Korkunç Plan Kuzey Kürdleri Kurban mı Ediliyor – Dursun Ali Küçük
“Fermano bira-vahefermano
Fermano maho.
Dujmin amo sere ma
Cence pile makirkeno
Made xaîn xaîn nadano
EwroterteleserîKurdano-Kirmanciyano
Sere madevetelino, bira terteleo,
ProjeyaTırkano”
*TC SÖMÜRGECİLİĞİNİN KORKUÇ PLANIYLA YÜZYÜZEYİZ
Savaş vardır, büyükten küçüğe seni ayağa kaldırır. Biliyorsun ki haklısın ve her alanda düşmanın zulmü ve soykırımı ile karşılaşsan da direnirsin,‘bu da geçer’ diyorsun.
Savaş vardır, seni süründürür ve el ayağa düşürür. Halkın kendi kendini koruyamaz duruma gelir, biçare yollara düşer. Yerinden ve evinden edilir.
Bir değil, beş değil, yüz değil. Hatta yüzbinlerce değil, artık milyonu geçen halkın ortalıkta perperişan.
Böyle bir anda tam da videoya çekilmiş bir filmi izledim.
Diyarbakır milletvekili Nursel Aydoğan (hani soykırım sürerken devlet istemeyiz diyen)ve beraberindeki bir ekip Amed’de arabaya binip Sur halkına “Evinize dönünüz, bir şey olmaz, valiylede konuştuk” diyerek hoparlörden sesleniyordu.
Halkın yüzüne bakıyordum. Endişeliydi. İnanmıyordu. Ve ne yapacağını bilmiyordu.
Ama Nursel Aydoğan’ın ‘evlerinizi bırakmayın’ sözlerine de aldırış etmiyordu.
Kurban olduğum gençler, Diyarbakır’ın kırıkları,Sur’da direniyordu. Şehit düşüyordu.
Kürdistan için savaşıyorlardı. Yanlış bir strateji ve düşmana kolaylık sağlayan geçmişin sel hareketleri gibi düşmanın üzerlerine geleceğinden habersizdirler.
Vuruluyorlardı ve toprağa düşüyorlardı.
Sizin için yüreğinde acı çekmeyen namert olsun.
Ama, aması vardı ve böyle olmamalıydı.
Derken Sur şehri yerle bir edildi. İnsanlarımız orada kalmadı ve çekip gittiler.
Hani bu devlet bizim değildi. Her yerde gelen göçmenlere özellikle Türk ve Arap göçmenlere sahip çıkıyordu.
Onlar da TC’nin eli ayağına düşmüşlerdi; Türk devleti de Kürd olmasında kim olursa olsun, Türk’se zaten Türk, Türk değilse Arap olsun yerleştirelim hırsıyla davranıyordu.
Yani kardeşlerim, Türkiye bize hep “yurttaşlarım” diyordu. “Neyiniz eksiktir?” diye soruyor, bakınız Türk olarak herşey olabilirsiniz, ama ve ama Kürd olarak sizi hiç bir mevkide istemeyiz ve buna dayalı haklarınız olmayacaktır diyordu.
Epey zamandır halkımız parça parça ama büyük bir soykırım yaşıyor.
Üzülüyoruz. Kahroluyoruz. Direniyoruz, sabır tespihlerini çekiyoruz.
Kimilerimiz kendilerini kandırır, ‘bu da geçer’ diyoruz.
Sur’un yıkılması bize korkunç bir soykırımın dayatıldığını ve adım adım uygulandığını anlatıyordu.
Buda yetmedi, bir de Cizre olsun dediler.
*CİZRE’Yİ DE YERLE BİR ETTİLER
Binaları insanlarımızın üzerine yıktılar. Yaralıları almadılar.
Her biriniz bin parça oldunuz. Feryatlarınız duvarlara çarpıp size geri geliyordu.
