Pazartesi Ekim 5, 2026

Margenthau anlatıyor…

Yeni bir yüzyılın başında Ermeni halkının başına gelen Felaket’e tanık olan, 1913-1916 yılları arasında Osmanlı Türkiye’sinde Amerika’nın Türkiye Büyükelçisi görevinde bulunan Henry Morgenthau, Talat Paşa ile görüşmelerinde bugünkü Türkiye’nin başına gelecekleri konusunda uyarılarda bulunuyordu;

“Ermeni’lere yönelik tutumun Türkiye’yi dünyanın gözünde çok kötü duruma düşüreceği ve ülkesinin bu rezaletten asla kurtulamayacağı konusunda Talat’ı ikna etmeye çalışıyordum…”

“‘Büyük hata yapıyorsun’ dedim, üç kere tekrarladım…”

“‘Evet hata olabilir, lakin pişman olacağımı zannetmiyorum …’ dedi.”

Öyle de oldu!

Aradan geçen süre zarfında dünyadan teşhir, tecrit ve dıştalanan bir ülke durumuna geldi. Dün ve bugün Osmanlı Türkiye’si savunucuları, Ermenilere karşı işlenen suçların hesabını toplum ile dünyaya verememişlerdir. 1960’lı yıllarda önce Sovyet Ermenistanı’nda başlayan Ermeni ulusunun kitle gösterileri, engellemelere rağmen Soykırım Anıtı’nın inşasıyla başlamış, 1980’li yıllarda Ermenilerin silahlı eylemler ile dünyaya Soykırım’ın tanınması için verilen adalet çığlıkları ile bugün yeryüzünde 30 ülke parlamentosunda kabul edilen “Soykırım Yasa Tasarıları” ile Türkiye’yi zor duruma düşürmüştür.

En son ABD Temsilciler Meclisi’nin, Cumhuriyetçiler ile Demokratların ezici çoğunluğu ile aldığı Soykırım Yasa Tasarısı’nın kabulü, dünyada geniş yankı uyandırdı. Her yıl 24 Nisan’da Amerika’dan gelecek açıklamaya odaklanılırken, bu sene gelenek bozuldu. Soykırım Yasa Tasarısı, 24 Nisan’dan önce kabul edildi. Bunun sebebi gergin olan ABD-Türk ilişkilerinde, ABD emperyalizminin Türkiye’yi köşeye sıkıştırmak istemesi, politikalarını kabul ettirmek adına soykırım yasa tasarısını kullanmak istemesidir.

Hiçbir yaptırım gücü olmayan bu kararın, şüphesiz ki Temsilciler Meclisi’nde kabulü ve Senato’ya havale etmesi “olumlu” bir adımdır. Dünyada diğer parlamentolar üzerinde etkisi olması bakımından bir etki yaratırken, yine aynı Amerika bu tasarıyı, senatoya gitmemesi için bloke etmiştir. Amerika’nın çıkarlarına göre politikalarını belirleyen devlet anlayışı, soykırım kararını kurban etmiştir. Gerçekten soykırım karşıtı olup olmadıkları yasalar ile onaylanırken öbür taraftan tüm dünyanın tepkisi ile karşılanan Amerika, Ortadoğu-Suriye gerçekliğinde Türkiye ile pazarlıklarında yine bölgesel çıkarları için, Kürtlerin imhası için Türkiye’nin soykırım, işgal ve talanına yeşil ışık yakmıştır.

Tehcir ve bir ulusun katli …

Ermenileri yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan toplu halde uzaklaştırma ve yüzlerce kilometre ötedeki çöle gönderme fikrini verenler Almanlardır. Hatta daha ileri giderek bazı Alman yazarlar bu politikayı savunmuşlardır bile. “Ermeni’ler Ermenistan’dan tahliye edilmelidir. Mezopotomya istikametine götürülmeliler ve yerlerini Türk’ler almalılar. Bu şekilde Ermenistan Rus tesirinden azat olur ve Mezopotamya’ya, şimdi mahrumiyetini çektiği çiftçiler getirilebilir” diye tavsiyede bulunmuşlardır.

