Salı Ekim 13, 2026

Mevcut koşullarda devrimci siyasal mücadelenin öne çıkan toplumsal dinamikleri (3)

Devrimci siyasal mücadelenin genel olarak nesnel zemini, sosyal devrimleri de olanaklı kılan nesnel zemin ile, aslında ortak paydalara sahiptir. Emperyalist- kapitalist barbarlığın hüküm sürdüğü ve kendisinin doğrudan var ettiği her bir antagonist çelişme ve sorunların giderek daha bir keskinleşerek; ulusların, halkların ve doğanın yaşamını kâbusa çevirip, geleceklerini ciddi şekilde riske soktuğu şu süreçte, gerek özel olarak Türkiye ve K. Kürdistan’da ve gerekse yer kürenin hemen hemen her bir karışında devrimlerin ve de devrimci siyasal mücadelenin nesnel koşulları, düne nazaran, bugün çok daha fazlasıyla mevcuttur demek, kesinlikle isabetli bir belirleme olacaktır.

Emperyalist- kapitalist sistemin uzunca bir süredir bir türlü üstesinden gelemediği ve her geçen gün daha da artarak yoğunlaşan kronikleşmiş iktisadi krizi, doğal ve kaçınılmaz olarak hem dünyanın her bir ülkesi özgülünde başta emek-sermaye antagonist çelişmesi olmak üzere ve daha bir yığın başka çelişmelerle birlikte; özellikle de aşılamayan ve giderek derinleşen bu ekonomik krizin yarattığı emperyalist devlet ve uluslararası tekellerin pazarları yeniden paylaşma dalaşı, dünya halklarını ve doğayı yeni ve aynı zamanda da kaçınılmaz olarak çok daha yıkıcı olacak olan nükleer bir savaş riskiyle karşı karşıya bırakmış olmasından ötürü, dünya barışı ve insanlığın ve doğanın acilen korunması sorunları, güncel devrimci siyasal mücadelenin yükseltilmesine son derece elverişli zemin ve imkânlar sunmaktadır.

Aynı çelişme ve sorunlara ek olarak, Türkiye ve K. Kürdistan’da hem daha yoğun ve uç boyutlu yaşanan ve emekçi halkı adeta  açlığa ve yoksunluğa mahkum etmiş olan Cumhur İttifakı İktidarı’nın  işgal amaçlı yürütülegelen savaş ve ekonomik politikaları ve hem Kürt ulusuna yönelik sömürge siyasetinin dayattığı savaş ve temel hakların gasp edilmesi suretiyle derinleştirilen milli baskı ve zulüm, hem; gerçek manada “tek adam diktatörlüğü” altında, İslamo-faşist bir çehre de kazanarak giderek daha bir koyulaşan faşist diktatörlüğün tüm özgürlükleri ciddi şekilde tehdit ediyor olması ve hem de özel bir itinayla kademe kademe yerleştirilmekte olan ve bir çok farklı inançtan oluşan toplumun iç barışını ve  özel olarak da koyu bir orta çağ barbarlığı kıvamına sokulacak olan ataerkinin milyonlarca kadının yaşamını kabusa çevirecek olan, “modernize” edilmeye çalışılan haliyle şeriat tehdidi gibi öne çıkan tüm bu somut çelişme ve sorunlar, yani bir diğer ifadeyle ‘aktüel’ toplumsal dinamikler; güncel devrimci siyasal mücadelenin, üzerinde kolayca yükselebileceği elverişli, nesnel bir zemindir.

Bizatihi nesnel yaşamın olguları tarafından önemle öne çıkarılan ve devrimci siyasal mücadelenin üzerinde rahatlıkla yükselebileceği tüm bu toplumsal dinamikler; şayet kendilerini “devrimin ve de sınıfın öncü/önder kurmayı” addedenler ve ciddi şekilde böylesi bir iddia sahibi olduğunu savlayanlar açısından, devrimci siyasal mücadele için, gerçek manada, son derece elverişli imkân ve gelişme potansiyeli demektir.

 

Gerek tüm emekçi kesimleri, yoksunluk ve açlıkla kasıp kavuran son derece berbat ekonomik yaşam koşulları sorununa karşı, gerek Kürtlerin en insani ve en demokratik hak istemlerine karşı yürütülen ve fiiliyatta uygulanan sömürge siyasetine, yani milli baskı ve zulme karşı, gerek tüm demokratik hakların gasp edilmesi şeklinde tırmanan ve tüm özgürlük alanları üzerinde sıkı bir baskı kurmayı hedefleyen “tek adam diktatörlüğü” çehresine bürünerek yükselen  faşist tırmanışa karşı, gerek “insan uygarlığının" ve doğanın çok ciddi ölçülere varan oranlarda yıkımıyla sonuçlanacak olan yeni  bir emperyalist savaş tehdidine ve keza emperyalist işgal ve ilhak politikalarıyla çıkarılan tüm yerel ve bölgesel savaşlara karşı ve gerekse toplumsal yaşamın hemen hemen her alanında pıtrak misali boy vererek gerçekleştirilmekte olan şeriat sisteminin yerleştirilmesine karşı; bunların her biri üzerinden (ve elbette her bir sorun ve çelişmenin taraf ve bileşenlerinin farklılıklar arz edeceği gerçeğini  göz ardı etmeyip, özenle gözeterek) toplumun diri kesimlerinin birleşilebilecek tüm unsurlarıyla, (yerel ve küresel bazda ki) sivil demokratik kitle kurum  ve kuruluşlarıyla, siyasi parti ve parlamenterlerle ittifaklar veya güç birliktelikleri oluşturarak veya oluşturulmuş olanlarının aktif bileşeni veya katılanı olarak mümkün olabilecek en geniş katılımlı kitlesel eylemlilikler organize etmeye çalışmak ve mümkün olabildiğince de bunları gerçekleştirmek. 