Cizre de boşaldı, vurulan vurulmuştu, geriye kedi ve köpeklerin de belki kalmadığı boş sokaklar.
Hayalet bir şehir gözlerimizin önünde canlanıyordu.
Bu da yetmedi. Sıra Silopi, Şırnak, Yüksekova vb. yerlere geldi.
*AKIL TUTULMASI YAŞIYOR KCK YÖNETİMİ
Be kardeşim, siz aklınız peynir ekmekle mi yediniz?
Savaş stratejiniz ve taktikleriniz yanlış.
Sur da tutmadı. Varto vb. yerlerde tutmadı.
Kürdlerin kadim şehri Cizre-Botan da tutmadı.
Bari yöntem ve taktik değiştiriniz.
Özellikle soykırımın yürütüldüğü ve hatta sizi destekleyen halkta dahil, halkın neredeyse %90 nı senin bu tür savaşına karşıdır.
Topyekûn kalkışma ve ayaklanma durumu yoktur. TC Kürdistan’da Esad vb. rejimler durumuna da düşmemiştir.
Sen niye bu Hendek savaşını böyle intiharvari sürdürüyorsun?
Kendin intihar edebilirsin. Bu bir tercih.
Ama bir halkı intihara sürükleyemezsin.
*İLKE VE KARARLARIMIZ ÖLSÜN DİYECEĞİNE, HALK ÖLSÜN DİYORSUN
Halkım intihar edeceğine ben, benim kararım yanlış çıksın ve ‘ilkem ölsün’ diyeceğim.
Duydum ki, KCK karar almış, gerilla savaşı rolünü oynadı demişler, onun yerine şehir gerillacılığı ve özyönetimi koymuşlar.
Baktın bir tutmadı, iki tutmadı,üç tutmadı. Hiçbir yerde tutmadı, tekrarda bocalayacağına değiştir şu planı!
Yok olmaz, ben sipere gençleri koyarım ve direnirim, diyorsun.
Hepimiz direndik. Direnişi insanların başına kalkmayın.
Kürdlerin direnişçi bir halk olduğunu dost ve düşman gördü. Son yılarda Kürdistan Federasyonunda peşmerge cansiperane direndi.
Batı Kürdistan’daPYD ve YPG kahramanca direndiler. Ama iş masaya, başarıya gelince diplomasiye ve gizili kapılar ardındaki görüşmelere gelince, direnişleri kendi hanesine yazmak isteyenleri de ne yazık ki yaşayarak görüyoruz.
ANF her gün bilmem kaç tane ‘saray çetesi ve polisinin öldürüldüğünü’ yazıyor.
Ölebilirler, abartılabilir de hatta yazdıklarından daha fazlası da vurulsa amaçsız ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve kağıt üzerindeki öz yönetimlerden ötürü, TC demokrasisine bağlı yerel demokrasi , hatta diyelimki, tarifi net olmayan demokratik özerklik için bu savaşa değmez.
Sizi basamak yapan TC zaten hazırladığı korkunç soykırım planını devreye koydu.
İşler tahmin edemediğiniz noktalara geldi.
Hadi bunlardan ders çıkarmadınız...
Gever de operasyon başlatılacağı ilan edildi. Gever halkı ilçeyi önemli oranda boşalttı. Peki, sen halksız orada niye sipere yatıyorsun? Senin sipere yatıyorum veya yatırıyorum dediğin yerde TC her türlü gücünü; TSK’sını, özel harekâtını, ‘derin devlet’ini, İŞİD’çilerini, ‘ulusalcı’ çetelerini, polisini vb. toplayıp geliyor. Öyle saray çetesi değil, üzerimize gelen, halkımıza karşı soykırım uygulayanTürk devletinin ta kendisidir.
İddianız halk için savaş değil midir?
Düşmanın bir planı var; suyu kurutacaksın ki, balıklar ölsün.
