Çarşamba Ekim 7, 2026

Misak Manuşyan ve 23’ler Ölümsüzdür!

Misak Manuşyan (1.9.1906 – 21.2.1944) ve yoldaşlarını, Nazi kurşunları ile Paris’te katledilmelerinin 80. yılında saygıyla anıyoruz İnsanlığın düşmanı faşizmi ise bir kez daha lanetliyoruz.

İnsanlığın başına kara bulut gibi çöken, yıkımlar, savaşlar ve dahası onarılması mümkün olmayan felaketlere sebep olan Hitler Faşizmi, 1933 yılında Almanya’da iktidara gelmesiyle başladı. 1929 ekonomik ve sosyal bunalımını atlatamayan ve çözüm bulmakta zorlanan, kapitalist-emperyalist ülkeler, sorunlarını savaş yolu ile çözmek, pazarların yeniden paylaşma savaşına giriştiler.

Alman emperyalizminin bu savaşta esas amacı Avrupa kıtasını ele geçirmek, dünyanın ilk ve tek sosyalist ülkesi Sovyetler Birliğini işgal ederek teslim almaktı. İtalya’da Mussolini, İspanya’da Franco gibi faşist iktidarlarda Hitler Almanya’sıyla ittifak kurdular.

Böylelikle faşizm insanlık için ciddi bir tehlike olarak ortaya çıktı.

Almanya ilkin Polonya’dan başlayarak bütün Avrupa kıtasını işgal ederek teslim aldı. Danimarka, Norveç, Belçika, Hollanda, Lüxemburg, Yugoslavya, Yunanistan’ı işgal etti. Bütün bu ülkelerde kendisine bağlı işbirlikçi iktidarlar kurarak hakimiyetini sağlamlaştırdı. 1940 yılında Fransa’yı işgal ettiler ve bir hafta içerisinde ise Paris’i teslim aldılar.

Teslim olmuş, işbirlikçi Vichy Hükümeti, Fransız vatandaşı Yahudilerden, Komünistlere kadar bütün muhalif kesimlerin isimlerini ve adreslerini faşistlere teslim etti. 70 000 Yahudi tutuklanarak ölüm kamplarına gönderildi. Yeni cumhuriyetçiler bu durumu “…Fransa’nın tarihinde sonsuza dek bir leke olarak duracaktır…” diye anmaktadırlar

Fransa’nın Nazi’ler tarafından işgali karşısında, başta komünistler olmak üzere, yurtseverler ve devrimciler direniş örgütlediler. Faşizme karşı insanlığı, karanlığa karşı geleceği savundular. Komünistler, devrimciler, antifaşistler kısaca kendine insanım diyenler faşizme karşı silahlı mücadele, sabotaj, cezalandırma gibi eylemlerle insanlığın kutsal değerleri, “özgürlük-eşitlik ve kardeşlik” adına savaştılar.

Öldüler, işkencelere maruz kaldılar, hapiste tutuldular, kurşuna dizildiler. Sonuçta Nazi’lere unutamayacakları darbeler vurarak tarihe önemli not düştüler. Yaşadığı topraklara ihanet etmeyip “işgal ve postal” arasındaki bir yaşama müsaade etmediler. İşbirlikçi-Teslimiyetçi Vichy hükümetine karşı da savaştılar. Bu direniş içinde Adıyamanlı Misak Manuşyan ve yoldaşları da vardı.

Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, M.Mauşyan’ın ölümsüzleşmesinden 80 yıl sonra, Misak Manuşyan ve eşi Meline Manuşyan’ın naaşlarını “Fransa’nın evrensel değerlerini temsil ediyor” diyerek Pantheon’da ağırlanacaklarını resmi bir kararname ile açıkladı.

Misak Manuşyan, Fransız halkının ulusal kahramanları, sembol isimleri arasında yer aldı. Hemen hemen Fransa’nın birçok şehrinde ve Ermeni halkının yaşadığı bölgelerde “Misak Manuşyan” adı okullara, sokaklara, bulvarlara verildi.

