Cuma Ekim 2, 2026

Levon Ekmekçiyan ve Zohrab Sarkisyan’ı Unutmadık, Unutmayacağız!

Ermeni Soykırımı büyük bir suçtur. Ancak belki de bundan daha da büyük olan bu suçun inkar edilmesidir. Ve hatta daha da ileri gidilerek “mukatele” (birbirini vurmak) oldu denilerek yaşananların çarpıtılmasıdır.

İşte bu gerçeklik nedeniyle Ermeni devrimciler, suskunluk ve inkar perdesini yırtmak için ayağa kalkmışlar ve Ermeni Soykırımı’nın bir gerçeklik olduğunu bütün dünyaya göstermek istemişlerdir. Soykırıma uğrayanların çocukları, soykırıma uğradıklarını kanıtlamak zorunda kalmışlardır.

Bu mücadelede ön plana çıkan ve Türkiye kamuoyu tarafından (yapılan karşı devrimci propaganda nedeniyle) tanınan devrimci örgütlerden biri de Ermenistan Kurtuluşu için Ermeni Gizli Ordusu (ASALA) olmuştur. ASALA savaşçıları henüz hayatlarının en güzel döneminde, Ermeni halkı davasına hayatlarını feda ederek aramızdan ayrıldılar. Tarihe not düştüler. Yeni nesillere, mücadele mirası bırakarak Ermeni halkının kalbine gömüldüler.

Bu mücadelede Türkiye Devrimci Hareketi tarihi açısından bilinmesi ve elbette sahiplenilmesi gereken devrimciler de vardır. Bunlar Levon Ekmekçiyan ile Zohrab Sarkisyan’dır.

Onlar, her ne kadar doğdukları yerler bugünkü Türkiye içerisinde olmasa bile kökleri Adana, Sivas, Maraş, Muş, Van, Kars, Diyarbakırlı… olup, 1915 Ermeni Soykırım davasının takipçileridir.

Onlar zoraki Tehcir Kararı ile Suriye çöllerine, Lübnan’a ölüm yolculukları ile gönderilen bugün Ermeni davasının kararlı savunucularıdır.

Onlar 1915 Ermeni Soykırım davasını omuzlayıp, Ankara’ya varmış Ankara’da patlayan, isyan eden, kör-sağır-dilsiz dünyaya “artık bizleri duyun” ve “adalet” diyerek mücadele eden ölümsüz kahramanlardır.

1915 Ermeni Soykırımı gerçekliğini görmek istemeyen, duymayan ve konuşmayan dünyamızda özellikle 1980 yıllarında başlayan Ermeni halkının adalet savaşı, bugün dünyanın dört bir yanında duyulmuşsa, yüzlerce parlamentolarında dünya halkları nezdinde kabul edilmişse bunu Ermeni devrimci geleneğini yaşatan fedailere borçluyuz.

106 yıldır kanayan bu yaranın izahını bir türlü yapamayan, sözde tarihçi-akademisyen ve tarihi inkar etmesi için görevlendirilen yazarlara rağmen bugün Ermeni tabusu halen devam ediyorsa bunun tek sebebi korkudur. Bu yüzden tabulara cesaretle parmak basan Hrant Dink gibi hakikat savaşçıları ya hapishane ya ağır cezalar, ölüm ile karşı karşıya kalmışlardır.

Türkiye’de hangi parti yönetimde olursa olsun Ermeni Soykırımı’nı red ve inkar etmek, Kürt ulusunun ulusal haklarının yok saymak öncelik olmuştur. Geçmişle yüzleşme, hesap verme, özür dileme, gerçekliği kabul etme TC faşizminin fıtratında olmadığı için bugün yine Kürt Sorunu ile karşı karşıya kalmışlardır. Uluslararası kamuoyunda ve ilişkilerde sorunlu devlet olarak görülmesinin sebebi budur.

 

Levon ile Zohrab unutulmamalıdır!

Her yıl Ocak ayında Türkiye devrimci hareketi ölümsüzlerimizi anarken, Ermeni devrimci geleneğini fedai duruşları ile yaşatan Levon Ekmekçiyan ile Zohrab Sarkisyanlar unutulmamalıdır. Ermeni davasını sırtlayan fedailer, Türkiye devrimci hareketi içerisinde kabul edilmelidir.