Bazen de öyle olur ki sokağa, alana, kürsüye tek başına da çıkarak bir korsan gösteri, bir basın açıklaması veya kısa özlü bildiri dağıtımı, afiş, duvar yazıları ve açık alan panelleri düzenleme şekline de bürünebilir bu tavır alış ve karşı çıkma fiilleri. Önemli olan, bir şekilde fiili bir direniş, hak talep etme veya duyarlılık oluşturma fiil ve duruşuyla kitlelere bir şekilde ve bir ölçüde ulaşabilme ve onlarla diri bir zihin ve dirsek teması içinde olabilmektir. Unutmamak gerekir ki kitleler boş lafların değil, bir fiil pratikte kendisini ortaya koyarak onlar için samimiyetle bir şeyler yapmaya çalışanları dikkate alır. O çokça lafı edilen güven verme durumu da işte ancak ki bu şekilde oluşabilir. Yani amiyane tabiriyle, kitleler nezdin de “yok öyle üç kuruşa beş köfte” beleş ve kolaycılığıyla güven oluşturabilmek.

 

Özetle; devrimin örgütlenebilmesi işte ancak ki farklılaşan her bir sürecin öne çıkardığı bu ve benzeri somut toplumsal sorunlar üzerinden geliştirilecek devrimci bir siyasal mücadele anlayış ve pratik hattının yaşam bulmasıyla mümkün olabilir. Bunu becerip yapabilen yol alma şansını elde eder; beceremeyip yapamayan ise, boş kuru bir ajitasyonla kendisini oyalamaya ve de kandırmaya devam edecektir. Sorun işte bu kadar açık ve net.

 

Ve tabii ki söz konusu devrimci siyasal mücadelenin yürütülebilmesi de ancak ki verili sürecin realitesine uygun yeni ve oldukça zengin çeşitlilikler barındıran ana ve geçici ara-taktiksel mücadele araç ve örgütsel mekanizmalarının oluşturulup, işlevli kılınmasıyla mümkün olabilir. Yoksa öyle illegal yapıların dergi ve gazete isimleriyle ya da yine alın çatısında bu oluşumların ‘yan kuruluşu’ etiketi taşıyan küçük çaplı bazı demokratik oluşum mekanizmalarıyla, söz konusu bu mücadelenin gereklerini yerine getirmek asla ve asla mümkün olamaz. Çünkü hem geniş kesimler nezdinde illegal olanla bir araya gelmek riskli bir algılanıştır; hem de zaten bu illegal yapılar mevcut hukuk karşısında hiçbir toleransa sahip olmadıklarından, çok kolay bir şekilde anında engelleneceklerinden, oynaması gereken rol ve işlevi de yerine getiremeden, kolay bir şekilde saf dışı edileceklerdir. Ve geniş çaplı tutuklama furyalarıyla da kısa sürede hareket edemez hale sokulacaklardır. Bu da bu sorunun yine son derece açık ve net olan bir diğer yönüdür. Dedik ya başarı, biraz da oyunu kuralına göre oynayıp oynamama becerisiyle ilgili bir sonuçtur. 

6507

Halil Gündoğan

Halil Gündoğan sitemizin köşe yazarıdır. Teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır.

Halil Gündoğan

TKP/ML MK:Yaşamın her zerresinde bilenen, örgütlenen ve savaşan bilinçtir Kaypakkaya!

 

Kamp Armen bizimdir! ԱՐՄԵՆ ՃԱՄԲԱՐԸ ՄԵՐՆ Է !

 

Yuva bozanın yuvası  olmaz  (Yaşar Kemal)

ՏՈՒՆ  ՎԵՐԱՑՆՈՂԸ  ՏՈՒՆ  ՉՒ  ՈՒՆԵՆԱ !  ՅԱՇԱՐ ՔԵՄԱԼ   

18 Mayıs yaklaşırken…

Deniz Gezmişler idam için günler sayarken, Mahirler cezaevinden kaçıp onları kurtarmak için Kızıldere yoluna düştüklerin de ülkenin başka yerinde halklar ile buluşup devrimci yolunu çizen başka bir lider vardır. Türkiye devrimci önderleri arasında silahlı propagandayı ve radikal değişimi kendi hedeflerine koyan İbrahim Kaypakkaya ve arkadaşları partileşme yolunda önemli adımlar atıyor ve Türkiye devrimci geleneğine katkılarını sessizce sunuyordu.

