumayan umut”tan/ “sabah sabah yeniden açan umut”tan söz etmesi bundandır.

İleriye doğru baktığında görülen beyaz sızıntı ışıktır; karanlık bir gecede, buğulu cama güneş çizebilmektir; en karanlık anda parlayan bir küçük kıvılcımdır; “Yarın çok güzel olacak,” demektir umut; iş bu nedenle “Umutlar sonsuzdur,” der Edip Cansever…

İnsan(lık)ın en güçlü silahıdır; ölmeyen/ öldürülemeyen şeydir; canlı kılandır; teslim alınamayandır; yeni/ yeniden doğuşun taşıdığı ve var etmek için anımsanması gereken güçtür; bu bağlamda da “Uyanık insanın rüyasıdır umut,” der Tolstoy…

İnsan(lık)ın, asla çekip gitmeyen sadık yoldaşıdır; Gelecek hayalleridir; En zor durumda bile tek sahip olduğunuz şeydir; Hayal gücünün direnmesidir; yaşama dayanağına, tutungacına, “bahanesi”ne denk sebeb-i hikmettir…

Uzaklarda bir yerlerde var olduğunu ve olacağını bilmek; uzanmak ve dokunmaya çabalamaktır umut...

Umut varlığın kendisidir. Her insan isyanla binlerce umuttur. Her zaman vardır, tükenmediğiniz sürece asla tükenmez. Aşktır umut, bağlanan ve vazgeçilmeyen…

Umut tavaf etmez; çember çizmez; yol alır; yol açar…

Umut, tanımı gereği, “olması gereken veya olacağı düşünülen şey”dir. Gerçekliğe dair istek ile beslenen bir histir/ bağlanmadır. Olmadığında yaşanmayan, yaşanamayandır. 

Cesaretin öbür adı ve de özgürlüktür umut…

Yani “güneş doğarken hiç umut yok mu?/ umut insanda…”

“umuda bin kurşun sıksa da ölüm/ unutma, umuda kurşun işlemez gülüm!” diye haykıran Nâzım Hikmet Ran’ın, “güzel günler göreceğiz çocuklar,/ güneşli günler/ göre-/ ceğiz…” vaadidir umut, yani Onlar…

Tıpkı “anne, ne zaman bahar gelecek?/ kış gelsin de öyle yavrum,” dizelerindeki üzere Can Yücel’in…

Evet, evet Onlar, zindanlardaki kışın ardından gelecek, kapımızı gümbür gümbür çalacak olan bahardırlar…

 

15 Mart 2013 10:33:19, Ankara.

 

N O T L A R

[1] 8 Nisan 2013 tarihinde DHF’li tutsaklarla dayanışma için İzmir’de düzenlenen “Zindan Karanlığını Özgür Dünya Düşüyle Aydınlatanlar İle Dayanışmayı Büyütelim!” başlıklı toplantıda yapılan konuşma… Kaldıraç, No:149, Kasım 2013…

[2] “Bir insanla göz göze gelmek için insan olmak gerekir.” (Jerzy Lec.)

[3] K. Marx-F. Engels, Alman İdeolojisi, çev: Sevim Belli, Sol Yay., 1999, s.45.

104313

Temel Demirer

Hakkında

Objektifiz ama tarafsız değiliz. Tarafsız olmak korkaklıktır. Çünkü insan doğru ve yanlış arasında tarafsız olamaz.BiyografiKendimden söz etmenin pek anlamlı ve “şık” olmadığına inanan biri olarak çok düşündüm...
Ne yazacağımı kestiremedim...
Ve nihayet şunları diyebilmenin en doğrusu olduğuna karar kıldım...
“İnsana ait hiçbir şey bana yabancı değil,” diyen(lerden);
dünyaya aşağıdan bakan(lardan);
kendi kuşağımla müthiş bir serüveni yaşayan(lardan);
yaşadıklarımdan asla pişman olmayan(lardan);
ve hatta yaşadıklarımı yaşamış olmayı bir onur ve şans addeden(lerden);
John Maxwell’in, “İnsanlar, onları ne kadar umursadığımızı bilmedikçe, ne kadar bildiğimizi umursamazlar...”; Bertolt Brecht’in, “Yenilgilerimiz, rezalete karşı savaşa katılanlarımızın yeterince kalabalık olmadığından başka bir anlama gelmez”; V. İ. Lenin’in, “Silah kullanmasını öğrenmeyen, silah elde etmeye çalışmayan bir ezilen sınıf, ancak köle muamelesi görmeye layıktır,” sözlerine müthiş değer veren(lerden);
sevdasız kavga, kavgasız sevda olmaz diyen(lerden);
bir afet-i devrana aşık olan(lardan);
hâlâ “tek yol devrim” gerçeğine bağlı olan(lardan);
ve nihayet “Yeryüzü Aşkın Yüzü Oluncaya Dek!” diyen(lerin) safındaki sıradan, vasıfsız, herhangi biriyim...
54 tevellütlüyüm... Kemal’den olma Necla’dan doğmayım... Çorum ili Kale mahallesi nüfusuna kayıtlıyım...
Okur yazarım...
Ve nihayet hâlen “sakıncalı” dedikleri(nden) ve GBT’lerindeyse sabıkalıyım...
11.01.2004 14:32:09, Ankara.