12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün en karanlık günlerinde, TDH’ye yönelik azgın saldırıların gerçekleştirildiği, hapishanelerin tıka basa doldurulduğu, askeri kışlaların hapishane olarak kullanıldığı, işkence-katliam-idamların yaşandığı koşullarda, askeri faşist diktatörlüğün başbakanı Bülent Ulusu’nun cezalandırılması görevinde Z.Sarkisyan şehit düşmüş, L.Ekmekçiyan ise esir alınmıştı.

Bülent Ulusu’nun Ankara Esenboğa Havaalanı’na inecek olan uçağının rötar yapmasından kaynaklı 7 Ağustos 1982 tarihinde yaşanan çatışmalarda, ilk defa bir ASALA fedaisi Türk Devleti’nin eline esir düştü. Yaralı yakalanan Levon Ekmekçiyan ölüme-idama gidene kadar tedavi edilmedi. Sorgulamasını MİT’te görevli Kenan Evren’in damadı Erkan Gürvit üstlendi. Yaptığı işkenceleri övünerek anlattı. “Yaralı ele geçen ASALA militanını 3 ay sorgulayan tek kişiyim” dedi.

Ankara sıkıyönetim mahkemelerinde göstermelik yargılamalardan, tutuklandıktan tam beş ay gibi kısa bir süre sonra 29 Ocak 1983 tarihinde Ankara Mamak Askeri Hapishanesi’nde idam edildi. Uluslararası anlaşmalar hiçe sayılarak hukukçuların avukat talebi önerileri dikkate alınmadı. Oluşturulan korku ortamında yasal hiçbir hakkı olmadı. Talep dahi edilemedi. Sırlarla dolu ölüm hücresinde hiç kimse ile konuşturulmadı. Onunla konuşmaya çalışanlar cezalandırıldı. Arkasında birçok soru işaretleri bırakarak idam edildi.

Toplam beş ay tutuklu kaldığı Mamak Askeri Hapishane müdürü özel olarak görevlendirilen kişi Kıbrıs işgalinde Rum halkına zulümlerinden dolayı atanmış “kasap” olarak bilinen Raci Tetik’ten başkası değildi. R.Tetik “işkence yapsam bile, işkence yaptım der miyim?!” sözleriyle tanınan sadist bir işkencecidir. L.Ekmekçiyan son anına kadar işkence görmüştür. “İdama giderken bile dayak atarak götürdüler” diyen tutuklular olmuştur.

L.Ekmekçiyan’ın çok kısa bir süre kaldığı Mamak’ta bazı tek tek tutuklular dışında sahiplenilmemiştir. Devrimci tutsakların önemli bir kesimi Ermeni sorununda sosyal şoven politikalarını aşamadıkları için “Adanalı, Lübnan’a tehcir edilmiş binlerce aileden olan, Ermeni davasını ölümleri pahasına Ankara’ya taşıyan devrimcileri anlayamamışlardır.” Bu anlayış benzer biçimde bugün Kürt ulusal sorununda da devam ettirilmektedir.

Ermeni Soykırımı davasını üstlenen “Tazminat-Toprak-Tanıma” talepleri mücadelesi ile yola çıkan, 1980 yıllarında adından çokça bahsedilen ASALA yöneticilerinden, hayatını Ermeni davasına adayarak Artsakh’ta şehit düşen Monte Melkonyan amaç ve politikalarını şöyle açıklıyordu: “…farklı Ermeni akımları ve çevrelerinden gelen ve tüm topluluk içi çatışmaları bir yana koyarak ASALA’da birleşen bizler esas amacımız Batı Ermenistan’ı kurtarmak ve onu bugünün özgür Sovyet Ermenistan’ı ile birleştirmek bütünleşmiş ve devrimci bir Ermenistan’ın oluşturulmasına hizmet ediyoruz…”

 

Levon ve Zohrab’ın mezar yerleri açıklanmalıdır!

Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı’nın hızlandırılmış mahkemelerinde tek celsede verilen idam kararından sonra 29 Ocak 1983 yılında idam edilen Levon Ekmekçiyan’ın mezarı Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’ndadır. Zohrab Sarkisyan da orada bulunmaktadır. Devlet yetkilileri dışında hiç kimsenin bilmediği bir yerde tutulmaktadırlar.

