Çarşamba Ekim 28, 2026

Kürtler, Kobane Direnişi, Emperyalizm ve “DEVLETE İSYAN DEVRİMCİLİĞİ!”

Rojava kantonlarından biri olan Kobane'ye yönelik (IŞ)İD saldırısına karşı gösterilen direniş bir ayını geride bırakırken; direnişin etkileri çeşitli açılardan TDH ve reformist cenahta tartışılmaya devam ediyor. Son olarak bu tartışmaya, Kobane Direnişi'ne TC devletinin tüm “rezervlerine” rağmen, ABD emperyalizminin askeri ve tıbbi yardım yapmasıyla bir “anti-emperyalizm” tartışması da eklenmiş durumdadır.

Öncelikle şunu vurgulamak gerekir? Daha önceden de açıklıkla ifade ettiğimiz gibi, genel olarak Rojava ve özel olarak da Kobane'de sürdürülen direniş, son derece haklı, meşru ve desteklenmesi gereken bir direniştir. Kobane'de yaşanan direniş daha şimdiden bütün parçalardaki Kürt uluslaşmaları açısından tarihsel bir konuma yerleşmiştir. Açılacağı ifade edilen peşmerge koridoru sayesinde bu ortaklaşmanın daha da artacağı söylenebilir.

Kobane Direnişi'nin en kritik anlarında, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nda gerçekleştirilen serhildan ve ortaya çıkan devrimci kalkışma, başta emperyalistler olmak üzere bölge gericiliğini kaygıya itmiş olacak ki, (IŞ)İD'in Kürtlere yönelik saldırıları karşısında, son ana kadar havaya bakıp ıslık çalan göstermelik tavırlarını bir kenara bırakmışlar ve yeni bir pozisyon almışlardır. Bu devrimci kalkışmayı iyi okuyan ve adım atmadıkları takdirde kendilerinin de hedefe konacağının fark eden ABD; bir yandan Kobane çevresinde (IŞ)İD mevzilerini bombalarken, diğer yandan Suriye temsilcisi Rubinstein aracılığıyla Salih Müslüm'le Paris'te ve ardından da Duhok'ta hem Barzani hem de S. Müslim'le ABD temsilcisi Tony Blinken ile yapılan görüşmelerden sonra, Irak Kürdistanı'yla Suriye Kürdistanı arasındaki askeri yardım ve Türkiye'den de “kara koridoru” kullanılarak peşmerge geçişinin sağlanacağı açıklandı.

Böylelikle Kürtler başta olmak üzere bölge halkları nezdinde ABD emperyalizmi bir kez daha kurtarıcı rolüne soyunmuş durumdadır. Kuşkusuz bunun hem özel olarak Kobane Direnişi hem de genel olarak Rojava ve Kürt Ulusal Hareketlerinin mücadelesi üzerinde etkisi olacaktır.

Kobene Direnişi Üzerinde Emperyalizmin Zehri

Bu etkinin çeşitli açılardan olacağını kestirmek zor değil. Hemen akla gelen “işte Kürtler emperyalistlerle iş tutuyor?” sorusu altında “anti-emperyalist” pozlarla Kürt direnişine saldırmak, bu direnişi (IŞ)İD karşısında emperyalizmle birlikte davranıyor diyerek suçlamak ve dolayısıyla Suriye Kürtlerinin direnişine kayıtsız kalmanın teorisini yapmaktır.

Gerçi bunu daha kaba yapanlar da vardır. Örneğin (IŞ)İD katilleri, ABD yardımı sonrasında yanlışlıkla (IŞ)İD mevzilerine düştüğü söylenen askeri yardım malzemelerine ait görüntüleri sanal alemde paylaşırken konuşan kişi “Amerikalar tarafından ateist PKK'lılara” atılmış silahlardan bahsederken, gerçekte; bölgede ABD emperyalizmine karşı var olan haklı ve meşru nefrete oynuyordu. Diğer bir ifade ile, ABD'nin (IŞ)İD'e hava saldırısı nasıl ki bütün İslamcı grupları ve bireyleri (IŞ)İD saflarına doğru itmişse, (IŞ)İD'i bir çekim merkezi haline getirmişse; Kobane Direnişi'ne askeri yardım da bu direnişin bölge hakları nezdinde haklılığını ve meşruluğunu gözden düşürmeye yol açabilir.

