Salı Ekim 20, 2026

Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar

14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler. 

Bu direniş, faşist-sarı sendika nezdinde burjuva devletine, onun sömürü düzenine karşıdır. Çünkü, özellikle son 10 yıllık süreç; işçi sınıfının en fazla ezildiği ve sömürüldüğü, her türlü haktan mahrum edildiğ ve sendikasızlaştırdığı bir süreçtir. Aynı zamanda bu süreç, varolan sendikalarıda sendika olmaktan hızla çıkaran bir süreç olmuştur.

Metal işçilerinin direnişi, güçlü bir örgütlülüğe, komünist ve devrimcilerin güçlü örgütlülüğü de söz konusu olmamasına karşın, kendiliğinden bir sınıf hareketinin boyutunun bu denli olması, sınıflar arası mücadele gerçekliğinin kendisidir. Seçim süreci ve yer yer işçi sınıfı içinde reformist rüzgarların estirldiği bir ortamda, gündeme damgasını vuran bir sınıf gerçekliğidir.

Sınıfın en küçük kitlesel hareketi ve özellikle önemli sanayi kollarındalki işçilerin sınıf hareketi, gündeme damaga vurmaması söz konusu olamaz. Kendi dışındaki sınıfların bütün dikkatini çeker ve etkiler. Mücadelesinin başarısı, ezilen sınıflara umut verirken, burjuvaziyi ise tedirgin eder. Diğer ve bu direnişte olduğu gibi.

Her işçi direnişi ve  her grev, işçilerin sınıf bilinci kazanmasına hizmet ettiği gibi, sınıf olarak örgütlenmelerini de genişletir ve nitelikleştirir. Daha önceki direnişlere katılan işçilerin dediği gibi; “direniş ve grev öncesi beş vakit namaz kılarken, şimdi beş vakit komünizm propagandası yapıyoruz.” 

Metal işçilerinin direnişinin sonu ne olursa olsun, bu direniş onlara gelecek günlerdeki mücadele için çok şeyler kazandırıyor. Ve onlar direnişleriyle komünizm okulundan geçiyorlar.

Kapitalist sistem varoldukça, burjuvaziyle işçi sınıf arasındaki mücadelede sürecektir. Ta ki, işçi sınıfı burjuvaziyi yıkıp kendi iktidarını kurana kadar. Toplumsal tarihin bu kaçınılmaz anı, er ya da geç gelecek. Bu tarihsel gelişmenin önünde hiç bir gerici zorbalığın durmasının olasılığı söz konusu değildir.

İşçi sınıfı oraya; grevlerle, direnişlerle, işgallerle, protestolarla, barikatlarla varacaktır. Bu süreç içinde kendi sınıf partisiyle ilişki kuracak, sınıf bilincini bu mücadele içinde alacaktır. O zaman daha örgütlü ve daha bilinçli olarak, kendi sınıf çıkarlarının bilinciyle hareket edecektir. Zamanı geldiğinde geri çekilecek, zamanı geldiğinde ileri atılacaktır. Bunu belirleyecek olan; ekonomik ve siyasal koşulların yanında sınıfın bilinci ve örgütlülüğünün düzeyi olacaktır. 

15-16 Haziranları, 1970’in ikinci yarı süreçlerinileri, 1986 grevlerini, 1994 Zonguldak Maden direnişini, 2009 yılı Aralığında başlayan Ankara Tekel direnişi ve peşinden Gezi’yle mücadelenin daha da kitleselleşmesi ve karşılıklı sınıf çatışmasına dönüşmesi, Türkiye işçi sınıfının tarihinin mücadeleyle dolu olduğu görülecektir. 

Sadece yukarıda saydığımız bu belli başlı işçi direnişlerini ele aldığımızda, Türkiye işçi sınıfının direnişleri hiçte yabana atılacak gibi değildir. Burjuvazi bu direnişleri çok ciddiye aldığı için hep saldırmış ve bu direnişleri kırmak için yoğun çaba harcamıştır. Çünkü burjuvazi sınıf bilinciyle hareket eder ve işçi sınıfının mücadelesinin örgütlü hale geldiğinde karşısında yıkılmaz bir güç bulacağının bilincinde olduğundan, direnişleri daha doğmadan kırmanın ve ezmenin çabası içine girer.

Devam eden metal işçilerinin direnişi, işçi sınıfını küçümseyenlere, ona güvenmeyenlere ve özellikle de işçi sınıfının devrimdeki önderliğini reddedenlere bir kere daha yanıt olmuştur. Burjuvaziyi saltanatından edecek olan sınıf budur ve sınıf hareketi de böyle olur. Ve özellikle bu sınıf hareketi,  sınıf bilinciyle örgütlenip hareket ettiğinde ise, ücretli köleliğe son vererek kendi kaderini çizebilecek bir güce erişecektir. 

Marks ve Engels, Komünist Manifestosu’nu yazarken, bu sınıfın toplumsal tarihi sınıfsız, sömürüsüz bir topluma dönüştürebilecek yegane güç olduğunu bildiklerinden, bu sınıfa güvenmişlerdir. Ve proletaryanın bilimsel teorisini yaratmışlardır.

