Kürtlerde 'Türkiyelilik' :Çetin Çeko
İttihat ve Terakki’den günümüze gelen Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramlarının esası, Kürt, Ermeni, Süryani, Rum ve Çerkes halklarının egemen Türk ulusuyla eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasından ziyade, T.C’nin toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bir söylemdir.
Kürt aydınları ve siyasetçileri “Türkiyeli, Türkiyelilik” kavramlarını, 1960’ların ilk yarısından itibaren “Şark, Doğu meselesi” olarak ifade ettikleri Kürt sorununu tanımlarken kullanmaya başladılar. Bu kavramları kullanan aydın ve siyasetçiler sağ muhafazakâr kesimden gelenlerdi.
“Türkiyeli, Türkiyelilik” kavramının siyasi literatüre girişinin, Kürt sorunuyla direk bir bağlantısının olduğunu söyleyemeyiz. Bu kavram, ilk kez “Türkiyeli Cemaat”, Türkiyeli Cemaatler” ve “Türkiyeli Gayrimüslimler” olarak Ağustos 1915’de İttihat ve Terakki Partisi Hükümeti tarafından Mekatib-i Hususiye Talimatnamesi’nde, günümüz Türkçesiyle Özel Okullar Kanunu’nun üç ayrı maddesinde kullanılmış.[1]
Daha sonra 1922-24 yılları arasında, Birinci TBMM döneminde anayasa taslağı başta olmak üzere, birçok kanun maddelerinde “Türkiyeli” kavramından söz edilmeye devam edilmiştir. Siyasi tarih araştırmacılarının genel yorumu, “Türkiyeli, Türkiyelilik” kavramlarının “Osmanlılık” kavramıyla eş anlamlı olup, onun devamı niteliğinde olduğudur.
Tarihsel süreç içinde Osmanlılık kavramının gündeme geldiği dönem, imparatorluğun dağılma sürecinin hızlandığı dönemdir. Osmanlı, imparatorluğun toprak bütünlüğünü sağlayabilmek için, Osmanlılık tanımını bir ortak kimlik, başka bir deyimle ortak harç olarak kullanmaya çalışmıştır. Bütün çabalara karşın ortak harç tutmamış, Osmanlı 1908 ile 1913 arasında Ortadoğu ve Balkanlar’daki topraklarının üçte birini kaybetmiştir.
Türkiyeli kavramının kronolojik kullanımını takip ettiğimizde, T.C’nin kuruluş aşaması ve onu izleyen 1925 Şeyh Said başkaldırısından sonra devlet literatüründen kalktığını görüyoruz. Çok partili döneme geçildikten yaklaşık yirmi yıl sonra, Türkiyeli kavramı yeniden telaffuz edilmeye başlanıyor.
Fakat bu söylemin sahibi artık devlet tarafı değildir. Devletin varlıklarını ve haklarını tanımadığı, kendine Kürt de diyemeyen, devletin onlar için Kürtçü dediği, ”Şarklı, Doğulu” sağ muhafazakâr Kürt aydın ve siyasetçileridir. Devletin gözünde Kürtçü olanlar, Gayrimüslimler için kullanılan Türkiyeli kavramına sahiplenip, kullanmaya başlıyorlar.
40 yıl aradan sonra
Türkiyeli kavramının Kürt aydın ve siyasetçileri tarafından ne zaman ve nerede kullanıldığına ilişkin ulaştığım ilk tarih 30 Haziran 1964 ve yer TBMM’dir. Yaklaşık 40 yıl aradan sonra “Türkiyeliler” kavramı
Urfa Milletvekili Kemal Badıllı tarafından kullanılmış. Bu tarihten önce, Kürt aydın ve siyasetçilerinin Türkiyeli kavramını kullandıklarına dair bir bilgi ve belgeye, yanılma payımı da ekleyerek ulaşamadım.
