“Meral’den Sibel’e kadın devrimi sürüyor” Münevver İltemur
Bugün 25 Ocak. Bundan tam 42 yıl önce ’71 Devrimci Hareketin ilk kadın şehidini verdiği gündür. Meral Yakar yoldaşımızın 22 Ocak 1973 günü Ümraniye’deki örgüt üssünde yoldaşının temizlediği silahından çıkan kaza kurşunuyla yaralandığı ve yoldaşı tarafından götürüldüğü Numune Hastanesi’nde üç gün komada kaldıktan sonra ölümsüzleştiği gün.
42 yıl sonra da, onun onurla yükselttiği devrim bayrağı bugün, Arin Mirkanların, Komutan Saryaların ve Rojava Devrimi’nin kalbinin attığı Kobani Özgürlük Savaşında, en ön saflarda direnen kadın militanların elinde IŞİD çetelerine karşı mevziden mevziye dalgalanıyor. Bizler onun mirasını devralan devrimci sosyalist kadınlar olarak bir kez daha söz veriyoruz, hayallerini iktidara taşıyacağız sevgili yoldaş! Kadın Devrimini, tüm kadınlar özgür oluncaya kadar sizlerden aldığımız güçle sürdüreceğiz. Günde 3-4 kadını öldüren erkek egemenliğini tarihin çöplüğüne atıncaya dek.
“Ser verir sır vermez!”
1950 yılında Gaziantep-Nizip’te doğan Meral yoldaş, Çapa Tıp Fakültesi’nde okurken devrimci faaliyete katılır. Tüm yerkürede devrimci bir rüzgar estiren ’68 kuşağının ve elli yıllık revizyonizmden devrimci bir kopuşun ilk militanlarından olan Meral Yakar, 1972 Nisan ayından da İbrahim Kaypakkaya önderliğinde TİİKP’den kopan TKP(ML)’nin ilk kadın üyesi olma onuruna erişir. Meral yoldaş komünistlerin “Birlik Devrimi”yle MLKP’nin onur üyesi olarak kabul edilir.
“Ser verip sır vermeme” ilkesi daha çok ‘71 devrimci önderlerinden İbrahim Kaypakkaya ile özdeşleşmiştir. Gözaltına alınır alınmaz işkencelerin en vahşisine maruz kalması ve destansı direnişi buna yol açmıştır kuşkusuz. Ama Meral Yakar yoldaş yaralı bedeniyle bu ilkeyi ilk pratikleştiren oluyor! Elbette karşı karşıya getirelemez ama tarihi de atlamadan yazmak lazım. Sonuçta Meral ile Kaypakkaya’nın çelikten iradeleri aynı özsudan beslenmiştir. Meral Yakar, yoldaşının kendisini bırakıp belgeleri alıp gitmesi için ısrar eder ama yoldaşı onu bırakmaz, hastaneye götürür ve polis tarafından gözaltına alınıp tutuklanır. Bu durumda Meral yoldaşın devrimci kimliği açığa çıkar. İşkenceci polisler ağzından tek kelime alamayınca tedavisini engelleyerek, yaralı halde işkence ederek öldürürler kadın militan yoldaşımızı.
O dönem yoldaşları tarafından yayınlanan bildiride kısa bir kesit:
“Meral yoldaş, kendini proletaryanın kurtuluşu davasına adamıştı. Bu mücadele uğruna ailesi ile tüm feodal bağlarını koparmış ve profesyonel devrimci olarak mücadelenin içine girmişti. Tüm mücadele hayatı boyunca büyük, küçük iş ayrımı yapmamış teknik işleri küçümsememişti. Yine teknik işleri yaparken vurulmuştu. Mücadele azmini hiçbir zaman kaybetmeyen yoldaşımız, koma halinde dahi devrimci tavırdan en ufak bir taviz vermemiştir. Diğer yoldaşımıza zarar gelmesin diye poliste ‘ser verilir sır verilmez’ devrimci tavrına sonuna kadar uymuştur. Meral yoldaşın bu tavrı hepimize iyi bir ders ve iyi bir örnek olmalıdır. Bu olaydan çıkaracağımız ikinci ders ise, dikkat sorunudur. Her işte çok dikkatli davranalım. Bilhassa egemen sınıfların bütün gücü ile bastırdığı bu günlerden ufak bir dalgınlığın bize çok şey kaybettireceğini hiçbir zaman unutmayalım.”