Askeri faşist diktatörlüğün estirdiği korku ve baskı ortamında çeşitli milliyetlerden ve inançlardan emekçi halkın olduğu gibi ASALA ve idam edilen devrimciler üzerinden, Ermeni halkı baskı altına alınmıştı. Patrikhane üzerinden Ermeniler aleyhine zoraki açıklamalar yapılması istenmiştir. Sosyal hayatta Ermeniler yaşayabilmek için mecburi olarak isimlerini değiştirmek zorunda kalmışlardır. Tahminen 2.000 civarında kişi isim değişikliğine başvurmuşlardır.1980’ler yurtdışına en çok Ermeni göçünün yaşandığı yıllar olmuştur.

Öyle ki basında ve televizyonlarda her gün, her saat işlenen Ermeni düşmanlığından etkilenen Artin Penik adlı Ermeni vatandaş kendini Taksim Meydanı’nda yakmıştır. Ermeni din insanları Hayko Manuel Eldemir – Hrant Küçükgüzelyanlar uydurma gerekçelerle ASALA ile ilişkilendirerek, köpeğine “Atatürk” ismi verdiği yalanlarıyla ağır hapis cezalarına çarptırılmışlardır.

Levon Ekmekçiyan’ın annesinin ölmeden önce son isteği olan oğlunun kemiklerine dahi olsa erişme ve bir mezar yerinin olma isteği için uğraşan ve Türk yetkililerden cenazesinin alınıp Paris’e götürülme talebi ile İHD Başkanı Eren Keskin dışında kimse uğraşamamıştır. Toplumda hakim olan anlayış “Ermeni’ye bulaşma yoksa yanarsın”dan başka bir şey değildir. Daha dün Aysel Tuğluk’un annesi Hatun Tuğluk defnedilirken “Burası Türk toprağıdır. Ermeni toprağı değil. Buraya Ermenileri istemiyoruz” diye cenazeye dahi saldıracak kadar barbarlaşmış bir güruh ile karşı karşıyayız.

İHD Başkanı Eren Keskin’in çabaları ile Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’ndan çıkarılan Levon Ekmekçiyan’ın cenazesi, idamından 33 yıl sonra 2016 yılında alınarak otopsi yapılmak üzere Paris’e taşındı. Paris’te iki yıl gibi uzun bir süre yapılan otopsilerde cenazenin Levon Ekmekçiyan’a ait olmadığı kardeşi tarafından açıkladı. Kardeşi “Cenaze kardeşime ait değil, gönderilen köpek kemikleri ile farklı insanlara ait kemikler” dedi. Bu açıklamaya hiçbir TC yetkilisi karşı çıkmadı.

Bu olay Türk devletinin, Aysel Tuğluk’un annesinin cenazesine yapılan insanlık dışı saldırıları ile Levon’un cenazesine yapılan saldırılar bir ve aynıdır. Ermeni’ye olan tahammülsüzlüktür. Türk devletinin faşist yüzünü ortaya çıkarmıştır. Aynı zamanda TC devletinin ne kadar kin ve intikam duygusuyla, aradan seneler geçmiş olsa dahi hareket ettiğini, unutmadığını göstermektedir. Ermeni sorunundan Kürt sorununa devlette devamlılık sürmektedir.

Türkiye devrimci hareketi bu Ermeni devrimcileri sahiplenmelidir. Unutmamak gerekir ki, 12 Eylül Faşist Cuntası tarafından idam edilenler arasında uzunca bir süre Levon Ekmekçyan’ın adı anılmamıştır. Bu durum gerçekte ezilenlerin ve mazlumların safında, yanında olduğunu her fırsatta söyleyenler için turnusol işlevi görmüştür. Geçmişte Ermeni Soykırımı’na ve devrimcilerine yaklaşım, günümüzde Kürt ulusal sorunu ve Kürt devrimcilerine yaklaşım benzer bir işlev görmektedir.