Kasketin en çok yakıştığı insana minnet ve hayranlıkla (1)

“Mors immortalis.”[2]

Kasketin en çok yakıştığı insandı.

O meşhur fotoğrafı her görüldüğünde, yüzündeki masum tebessümün içimizi ısıttığı devrimci.

Gülmek/ gülümsemek bir insana ancak, Kaypakkaya kadar yakışırdı.

“Diyarbakır’ da bir kaya sanki yükselmiş aya”; “İbom, kutup yıldızım, sol yanımın cevahiri”; “Ölüm toplasa da çiçekleri,/ çiçekte tohum biter mi?” dedirtmişti kendine.

TKP/ML-TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı

Yoldaşlar, dostlar, halkımız

7 Haziran'da HDP'yi Bekleyen Tehlike- Ergülen Toprak

7 Haziran’daki seçimlerden önce yanıtı en çok merak edilen soru:

“HDP yüzde 10’u aştığı takdirde barajı geçmesi engellenebilir mi?” 

Her ne kadar HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, cep telefonları için geliştirdikleri bir sistemle seçim sonuçlarının güvenliğini sağlayacaklarını söylese de, geçmiş yıllarda yaşanan şaibeli durumlar göz önünde bulundurulduğunda, 7 Haziran gecesi yaşanacakları tahmin etmek hiç de zor değil.

YDG: “Direnişin Meşalesi, Zaferin adıdır Kaypakkaya!”

“Komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaş, egemenlerin, halkımıza dayattığı yoksulluk ve sefalete, yaşatılan acı ve akıtılan kana, halkımız üzerindeki siyasal ve sosyal tahakküme karşı koyuşun büyük cüreti olarak doğdu. 

Kaypakkaya yoldaş, yarım asırlık suskunluğu parçalayan keskin çıkışı, devrimciler üzerinde esen revizyonist ve idealist rüzgarın net kopuşu, komünist bilincin sapmaz duruşu oldu.

Ulus devlet kapitalist sistem için gerekliydi…

Ulus devleti kapitalizm için gereklidir, işçi sınıfının iktidarında ulus devletine ihtiyaç yoktur, eğer ulus devleti içinde işçi sınıfının iktidarını kuruyoruz diyorlarsa orada kapitalist sistem gizli ve üstü kapalı bir şekilde varlığını koruyor anlamındadır, çünkü ulus devlet sadece kapitalistler için sermaye birikimi için gerekli bir başlangıçtı. Evrensel olan bir sistemin sınırlara ve paranın akışını engelleyecek farklılıklara artık ihtiyacı yoktur, çünkü sermaye kendi varlığını garantiye alırken aynı zamanda kara para ile yasa dışı işlerini yaptıracak araçlar da yaratmaya devam ediyor.

Öfkenin bilinci, direnişin rehberidir Kaypakkaya!

Emperyalist-kapitalist sistemin daha fazla kâr odaklı sömürü çarkının işçi-emekçilerin alınteri, canı ve kanı ile işletildiği bu düzene karşı isyanın sesleriyle doludur Mayıs ayı… Enternasyonal işçi marşının bilincimizi keskinleştiren bu dizeleriyle başlar Mayıs ayı.

Oh.. Hayat Partililere Güzel -İroni

Hayel parayla değil ya..

Biz proletarya köylüler için hayat çok zor.

Yaşantımız her gün mücadeleyle geçiyor.

Tamam efendim.

Nasıl isterseniz efendim.

Elbetteki sizin istediğiniz gibi olacak efendim.

Sıkıldıysanız.......

Gerçekten mücadele çok zor.

Yok ki bir tanıdığımda her hangi bir gazeteye . .....  sözcü olam. 

Ne güzelde gazete ulaşabildiğiniz her yere ulaşın demişken.

Benim ulaşabileceğim yer ne kadarki.

Kenan Evren öldü; peki yarım kalan ne?

12 Eylül 1980, televizyonda apoletleri ile devlet ve ordu bürokrasisi içinde bir şahsiyet Kenan Evren. Ve bir ilan; “Ordu yönetime el koymuştur.”

Her ne kadar dönemin darbe basını iktidarın yönetemez haline geldiğini ve ordunun bu amaçla iktidara el koyduğunu pompalasa da esas olanın bu olmadığı cadde cadde, sokak sokak gerçekleştirilen katliamlardan görülüyordu. İmzalanan katliam fermanları ile hunharca gerçekleştirilen baskınlar ve yüzlerce faili meçhul cinayet…

Sokaklarda kol gezen sivil faşistlerin, can kesen kasaplarıyla faşist cunta görev başındaydı.

Sayfalar