Misak Manuşyan, komünist-şair ve yazar kimliği ile ilk defa Pantheon’da eşi Meline ile ağırlanacaktır. Pantheon’da Jean Jaures, Voltaire, Emile Zola, Pierre Curie, Alexandre Dumas ve Simon Veil’ler ile, ebedi istirahatgahında unutulmayacaklardır.

Adıyaman’dan, Paris’e Bir Devrim Neferi

Paris’te dünyanın en tanınmış yazar ve entelektüelleri arasında Pantheon’da ebedi istirahatgahına kabul edilen Misak ile Meline Manuşyan’lar Fransız değildirler.

Yabancı – göçmendirler. Misak geçimini Citroen fabrikasında işçi olarak çalışarak idame etmeye çalışan bir emekçidir. Geldiği topraklar ise bir zamanlar Ermeni atalarının yaşadığı Adıyaman – Besni köyündendir. 1915 Ermeni soykırımı yıllarında 9 yaşında iken, önce babasını sonra annesini Tehcir yollarında, ölüm yürüyüşünde kaybetti.

Kardeşleri ile çaresiz ve yetim kaldı. Bir Kürt ailesinin yardımı ile hayata tutundular. Kilisenin yardımı ile soykırımdan kurtulan yetim ve kimsesiz çocukların barındığı, Suriye-Cunyu’ya yerleştirildi.

Meline Asaduryan’ın (1913 – 1989) hayatı da aynı Misak gibi zorluklarla geçti. 1913 yılında İstanbul’da doğdu. Babasını ve ailesini erken yaşta kaybedince, Adapazarı’nda bir Amerikan okuluna kaydoldu. Aslında burası bir yetimhanedir. 18 yaşına kadar burada kaldı. Sonra İzmir’e yerleştiler.

Katliam-tehcir ve baskı yıllarında, korkudan İzmir’i terk etmek zorunda kaldı. İzmir’de çoğunluğu oluşturan Rum ve Ermeni toplulukları, Kuvay-i Milliye çeteleri halkı kaos, panik ve yıldırma politikaları ile göç ettirmek için bütün yolları denediler. Meline’nin okuduğu okulun nöbetçisi öldürüldü. İzmir ateşe verildi. Rum ve Ermeniler yine göç yollarına düşmek zorunda kaldı. Meline ve ablası Yunanistan’a kaçarak canlarını zor kurtardılar.

1920 yılında ilan edilen Sovyet Sosyalist Ermenistan Cumhuriyeti’nin yardım talepleri bütün dünyada yankı bulduğu gibi Fransa’da da ilgiyle karşılandı. Birçok ilde Yardım Komiteleri için örgütlenmeler oluşturuldu.

M.Manuşyan bu süreçte eşi, yoldaşı, sevgilisi, hayat arkadaşı ve her şeyi olan Meline ile tanıştı. Evlendiler. İki dergi çıkarmayı başardılar. Çank (Çaba) ile Mışaguyt (Kültür) dergilerinde, Fransızcadan ve dünya klasiklerinden çeviriler yaptılar. Ermeni sanat ve kültür yazıları üzerine yoğunlaştılar.

Diğer taraftan Sorbonne Üniversitesi’ne dışarıdan kaydoldu. Edebiyat, felsefe ve siyaset bilimler dersleri aldı. Ailesinden kendisine kalan tek mirası olan kardeşini bir an olsun yalnız bırakmadı. Paris’e gelmelerinden bir süre sonra kardeşi Garabet hastalandı. Yatağa düştü. Kardeşinin tıbbi ihtiyaçlarını karşılamak için, Citroen fabrikasında işe başladı. Ama kardeşini kurtaramadı. Ekonomik krizin etkisiyle işten çıkarıldı.

Misak – Meline Manuşyanların hayatı 1939 yılında radikal anlamda değişmeye başladı. Alman faşizminin yükselişi ve insanlığı tehdit etmesi karşısında M.Manuşyan örgütlenmesi gerektiğinin kararını verdi. FKP (Fransız Komünist Partisi) üyesi oldu.