Birincisi; halkınızın onaylamadığı ve çoğunluğunun karşı olduğu siper ve barikat savaşını niye sürdürüyorsunuz?
Herşeyi halk için yapmıyor muşunuz?
Halkın benimsemediği bir savaş tarzını,halka rağmen niye sürdürüyorsunuz?
İkincisi; şehir ve kasabalarda intihara yatıp o yerin harabe edilmesine niye zemin oluyorsun? Şimdi Sur ve Cizre boş, insanlar yok, Gever, Nusaybin boşalıyor. Evler harabe. Öz yönetimi nereye kuracaksın?
TC’nin soykırım uygulaması içinde hayal ettiğiniz ‘özyönetim’ mi diyeceğiz?
İnsanların aklıyla niye alay ediyorsunuz?
Halkın kaderiyle niye , ne hakla oynuyorsunuz?
Bazı yerlerde taktiğin tutmadı. Gever, Silopi, Nusaybin ve Şırnak’ta sürdürmen boşuna olur. Bu gün Nusaybin’de oturan bir dostumla konuştum, Nusaybin’in yüzde 90’nı boşaldı diyor ve içi kan ağlıyordu.
Aynı taktikle aynı sonuçlar çıkar.
Biliyor musunuz ne yaptınız?
TC zaten bunları bir şekliyle uygulamaya koyacaktı Ama sizin hatalarınızı bahane ederek daha sertçe, amansızca yöneliyor. Kurnazdırlar. Sizler bu kurnazlığı ve politika hilelerini çözemediniz mi?.
Kürdistan şehirlerini yıkıyor ve yerle bir ediyor.
Sonra dönüp yüzsüzce, “Bakınız, PKK şehirleri ne hale getirdi” diyebiliyorlar.
Savaşıp savaşmamanız sizin bileceğiniz bir iş. Ama ne yapalım gelip bizleri de vuruyor. Aynı sonuçlarla herkes yüzyüze kalıyor.
Bakınız,yanlış taktikleri istediğiniz kadar yeni yerlerde de deneyebilirsiniz. Ama şunu söyleyeyim ki, sonuçlar hep aynı çıkacaktır.
Siz kendinizde bu işe hazır değildiniz. Artık hangi akılla bilemiyorum. Bu tuzağa çekildiniz.
Size dostça çağrım: Bu tuzaktan ve bu tür savaş tarzından vazgeçiniz. Başka taktik ve savaş tarzımı tercih edersiniz, bu da sizin işinizdir.
Bu savaş hem sizi vuruyor, hemde daha fazlasıyla Kürdistan halkını vuruyor.
*KÜRDLERİN FERMANI YAZILIYOR
Kuzey Kürdistan kurban ediliyor…
‘Dünyadan niye ses çıkmıyor?’ diye yakınıyoruz. Evrensel değerler açısından böyle bir beklentiye sahip olmamız doğaldır.
Ama öte yandan bu dünya acımasızdır. Kürdistan için çalışmıyorsun,doğru diplomasi yapmıyorsun, düşmanlarının çöplüğünde barış ve çözüm bekliyorsun.
Hatta hâlâ HDP içinde bazıları ‘İmralı’yı devreye koyun, sorunlar çözülür’ beklentilerini sürdürmeye devam ediyorlar.
On yıldan fazla barış ve çözüm ile uğraşıldı. TC’nin kontrolünde sürdü bunca yıl. Kürdistanî amaçlarımız darmadağın edildi. Türk parlamentosu umut kapısı diye gösterildi.
Hatta uluslararası bir sorun olan Kürdistan sorununa ‘Kuzeyde başkalarını bulaştırmayalım, kendi kendimize ve Türkiye ile çözeriz’ denildi. Bu durumda uluslararası güçler hepsi TC’nin kontrolünde süren sahte barış vb. çabalara destek sundular.
Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği koşullarda Türkiye’nin bölgede güçlenmesi demeçleri verildi. Şimdi geldiğimiz noktada kontrolde olan barışı savaşa çevirdiler. Kırmızı çizgilerini yeniden tekrarladılar.
İşin özcesi:Türkiye, Suriye denkleminin dışına itildi. Şimdi Musul ve Irak denkleminin dışında bırakılıyor. Sünni Irak, Araplarını TC, kendi ekseninde toplamak niyetindeydi. Suriye’den olduğu gibi Irak’tan da oluyor.
ABD ve Koalisyon güçleri yanında Rusya devreye girdi. Rusya, Kürdistan federasyonuna son dönemde yardımda bulundu. ABD ve Rusya, Suriye’de aşağı yukarı anlaştığı gibi Irak konusunda da anlaşacağa benziyor.Yani en azından Musul operasyonu vb. hareketlerde devre dışı kalmayacaklar.
AB ise başta Almanya, TC ile sıkı ilişkiler geliştirme peşinde.
ABD, AB ve Rusya, kısaca bunların etkisinde olan dünya TC’nin Suriye ve Irak’tan çıkarılması vb. anlaşmalar ve çıkar ilişkileri gereği Kuzey Kürdistan’ı kurban ettiler.
Bundan dolayıdır ki seslerimiz ve feryatlarımız duvarlara çarpıp, soğuk ve kirli gerçeklere çarpıp bize geri dönüyor.
Türkiye’nin demokratikleşmesi ve türkiyelileşme için çalışan KCK’ye dünya niye yardım etsin? KCK’den hareketle Kuzey de gözden çıkarılıyor. TC’nin bu konuda önünü açtılar.
KCK bunları anlamakta zorlanıyor. Fırsatların iyi olduğu dönemde Avrupa ve AB’de sicilini düzelteceğine ve üzerindeki “terör” damgasını kaldıracağına boş emperyalizm vb. kavramlardan ısrarla vazgeçmiyor.
1.Dünya savaşında olgun fırsatlara rağmen Kürdler niye yenildiler?
En Önemli nedenlerden biri dış destek sağlayamadılar, parça parça kaldılar, birlik kurmadılar ve yenildiler.
Ortadoğu’daki uygun fırsatları, Kuzey için KCK uygun fırsatlara rağmen türkiyelileşme, ‘demokratik ulus’ ve benzeri yenik teoriler ve çabalarla heba etti.
Kafaları iyice karıştı. Türkiye’ye yatırım yaptık. 1. Dünya savaşında da TC’nin kurulmasını sağlamıştık. Geldiğimiz noktalarda bunun ceremesini çekiyoruz.
Boş geçirilen – bunu Kuzey için söylüyorum – zamandan bir dizi kafa karışıklığı ile neredeyse TC ordusunu ‘milli ordu’ yaptıracaklardı Kürdlere. Savaşın başında bile orduya çağrıda bulundular. Oysa ordu şimdi TC’nin kuruluşundan beri sömürgeci devletin temel iskeletidir ve Kürdistan’da soykırımlar asıl olarak ordu ve devlet patentlidir.
KCK’nin bu kafasıyla kimse kendisiyle Kuzeyde ittifak kuramazdı ve kurmadılar.
Dünya sessiz kaldıktan sonra geriye TC’ye tıpkı cumhuriyetin ilk dönemlerini aratan soykırımı tekrardan uygulamak kaldı. Ve durumdan cesaret alarak yapmaktadır.
*Bu korkunç plan Sri Lanka modeli değildir
Soykırım konusunda Srilanka TC yanında bir hiç kalır.
Kuzey’deki korkunç soykırım projesi; Türk usulü ve geçmiş geleneklerine uygun ve Sri Lanka vb. yerlerden dersler çıkarılarak uygulanan, insanlık suçu kapsamına giren, etnik temizliğe dayanan projedir.
Eskiden beri Kürdistan hiç normal yönetimlerle yönetilmedi.