Kemal Badıllı’nın Türkiyeli kavramını kullanmasına vesile olan konu şudur: Ekim 1963’de İkinci İnönü Koalisyon Hükümeti’nin CHP’li İçişleri Bakanı Hıfzı Oğuz Bekata, koalisyon ortağı Yeni Türkiye Partisi’nden Sağlık Bakanı Diyarbakır milletvekili Yusuf Azizoğlu’nu “Kürtçü derneklere ve şahıslara yardım ettiği” suçlamasında bulunur. TBMM’de “Doğu Meselesi” başlığı altında, adı konmadan Kürt sorunu bağlamında yoğun tartışmalar yaşanır. Aynı partiden Urfa Milletvekili Kemal Badıllı, ülkede Kürtçülük davası var mıdır, yok mudur tartışmalarına cevabını da içeren, Yusuf Azizoğlu lehine bir konuşma yapar. Badıllı’nın 30 Haziran 1964 yılında TBMM kürsüsünde yaptığı konuşmada, Kürtçülük diye bir sorunun olmadığını, sorunun Şark, Garp, iktisadi ve kültürel mesele olduğunu söyler. Badıllı konuşmasını “Yaşasın Türkiye ve yaşasın Türkiyeliler” cümlesiyle sonlandırır. (TBMM Tutanakları: B 14, 30.6.1964, 0:2)
Buna karşın, Aralık 1959’da aralarında sağ ve sol görüşlü 49 Kürt aydınının tutuklanarak açılan meşhur 49’lar Davası savunmalarında Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramının bir şekilde geçmesi veya ima edilmesi gerekir diye düşünürken, bu kavramın davanın sanıkları tarafından kullanılmadığını görüyoruz.
Daha sonra Türkiyelilik kavramı, 1965 yılında sağ muhafazakar Kürtlerin kurduğu illegal Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi’ne yönelik Ocak 1968’de yapılan operasyon sonucu 27 kişi hakkında açılan davada geçer. Bu davanın sanıklarından Şakir Epözdemir, Kasım 1969 yılında mahkemeye sunduğu yazılı savunmasında, “Türkiye’de yaşayan tüm halkların hak eşitliği esaslarına dayanan Türkiyelileşmeye evet, ama ırkçı bir gayeye dayanan Türkiyelileşmeye hayır” belirlemesinde bulunur.
Türkiyeli, Türkiyelilik, Türkiyelileşme kavramları, artık sıklıkla hem sağ hem de sol Kürt siyasal çevreleri tarafından, 1960’ların ortalarından itibaren kullanılmaya başlanır. Türk Sol hareketi ise Türkiyeli kavramı yerine “Türkiye halkları” kavramını kullanır.
Türkiyelilik ne devlet, ne de Kürtler için inandırıcı
Devlet söyleminde Kürtçülük, ayrılıkçılık anlamına gelmektedir. Dönemin “Doğulu” aydın ve siyasileri, Kürtçülük ve ayrılıkçılık suçlamalarına, hem siyasi hem de hukuki savunma aracı olarak Türkiyelilik kavramına sahip çıkarlar. Devletin gazabından kurtulmak için, biteviye ayrılıkçı, bölücü olmadıklarını ispat etmek gayreti içinde olurlar. Türkiyeli kavramı, ortak vatan anlamında kullanılır. Ancak Türkiyelilik ne devlet, ne de Kürtler için inandırıcı olur. Bugün de durum aynıdır.
Oysaki bütün ulusal sorunlarda ayrılma veya birliktelik, eşit ağırlıkta iki temel ögedir. Ayrılacak veya birlikte yaşayacak uluslar, bunlardan birini tercih ederler. İkisi de pozitif anlam taşır. Fakat egemen ulus iktidarı, ayrılma hakkını negatif bir algı içinde ele alarak, sadece birlikteliği öne çıkarır, ayrılığı ihanet ve kalleşlik olarak itibarsızlaştırır.
Bu kabullenmenin Kürt siyasal hareketindeki kökleri, 1918’de kurulan Kürt Teali Cemiyeti Başkanı Seyyid Abdulkadir’in başını çektiği ve Kürtlerin geleceklerini Osmanlı’da gören anlayışın devamı olduğu yorumları sıklıkla yapılır. Günümüzde de Kürtlerin geleceğini Türkiye’de gören Türkiyeli Kürt aydınlar kategorisi de bu çizginin devamıdır.
Ayrıca Kürt sorununa ilişkin ilk düşünce üreten ve siyasal örgütlenmeye gidenlerin Kürt sağ muhafazakâr kesimi olduğunu belirtmekte yarar vardır. Bir başka deyişle Kürt hareketinin sağdan sola doğru geliştiği yorumları bu manada kayda değerdir.
Kürt hareketine yönelik politik ve örgütsel iskân tezi
Bugün ise genel seçimlere HDP’nin parti olarak katılma kararıyla birlikte, HDP bileşenleri içinde yer alan ve parti içinde Kürt tabanını temsil eden PKK çevresinin, Türkiyeli, Türkiyelilik kavramı içinde olup olmadığı çokça tartışılıyor. Yine HDP’nin ne derece Türkiye partisi ve Kürt hareketinin de ne kadar Türkiyeli olabileceği de tartışılıyor. Bu tartışmanın başını iktidar partisi ve liberaller çekiyor. Özellikle HDP’nin şahsında PKK, Türkiyelilik sınavına tabi tutuluyor.