Faşizm işgaliyle Fransa’da her şey değişirken; Komünist Partisi lağvedilmiş, ilericiler, komünistlerin tutuklanması için cadı avı başlamıştı. Anti komünist tutuklanmalar sırasında göz altına alınan Manuşyan Paris Sante Hapishanesi’nde tutuklu kaldı. Hapishane de bir an olsun boş durmadı. Dışarı nasıl çıkacağının hesaplarını yaptı.

Hapishane müdür ile konuşarak, faşizme karşı savaşmak istediğini söyledi. Müdür bu talebi kabul ederek, Manuşyan’ın serbest kalmasını sağladı.

Soykırımdan Nazi Faşizmine Karşı Mücadeleye!

M.Manuşyan’ın kişisel tarihi aynı zamanda Ermeni halkının tarihtir. Onun kişisel tarihi, tehcir, soykırım, göçmenlik ve direniştir. Onun yaşamı Ermeni halkının modern tarihinin kısa bir özetedir. M.Manuşyan tehciri iliklerinde hissetti.

Ailesinin bütün üyelerini kaybetti. I. Emperyalist paylaşım savaşının yıkıntılarını, Büyük Buhranı, Hitler faşizmi ile II. Emperyalist paylaşım savaşının ayak izlerini bizzat yaşamaya başladı. Hayatta tek yoldaşı Meline kalmıştı. Faşizme karşı İspanya’da oluşturulan Enternasyonal Tugaylarda savaşmak için yazıldı. FKP’ne başvurdu. Fakat Fransa’da kadro boşluğu gerekçesiyle önerisi reddedildi.

Teslim olmuş işbirlikçi Vichy hükümeti Nazilerin bütün isteklerine şartsız ve koşulsuz boyun eğdi. SS subaylarına tutuklanmaları için binlerce FKP üyesi komünistin isim ve adresleri verildi. Herkes her an tutuklanabilirdi.

Direnişçilerin, faşizme karşı mücadele etmekten, direniş saflarında örgütlenmekten başka alternatifi yoktu. Direniş guruplarını örgütleyen Manuşyan Paris’te ilk eylemini bizzat kendisi yaptı. Bir SS kışlasını hedef aldı. Her sabah içtima yapan, marşlar söyleyen, oradan görev bölgelerine dağılan askerlere attığı el bombası ile onlarca asker öldü.

Birçoğu yaralandı. Paris’te yankı uyandıran bu eylem sonucunda Nazi’ler daha da saldırganlaştı. Manuşyan bu eylemden sonra Paris Askeri sorumluluğuna getirildi.

En büyük eylemi ise Paris’te SS subayının cezalandırılmasıdır. Bu insanlık düşmanı SS subayı, halk tarafından teşhir olmuş, herkesin nefret ettiği, her infazda imzası bulunan Van Schaumber’dir. Bu eylem de Manuşyan Grubu’na verildi.

Bombalama ve taramadan sonra katil hak ettiği cezayı buldu. Bu sefer Julius Ritter, 600 000 Fransız işçisinin çalışması için, Almanya’ya gönderilmesini örgütleyen SS subayını halk adına ölüm ile cezalandırdı. Berlin’de yankı bulan bu eylem sonucunda Adolf Hitler çok üzüldü. Almanya’da 1 günlük yas ilan edildi.

Artık Paris’te SS subayları resmi üniformaları ile dolaşamaz hale geldiler.

Yoldaşı Meline, Misak’ı bir an olsun yalnız bırakmadı. M.Manuşyan ikin kez tutuklandığında ziyaretine gitti. Meline, bir keresinde askerler tarafından açılan kurşunlardan tesadüfen kurtuldu. Misak yine Gestapo’nun elinde tutsak düşmüştü.

Ama hakkında yeterli bilgi ile delil olmadığı için serbest kaldı. Eline ise geçmişte çok iyi daktilo kullanabilen, gazete ve dergi işlerinde çalışmış bilgi birikimine sahip usta bir Partizandır. FKP’nin bildirilerini faşizmin en koyu olduğu şartlarda, ustaca halka ulaştırılmasında önemli katkıları oldu. Ama, Gestapo’nun yoğun operasyonlarında Partizanlar da etkilendi.