Bu politikanın hayat bulması için Tehcir Kararı uygulanırken 1915 Nisan ayından Ekim ayına kadar geçen 6 ayda Anadolu’daki hemen tüm karayolu bu sürgün gruplarıyla doldu. Onları her vadiden geçerken ve hemen her dağın eteklerine tırmanırken görebilirdiniz. Nereye gittiklerini bilmeksizin yürüyüp duruyorlardı. Köyler, kasabalar Ermeni nüfusundan temizleniyordu. Bu 6 ay boyunca bilindiği kadarıyla yaklaşık 1.200.000 insan Suriye çöllerine doğru yola düştü.

İttihatçılara bakılırsa bu yeni ülkeye Ermenileri yerleştirmek gibi bir düşünceleri yoktu. Çoğunluğunun asla varamayacağını ve varmaya başaranların da açlıktan ve susuzluktan öleceklerini, vahşi çöl aşiretlerince öldürüleceklerini biliyorlardı. Tehcirin gerçek amacı, soygun ve imhaydı. İttihatçı otoriteler, tehcir emrini vererek bir ırkın ölüm emrini veriyor, bir ırkın ölüm ilanını çıkarmış oluyorlardı. Bunu iyi biliyorlardı.

Ermeniler 2500 yıldır yaşadıkları evlerden ayrılırken “‘bizim için dua edin’ diyorlardı. Bu dünyada tekrar görüşemeyiz ama bir gün mutlaka karşılaşırız. Bizim için dua edin!” Osmanlı mezalimi dönemin Halep Konsolosluk raporları ile ABD Dışişleri Bakanlığı’nın kayıtlarında bulunan raporlarda Talat ile Enver’in gerçek niyetinin Ermenileri imhası olduğunu göstermektedir.

Bağdat üstünden Res ül Ayn’a oradan Halep’e ulaşacak kafilenin başına neler geldiği konsolosluk raporlarında kayıtlıdır. Sivas’tan gelen bir başka kafile, Harput’tan gelen kafileye katılmış böylelikle sayıları 18.000’e çıkmıştı. 17 gün sonra 18.000’den fazla olan kafileden sadece 150 kadın ve çocuk ulaşmayı başarmıştı. En korkunç sahneler ırmak kenarlarında özellikle Fırat’ta gerçekleşiyordu. Bazen ırmağı geçerken jandarmalar kadınları suya itiyor, yüzmeye çalışan herkese ateş ediyorlardı. Bazen kadınlar namuslarını kurtarmak adına çocukları kollarında ırmağa kendileri atıyordu.

Ara Sarafyan; Margenthau’nun öyküsü Osmanlı Türkiye’sine açılmış iddianamedir

Ermenilere reva görülen ve ağır sonuçları ortaya çıkan tehcir ve kırımlardan sonra Büyükelçi ile Talat arasında geçen konuşmalardan, el değiştiren zenginliklerden başka şimdi de Talat Amerika’da Ermenilerin poliçelerine göz koymuştur. Bir gün Talat ile konuşurken “Amerikan yaşam sigortası şirketlerinde poliçe sahiplerinin listesini isterken tutuldum kaldım” demektedir.

“‘Keşke’ dedi Talat “Amerikan hayat sigortası kumpanyalarının bize Ermeni poliçe sahiplerinin tam bir listesini vermesine yardımcı olsan. Hepsi şimdi ölü sayılır. Arkalarında parayı alacak varisleri yok. Tabii ki hepsinin devlete mahlul olması lazım, zira hak sahibi şimdi hükümettir. Öyle değil mi?” derken

“Bu kadarı da fazlaydı kendimi kaybettim”,

“Benden böyle bir liste alamazsın dedim ve arkamı dönüp çıktım.”

Anadolu’da ekonomiyi ellerinde bulunduran Ermeniler sevk edildikten sonra sıkıntıların ortaya çıkması kaçınılmaz olmuştur. Böylelikle bazı Ermeniler zanaat ve ticarette yerlerini dolduracak kişiler olmadığı için ölümden kurtulmuşlardır. “Şayet insani hesapları umursamıyorsan bile, maddi ziyanı düşün. Bu insanlar sizin tacirleriniz, endüstrilerinizi onlar kontrol ediyorlar. Büyük vergi ödüyorlar. Onlar olmazsa siz ne yapacaksınız’ dedim.”