Bunun bilinçli bir politikanın ürünü olup olmadığını, süreç içinde göreceğiz. Şimdilik diyeceğimiz emperyalizmin ve bölge gericiliğinin Kobane Direnişi'ne yönelik bu “yardım sever ilgisi” pek hayra alamet değildir. Emperyalizmin kendi çıkarları açısından kârlı olmayan bir işe el atmadığını çok iyi biliyoruz. Nitekim daha birkaç ay önce Şengal'de Ezidi Kürtlerinin katledilmesine seyirci kaldılar. Ne zaman ki saldırılar, Duhok'a yöneldi (ve devreye PKK girdi), müdahale ederek kurtarıcı rolüne soyundular. Böylelikle Kürtler bir kez daha emperyalizme müteşekkir kılındı!

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci direniş ve hemen arkasından gelen T. Kürdistanı'nda ve Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki serhildan, emperyalistleri ve bölge gericiliğini uyarmış olmalı ki direnişe yardım etme kararı aldılar. Bundan murat edilen, Kobane'nin ortaya çıkardığı devrimci direnişin bütün bölgeyi etkilemesi ve dolayısıyla hem bölge halkları hem de emperyalizm açısından tehlike oluşturmasının önünün alınmasıdır.

Emperyalizm ve bölge gericiliği kendi planları açısından (IŞ)İD gericiliğinin aşırı yönlerini askeri saldırılarla törpülerken; Kobane Direnişi'ne ortaya çıkan devrimci dinamiği de askeri yardımla törpülemeye, direnişin devrimci tutarlılığını sulandırmaya çalışmaktadır.

Kobane'nin bizim açımızdan ne yana düştüğü açıktır. Bu direniş halkın direnişidir. Emperyalizm ve onunla ilişkili olanların Kobane'yi ve dolayısıyla Rojava'yı içten fethetme stratejisiyle sürdürülen askeri cephane, sağlık malzemesi yardımı ve peşmerge destek gücü gönderilmesi de bu gerçeğin üzerini örtmemelidir. Emperyalizm ve bölge gericiliğin Kobane Direnişi'ne “yardım”ının arkasında bu hedef vardır. Kobane'yi ve dolayısıyla Rojava'yı içten fethetmek, onun halkçı karakterine darbe vurmak amaçlanmaktadır.

Kobane'nin Devrimci Etkisi ve Çözüm Süreci”nde Yine “Yeni” Bir Aşama

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci dinamik, Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nı etkilemiş, halk kitleleri tıpkı 90'lı yıllarda olduğu gibi görkemli bir serhildana imza atmışlardır. Ama bu serhildanı öncekilerden ayıran direnişin sadece T. Kürdistanı'yla sınırlı kalmaması tüm Türkiye'yi de etkilemesidir. Türkiye'nin büyükşehirlerinde sokaklara sadece Kürtler değil, bir bütün olarak devrimci demokratik örgütlenmelerde çıkmış, “Her Yer Kobane, Her Yer Direniş!” sloganları eşliğinde devrimci direniş çizgisini yükseltmişlerdir.

Esasen Gezi İsyanı'yla birlikte, halk muhalefetinin sokakta veriliyor oluşunu kaydetmek gerekir. Hiç kuşkusuz ki daha önceden de var olan ama Gezi’yle birlikte kendini daha bir görünür kılan devrimci isyan çizgisi, her fırsatta kendini sokaklarda ifade etmeye devam etmiş ve son olarak da Kobane'deki direnişle dayanışmayı harlamıştır. Bu durum tıpkı Gezi İsyanı'nda olduğu gibi hakim sınıfları paniğe sevk etmiş, bir yandan halk kitlelerine azgınca saldırırken, diğer yandan ise başka araçları devreye sokmuşlardır. Türk hakim sınıfları Kobane Serhildanı ve ortaya çıkan devrimci kabarış karşısında “biz tahmin ediyorduk ama bu kadarını öngörmüyorduk” diyerek, “titreyip kendilerine gelmiş”, İmralı'ya koşmuşlar ve A. Öcalan'dan yardım istemişlerdir.