“Seni Rojava devriminde yaşatıyoruz!”
Özellikle Rojava Kadın Devrimi’nin çok tartışıldığı bugünlerde devrimci, sosyalist kadın hareketi olarak ’71 Devrimci Hareketi’nin ilk kadın şehidine ne kadar sahip çıktığımızı sorgulamalıyız. 42 yıl önce zincirlerini kırıp özgürlük için kavganın tam ortasına atılırken eskiden bir dizi kopuş sağlayan bu kadın yoldaşımızı başucunda andık mı bir kez bile? Hayır. Zira mezarını bilmiyoruz! 41 yıl sonra gömüldüğü yeri öğrensek bile sahipsizlikten belirsizleşen kabrini bulamadık! Onun o tarihlerde feodal erkek egemen değerlerden koparak, ailesinden ve pek çok gencin girmeyi hayal ettiği Çapa Tıp Fakültesi’nden koparak devrimci saflarda yer alışı çok değerlidir.
Bizler bu değeri ne yazık ki yeterince sahiplenemedik! Genç kuşaklara yeterince anlatamadık. Hala yattığı yeri tam olarak bilmemenin utancını yaşıyoruz... Tüm devrimci kadınlar adına özgür diliyorum sevgili yoldaş! Seni Rojava devriminde anıyor ve yaşatıyor genç yoldaşların. Yolu yok yoldaş bizler de açtığın yolda özgürlüğe yürüyeceğiz!
Sadece Meral değil sahiplenmediğimiz... Türkiye Komünist Partisi’nin ilk kadın şehidi Maria’nın adını bile duymadık, bilmiyoruz. Maria çok iyi bildiğimiz ve her daim saygıyla andığımız TKP’nin önderi Mustafa Suphi’nin eşidir. Yine bir erkek komünist aracılığıyla tanıtmak zorunda kalıyoruz sevgili Maria’yı... Evet tarihi erkekler yazmıştır ama yüzyıllık bir kadın tarihi de vardır bu topraklarda! Biz devrimci kadınlar, kadın şehitlerimize sahip çıkmamışız! Son yıllarda özellikle Sakinelerle birlikte artan bir sahiplenme ve duyarlılık var ama gelenekten geleceğe tüm ölümsüzleşenlerimizi sahiplenmek ve onlardan öğrenmek önemlidir. Çünkü biz köklerimize dayanarak güneşi zapt edeceğiz!
Maria yoldaş, M. Suphi ve yoldaşları katledildikten sonra M. Kemal tarafından kiralanan katil Topal Osman tarafından esir alınır. Tecavüz başta olmak üzere yoğun işkencelere katledilir. Keza Zarife de öyledir. Alişer ile birlikte silah kuşanıp özgürlük için savaşırken üstün öngörüsüyle Kamber’in ihanetini gözlerinden okumuş ve Alişer’i uyarmıştır.
Mücadele uğruna çocuk doğurmayan ve eşi Alişer ile omuz omuza savaşan Zarife de tarih yazımında Alişer’in gölgesinde kalmıştır.
Bunlar sadece üç ayrı dönemde özgürlük devrim ve sosyalizm kavgasında fiziken yitirdiğimiz öncü yiğit kadınlarımızdır. Hani hep deriz ya, onlar fiziken aramızda olmasalar da kavgamızda yaşıyorlar. Evet onların uğruna şehit düştükleri idealleri için mücadelemiz can bedeli sürüyor ve sürecek. Ancak yıldönümlerinde ilkleri unutmamak, mezarlarını bulup başuçlarında anmak gelişen mücadeleyi anlatmak gerekiyor.