Daha sonraki Rus, Çin, Arnavutluk ve diğer devrimler marksistlerin düşüncesini doğruladığı gibi, işçi sınıfının burjuvaziyi yıkacak yegane güç olduğunuda doğrulamıştır.

Toplumsal bu deneyimler ve sınıf hareketinin başarısı, sosyalizmin işçi sınıf önderliğinde gerçekleştiği ve gerçekleşeceği, hala yeterince kavranıp bilince çıkartılamamıştır.

Kendine Marksist diyen her örgüt, devrimin önderinin işçi sınıf olduğunu kabul etmelerine karşın, Marksist teorinin gereklerini yerine getirmiyorlar ya da getiremiyorlar. Sınıf içinde çalışmaya, örgütlenmeye, propaganda ve ajitasyona ağırlık vereceklerine, sosyal gerçekliğin ve sınıfın gündeminde olmayan teferruatlarla kendilerini meşgul ediyorlar. Sınıfın dışında ezilen katmanların içinde daha çok yer alıyorlar. Ama sınıf içinde sabırlı ve azimli çalışmayı ise aksatıyorlar. Bir kısmı ideolojik olarak ondan uzak duruken, ona güvenmezken, bir kısmı ise sınıfı esas aldığını söylemesine karşın, başka “esas”larla oyalanıyor ve devrimci enerjinin boşa gitmesine, heba olmasına neden oluyorlar.

Ama, hakkını yememek gerekir; işçi sınıfı içinde ciddi çalışma yapan örgütlenmelerde vardır. Bu da umut vericidir.

Son zamanlarda, ezilen yığınların ve işçi sınıfının sınıf kimliği yerine, alt kimlikleri öne çıkarılıyor. Bunu burjuvazi bilinçli yapıyor. Burjuvazinin bilinçli olarak alt kimlikleri öne çıkarması, işçi sınıfını alt kimlikler üzerinden bölmesi onun sınıf çıkarının bir gereğidir. Ancak, buna, komünist ve devrimcilerin bilerek ya da bilmeyerek alet olması kabul edilebilir bir şey değildir.

Evet, koşullar gereği ezilen alt kimlikleride saymak, onlara yapılan haksızlıklara karşı çıkmak gerekiyor, ancak, komünistler öncelikle sınıf kimliğini öne çıkarmalı ve kitleleri kendi sınıfsal kimlikleri üzerinden örgütlenmeli ve birleştirmelidir. Son metal direnişinde işçiler, devletin ve patronların onlara dayattığı alt kimliklerini bir kenara fırlatıp, sınıf kardeşliği üzerinden direnişe geçtiler. Bu kaçınılmaz bir şeydir. Çünkü burjuvazi işçileri, sınıf olarak eziyor ve sınıf olarak sömürüyor.

Faşist AKP hükümetinin baskıları artırması, sınıf hareketini dizginleyemeye yetmeyecektir. Önümüzdeki günlerde direnişler, salt metal işçileriyle sınırlı kalmayacaktır. Metal işçilerinin direnişi diğer işçilere örnek olacaktır.

Bugün, yapılması gereken; sosyalist devrimin önderi işçi sınıfı içinde çalışmak, örgütlenmek ve ona güvenmektir. Bunu yapmayan bir hareketin komünist olması söz konusu olmadığı gibi, İşçi sınıf önderliğindeki devrim konusunda da ciddi olduğu düşünülemez.

Devrim yapmak isteyenlerin öncelikle işçi sınıfı içinde çalışma yapmaları zorunludur. İşçi sınıfı örgütlü bir güç haline geldiğinde, kendi sınıf gücünün bilincini aldığında, o asla içinde çalışma yapanları, ona güvenenleri yanıltmayacak ve hayal kırıklığına da uğratmayacaktır. Tarih, işçi sınıfının ihanet etmediğine tanıktır. İhanet edenler, onun adına hareket edenler olmuştur.

21.05.2015

 

54687

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Varlığımız direniştir… Nubar OZANYAN

Düşman yaratarak açlığı-yoksulluğu unutturmaya çalışan İttihatçı-Kemalist R.T.Erdoğan, geleneksel Türk devlet aklına göre düşünüyor ve hareket ediyor. Yaptıkları katliamdan, işledikleri suçlardan pişmanlık duymayan Türk devlet aklı, her daim katliama ve işgale, soygun ve gaspa çalışır. Fetihçi atalarını ve İttihatçı Enver-Talat paşaları örnek alan R.T.Erdoğan, baş komutanı Mustafa Kemal’e de laf söyletmez. Ait olduğu ulus ve sınıfa uygun konumlanan ve onların çıkarlarına göre plan ve hesap yapan R.T.Erdoğan’dan elbette insanlığa ait bir düşünüş ve davranış beklenemez/ beklenmemeli.