“Ticari ziyanı umursamıyoruz. Her şeyi hesapladık ve 5 milyon liradan fazla olacağını biliyoruz. Pek mühim değil. Sizi Ermeni siyasetimizin sabit olduğunu her halükarda değiştirmeyeceğimizi söylemek için çağırdım. Anadolu’nun hiçbir yerinde Ermeni kalmayacak, ancak çölde yaşayabilirler’ dedi.”

Eğer bir ırkı katletme planı başarılı olacak ise iki hazırlık aşamasında geçmeliydi. Tüm Ermeni askerlerinin güçsüz kılınması ve her kent ve kasabadaki Ermenilerin silahlarının alınması gerekecekti. ABD konsolosluk kayıtlarında da bulunan mesela Harput’ta yol çalışma bahanesiyle götürülen 2.000 Ermeni bir daha geri dönmedi. Sonra cesetleri bir mağarada bulundu. Yine Van’da savaş başladığında hükümet Van’ın ılımlı valisi Tahsin Paşa’yı geri çağırarak yerine Enver Paşa’nın kayınbiraderi Cevdet Bey’i getirdi. Cevdet Bey’in ünü tüm Ermenistan’a yayılmıştı. Cevdet Bey, ülkenin her köşesinde “Başkale Nalbandı” olarak biliniyordu. Çünkü bu işkence uzmanı, Ermeni kurbanlarının ayaklarına at nalı çakmakla tanınıyordu.

İcraatlarına Van’ın kendisine 4.000 asker vermesini talep ederek başladı. Daha önce, neler olduğunu hesaba kattığımızda bu talebin altında yatan amacı kolaylıkla anlayabilirdik. Cevdet nüfusun tümünü yok etmeye hazırlanıyordu. “İsyan” gerekçesiyle “asiler tek bir mermi atsınlar” dedi, bütün Hıristiyan erkeklerini, kadınlarını ve (elini diz hizasına getirerek) “bu boydaki evlatlarını öldürürüm” tehdidinde bulunuyordu.

Çocuklarınıza “Eli kanlı Talat” ismini verebilirsiniz …

R.T.Erdoğan’ın Amerika ziyaretinin ardından gelen skandal açıklamalarda “Ermenilerin göçebe” oldukları ile “soykırım konusunu tarihçilere” bırakalım sözleri gerçeği yansıtmamaktadır. Tarihçilere bırakalım sözü, soykırım gerçekliğinin karartılması için içi boş söylemden başka anlamı olmayan bir çıkıştır. 2.500 yıldır yaşadıkları topraklardan yok edilen bir ulusun akıbeti “tarihçiler”in işi değildir. Soykırım suçu, bir insanlık suçu ve siyasi bir vaka olduğu için, TC’nin uluslararası mahkemelerde yargılanması sorunudur.

Ruwanda’da Tutsiler, Yugoslavya’da Boşnaklar, Almanya’da Yahudilere karşı işlenen suçlar “İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlar” olarak görüldüğü için mahkemelere taşınmıştır. Çözülemeyen, üstüne üstlük inkar edilen ve hatta Ermenileri suçlu göstermek için milyonlarca dolarlar harcanarak karartılmaya çalışılan bu sorun, TC’nin uluslararası mahkemelerde yargılanması ile sonuçlanacaktır. Bir yüz yıl dahi geçse Ermeni halkı bu işin peşini bırakmayacaktır.

Ermeni Soykırımı’nın dünyada tanınması için çalışmaları ile tanınan J. Lepsius, A.T.Werner, R.Lemkin gibi önemli şahsiyetler gibi Henry Margenthau da özel çabaları, emek ve gayreti ile Ermeni dostu olarak tarihte geçmiştir. Döneme ait tüm belge bilgi ve yazışmalar bugün konsolosluk arşivlerinde muhafaza edilirken, sıkça başvurulan kaynaklar olmuştur.