A. Öcalan da “diyalog” çağrısının ardından bir son tarih açıklaması yapmıştır. Öcalan verdiği her “son tarihten” sonra yaptığı açıklama da, “yeni”liklerden bahsetmektedir. Süreç her defasında bir üst aşamaya sıçratılmaktadır(!) En son bilindiği üzere 15 Ekim tarihini dillendirmiş ve adım atılmazsa artık yapabileceği bir şey olmadığını ifade etmişti. Ancak 21 Ekim tarihinde HDP heyeti ile görüşen Öcalan bir kez daha  “sürecin yeni bir aşamaya geçtiğini” belirtti.

Yeni bir aşamaya evrildiği belirtilen sürecin ne olduğunu (açıklanmadığı için) bilmesek de; daha önceden defaatla ifade edilen aşamalardan bir çıkarım yapmak mümkündür. Gelinen aşamada Kürt ulusal hareketi ve önderliğinin, TC devletiyle Kürt ulusal sorununa dair “çözüm” adına attıklarını söyledikleri adımlar; hem içte hem de dışta izlenen politikalardan net olarak anlaşılabilir. Kobane Serhildanı vesilesiyle yaşananlar, onlarca insanın katledilmesi, yüzlercesinin tutuklanması, TC devletinin Kürt ulusal sorununa nasıl baktığının ve çözümden ne anladığını bir kez daha gösterdi.

Bu arada vurgulamak gerekir ki, kitlelerin Kobane Direnişi vesilesiyle sergiledikleri devrimci direniş çizgisiyle birlikte, Türk hakim sınıfları ve onların yeni yetme kalemşorları bir “90'lı yıllara geriye mi dönüyoruz” tartışması başlattılar. Bu tarihlerin dillendirilmesi manidardır! Karşı devrimcilerin bu propagandadan arzu ettikleri halkın devrimci direnişinin faşist terörle yanıtlanacağı tehdidi değil, (sanki yanıtlanmıyor ve sokakta onlarca insan ölmüyor, yüzlercesi yaralanmayıp tutuklanmıyormuş gibi!) aynı zamanda sokaklara egemen olan “devlete isyan çizgisi”nin geriletilmesi ve kontrol altına alınmasıdır.

Faşizmin kalemşorlarının 90'lı yıllar vurgusunun arkasında sadece, devletin başta Kürtler olmak üzere, Kürt Ulusal Hareketi'ne ve devrimci komünist harekete yönelik faşist terörün dizginlerinden boşaldığı bir zaman dilimini (ve bunun sonuçlarını) değil aynı zamanda bu zaman dilimi içindeki devrimci direniş çizgisini de içermektedir. Çünkü 90'lı yıllar sadece faşizmin saldırganlığını değil aynı zamanda devrimci mücadelenin, direnişin, zaferlerin ve yenilgilerin olduğu bir zaman dilimidir.

Türk hakim sınıfları ve onların kalemşorları Kobane Serhildanı'yla açığa çıkan kitlelerin devrimci isyanı karşısında bir yandan 90'lı yıllar vurgusu yaparak halkı tehdit etmeleri, diğer yandan halka saldırmaları nedensiz değildir. 90'lı yıllar vurgusunun nedeni halkı düşünmeleri değildir! Onların hiçbir zaman böyle dertleri olmamıştır. Korkuları önce Gezi ve ardından da Kobane Serhildanı'nda çıkan, kitlelerin devrimci eylemidir. Bu devrimci eylemin kendi iktidarlarını hedef almasıdır. Bu nedenle bir yandan halka yönelik katletme ve tutuklama tehditleri Kobane Serhildanı karşısında paniklemişlerdir.

Devlete İsyan Devrimciliğinde Israr Kurtuluşta Isrardır!

Kobane Direnişi ve Serhildanı bizlere bir kez daha göstermiştir ki, gerek Kürt sorununda ve gerekse de diğer çelişkilerin çözümünde geçerli olan yol, “devlete ve her türden gericiliğe karşı isyan”, devrimci direnişte ısrardır. Gerek Kobane Direnişi'nde ellerin tetik tutması ve (IŞ)İD saldırılarına barikat olunması ve gerekse de Türkiye ve Türkiye Kürdistanı'nda kitlelerin sokakları çıkması devrimci direniş çizgisinin ürünüdür. Bu çizgi nedeniyle ABD emperyalistleri ve bölge gericiliği Kobane Direnişi'ne (kendi çıkarları doğrultusunda) yardım etmek zorunda kalmışlardır. Yaşanan pratik bize Kürt sorununda gerçek çözümün yolu devrimci çizgide ısrar, özgürce ayrılma hakkının savunulmasından geçtiğini, diğer bütün “çözüm”lerin, Kürt halkının devrimci dinamiğinin düzen içine hapsedilmesiyle sonuçlanacağını bir kez daha gösteriyor.