14622

Agop Ekmekciyan

Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.

agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)

Agop Ekmekciyan

Manipilasyonun Merkezinde Bu Kez MHP mi Var-Fehim IŞIK

Zorlu bir seçimi geride bıraktık. Gün boyu izlediğimiz seçim mahallerinde, özellikle Urfa’nın Suruç ilçesinde ciddi seçim ihlalleri yaşandığına birçok muhabir arkadaşımız, birçok seçmen tanık oldu. Bu ihlalleri görmeyen bir tek AKP medyasıydı ki bu medya da Türkiye’deki medyanın neredeyse yüzde 95’ini oluşturuyor.

Tüm bu saldırılara karşın diğer seçimlerden farklı olarak gözlenen şuydu denebilir: Muhalefet sandık başında iyi örgütlenmişti. İhlalleri engelleme noktasında olmasa bile en azından ihlalleri teşhir etme noktasında tek bir köşeyi açık bırakmamıştı.

Burjuvazinin Seçimi

Türk tekelci burjuvazisi, AKP ile 16 yıl dikensiz bir gül bahçesi yaşadı. Ekonomi büyüdü. Sermaye palazlandı ve daha fazla merkezileşti. Büyük holdinglerin bir çoğu artık uluslararası çok uluslu tekeller haline geldi. Ancak, gelinen aşamada, “pembe büyüme”nin sonuna gelindi ve burjuvazinin önemli bir kesimi at değiştirmek istiyor.

24 Haziran’da sandığı markaja almak!

AKP iktidarının, panik havasında, baskın bir şekilde tasarlayıp gündeme getirdiği 24 Haziran seçimlerinde son viraja giriyoruz.

Geride kalan birkaç gün, yoğun bir saha- kitle çalışmasından öte, 24 Haziran’ın örgütlenmesine odaklı geçirilecek gibi görünüyor. Ekonomik göstergelerin verdiği mesajın, emekçilerin her gün daha fazla düşen alım gücünün, yaşanan büyük yoksullaşma ve yoksunlaşmanın basıncıyla AKP iktidarı, büyük bir fırtına kopmadan önce kendini güvenli bir limana atmanın telaşına düşerek 24 Haziran’da seçim kararı aldı.

Bir asalak Türk burjuvazisinin palazlanması hikayesi: Erdoğan Demirören!

1923 yılında kurulan Cumhuriyet Türkiye’sinde 100. yıla beş kala, halen konuşulamayan, yazılamayan, inkar edilen, tutsaklık ile cezalandırılan konuların başında Ermeni sorunu gelmektedir. 1915 ile başlayan Ermeni, Rum ve Hristiyan azınlıkların yerlerinden, yurtlarından tehcir edilmelerinden sonra taşınmaz mal varlılarının akıbeti, kimlerin bu zenginliklere el koyduğu, ölüm ile yaşam arasında Müslüman olan Hristiyanlar, sermayeye el koyan yeni Türk burjuvazisinin kimler olduğu gibi konular toplumda tabu olarak görülmeye devam etmektedir.

Boykotçuların taktik yanlışlıkları ve halktan kopuk faliyetleri! Sidar Hanoğlu

24 Haziran baskın seçimi kararının açıklanmasından sonra tüm toplumsal kesimler nasıl davranacaklarını, kiminle hareket edeceklerini açıklayarak duruş aldılar. Buna göre, AKP-MHP ''cumhur ittifakı''nda, CHP, SP, İyi Parti ''Millet ittifakı''nda, birleşirken, devrimci, demokrat ve Kürt yurtsever kesimi HDP etrafında birleşerek seçime dahil oldu. Bunların karşısına az sayıda devrimci yapılar ise ''Boykot'' kararı alarak, seçime katılmayacaklarını açıkladılar.

Mutlak yöntemin kendini yeniden üretme biçimi ve Diyalektik Tarihsel Materyalist Yöntemi Anlamayan dairesel kafaların teğetinde Doğru’lar

İçinde bulunduğumuz hazır bulduğumuz ve sürekli hareketle var olan dış dünyanın nesnel varlığının en yüksek ürünü olan bilinçli maddenin üretimi -düşüncenin üretimi- ve yeniden üretimi sadece yeni koşulların üretimi ile var olmazlar. Çünkü her yeni hareket ve koşul bir önceki hareketin ürünü olmakla kalmaz onu içerir, onu ret eder yani yadsırda.