Temsilciler Meclisi’nde alınan Ermeni Soykırımı kararından sonra İyi Parti milletvekili ve parti sözcüsü Yavuz Ağıralioğlu “biz çocuklarımıza Enver, Cemal ve Talat ismini verme kararımızla buna mukabele ediyoruz. Bu münasebetsizlik devam ederse kız çocuklarımıza da dahil herkese Talat ismini veririz” dedi. Bu tavır soykırımın yeniden ve yeniden üretildiğinin en büyük göstergesidir.

Suç işlenmeye, soykırım zihinlerde sürdürülmeye devam edilmektedir. Bunu başta Türk halkı olmak üzere, hiçbir halk kabul etmemelidir. Hakim sınıflar “eli kanlı Talat” isminin utancıyla yaşamayı isteyebilirler! Ancak Türk halkı mazlum Ermeni halkının acısını yüreğinde hissetmelidir. Hissetmelidir ki bir daha bu acılar yaşanmasın!

15570

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Son Haberler

Sayfalar

Agop Ekmekciyan

12'Lerin Alıboğazı'nda gösterdikleri kahramanca direniş halk savaşında yeni bir manifestodur

24-28 Kasım 2016 tarihinde Dersim'in Aliboğazı mevkinde Partimiz TKP/ML'ye bağlı halk ordumuz TİKKO gerillalarıyla faşist Türk devleti arasında çıkan ve dört gün süren çatışmada 12 yoldaşımızın şehit düştüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Ağır kış koşulları ve gerilla güçlerimizin kış üssüne çekilmesinden kaynaklı olarak bugüne kadar isimleri tam olarak öğrenilemeyen yoldaşlarımız, 8 Mayıs 2017 tarihinde TKP/ML-TİKKO Dersim Bölge Komutanlığımızın yaptığı açıklamayla öğrenilmiştir.

Ezber Bozan Korkusuz Önder: KAYPAKKAYA

“2003 yılının yaz aylarında bir grup yolcu, Malatya’nın köylerinden arabayla geçerken, yol kenarında bulunan kayısılardan bir miktar almak isterler. Kendilerine yetecek kadar kayısı toplar ve tarla sahibi köylüye ücretini vermek isterler. Bu sırada yolculardan birisi köylüye:

Denizlerin devrimci çıkışını, Kaypakkaya’nın kopuşunu kuşanalım!

OHAL koşulları altında türlü engellemelere, baskılara rağmen coğrafyamızın dört bir yanında gerçekleştirilen 1 Mayıs kutlamaları, sınıf hareketinin durumu hakkında oldukça zengin veriler, ipuçları sundu. İşçi sınıfı ve geniş emekçi yığınlar, geleceksizleştirilmeye, esnek ve taşeron çalışmaya, emeği ve alınterinin gasp edilmesine, kıdem tazminatına göz dikilmesine karşı alanları doldurdu. Kuşkusuz tüm bu saydıklarımızın yanı sıra 1 Mayıs meydanlarına damgasını vuran en belirgin gündemlerden biri de 16 Nisan referandumunda yaşananlar oldu.

Taksim iradesi ne için ve kime karşı? Devlete mi devrimcilere mi?

Olağanüstü hal koşullarında devletin yoğun abluka ve kuşatmasına, engelleme ve tehditlerine rağmen Taksim iradesini sergilemek kuşkusuz devrimci bir çıkıştır. Faşist diktatörlüğün hem de ’77 katliamının 40. yılında Taksim Meydanını emekçilere kapatmasına karşı bir duruş sergilemek ve meydan okumak bugünkü politik iklim içinde oldukça değerli ve anlamlıdır. Eşitsiz güç dengelerine rağmen Taksim iradesi göstermek bedel ödeme cüreti ve kararlılığının da bir göstergesi olmuştur.

Devrimin Yıldızı; Ulaş Bayraktaroğlu Ölümsüzdür.

Karanlığın en koyu yerinde ve anında bir devrim yıldızı daha sonsuzluğa uğurlandı. Devrimin bir  Ulaş’ı daha yeri doldurulması kolay olmayan bir boşluk bırakarak aramızdan fiziki olarak ayrıldı. Bir Ulaş daha “Bizimkiler böyle ölür” türküsüyle uğurlandı sonsuzluğa.