Meral Yakar yoldaş ölümsüzdür! Yoldaşa sözümüz devrim olacak!
Münevver İltemur (Ölümsüzlerin ve Tutsakların Sesi Platformu)
Son Haberler
Sayfalar
TKP/ML- MK “Yıkmaya Çalıştığınız Enternasyonal Köprüleri Dövüşe Dövüşe İnşa Edeceğiz”
“ Ortadoğu’da, gözünü kan bürümüş katil sürülerinin ve onların kravatlı-takım elbiseli hamilerinin kimi zaman bıçak, kimi zaman top-tank, kimi zaman uçak, kimi zaman adresi belirsiz bombalarıyla ezilenlere yönelik katliamları bir rutin haline geldi. Ortadoğu adı konvensiyonel olmayan ama kitlesel ölümlerin gerçekleştiği bir bölgesel savaş dönemini yaşıyor. Bu dönemlerde iblisliğin, kalleşliğin, gaddarlığın, zulmün bini bir paradır.
TKP/ML-TİKKO ve MLKP'den Suruç için eylem
Suruç’ta gerçekleşen katliamın ardından eylemler devam ediyor. katliamı protesto için sokaklara dökülen birnlerce kişi katliamı lanetledi. Yine dün gece Gazi mahallesi’nde de protesto eylemi gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen eyleme saldıran polise ara sokaklardan çıkan MLKP, YDG-H, TKP/ML TİKKO ve BÖG militanları polis saldırısına uzun namlulu silahlarla karşılık verdi.
O kadar güzeller ki...
Elbet bir bildiği var bu çocukların kolay değil öyle genç ölmek yeşil bir yaprak gibi yüreğikoparıp ateşe atmak
Dünden beri yaşadığım anların, gördüklerimin, duyduklarımın gerçek mi, hayal mi olduğu ayrımına varamadım bir türlü. Görüp duyduklarıma inanamadım. Toz konduramadım. Toz kondurulacak gibi değil ki.. Kıyamıyorum ki… O kadar güzeller ki…
Gerçek olması mümkün olmasın. Mümkün olmasın..
Ama bu sabah bir kez daha resimlerini gördüm.. Kalbim durdu, nefes alamadım…
Öyle güzeller ki…
Partizan: “Öfkemizi sokağa taşıyalım, hesap soralım!”
Kobanê’nin yeniden inşasına katılmak için Kobanê’ye geçmek üzere SGDF’nin çağrısıyla Suruç’ta bir araya gelen gençler yeni bir katliam saldırısının hedefi oldu.
Faşist TC Devleti’nin başından itibaren her türlü desteği açık şekilde verdiği DAİŞ çetelerinin Kobanê’den temizlenmesinin ardından süren tahammülsüzlüğü, yeni saldırı ve katliamların habercisi durumundaydı. Ne Kobanê zaferinin DAİŞ’in 25 Haziran’da gerçekleştirdiği katliamlarla tersine çevrilmek istenmesi ne de Suruç’ta SGDF’lilerin bombalı saldırıyla katledilmesi faşist Türk Devletinden bağımsız değildir.
Şimdi ilerleyebilen bir savaşçıyım...
Gerilla alanına geldiğimde; bu koşullarda yürümeyi bilmeyen bir durumdaydım, şimdi ilerleyebilen bir gerillayım. Kendime karşı yanılsamalı bir bakış açısına sahipken geldim bu alana. Kendi gerçeğini göremeyerek hep “ben yapabilirim” yanılsaması vardı. Zamanla öğrendikçe yapabileceklerimi/yapamayacaklarımı gördüm.
TKP/ML TİKKO Ali Doğan Firik cezalandırdığını duyurdu.
Elimize e-mail yoluyla ulaşan bir açıklamaya göre TKP/ML'ye bağlı TİKKO gerillaları Ali Doğan Firik isimli bir kişiyi ölümle cezalandırdığını duyurdu.
