Pazar Ekim 4, 2026

MÜSLÜM ELMA | “Afrin işgalini kınıyor, kahraman Kürt halkının direnişini selamlıyoruz!”

Beş ATİK’linin tahliye olduğu, ancak aralarında uzun yıllar Türkiye’de devrimci mücadele içerisinde hapishanelerde işkencelere karşı direnen Müslüm Elma’nın da olduğu beş ATİK üye ve yöneticilerinin hala tutsaklığının sürdüğü Münih duruşmaları devam ediyor. 21 Şubat günü görülen duruşmada konuşan Müslüm Elma, “Bugün Afrin Kantonu’na TC’nin bombaları yağıyor. Buna karşı çıkmak, buna karşı mücadele etmek yalnız insani bir görev değildir. Aynı zamanda bu kahraman halka karşı olan vicdanı bir sorumluluktur. Herkesi bu sorumluluğu gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz” dedi. Elma’nın konuşmasının tam metni:

 

Afrin işgalini kınıyor, kahraman Kürt halkının direnişini selamlıyoruz!

Faşist Türk devleti Kürt halkına karşı inkar ve imha politikasında ısrarını sürdürüyor. Hedef tüm Kürdistan coğrafyası. Bunun için bölgedeki gerici devletlerle ve emperyalist güçlerle her türden kirli ilişkiler içine giriyor. Deyim yerindeyse Kürtler her gün her saat Ankara’nın gündemindedir. Yeri gelince masa başında Kandil yerle bir ediliyor. Musul-Kerkük işgal ediliyor. Iran ve Irak’taki egemen sınıf sözcüleriyle Kürt coğrafyasına fetihler düzenleniyor.

Ama tüm bunlar da yetmiyor. Kobani örneğinde görüldüğü gibi DAİŞ denilen çetenin saldırılarına ev sahipliği yapılıyor. Türkiye Kürdistanı’nda katil Erdoğan’ın icraatlarını anlatmaya gerek yok. “Kadın da, çocuk da olsa ölecektir” diyen bir zihniyetin hiçbir ahlaki ölçüsü olmayacağı açıktır.

Faşist Türk devleti Kürt halkına olan düşmanlığını Afrin’e dönük saldırıyla bir kez daha gösterdi. Oysa Kuzey Suriye’de, yani Rojava Kürdistanı’nda T.C. devletine dönük herhangi bir saldırı olmamıştır. Bilakis Türk devletinin desteğiyle ve teşvikiyle başta DAİŞ olmak üzere bir dizi faşist dinci örgütlerle Kürtlere ve diğer demokratik güçlere dönük saldırılar düzenlenmiştir. DAİŞ bölgeyi yakıp yıkarken katil Erdoğan “Kobani düştü, düşecek” diye sevinç çığlıkları atıyordu. Lakin Kürt halkının kahramanca direnişi katil Erdoğan’ın sevincini bir kabusa dönüştürdü.

Bugün faşist Türk devletinin Afrin işgal girişimi kuzey Suriye’de DAİŞ’in başaramadığını başarma girişiminden başka bir şey değildir.

Suriye Demokratik Güçleri DAİŞ vb. çeteleri nasıl bozguna uğrattıysa, uzun vadede bölgenin diğer halklarıyla birlikte faşist Türk devletine de gereken dersi verecektir. Kazanan işgalciler ve emperyalist efendileri değil, bölge halkları olacaktır.

Afrin kantonuna saldırılar başlar başlamaz başta Türk egemen sınıfların sözcüleri olmak üzere, tüm karşı devrimci kurumlar Afrin halkı için ölüm çığlıkları atmaya başladı. Katil Erdoğan’ın ruh ikizi Bahçeli şu açıklamayı yaptı: “Afrin yıkılsın, teröristler yakılsın.” Sözüm ona laik denilen bir ülkede 90 bin camide Afrin işgal girişimin başarısı için dualar okundu. Burada bir kez daha haykırıyoruz: Ey Türk-İslam sentezinin katil tosuncukları. Hani İslam barış diniydi! Hani kardeş kanını akıtmak günahtı!

Tüm bu ikiyüzlülükler bizim için hiç de şaşırtıcı değildir.

Katil Erdoğan, Suriye’de Esad rejimine karşı sokaklarda protesto gösterileri başlayınca, bir yandan kara hareketi için ABD emperyalistlerinden onay almaya çalışırken diğer yandan iç kamuoyunu işgal hareketine hazırlamak için şöyle diyordu: “İnşallah Selahaddin Eyyubi’nin kabri başında Fatiha okuyarak, Emevi camisinde namazımızı da kılacağız”. Din, egemenlerin çıkarları için, yığınları uyutan bir siyasal araçtır. Bugün bölgede bu aracı her türlü ahlaktan yoksun bir tarzda kullananların başında ise faşist Türk devleti gelmektedir.

Emperyalizm: Ezilen halkların kanlı hançeri!