Umumi müfettişlikler, Genel Vali uygulamaları, sıkıyönetimler, olağanüstü haller, il sömürge valileri, bu gün özel güvenlik bölgeleri vb. uygulamalar eşliğinde devam ediyor. Kırların insansızlaştırılması sırası ile şehirlerin insansızlaştırılması projesine dönüştü.
*KÜRDİSTAN ŞEHİR VE KASABALARININ DEMOGRAFİK YAPISI DEĞİŞTİRİLİYOR
Sur boşaltıldı. Cizre yine öyle. Şırnak, Nusaybin, Gever, Silopi vb. yerler boşaltılıyor, çoğunlukla boşaldı. Bu Kürdistan’da nüfus yapısını değiştirmektir.
Geri bıraktırılmışlık, ekonomik çökertmeden kaynaklanan zorunlu göçlerle birlikte şiddet uygulamaları ile halkımız yurdundan söküp atılarak Kürdistan,Kürdlerden boşaltılıyor. Ve buna daha da devam edecekler.
Eskiden Türk Cumhuriyeti’nin ilk on yıllarında mecburi iskân planı vardı. Bu plana göre Kürdler yerlerinden sürgün edildiler. TC illerinde Türklerin içine yerleştirildiler ve iskân kanununa göre hiç bir yerde nüfusu %5 veya 10’nu geçmeyecekti.
Aşiretler ve direnmiş olan ağalar aşiretleriyle birlikte başka Türk şehirlerine dağıtıldılar. Osmanlı döneminde bu uygulamalar olsa da azdı. Türkiye Cumhuriyeti bunu özel uyguluyor.
Şimdi TC pilot bölgeler seçiyor. Kürdistan’da en çok direnen yerleri hedef alıyor ve oraları her tür silahla vurduktan sonra yerle bir ediyor.
Bu bir etnik temizliktir. Soykırımdır. Nüfus yapasını değiştirmeyi hızlandırmaktır. Kürdleri can derdine düşürmektir. Yerinde kalanları vurmak ve yurttan çıkarılanları ortalıkta bırakmaktır.
Sur, Silopi ve Cizre’de koskoca mahalleler kamulaştırıldı yani halkın malına Türk devleti tarafından el konuldu. Sanırım diğer yerleri çökerttikten sonra aynı sinsi politikasını yine devam ettirecektir.
Ahıska Türklerini getirip Erzincan vb. yerlere yerleştirdiler.
Hâlâ ‘eşit yurttaşlık’, ‘anayasal vatandaşlık’…diyenler utansın. Suriye göçmenlerine gösterilen ilginin zırnığı bile Kürdlere gösterilmez.
Ben ‘TC’nin vatandaşım’ diyen Kürdler de düşünmelidir.
Şimdi Türkiye’de kalan Arap vb. göçmenleri, yine IŞİD adına sağda solda savaştırdıklarının ailelerini getirip bu boşaltılan ve harabeye çevrilen güzel şehirlerimize ve ilçelerimize yerleştirecekler. Birde bunları Kürdlerin başına bela edeceklerdir.
Suriye’den, Musul’dan islami teröristlerin ailelerini, Çeçenleri, bilmem neleri getirip başımıza salacaklar.
TC’nin Kürd illerinde sürdürdüğü soykırım içerikli imha savaşında IŞİD’liler zaten savaştırılıyor. Türkiye’den MİT’in, filanın cihat savaşına gönderdikleri döndüklerinde şimdi olduğu gibi Kürdistan’da kullanılacaklardır.
Kardeşim, bize soykırım uygulanıyor, bu durumda bırak özyönetimi, bizler ortalığa düşürülen insanlarımıza bile çare olamıyoruz.
Kurban ediliyoruz görmüyor musunuz?
Sizde kurbanlık koyun gibi intihar vari eylemlerinizle ve sabit hedeflerde, boşaltılan yerlerde bulunarak zafer kazanacağınıza mı inanıyorsunuz?