Gelme..!!Gelcem..!!

ABD'nin YPG'ye ağır silahlar vermesi, devlet başkanı Trump'ın onaylaması sonucunda Irak'ta olduğu gibi Suriye'de de önümüzdeki süreçte kurulacak olan Kürt Bölgesel Yönetiminin tanındığını/temellerinin atılmış olduğunu görmek istemeyen gözlere ''parmağım kör gözüne'' dercesine batıyor artık.

ABD'nin BOP tıkır tıkır işliyor. Irak'ta bölünme sağlandıktan sonra Suriye'de de yaşama geçirilmeye başlandı. Bu arada Türkiye BOP'ta projenin dışına iteklendi. BOP'un eş başkanı RTE'de bu projede Kılıçdaroğlu'nun güncel değimiyle kapının önüne konulmuş oluyor.

Bir sanatçı gerilla Yetiş Yalnız

Bir sanatçı gerilla Yetiş Yalnız

Hikayeleri vardır; dağların, taşların, uçurumların, nehirlerin, insanların, hayvanların ve ağaçların. Her şeyin bir hikayesi vardır. Yolların da… Kimi ömürler kısa gibidir, ancak mesele ne kadar gün ya da yıl yaşadığın değil, ne kadar yol yürüdüğündür.“Mutluluk varılacak yerde değil, yoldadır” demiş Bern Williams.Yetiş Yalnız bir yolcuydu, ömrünün tümünü yol aşkına harcadı. Öyle bir inancı vardı ki; bin defa dünyaya gelse bin defa bu yolda korkusuzca yürüyecek cesarette, naif, temiz ve sanatçıydı.

18 Mayıs vesilesi ile İbrahim Kaypakkaya’nın düşünme ve inceleme yöntemi üzerine

Doğada olsun toplumda olsun hemen her olgu zıtların birliği ve çatışması yasasına göre oluşur. Bu nedenle bir olguyu anlamak için olguyu diyalektik biçimde incelemek gerekir. Diyalektik; olgunun gelişme yasası olduğu için aynı zamanda onu inceleme yöntemi de odur. Eğer olgunun nasıl oluştuğu bilinirse nasıl inceleneceği, nasıl değişikliğe uğratılacağı ve hangi yöntemle davranılacağı bilinmiş olur.

TKP/ML Enternasyonal Büro: “Devrimci Komünarlar Partisi kurucu önderi Ulaş Bayraktaroğlu ölümsüzdür!”

Devrimci Komünarlar Partisi kurucu önderleri Ulaş Bayraktaroğlu'nun IŞİD'e karşı yapılan Rakka hamlesinde 10 Mayıs 2017 tarihinde şehit düştüğünü öğrenmiş bulunuyoruz. Partimiz TKP/ML, bu büyük devrimciyi kaybetmenin üzüntüsü içindedir. Partimiz, yoldaşları ve ailesine başsağlı dilemektedir.

YDG: "Aliboğazı şehitleri direniş pusulamızdır"

“Yolun düşerse kıyıya bir gün

ve maviliklerini enginin
seyre dalarsan,
dalgalara göğüs germiş olanları hatırla,
selamla, yüreğin sevgi dolu
çünkü onlar fırtınayla çarpıştılar eşit olmayan savaşta
ve dipsizliğinde enginin yitip gitmeden
sana liman gösterdiler uzakta”

Partizan: “12 acının hesabını düşmandan soracak, 12 yarayı mücadeleyle saracak, 12 fidanı devrim toprağında filizlendireceğiz”

“Baharlar yağdır ey hayat

Dinsin yıldızların matemi

Denizlere dökülsün ırmaklar.

Baharlar yağdır ey hayat

Yitirsin dilini hüzün

Tahammüle dursun şafaklar.

Zümrüd-ü Anka soyundandır çocukların

Güzelleştiren bakışında iradenin

Mümkünü yok

Sarılacaktır yaralar.”

Sayfalar