Somut olarak Kobane ve daha genel olarak Rojava direnişinin hangi yolu izleyeceği tartışması şu an için erken olmakla birlikte, Kobane Direnişi'ne emperyalistlerin müdahil olması vesilesiyle “emperyalizm işbirlikçisi” olduğu sonucu çıkmaz. Var olan ilişkinin taktik bir ele alış olması koşuluyla bir sorun teşkil etmediği açıktır.

Kobane Direnişi'nin ortaya çıkardığı devrimci direniş çizgisinin başarıya ulaşabilmesinin yolu sadece (IŞ)İD saldırılarına karşı koymak değildir. Kobane Direnişi'nin ve Rojava’nın ve onun halkçı karakterinin başarıya ulaşabilmesinin yolu; bir yandan somut olarak yaşandığı gibi, devrimci direniş çizgisinin sürdürülmesi, diğer yandan ise direnişin dost ve düşmanlarını net olarak ortaya konulması, buna uygun bir pratik konumlanış içinde olunmasıdır. Bu Rojava’nın “kaderini” belirleyecek önemdedir. Mao Zedung, Mart 1926'da kaleme aldığı “Çin Toplumundaki Sınıfların Tahlili” başlıklı yazısının girişinde şöyle diyordu: “Düşmanlarımız kimlerdir? Dostlarımız kimlerdir? Bu, devrimin en önemli sorunlarından biridir... Devrimi kesin olarak başarıya ulaştırabilmek ve kitleleri yanlış yola sokmaktan kaçınabilmek için, gerçek düşmanlarımıza saldırmak üzere, gerçek dostlarımızla birleşmeye dikkat etmeliyiz.” (Seçme Eserler 1, İstanbul, Kaynak Yayınları, 2000, s. 39)

84962

Zor Yıllarda "Aydın olmak"

“Ne kadar nahoş olsa da,olguları açıkça görmek,adlı adınca çağırmak, …doğruyu söylemek zorundayız.”[1]

“12 Eylül 1980 sonrası sosyalist mücadelede sosyalist aydınlar” konulu bir yazıyı kaleme almak “zor”; dahası, zor olduğu kadarıyla hüzünlü. 

Bizi bırakıp giden(lerden) biri bağlamında bana; Maksim Gorki’nin, “İnsan, ne onurlu sözcük”; Bertolt Brecht’in, “İnsan olmak büyük bir şeydir”; Anton Çehov’un, “İnsanlar inandıklarıdır,” sözlerini anımsatan Ata Soyer’e dair;[2] yazmak daha da “zor” bir iş...

Sayın Gizli Tanık ve Tanıklarıma: Lütfen Kendinizi deşifre Edin!

Yusuf KÖSE

Devrimci yaşama başlayıp biraz “sivirilince”, hakkımda da bir çok şeyler yazılıp çizilmeye başladı. Ancak, bunlar, genellikle burjuva devlet ya da bunların uzantıları aracılığıyla kamuoyuna sunuldu. Ve hala sunulmaya devam ediyor. Bir kısmı gerçekten karşı-devrimin direkt uzantıları, bir kısmı da bilmeyerek onlara hizmet eden “bir tas çorbacılar.”

Bahar geldiğinde filizlenecek olan Çiçek

Saat sabaha doğru yol alıyor, köpekler havlıyor dışarıda, hoparlörden Mehmet koçun sesi geliyor, elimde Sefagül Arslan’ın kitapları, gerillanın kaleminden kelimeler ısıtıyor soğuk odayı. Düşüncelere dalıyorum. İlkel komünal toplumda ava çıkıyorum. Analarımla topluyorum yiyecekleri. Mağaradan mağaraya koşuyorum. Aç kurtlar günümüzün korkusu, beterinden geçiyorum. sana yaklaştıkça azalıyor korkularım. Daha da azalacak korkularımız zaman denen tünelde, dün bugün ve yarın denen tarihsel ilerleyişinde. 