TÜRKİYE’DE YAYINLANAN KİTAPLARIM

* GÖZ GÖRMEZ BİLİNÇ GÖRÜR, Hazırlayan: Mehmet Özer, Nota Bene Yay., 2012, 152 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ORTADOĞU: YALANCI BAHAR, Derleyen: Babür Pınar-Recai Ulutaş, Nitelik Kitap, 2012, 448 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2009 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2011, 434 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* BEYOND GLOBALIZATION – WORLD LEARNING/ INTERNATIONAL HONORS PROGRAM TURKEY READER 2011/12, Derleyenler: Yücel Demirer - Sibel Özbudun, 2011, 476 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif), (“Geopolitics of Turkey in the US-EU-Mideast Triangle”- Temel Demirer)


* EMPERYALİZM VE ULUSAL SORUN, Derleyen: Babür Pınar-Muzaffer İlhan Erdost, Nitelik Kitap, 2011, 335 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İSMAİL BEŞİKÇİ, Derleyenler: Barış Ünlü-Ozan Değer, İletişim Yay., 2011, 589 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SESİNİ YİTİREN ŞEHİR SİVAS, Editör: Mehmet Özer, Çankaya Belediyesi Yay., Temmuz 2011, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2009 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2010, 659 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KRİZ, KAPİTALİZM, İSYAN, Ütopya Yay., 2010, 559 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KRİZ VE HAYAT YAZILARI: BİR TAŞ DA SİZ ATIN, Ütopya Yay., 2010, 464 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ASLOLAN DEVRİMİN GÜNDEMİDİR, Kaldıraç Yay., 2010, 784 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TEKEL DİRENİŞİ DERSLERİ 2010-SENDİKALARIMIZI GERİ ALACAĞIZ, Kaldıraç Yay., 2010, 206 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA: İSYAN HEP VARDI!, Sibel Özbudun (der.), Kaldıraç Yay., Ocak 2010, 661 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KUŞATMAYI YARMAK: EĞİTİM, BİLİM VE AYDINLAR, Kaldıraç Yayınevi, Ekim 2009, 392 sayfa, Temel Demirer-Sibel Özbudun.


* ALMANAK-2008 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2009, 608 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* HAK(SIZLIK), HUKUK(SUZLUK) MU? “SUÇUMUZ İNSAN OLMAK”!, (Sibel Özbudun’un önsözüyle), Kardelen Yay., Nisan 2009, 365 sayfa, Temel Demirer.


* HRANT’IN KATİL(LER)İ… (Sait Çetinoğlu’nun önsözüyle), Pêrî Yayınları, Şubat 2009, 336 sayfa, Temel Demirer.