Binlerce insan tutuklandı. Bazıları anında infaz edildi. Manuşyan da bir operasyon sırasında 16 Kasım 1943 yılında tutuklandı. Bugün de halen var olan, baskı ve zulümleri ile meşhur, en sıkı korunaklı, Fresnes Hapishanesi’nde hücrelerde tutuldu. En barbar işkencelere maruz kaldı.

Enternasyonal Devrimciler ve Kızıl Afiş

Naziler tutuklanan Misak Manuşyan ile 23’ler aleyhine Fransız halkına, haklarında kötü propaganda yapmaktan geri kalmadılar. Propaganda amacıyla onları “cani, Yahudi, Bolşevik” olarak tanımlayan binlerce Kızıl Afiş hazırlayarak, Paris ile banliyölerine dağıtıldı.

Aksine halktan direniş saflarına katılanların sayısı çoğaldı. Misak Manuşyan’ı “Ermeni çete başı, 56 suikast, 150 ölü, 600 yaralı” tanıttılar. Dünyaca tanınmış şair ve yazar Louis Aragon “Kızıl Afiş” hakkında şiir yazdı ve “Fransa için öldüler” ifadesini kullandı.

Hitler Faşizminin mahkemelerinde yargılandılar. İtalyan, İspanyol, Bulgar, Romanya, Polonya, Macar, Ermenilerden oluşan 23’ler her türlü işkence ve baskılara karşın mahkeme salonunda, pişman olmadıklarını hep birlikte dile getirdiler.

Naziler bir gün bile ara vermeden Paris’te bulunan Mont Valerien kalesinde, Partizanları kurşuna dizdiler. İşbirlikçi Fransız basını ise “23 komünist ölüm cezasına çarptırıldı” diye manşet attı. İçlerinde sadece Olga Banciç (Romanya) Fransız yasalarına göre kadının kurşuna dizilmesi yasaklandığı için, Almaya’ya götürülerek, giyotine vurularak öldürüldü.

Meline Manuşyan ise öğretmenlik yapmak için Ermenistan’a yerleşti. 17 yıl sonra tekrar Fransa’ya döndü. Dönemin cumhurbaşkanı F.Mitterand tarafından, Meline Manuşyan l’egion d’honneur ile ödüllendirildi. Misak ölüme giderken gönderdiği vasiyetinde eşine “evlen” demesine rağmen, Meline hiçbir zaman evlenmedi.

1989 yılında hayata gözlerini yumduğunda, Paris Ivry’de bulunan eşi Misak Manuşyan’ın yanın defnedildi.

Günümüz dünyasında III. Emperyalist Paylaşım savaşı tehlikesi her geçen gün daha da ivme kazanmaktadır. ABD-AB emperyalistleri Rusya ve müttefik emperyalistleri arasında süregelen pazar çekişmeleri endişe verici boyutlara ulaşmıştır. Artık bir dünya savaşı tehlikesi açıkça konuşulmakta, her devlet hazırlığını ona göre yapmaktadır.

Afrika’dan Kafkaslara, Ortadoğu’ya Avrupa’ya kadar halklar ekonomik ve sosyal kriz içerisinde yönünü aramaktadır. Avrupa kıtasında ırkçı, milliyetçi, neo Naziler her geçen gün güçlenirken sosyal bunalımlar her geçen gün daha da artmaktadır.

1.Emperyalist paylaşım savaşında görüldüğü üzere bütün ülkelerde istisnasız burjuva iktidarları, faşizme karşı teslimiyet bayrağını çekerlerken, halklar ile bütün ülkelerdeki komünistler insanlığın kutsal değerlerinin ayaklar altına alınmasına, kanları ve canları pahasına mücadele ederek karşı koymuşlardır.