Seçimler ve Oy Verme-Recep Maraşlı

Seçime yurt dışı katılım oranı şu ana kadar çok düşük. En çok % 32 oldu... 2 gün sonra yurtdışı oy verme işi bitiyor. Böyle kalırsa HDP'ye kurulan baraj tuzağını önlemek çok zor.

Erdoğan rejimine muhalif olanlar eğer sandığa gitmezlerse iktidarın istikrarına altın tepsi ile katkıda bulunmuş olurlar.

Her gün her an sistemin üretim ilişkileri içinde, sosyal-siyasal ağları içinde yaşayıp da sıra oy vermeye gelince bunu "sistemi meşrulaştıracağı" gerekçesiyle boykot edenleri anlamak mümkün değil

Çöktürme Planı Uygulayan Cumhur İttifakı’nı Cezalandırmalıyız!-Dursun Ali Küçük

*Bu seçimlerde Türk usulü cumhurbaşlığınının yanı diktatörlüğün yerleşmesine, Kürtlere karşı yürütülen savaşa tamam mı?

Devam mı?

Tamam deniliyorsa Cumhur İttifakı postalanmalı ve cezalandırılmalıdır.

 

*Bu seçimler; bir mevzi elde etmek, Kürtlerin fiiili kazanımlarını korumak ve halkın örgütlenmesi ve ayakta kalması vb vb için bir basamak olarak değerlendirilmelidir.

Hedefi budur. Kimseyi kandırmıyoruz.

Kurtuluşu getirmeyecek.

Ama Kürtlere karşı savaş hükümeti olan Cumhur ittifakını tepelemek çok önemlidir.

 

Müslüm Elma : “ Ey şehit kahramanlar kavganız sürüyor, sürecektir.“

"Sayın mahkeme heyeti,

Özgeçmişime ilişkin bazı bilgiler sunmak istiyorum:

Ben 09.02.1960 Türkiye Kürdistanı’nın Dersim şehrinde doğdum. Dersim, Kürt-Alevi mezhebine mensup halkımızın yoğunluklu olarak yaşadığı bir şehirdir. Benim ailemde bunlardan biridir. Bu şehrin tarihi hem acılı hem de onurludur. Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra Kürt coğrafyasındaki egemenliğini en son olarak bu şehirde yaptığı katliamla pekiştirmiştir. 1937-1938 yıllarında binlerce Dersimli köylerde, dağ başlarında ve idam sehpalarında can vermiştir.

Kaypakkaya'nın direniş geleneğini onurla sürdüren Partizanlardan M. Usta, sürece dair görüşlerini yazdı.

1980 AFC'si sırasında zulmün saraylarından Amed zindanında; Cafer Cangöz ve birçok yoldaşıyla birlikte işkencecilere kök söktüren, Kaypakkaya'nın direniş geleneğini onurla sürdüren Partizanlardan M. Usta, sürece dair görüşlerini yazdı.

Bugün hem zorluklara karşı direnip teslim olmayan bir kuşağın yaratılmasına hem de bölgede bir kara bulut gibi çöken gericiliğe karşı ezilen halkların ortak yürüyüşüne ihtiyaç vardır. Bu ortak yürüyüş yıldızların, ortak parıltısı görevini görecektir.

AKP/MHP Ordu kliği 24 haziran seçimi ile 20 Temmuz 2016 darbesini pekiştirmek istiyor

24 Haziran cumhurbaşkanı seçim tarihi yaklaştıkça politik atmosfer daha üst düzeylere tırmanıyor. Başını Recep Tayip Erdoğan’ın çektiği AKP/MHP/Ordu kliği devlet aygıtını kendi lehlerinde daha sağlam temeller üzerine oturtmak istiyor. Bünyesinde yer aldıkları iktidar mekanizmalarını iyice kendi güdümlerine almayı amaçlıyorlar. Cumhurbaşkalığı kisvesiyle Kürtler, ezilen sınıflar ve devrimci, demokrat kesimler üzerindeki faşist baskı ve katliamları çok daha katmerli boyutlara tırmandırmayı hedefliyorlar.

Sayfalar