* LİBERALİZM/MUHAFAZAKÂRLIK KISKACINDA KADIN, Kaldıraç Yayınevi, Şubat 2009, 237 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2007 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2008, 456 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “HAYIR, EVET’TEN ÖNCE GELİR”! HUKUK(SUZLUK) YAZILARI, Ütopya Yay., Mayıs 2008, 496 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “SÖYLENECEK YALAN KALMADI” İNSAN HAK(SIZLIK)LARI, Ütopya Yay., Mayıs 2008, 510 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA’DA İSYANIN TARİHİ, Hazırlayan: Sibel Özbudun, Ütopya Yay., 2008, 549 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESEL KAPİTALİZMİ MEŞRULAŞTIRAN SÖYLEMLER, Editör: Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı: 67, Maki Yay., 2008, 218 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YABANCILAŞMA VE..., Ütopya Yay., 2008, 316 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* ALMANAK-2006 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2007, 654 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MİLLİYETÇİLİK, YURTSEVERLİK VE SOL, Editör: Fikret Başkaya, Özgür Üniversite Kitaplığı: 65, Maki Yay., 2007, 212 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA’DAKİ GELİŞMELER, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası Ankara Şubesi, Ankara-2007, 34 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME, KADIN VE ‘YENİ’-ATAERKİ, Ütopya Yayınevi, Ankara-2007, 228 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İMPARATORUN SOYTARISI EGEMEN MEDYA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2007, 319 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2005 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2006, 439 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “DERİN” MİLLİYETÇİLİĞİN SİYASAL İKTİSADI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MAFYA NARKOEKONOMİ VE SUSURLUK / ŞEMDİNLİ, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 379 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* AVRUPA BİRLİĞİ VE “ÇOKKÜLTÜRCÜLÜK YALANI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 444 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* EĞİTİM ÜNİVERSİTE YÖK VE AYDIN(LAR), Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 543 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KIYAMETE ÇEYREK KALA! EKOLOJİ YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2006, 501 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* DÜNYAYI ISITAN LATİN ATEŞİ, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2006, 302 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA YERLİLERİ: TEK BİR HAYIR, YÜZLERCE EVET, Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-2006, 368 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KAVRAM SÖZLÜĞÜ-SÖYLEM VE GERÇEK (1), Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2005, 709 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ALMANAK-2004 ANALİZLERİ, Sosyal Araştırmalar Vakfı Kitaplığı, İstanbul-2005, 464 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* LATİN AMERİKA BAŞKALDIRIYOR, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 416 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ELVEDA NİSYAN, MERHABA İSYAN, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 558 sayfa, Temel Demirer.


* KÜRESEL İNTİFADA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 592 sayfa, Temel Demirer.


* “YENİ DÜZEN(SİZLİK)”DEN BAŞKALDIRIYA, Ütopya Yayınevi, Ankara-2005, 592 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ ROMA: TERÖRİST ABD-IV. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 270 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME VE İMPARATORLUK: “YENİ EKONOMİ”DEN ÖNLEYİCİ SAVAŞA...-III. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 382 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞMENİN TİRANLIĞI: NE, NİÇİN, NASIL?-II. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ MUHAFAZAKÂRLIK YOĞUNLAŞIRKEN KÜRESEL VAHŞET-I. KİTAP, Tohum Yayınevi, İstanbul-2004, 334 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ABD SALDIRGANLIĞI: IRAK VE ÖTESİ-III. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* 11 EYLÜL’DEN AFGANİSTAN’A ABD İMPARATORLUĞU-II. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 287 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KOVBOYUN SÖMÜRGE İMPARATORLUĞU-I. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2004, 346 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SAKLANMAYA ÇALIŞILAN BİR MEŞALE: İBRAHİM KAYPAKKAYA, Umut Yayıncılık, İstanbul-2003, 232 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İSYANIN ADI: FİLİSTİN-İNTİFADA KAZANACAK!, Ütopya Yayınevi, Ankara-2002, 479 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* XXI. YÜZYILLA GELENLER: SÖYLENCELER VE GERÇEK, Ütopya Yayınevi, Ankara-2002, 447 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOSYALİST MÜCADELE ETİĞİ, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2001, 336 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME VE TERÖR (TERÖRİZM, SALDIRGANLIK, SAVAŞ) II. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 334 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KÜRESELLEŞME VE TERÖR (TERÖR KAVRAMI VE GERÇEĞİ) I. KİTAP, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 364 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* AMERİKA: RÜYA MI, KÂBUS MU? YANKEE İMPARATORLUĞU, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 368 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ÖDP YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2001, 316 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)
* KÜRESELLEŞMENİN EKOLOJİK SONUÇLARI, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2000, 190 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* EKOLOJİ POLİTİK, Özgür Üniversite Kitaplığı, Maki Yayınevi, Ankara-2000, 136 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* AVRUPA BİRLİĞİ ve SOSYALİSTLER: AKINTIYA KARŞI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* GERİCİLİK KÜRESELLEŞİRKEN FAŞİZM!.. YENİDEN Mİ?.., Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 299 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KADIN YAZILARI, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 170 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MARKSİZM VE EKOLOJİ, Öteki Yayınevi, Ankara-2000, 481 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TERÖR NE? TERÖRİST KİM? (AVRUPA ASYA ve ORTADOĞU), Cilt:2, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 384 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TERÖR NE? TERÖRİST KİM? (ABD EMPERYALİZMİ ve LATİN AMERİKA), Cilt:1, Ütopya Yayınevi, Ankara-2000, 284 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* EĞİTİM: NE İÇİN? ÜNİVERSİTE: NASIL? YÖK: NEREYE?, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 264 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* NEO-LİBERAL SALDIRI KRİZ ve İNSANLIK, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 494 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* “YDD” KISKACINDA ÇEVRE ve KENT, Ütopya Yayınevi, Ankara-1999, 473 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* CHE FİDEL KÜBA, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 135 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YABANCILAŞMA, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 112 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MEDYA ELEŞTİRİSİ ya da HERMES’İ SORGULAMAK, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1999, ikinci baskı, 176 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* DÜNYANIN BALKONUNDAKİ İSYANCILAR, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, ikinci baskı, 304 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* ÖDP: İMKÂNLAR ve SORU(N)LAR, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 576 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* MAYALARIN DÖNÜŞÜ, Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-1998, 311 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* POSTMODERN MÜDAHALE ve BAŞKALDIRI İMKÂNI (BRECHT “BİTTİ” FUTBOL “VERELİM”!), Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 528 sayfa, Temel Demirer.