Ali Doğan Firik'inhalka karşı işlediği suçların belirtildiği açıklamada “16 Temmuz 2015 öğle saatlerinde Dersim’in Hozat ilçesine bağlı Kırnik (Buzlupınar) mevkiinde Ali Doğan Firik adlı işbirlikçi düşman unsuru TKP/ML TİKKO gerillaları tarafından ölümle cezalandırılmıştır” deniliyor.
Osmanlıyı "ihya"etmek:AKP'nin törenleri (*)
“Yaprak ağaçtan sıkılmıştı. Sonbahar bahaneydi!”[1] Bir haberle başlayalım:
“İstanbul’un fethinin yıl dönümü kutlamaları Balat-Haliç’te 29 Mayıs Perşembe günü saat 21.00’de başlayacak ve yaklaşık 1 saat sürecek.
“Kral çıplak” diye haykıran Yeni Kapılılar'a borçluyuz,,,(1)
İnsanlar vardır; Gelip geçerler hayatlarımızdan... Kimi depremlerle gider, Kimi fırtınalarla...
Ben kalanlardan yanayım... Gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim, Sarılıp bırakmayanların sıcaklığını...”[2]
Şu an konuşmak kolay değil; sözcükler, duygu ve düşüncelerimin imdadına yetişmeli; yoksa vay hâlime!
Söze nasıl başlamalıyım?
En iyisi, içimden geldiği gibi, protokole ya da alışılmışlara aldırmadan salondaki kalabalığa değil; sizlerle seslenmek istiyorum Yeni Kapılılar, isteyenler de kulak kesilip dinlesin bizi…
* * * * *
Dersim’e “Yabancı Yazar”; Ali Çatakçın ve Dersim Gerçeği :Umut Munzur
10 Temmuz Cuma günü Newedersim internet sitesinde Ali Çatakçın imzalı “Dersim Festivali Yaklaşırken” başlıklı bir yazı yayınlandı. Ali Çatakçın yurtsever hareket saflarında yer alan bir “yazar”, Newededersim ise yurtsever harekete yakınlığıyla bilinen Dersim’e dair haber ve makalelerin yer aldığı bir internet sitesidir. Açıkçası “Dersim”, “Festival”, “Kürt Özgürlük Hareketi” gibi birçok konuyu içerisinde barındırdığı için yazı ilgimizi çekti.
‘Kutsiye Bozoklar-Kelepçeye İnat Hayat'
Senin ezgilerinle yürüyecek bugün satırlarım, upuzaklarda; onca acı habere rağmen, aldığımız inanılmaz güzel haberlerle de. Upuzaklarda, hala senin ezgilerinin “eskimeyen” tınılarıyla; “Hayatı Ellerinden Tutmak” kitabın, bir yaşam sözlüğü gibi hep başucumuzda!
Politika gazetesinde Füsun Erdoğan’ın “Müslüm Elma’ya Açık Mektup”u var bugün. Onca kötü haberin içerisinde; Almanya’daki izolasyon hücrelerine, böyle atılan çiçekler nasıl sevindiriyor insanı. Tıpkı bunu okuyan, umarız okuması mümkün olan bir tutsağın sevinci gibi!
Günün 23,5 Saati Hücrede, Tek Başına :Füsun Erdoğan
Önceki gün bir arkadaşımla telefon görüşmesi yaptım. Sesi kaygılı ve üzgündü. Nasıl üzgün olmasın ki…
Aileden biri gözaltına alındığında ve tutuklandığında aile bireylerinin tümü gözaltını da, tutsaklığı da çok daha ağır yaşarlar. Çaresizlik içinde çırpınıp durmanın nasıl bir şey olduğunu en iyi yaşayanlar bilir…
Türkiye’den Avrupa’ya bakanlar için Avrupa demokrasisi de, Avrupa’da yaşam da erişilmez görünür. Hani derler ya içi beni, dışı başkalarını yakar diye… Avrupa demokrasisi de aynen öyle!