Kurban edildiğimizi biraz anlasaydınız, harakiri yapmakla sonuç alınmayacağının da farkında olurdunuz.
Hal ve durumumuz böyle. Şimdilik bu tehlikeyeyi savuşturacak güçlü bir pozisyonda değiliz.
*KURBANLIK OLDUĞUNU ANLAMADAN TÜRKİYE’DE DEVRİM
KCK, Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ve halk iktidarının kurulması görevini üstlendi.
Kardeşim, Türkiye’de ne devrimci durum var, ne de kısa bir sürede devrim kapıda görünüyor. Türkiye birleşik Devrim hareketi laf olarak güzelde, açıklanan ortak bildiride sömürgeciliğe karşı mücadele bile yok. Türkiye’nin demokratikleşmesi ve halk iktidarı, Kürdistan’da özyönetim ittifakı için soykırımdan geçirilen Kürdlere ne çare olabilir?
Zaten Kürdleri KCK şahsında TC’nin önüne kurban olarak atan güçlerin kurbanı olmak kötü bir durum değil mi?
Türkiye’de devrim olsa ve Türkiye halkı demokratikleşmeyi gerçekleştirse doğrusu çok seviniriz.
Ama siz niye külahları ters giyiyorsunuz? Türkiye halkı demokrasiyi geliştirince biz mi tutuyoruz?
Üstelik Kürdistan’daki Kürd kırımının arkasında Türkiye’nin üç resmi partisi birleşti. Türk ırkçı milliyetçiliği TC ve AKP iktidarı arkasında safa girdi.
Bunları göremiyormusunuz?
Batı Kürdistan’ın nasıl kurtarıldığında ders çıkaramadınız. Kobani elden gidiyordu. Sadece Kürdlerin dayanışması ve direnişi Kobani’nin kurtarılmasına yetmeyecekti. Koalisyon güçleri ve ABD havadan vb. destek sunmasaydı Kobani zaferi olmayacaktı. Bunu bile anlamadınız. ‘Herşeyi biz yaptık’ sevdasına kapıldınız. ABD desteği ve Kobani’ye peşmerge gidince Kobani’nin ancak %15 Kürd güçlerinin elindeydi. Emperyalist de olsa ABD ve Koalisyonun güçlerinin,Kürdlerin lehine devreye girmesi kötü mü oldu?
Ne hâlâ emperyalizm tekerlemeleri yapıp duruyorsun. Bunu anlamadınız mı? Uluslararası müttefikler ve dış destek olmadan zafer kazanılamaz. Kendinizi Kuzey’de bu kadar niye yalnız bıraktınız?
Bunu hesabını bir gün gelir vereceksiniz.
Bak buraya yazıyorum: Kuzey dış destek alamazsa zafer kazanamaz.
Direnmeye direniriz. Kürdlerin direniş sorunu yoktur. Direniş edebiyatı yapıp gerçeklerin üstünü örtemezsiniz.
İnsan son fırsatlar ayağa gelmişken bu kadar kendini nasıl yalnız bırakır?
Hiç dönüp kendinize sormadınız mı?
Bunları söylediğim için kızacaksınız. Kızsanız da hiç sorun değil.
Kuzey Kürdistan kan ağlıyor.
*TÜRKİYELİLEŞME PROJESİ DE ÇÖKTÜ
Düşman o haliyle bile kabul etmedi. Etmez de. Söz konusu Kürdistan oldu mu ergenekoncusu, ordusu, ulusalcısı, sağcısı, solcusu, CHP’si ve AKP’si bir olur.
Türkiye parlamentosu Kürdler için çözüm yeri olamaz.
Kürdlerin birliğine önem veriniz.
Kürdler içi birlik kurmadan, Türklerle ve Türkiye devrimi vb. ile birlik kuramazsınız. Geçmişte denendi hepsi boş çıktı.