Kürt hareketinde Türkiyeli ve Türkiyelilik tartışması, ne HDP’nin oluşumu, ne de genel seçimlerle gündeme gelmiş değil. PKK’nin “Bağımsız Kürdistan” tezinden vazgeçerek veya vazgeçtirilerek “Demokratik Özerklik” tezine sarılmasıyla, Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramı ilk defa hem muktedir, hem de mağdur tarafından birlikte dillendiriliyor. Kuşkusuz bu, devletin ve PKK’nin Türkiyelilik kavramından aynı şeyleri anladıkları anlamına gelmiyor.
İttihat ve Terakki’den günümüze gelen Türkiyeli ve Türkiyelilik kavramlarının esası, Kürt, Ermeni, Süryani, Rum ve Çerkes halklarının egemen Türk ulusuyla eşit hak ve sorumluluklara sahip olmasından ziyade, T.C’nin toprak bütünlüğünü korumaya yönelik bir söylemdir. Bu söylem, parçalanan Kürdistan’ın siyasal ve coğrafik bütünlüğünü dışlayan, Kürtlerin ulusal birlik ve ayrılma haklarını da ipotek altına almayı hedeflemektedir.
Bir başka deyişle Türkiyelilik, politik ve örgütsel anlamda Kürt siyasal hareketini Türkiye’ye entegre etme tezidir.
[1] Baskın Oran, “Türk” teriminin öyküsü. 2014
Son Haberler
Sayfalar
ԿարպիսԱլթընօղլու (Garbis Altınoğlu); Güle güle Ağparik…
Devrim ve sosyalizm mücadelesinde şehitler vermeye devam ediyoruz…
Ermeni halkının yiğit evladı, enternasyonalist devrimci Garbis Altınoğlu Ağparik’i kaybetmenin derin üzüntüsünü yaşıyoruz…
1968 kuşağının devrimci önderlerinden, hayatını devrim ve sosyalizm mücadelesine adamış Garbis Altınoğlu artık aramızda yok…
Garbis Altınoğlu’nun anısına. /Yaşar Ayaşlı
Erken 68’li devrimci, sosyalizmin ve proleter enternasyonalizminin yılmaz savunucusu Garbis Altınoğlu’nu 14 Ekim 2019 günü kaybettik. Arkasında devrimci hareketin tarihinde her zaman saygıyla anılacak bir ad ve miras bıraktı.
Türkiye solunun tarihi, Traverso’dan ödünç deyişle, “bir yenilgiler tarihidir.” Ne yazık ki 1920’lerden itibaren her dönem yükselen sınıf mücadelesinin karşılığı ağıtlarla andığımız katliamlar oldu. Yaraları hala kapanmamış ağır hasarlı mağlubiyetler yaşadık.
Rojava’da İşgal ve Direniş Ekseninde Yeni Olasılıklara Dair…
Savaşın içinde politik sürecin gidişatına dair belirleme yapmak pek kolay olmayabilir. Ancak bu yapılmadığında da ortaya yanlış taktiksel hamlelerin çıkması kaçınılmaz olur.
Savaşın seyrini belirleyecek esas yönün direniş olduğundan hareketle, buna destek sağlayacak tali durumdaki taktiksel adımların belirlenmesi için nesnel zeminde gelişen değişimlerin, zamanında analizi ve bu analize uygun adımların zamanında atılması, ittifak güçlerinin de yeniden şekillendirilmesini bir elzem haline getiriyor.
Krize Savaş Şalı; Geleceğine Sahip Çık, Direnişi Büyüt, Rojava’yı Savun!
9 Ekim günü, Türk ordusunun Suriye’nin Kuzey ve Doğusuna, Rojava’ya yönelik başlattığı işgal girişimi ve bunun karşısında gelişen görkemli direniş gerek Türkiye’de gerekse Ortadoğu ve dünyada kısa sürede gündemin ilk sırasına yerleşmiş bulunuyor.
Türk devleti, daha önce Afrin’de gerçekleştirdiğini şimdi çok daha geniş bir alanda hem içeriye hem de dışarıya “derin” mesajlar vererek yapmaya çalışıyor. Elbette tank paletleri ve savaş uçakları, işgal ve katliamlarla yürürlüğe sokulan bu senaryonun hedefinde Rojava devrimi var.