Alamut Kartal Yuvasıdır

Bundan yaklaşık bin yıl önce Selçuklu veziri Nizamülmülk, “Bunlar duvarların arkasında, memleketin kötülüğünü isteyerek karışıklık çıkarrnaya çalışırlar.” (Aktaran, Faik Bulut. Hasan Sabbah Gerçeği)  demişti. Bu sözlerin muhatabı, Büyük Selçuklu İmparatorluğunun baskısı altında açlık ve yoksulluk içinde yaşayanlara eşitlik-adil bir toplum için umut olan, ezilenler üzerinde gerçekleşen sınıf ve inanç baskısı karşısında başkaldıran, Nizari İsmailliğinin kurucusu Hasan Sabbah’dı.

Kılıçdaroğlu Alevileri mi temsil ediyor? —Ergin Doğru

CHP’nin Alevilerin temsilcisi olduğu iddiası, cumhuriyet tarihi boyunca sürdürülen aldatmacıdır. Alevilerin CHP ile ilişkisi sorgulanması ve tarihsel gerçeklerin sosyolojik olarak irdelenmesini gerektiriyor.

Gerici sistemlerin Sünni baskı politikalarına karşı sürekli olarak dışlanmış ve baskılanmışları temsil eden Alevilerin, cumhuriyete yaklaşımı baskılanmış toplum psikoloji ile olmuştur. Gerici baskılardan bunalan Alevilerin, kendilerine taktiksel olarak yaklaşan cumhuriyet yönetiminin riyakarlığını anlayabildiğini söylemek çok mümkün değildir.

Adı aşk olsun

Faruk Eskioğlu, bu kitapta yurtdışında yaşayan göçmenlerin memleket ve sıla özlemlerini tarihsel olaylarla harmanlayarak okuyucuya sunmuş. Faruk Eskioğlu, yazarlık yetisiyle gazetecilik gözlemlerini bütünleştirmiş, dişiyle tırnağıyla uğraşarak bulunduğu yerden hayata seslenmiş gazeteci bir dostumuzdur. Kendi deyimiyle bu kitap: ”Gurbetçilik, sürgünlük, kişinin dişiyle tırnağıyla, etiyle ayakta kalma savaşıdır.” Belki de bu tanımlama hayatın yeniden üretilmesi için uğraşan insanların dur-durak bilmeden bulundukları yerlerde çalışarak var-olma savaşını bizlere anlatmış.

Esas İşçi mi Köylü mü ?

Ya... bunlar insanı zoraki öncü ederler ya.. öncü.

Zindan(lar)in Türkçesi[1]

“Hapse düşmemiş bir insan,devletin ne olduğunu bilemez.”[2]

Çiğdem Diren Sarısülük;Sevgide Yoldaş olabilmek

Tüm Yoldaş kalabilenlere !

Sevgiyi, sensizlikte yaşamak öylesine zor ki güzel yürekli dost. Zamanı mıydı bu zamansız yolculuğun? Tüm güzellikleri onurluca yaşamayı, en güzel şeyleri hiç ummadığımız zamanlarda yapardın, yaparken de kıskandırırdın bizi.

Ya bu sefer ne demeli...

Hrant Dink’in Katline 2015 Perspektifinden Bakmak

 Başlıklı Yuvarlak Masa Toplantısı (18 Ocak 2014, Alba Oteli, Ankara) 

12.05 Moderatör Sibel Özbudun’un Hoşgeldiniz Konuşması. 

İnsanı faşist kılan nedir? Ergün Aslan

 İnsanı faşist kılan siyasi düşünceleri değil sergilediği üretim ilişkileridir.
Ya.. niye kullanmadığımız bilgilerimiz körelmek zorunda ya..
Haftanın son dört günü neydi?
Ne güzelde ara sıra olsa da göçmen işçi mi yoksa  yerel işçi mi daha köylü olduğunu karıştırıyor olsam da kolektifliğin sözcülüğünü, tabanlığını kaptırmayan her göçmenle kolektiflikteki  göçmenlerin yol açtığı gettolaşmayı değil de kolektifliğe hiç uğramayan yerel halkın kolektifte yol açtığı gettolaşmanın yarattığı sorunları tartışıyorduk.Ama şimdi...

Sayfalar