Bir İngiliz politikacısının dediği gibi “İngiltere’nin ebedi dostları ve ebedi düşmanları yoktur, çıkarları vardır”. Bu söz tam da emperyalistlerin niteliklerini yansıtıyor.

Suriye’de YPG’nin öncülüğünde Kürt halkı kahramanca bir direniş sergilerken emperyalist merkezler de kamuoyuna dönük övgüler yapıyordu. Hiç kuşkusuz masa başlarındaysa mazlum halkların kanlarını akıtmak için hançerler duruyordu. Robert Fisk’in yakın süreçte yaptığı şu değerlendirme de bu gerçeğe ışık tutuyordu. ABD sözcüsünü kastederek “Beyefendi şöyle diyor: Kürtler terkedilmesi gerekene kadar ABD için ‘güvenli müttefiktir’. Ve bugün emperyalistlerin kontrolünde olan hava sahasında Türk savaş uçakları Kürt topraklarına ölüm bombaları yağdırıyor.

Peki tüm bunlara karşın Washington, Moskova ve diğer emperyalist merkezler ne diyor: İlk açıklama emperyalistlerin militarist kurumu NATO’dan geldi. “Türkiye’nin teröre karşı kendini savunma hakkı vardır”, diyor. Düpedüz yalan söylüyorlar. Çünkü bugüne kadar Kuzey Suriye’de, yani Rojava’da Türk devletine dönük herhangi bir saldırı olmamıştır.

Tam aksine Türk devleti Kürt halkına saldıran DAİŞ belasına ev sahipliği yapmıştır. Hiç kuşkusuz diğer emperyalist merkezlerde yapılan ya da yapılacak olan açıklamalarda temenni dileklerinden öteye gitmeyecektir. Çünkü emperyalist, ezilen halkların dostu değildirler. Bütün ülkelerin işçileri ve ezilen halkları tarihi tecrübelerinizle biliyorsunuz; emperyalistler bir yere el atarsa, orada hak, hukuk, adalet adına hiçbir şey kalmaz. Bugün Ortadoğu ve yakın çevresinde yaşanan da budur. Bu güçler tarafında Kürt halkı bir kez daha hançerlendi. Hatırlayın: Rojava halkı dünyanın başına bela olan DAİŞ vb. çetelere karşı mücadelede ağır bedeller ödedi. Diğer bir ifadeyle ezilenleri büyük bir beladan kurtardı. Bugün Afrin Kantonu’na T.C.’nin bombaları yağıyor. Buna karşı çıkmak, buna karşı mücadele etmek yalnız insani bir görev değildir. Aynı zamanda bu kahraman halka karşı olan vicdanı bir sorumluluktur. Herkesi bu sorumluluğu gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.

Kahrolsun işgalci faşist Türk devleti!

21.01.2018

 

https://www.tkpml-prozess-129b.de/tr/22-01-2018-muslum-elmanin-aciklamasi/

52761

Şehrin Işıkları

Şehrin gri havasından akşamın karanlığına yürüyorken, herkes, bir telaşla kaçan trenin arkasından koşar gibi, tempoyla, koşturuyor. Şehir o kadar hızlı akıyor ki; insanlar zamanın ve süreçlerinde aynı hızda aktığını zannediyor. Elleriyle dokundukları, gördükleri ve duydukları her şey bir sonraki gün biçim değiştiriyor, aldıkları kokular değişiyor. Gazeteler bir gün önce yazdıklarını ertesi gün hatırlatamıyorlar bile.

Kimliksizlik kimlik olmuş! Tahir Canan

Star Gazetesi İnternete yönelik baskıları savunmak için basın ahlak kurallarını hiçe sayarak basın yasasını hiç görmeyerek dilde kemik yok misali İnternet sansürüne karşı çıkanları porno savunmakla suçlamış. Kendi ilkesizliğini de ilke olarak lansa etmiş. Deyim yerinde ise ilkesizlik ilke olmuş, kimliksizlik de kimlik yerine geçmiş. Yalan dolanla hükümeti” yalama “ yalakalığı erdeme dönüşmüş! Halkı kandırmayı da meslek etmişler. Bunun adına da Gazetecilik denmiş! Gazeteciliğin kamusal görevini hükumetin, devletin ululuğu altına gömmeyi” meslek ilkesi”  kabul etmişler.

Yüce bir ölüm!/Agop Ekmekciyan

 24 Ocak 1988 yılında İstanbul Emniyet Müdürlüğü I.Şube polisleri tarafından boş bir arsada kurşuna dizilerek öldürüldüğü vakit Manuel Demir henüz 25 yaşındaydı.  Genç yaşında ,inandığı dava uğruna düşüncelerinden taviz vermeyen,onurlu duruşu ile cellatları çılgına çeviren Manuel Demir hunharca öldürüldü.  Faşizmin azgınca terör estirdiği yıllarda tüm hak ve özgürlüklerin rafa kaldırıldığı,yurtsever,devrimci,komünistlerin  hapishanelere atıldığı 12 Eylül faşizminin kol gezdiği şartlarda devrimci mücadeleye ara vermeden,,çekinmeden devam etti.

Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) için 11 not/ Temel Demirer

normal tarihsel koşuldur.”[1]

i) Gezi/ Kızılay/ Gündoğdu (vd’leri) güzergâhı, “devrimin güncelliği” fikrine veda etmeyenler için şaşırtıcı olmadığı gibi, “beklenilmeyen” de değildi…

Bu bağlamda Kaan Arslanoğlu’nun, “Bu memleket adam olmaz”, “insanların üzerinde ölü toprağı var”, “insan doğuştan/genetik olarak itaatkârdır,”[2] türünden zırvalarını yerle yeksan eden Haziran Başkaldırısı, tarihsel bir yanıt oldu.

Akademisyen sorumlulugu /Sibel Özbudun

“En büyük bilgelik kendine egemen olabilmektir.”[2]

1. Entelektüel üretimin akademiye ve belli şablonlara sığdırılmaya çalışıldığı günümüzde, sizce akademi dışında entelektüel bir üretim zeminin oluşturulma imkânları nelerdir? Bu bağlamda Özgür Üniversite deneyimini nasıl değerlendirirsiniz?

Benzeşen Toplumları Talilde Unutulanlar / Ergün Aslan

Teori  proletarya köylünün yaşamsal mücadelesinin devrimcide akademik olarak  dile gelişidir.

Konuya girmeden önce, 

Kapitalizmin.., işverenin..  karşısında proletarya köylü olmanın nasıl bir şey demek olduğunu unuttuysan ...

Bu tuzsuz baharatsız sosyo - ekonomik yapı neymiş ya.

Her şeye deva.

Ülkenin sosyo-ekonomik yapısını, inşasını mı talil edecen; Katma  işin içine sömürgeciliği...,  sosyo - ekonomik yapının sınıflar  yüzerinde yol açtığı karekterliği.... tamam.

Umreye Giden Düşkünler/ Erdal Yıldırım

Gündemde AKP iktidarı Kültür Bakanlığınca organize edilen 100 Alevi kökenli ‘dede’nin önce Necef’e, Kerbelâ’ya ve sonra da umreye götürülmesi olayı var. Ve (ben de dahil) bir çok yazar çizer, kanaat önderi, kurum yöneticisi günlerdir bu konuda, konuşuyor, yazıp çiziyor ve ülkenin başkaca bunca önemli yaşamsal sorunuları varken, bu konu gündemde önemli bir yer tutuyor.

On yıl mı beş yıl mı bu ne demektir?

AKP’nin başı Başbakan mahpusların uzun yargılama süresini kısaltacağını açıkladı! Herhalde bravo dememizi bekliyorlar. Ne diyelim ülkemizin kara mizahı böyle oluşmakta.  Ülkeyi  öyle ki yazboz tahtasına çevirdiler ki. Bu zevatlar ne yaptıklarını biliyorlar mı? Yoksa, bizlerle dalga mı geçiyorlar? Sanki on yıldır bu iktidarda olan, bu yasal düzenlemeleri yapan kendileri değilmiş de başka biri imiş gibi ortalığa çıkıp ne iyi düzenleme yapacaklarını ballandıra ballandıra anlatıp duruyorlar.

Lenin ile Stalin arasinda ulusal sorun konusunda"çeliski var"miydi

 

Abdullah Öcalan,Hatip Dicle ve “Kapitalist Modernite”’

Time dergisinin her yıl açıkladığı “Dünyanın En Etkili 100 Kişisi” listesinin 2013 versiyonunda Ortadoğu’dan sadece iki liderin adı vardı: Abdullah Öcalan ve Fethullah Gülen.Liderliğini esaret koşullarında sürdürmesiyse Abdullah Öcalan’ın çok özel durumuna işaret ediyor.Tam anlamıyla bıçak sırtında yapılan bir politika üretiminden bahsediyoruz.Bu politika üretimine ilişkin tartışmalar Öcalan’ın bir komployla 15 Şubat 1999’da TC’ye tesliminden ve takip eden sorgu aşamasındakı performansından itibaren hiç durmadı.Öcalan’ın özeleştiri vererek önünü kesmediği bu tartışmalar başta PKK dü

Mültecilik ve düşünce üretimi

Türkiye Devrimci Hareketi (TDH) içinde eskiden beri “mülteciliğe” bir kızgınlık ve yabancılaşma vardır. Özellikle “mülteci” devrimcilere iyi gözle bakılmaz. Bunun TDH’ne, “kötü” olarak yansıması TKP’nin mülteciliğinden kaynaklanıyor. TKP önderleri,,, ülkedeki baskı koşularından dolayı uzun bir süre yurtdışında (o zamanki adıyla Sovyet bloku ülkelerinde) yaşamak zorunda kalmaları, 1970’lerden sonraki devrimci kuşak içinde, “lanetlenen” bir durum oldu.

Sayfalar