Bugün Avrupa burjuvazisi bu gerçekliği inkar ederek, komünistlerin halkın mücadele tarihlerini sahiplenmektedirler. Aynı şekilde dünya halklarının başına bela olan IŞİD çetelerine karşı kazanılan zafer de Kürt halkı ile Enternasyonal Devrimcilerin kazanmış olduğu zaferdir. Avrupa burjuvazisi sözde savunduğu evrensel değerlere bile sahip çıkamamıştır.

Bugün sürdürülmesi gereken devrimci ruh, M.Manuşyan ve 23’lerin bizlere emanet ettiği ulusal değil enternasyonal devrimci direniş ve mücadele ruhudur! M.Manuşyan bir komünist olarak “Fransa için mücadele” etmedi. O savunduğu değerler için ölümsüzleşti. Tıpkı emperyalistler ve Türk faşizmi destekli IŞİD faşizmine karşı mücadele ederken ölümsüzleşen Nubar Ozanyan gibi…

12275

TC’nin çıkmaz Sokağı!

Tezkere, Kobanê “Çözüm Süreci”, IŞİD, Ortadoğu

(IŞ)İD’in Kobanê üzerinde geliştirdiği saldırı Kürt meselesindeki ve bölge içindeki dengeleri hemen “türbülansa” sokmayı başardı. Kürt ulusal hareketi Kürt meselesini doğal ve haklı olarak bölgesel gelişmelerin sadece bir parçası ve uzantısı olarak ele alıyor. TC’nin de meseleyi hem iç hem de dış sorun olarak ele aldığı, “çözüm süreci” denen gelişmenin en önemli itim güçlerinden birisinin de bölgesel gelişmeler ve TC’nin bölge politikası olduğu bilinmektedir.

(IŞ)İD Kürtlere Niye Saldırır?

(IŞ)İD, Ortadoğu’nun yeni fenomeni ve emperyalistlerin yeni umacısı. (IŞ)İD emperyalist gericiliğin kendini daha rahat gerçekleştirmesi ve politik yönelimine yeni olanaklar yaratması için arayıp da bulunmayacak bir umacı oldu. Her ne kadar emperyalist güçler ve Ortadoğu’nun gerici egemenleri için şu an kullanılacak bir umacı (heyula) olsa da, Kürtler, Şiiler, Hıristiyanlar ve tüm diğer farklı inanç ve milliyetler için bunun ötesinde en vahşi biçimlerle ölüm, kan, zulüm anlamına geliyor. (IŞ)İD girdiği her yeri insansızlaştıran, kurutan, çölleştiren bir politika izliyor.

Kanlı eserinizle övünebilirsiniz

Tarih şahittir ki, Kobani protestolarında ortaya çıkan kanlı tablo AKP(DEVLET), HDP ve HÜDAPAR'ın ortak eseridir. Bilindiği gibi HDP ve KCK'nin çağrısıyla sokağa çıkan kalabalığa ilk kurşun Muş Varto'da sıkıldı ve bir genç polis kurşunuyla can verdi. Sinirler zaten gergindi, gencin ölüm haberi büyük bir öfke patlamasına neden oldı. Düzenin çarpıklıklarına ve adaletsizliğine karşı isyan halinde olan gençler ve halkın arasına karışan maskeli provokatörler birçok şehirde polislerle çatıştılar.

Topunuz IŞİD'siniz.

Evet, siz IŞİD'ci ve yargısız infazcısınız.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dün Gümüşhane'de milyonların gözünün içine baka baka, "Bingöl'de iki polisimizi şehit eden teröristler öldürüldü," dedi kükreyerek. Kürsü kahramanı Tayyip Erdoğan'ın sözünü ettiği kişiler karayolunda jandarmanın, "Dur,"ihtarına uymadıkları gerekçesiyle hedef gözetilerek öldürülen insanlardır.  

İlk can yakıcı soru şudur: Öldürülen bu dört kişinin Bingöl saldırısına katıldıklarını nereden biliyorsunuz?

TC’nin imdadına koşmak bize mi kalmış? - Dursun Ali Küçük

Serhildanlari selamliyorum!