Kapitalizm Ehlileşir Mi? -3

Emperyalist Dünya Ekonomik Formu’ndan Liberal Beklentiler

Liberallerin ve kendine sol diyen “sol” liberallerin burjuvazinin “demokrat” görünümlü, ama özünde ise uluslarrası tekelerin sözcülerinden beklentileri ve umutları var.

Dijital Dünya Ekonomik Formu (DEF) 21-29 Ocak tarihleri arasında yapıldı. Ancak bu kez dijital yapıldı. Sloganları: “Anlaşmazlık çağından işbirliği çağına” idi.

Patent halk sağlığını tehdit ediyor…(İsmail Cem Özkan)

Aşı konusunda yazı yazarken çok araştırıp, ince ince bilgileri süzdükten sonra yazmaya özen gösterdim, çünkü her kelimeyi yanlış anlayıp akıl vermeye kalkan günümüzde ne yazık ki çok oluyor.

Mecbur insanlar vardır…(2)

“İdeolojik güç” veya “inanç” meselelerinin maddi yaşamla bağını kuramadığımızda, bunlar “gizemli kavramlar” olarak kalabiliyor. Sorunlar karşısında dilimizde hep bu iki kelime oluyor. Sadece dışımızdakilere değil, kendimizi sorgulayışımızda da sorun gelip “inanmak”ta ve “ideoloji”de düğümlenebiliyor.

Ama aslında çoğu zaman “inanmak”, “inanç”, “ideolojik güç ve netlik” vb. nedir, nasıl kazanılır, devamlılık ve canlılığı nasıl sağlanır sorularına net yanıtlar veremeyebiliyoruz.

Şehit Emine, Komutan Ayfer Celep…

Her yoldaşın taşıması gerekenden fazla bir yükü taşıdığı, kendisiyle ve zaaflarıyla daha fazla cebelleştiği günlerden geçerken hatıralarımızda bir gülüş var: Şehit Emine, Komutan Ayfer Celep…

Ceren’e… (Sefagül Aslan)

“Bizim en güzel halimiz gülüşlerimiz” diye yazmıştı bana gönderdiği bir notta, asık suratlı, gergin, mutsuz, soğuk devrimcilikten nefret ederdi. Hep gülümserdi. Gözlüklerinin arkasından gözleri hep ışıl ışıl parlardı.

Kapitalizm Ehlileşir Mi? -2

Dünyada “otoriter rejimlerin artması” ne anlama geliyor?

Bütün burjuva ülkelerinin ve de onların oluşturduğu birliktelikler (AB, NATO ve diğerleri), yayınladıkları bildiriler, konseptler düşman yaratıcı, ve düşman çoğaltıcı yanında düşmana karşı, karşı taktiklerin geliştirilmesi işlenmektedir. Yani, ortada “barış” ve “uyum içinde birlikte yaşamak” yoktur. Mümkün olduğunca rakip yaratmak ve rakip gördüğünü zayıflatmak ve ya da yok etmek. Bu, emperyalist denegsiz gelişme yasasının bir eğilimi olarak ortaya çıkar.

TKP-ML MK: Devrim için ölümsüzleşenlerimizi onlara verdiğimiz sözleri tutarak saygıyla anıyoruz!

Sınıf mücadelesi hiçbir zaman “rahat”, “sıkıntısız” bir dönemden geçmemiştir/geçmeyecektir de. Zira sınıfsız ve sınırsız dünya kuruluncaya kadar emperyalist kapitalist sistemin ne kâr hırsı ne de bu hırs uğruna nüfuz alanlarının paylaşımı için rekabeti-savaşı bitecek; ne kâr-daha fazla kâr adına işçi sınıfı ve ezilen halk yığınlarının sömürüsü ne de yoksulluk-açlık ortadan kalkacak. Dolayısıyla egemen sınıfların, hakimiyetlerini sürdürmek için ezilen sınıflara yönelik baskısı, zulmü, saldırganlığı, katliamları bu ceberut sistem ortadan kalkıncaya kadar daimi olacaktır.

Karanlık koridorların öncüleri / Nubar OZANYAN

Zayıf bile olsa bir ışığın görülmediği zifiri karanlık koridorlarda yürüdük. Sonu belli olmayan her anı ve zamanı işkence dolu bir zindanın belirsizliğinde yaşadık. 5 Nolu Zindandaydık. Her tarafın sessizliğe gömüldüğü ülkede ne zaman, hangi saatte canımızın yanacağını bilmeden soluk almaya çalıştık. Bir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü gözlerimiz. Direndik.  

Ekonomik Vaziyet(İmiz) ile Beşerî Tablo(muz)[1]

“Yoksulların sefaletine… kurumlarımız

yol açıyorsa, suçumuz çok büyüktür.”[2]

 

Bir “acı reçete” ile yüz yüze olduğumuzdan söz edilse de; bu, krizle uzun süredir çalkalanan coğrafyamızda malumun ilamından öte bir anlam taşımıyor!

Kapitalizm Ehlileşir Mi? -1

Giriş:

Sayfalar