Yalnızlaşan TC ve Erdoğan-Kazanan Kürdistan Olacaktır./Dursun Ali Küçük/
*”Kılıçdaroğlu “dünyanın tamamını kendimize düşman ilan ettik. “
Şavaş ve soykırım tezkeresine oy veren Tc tarihinde ilk soykırımlar yapan CHP’nin ve Kılıçdaoğlu’nun itirafıdır.
Saddam ilkin tecrit edildi, dünyadan yalnızlaştırıldı, Kürtleri kattlettiğ ve soykırımdan geçirdiği söylendi, sonrasında hafif hafif vuruldu. Karşılıklı düelolar giderken, savaşların anası Ortadoğu'da olacak salvoları eşliğinde bir haftada yıkıldı ve gitti. Onu en son lağım çukurunda buldular..
“Barış Pınarı Harekatı”, 1915’in Devamıdır…! Ermeni Devrimciler
TC Devleti denildiği zaman ilk akla gelen 1915 Ermeni Soykırımı’ndan hükümlü, kılıç zoruyla fetihlerde bulunmuş ve gittiği her yerde barbarlığı ile tanınmış ceberrut bir devlet akla gelmektedir.
Bu yapısından hiçbir eksilme olmayan TC devleti aksine barbarlığını kat be kat artırarak varlığını bugüne kadar uzatabilmiştir. Geçmişle hesaplaşma geleneğine sahip olmadığı için, emperyalist güçlerin de desteğiyle mazlum halkların kanından beslenmeye devam etmektedir.
Örgütsel faaliyette hislerin ötesine geçmek!
Devrimci bir kimliğin barındırması gereken özelliklere, mevcut durumu kavrayan ve buna paralel konumlanabilen bir kadro profilinin nasıl yaratılacağına dair bir dizi tartışma yürütüyoruz.
Bu tartışmanın bir sürü yönü olduğu bir gerçek. Burada devrimci bir kadronun düşünce tarzında açığa çıkabilen belli yönler üzerinde duracağız.
"Ağzında zeytin dalı tutan sırtlan"1
Türk devleti, Rojava Kürdistan’ı işgal ederken, işgal hareketlerinin adlarını; “zeytin dalı” ve son olarak da “barış pınarı harekatı” koymakta bir sakınca görmemiştir. Hasan Hüseyin Korkmazgil’in bir şiirinde söylediği gibi; rolü oynuyor. Bütün emperyalistler ve işgaşlciler, bir başka ülkeye savaş açtıklarında ya da işgal ettiklerinde “barış ve huzur” için oraya girdiklerini ya da savaş açtıklarını söylerler. ABD’nin yakın zamanda Afganistan’ı, Irak’ı ve daha bir çok ülkeyi işgalinde ve saldırısında olduğu gibi.
”İklim Krizi”, Kapitalizmin Genel Bunalımının Bir Parçasıdır
“...belli bir zaman için toprağın verimliliğinin artmasındaki ilerleme, aynı zamanda, bu sonsuz verimlilik kaynağının mahvedilmesine doğru bir ilerlemedir.” Karl Marx
Kapitalizm genel anlamda bir bunalım içindedir ve bu bunalım giderek derinleşmektedir. Sık sık ekonomik durgunluk ve krizlerin yanı sıra, kitlelerin öfkelerinin kabarması, politik krizleri daha da derinleştirici bir rol oynamaktadır.
TKP-ML Enternasyonal Büro: Şan olsun Çin Devrimi'nin70. Yılına!
“Sınıf mücadelesi, asla sona ermiş değildir. Proletarya ile burjuvazi arasındaki sınıf mücadelesi, çeşitli siyasi güçler arasındaki sınıf mücadelesi, proletarya ile burjuvazi arasında ideolojik alandaki sınıf mücadelesi uzun ve zorlu olmaya devam edecek ve hatta zaman zaman çok keskinleşecektir. Proletarya dünyayı kendi dünya görüşüne göre değiştirmeye çalışmaktadır, burjuvazi de öyle yapmaktadır.
Kayyumlar, Kayyuma Payanda Olanlar…
Genel kabul sayılabilecek bir doğru olarak faşizm koşulları muhalif saflarda bozucu bir etki yaratır. ‘Safların sıklaştırılması’ ihtiyacı esasen bu bozuma, sınanma ve elenmenin ortaya çıkarttığı sonuçta direniş gösterebilecekler ile biat edeceklerin ayrımına da gönderme yapar.