Kürdistan halkı ve herkes savaş içindedir ve savaş yürütüyor. Kürdistan Federasyonu ve Batı Kürdistan’da savaş çok çıplak yürütülüyor. İran ve Türkiye’de fiilen savaş hali var. İran sömürgeciliğine karşı silahlı mücadele veren grup ve gruplar çıkıyor ve başlattılar. Gerillayı geliştirmeleri olumludur. İran’da idamlar sürüyor ve legal anlamda hiçbir faaliyete izin vermiyor.

Kürtlerin son savaşı mı?

Türk devletinin desteğinde İŞİD’in Kobane’ye yoğun saldırısı ve yaşanan insanlık dramı nedeniyle Türkiye’de, başta PKK taraftarları olmak üzere tüm ilerici kamuoyunu ayağa kaldırması önemli bir gelişmeydi. 

“Kobanê Direnişi İçin Yaşamı Durduralım!”

 

IŞİD saldırılarına karşı destansı bir şekilde sürdürülen Kobanê direnişi destan yazmaya devam ediyor. Bu direniş sürerken; Dünyada ve Türkiye'de bu direnişi sahiplenmek için sokağa çıkan halka, olanca gücüyle saldıran TC onlarca insanı katletmeye devam ediyor. T. Kürdistanı başta olmak üzere, devlet baskısına boyun eğmeden sokaklara dökülen halkın direnişi sürerken; daha önce de direnişi büyütme çağrısı yapan Partizan, tüm güçlerine seferberlik çağrısında bulundu.

Dünya Suriye’deki Devrimci Kürtleri Neden Görmezden Geliyor-David Graeber

Suriye Savaş Alanında demokratik bir deneyim IŞİD tarafından yok ediliyor. Dünya kamuoyunun bundan bihaber hâliyse tam anlamıyla skandal.

Kobani bize zafere odaklanmanın yolunu gösteriyor

 

Kürdistan'da ve Türkiye'de ok yaydan çıktı. Sözün bittiği, pratik eylemlerin başladığı an bu andır.  Zafere odaklanmak için ölümüne direniş!

Aslında anlatılacak hem çok şey var, hem de o kadar anlatılıyor ve yazılıyor ki her şey karman çorman bilgi kirliliğinden tutalım da “Kobani’nin düşmesinden” veya “ha düştü düşecek “çığırtkanlıklarını görmekteyiz. Dün halefi Davutoğlu, bugün Antep’te selef Erdoğan savaş naraları atarak gizli saklı bir şey bırakmadı. Suriye’ye karşı savaşın kukla baş aktörü olduğunu kendi ağzıyla açıklayarak ispatlamış oldu.

Kobane; Geçit Yok, Geçit Yok! Volkan Yaraşır

Tarih ve devrim kaotik bir süreçtir. Atılım ve geri dönüşleri içinde taşır. Rojava Devrimi, Kürt Özgürlük hareketi kadar Mezopotamya ve Anadolu coğrafyasında sarsıcı etkiler yarattı. Ortadoğu’nun hegemonik güçler tarafından yeniden dizaynını engelleyen en önemli faktör olarak öne çıktı. Aslında Rojava pratiği yıkıcı etkilerini yeni gösteriyor. Bir nevi devrim, dalgasal ve dip sarsıntılarını dışavurmaya başladı.

Ölümüne seyirci kaldığınla barışamazsın: Ohannes Kılıçdağı

Zaten hep gergin olan ülkemiz ve bölgemiz bir kere daha ‘bıçak sırtında’. Bu sefer başrollerden biri, caniliği bu coğrafyaya bile (“Oryantalizm yapma” diyenler sıranın sonuna geçsin) fazla gelen IŞİD’e ait. Başrole yükselmesinde AKP idaresindeki Türkiye devletinin doğrudan desteği olup olmadığı tartışılıyor. Birçok iddia olmasına rağmen, hükümet ve onun savunucuları bunların hiçbirinin doğrudan desteğe dair somut delillere dayanmadığını söylüyorlar. Gerçektende söylenenlerin hiçbiri bu desteği tartışılmaz biçimde ispatlamaya yetmeyebilir.

Sayfalar