* SOKAKTA ve DUVARDA 1968, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1998, 207 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* VE KİRLENDİ DÜNYA..., Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1997, 319 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOKAK’TAKİNE NOTLAR, Özgür Üniversite Kitaplığı, Öteki Yayınevi, Ankara-1997, 456 sayfa, Temel Demirer.


* ÖDP’YE KENAR NOTLARI, İnsancıl Yayınları, İstanbul-1997, 88 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KOYUNLAR KURTLAR KÖPEKLER (YENİ DÜNYA DÜZENSİZLİĞİ EMPERYALİZM ve UMUT), Anahtar Kitaplar Yayınevi, İstanbul-1997, 160 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* KARA PARA KİRLİ SAVAŞ (TÜRKİYE’DE MAFYA ve DEVLET), Özgür Üniversite Yayınları, 171 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* İSPANYA’DAKİ II. KITALARARASI BULUŞMA İÇİN “YDD”YE KARŞI TEZLER - II. KITALARARASI BULUŞMA İÇİN EKOLOJİK KIYAMET TEZLERİ, Özgür Üniversite Yayınları, 56 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ DÜNYA DÜZENİ AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE, Dev. Maden-Sen Yayınları, 64 sayfa, Ankara-1996, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* CANAVARLAŞAN MEDYA, 1996-İstanbul, Yorum Yayınevi, 287 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YENİ DÜZENİ ya da DÜZENSİZLİĞİ, 1996-İstanbul, Pelikan Yayınları, 304 sayfa, Temel Demirer.


* SOLAN FOTOĞRAFLARDA BİTEN VE BAŞLAYAN, 1993-İstanbul, Sorun Yayınları, 248 sayfa, Temel Demirer.


* GERİCİLİK DÖNEMİNDE DÜNYA ve TÜRKİYE, 1993-İstanbul, Sorun Yayınları, 190 sayfa, Temel Demirer.


* DİSK’İN “ÖREN TEZLERİ” ve SOSYALİST TAVIR, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 189 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* TOPLUMSAL DİNAMİKLER ve ÖRGÜTLENME EKSENLERİ, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 270 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOSYALİZM “YENİ DÜNYA DÜZENİ” TÜRKİYE, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 192 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* SOSYALİZMİN SORUNLARI ÜZERİNE AÇILIM TARTIŞMALARI, 1992-İstanbul, Sorun Yayınları, 256 sayfa, Temel Demirer, vd’leri. (Kolektif)


* YOL BALADI, 1988-Ankara, Ekin Yayınları, 61 sayfa, Temel Demirer.
* T.B.“K”.P PROGRAM TASLAĞININ ELEŞTİREL ANALİZİ, 1988-İstanbul, Sorun Yayınları, 86 sayfa, Temel Demirer.

İletişim:

temeldemirer@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

http://www.facebook.com/TemelDemirer

https://twitter.com/temeldemirer

Son Haberler

Sayfalar

Temel Demirer

Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü

İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.

Katliam Bir Devlet Geleneğidir!

Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…

Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.

HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.

Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]

“Ezilenler arasında

din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
 

Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]

“Nerelerdeydin diye sorarsan ‘hep eskisi gibi’ diyeceğim.”[1]

 
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.

CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...

Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.

İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?

Paramaz! (Nubar Ozanyan)

20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.

Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.

Politik gerilik ve yetmezlik…

Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.

Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.

Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]

“Haklarımı aramaktayım. Onları gören oldu mu?”[1]

 
 
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.

Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]

“İnsan hakkı olarak özgürlük, insanın insana bağlılığına değil, tersine insanın insandan ayrılışına dayanır.”[1]

“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!

Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.

Sayfalar