İlkin kendin ol. Sonra başkasıyla ilişki kur. İlişkiler kurmanın temelinde bu yatar.
‘Kürdlerde kim var ki birlik kuralım?’ diyorlar.
Size şunu söyleyeyim: O birlik kurduğunuz devrimci hareketlerin gücü, sizin dışınızda kalan Kürdlerin gücünün yarısı kadar değildir. Kürdistanî cephe olsun. Sonra bu cephe Türkiyeli güçlerle ittifaklar kursun.
Unutmayın ki, geçmiş mücadele ruhu sizin taraftarlar ve hâlâ kadrolar içinde güçlüdür. Bağımsızlık vb. gelişmelerden yanadırlar.
Hiç bir Kürd Türkiye, İran, Irak, Suriye çöplüğünde ötemez.
Başkasının çöplüğünde yer alan Kürd zaten Kürdistanî olamaz.
KCK’nin benimsemediğim bunca şeyine rağmen hiç bir zaman TC karşısında yenilmesini istemem ve tercih etmem.
Soykırım esaslı TC projelerini bir yana bırakıp her olumsuzluğu KCK ile açıklayanlar da uygulanan korkunç plandan habersizdirler.
Kürdler hâlâ kendi aralarında birbiriyle tepinirken, düşman da üstten seyredip hepimizi sırasıyla teper. Genelde altta birbirleriyle tepinenler Kuzeyin kurban edilmesini görmemezlikten gelirler. Kafaları dar ve birbirleriyle uğraşırlar. Sen şunu yaptın, sen şunu yaptın dalaşmalarına takılıp giderler.
Tabiiki TC’nin yaptıklarını göremediğimiz ve çözemediğimiz zaman kaçınılmaz olarak birbirimizle uğraşırız.
Sağduyulu olalım, birbirimizi dinleyelim. Kardeşçe ve dostça tartışıp anlaşmanın yollarını bulalım.
Birbirimizi anlamayıp herkes kendi doğrularını dayatırsa, zararlı çıkarız.
Soykırım sadece siyasi soykırım değil, etnik temizlik ve Kürdistan’ın,Kürd halkının bütün temel değerlerine saldırı söz konusudur. Hepimiz neşterin ve TC sömürgeciliğinin yaptığı ameliyatın altındayız. Olaylar artık KCK’yi de aşmıştır. KCK dışındakilere ve her insanımıza büyük bir sorumluluk düşüyor. Hepimiz göğüslersek saldırıları hafifleterek atlatabiliriz.
Dursun Ali Küçük
29.3.2016
Son Haberler
Dört Duvar Arasında Direnenler Dışarıdakiler İçin İnat Etme Manifestosudur
Yıllardır Sosyal medyada zindanları gündemde tutmak için güncel zindan haberlerini dışarıya ulaştırıp tutsak aileleri ve zindan arasında köprü olma misyonu ile tanınan bir hesapsınız. “Rojevazindanan” ismi ile dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Twitter, instagram ve Facebook gibi geniş kesimlerin kullandığı bu mecraların hepsinde aynı anda aynı haberleri paylaşmanız da ayrıca emek isteyen bir çalışma. Biz Kaypakkayahaber sitesi olarak kitlesel refleks ve duyarlılık yaratmaya çalışan bu hesapları daha da iyi tanımak babında bir röportajı gerçekleştirmek istiyoruz.
Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! Yarım Asırlık Mücadele Yolumuzu Aydınlatıyor
Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının 50. yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, onu var eden koşullar devam ettikçe kuşkusuz varlığını devam ettirecektir.
Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, sistemin çöküntü içine girdiği günümüz koşullarında kendisini çok daha yakıcı dayatır duruma gelmiştir. Ve elbette ki proletarya partisi üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü onun mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik pusulası vardır.
Eski sloganlar bugüne hitap etmiyor…(İsmail Cem Özkan )
Eski sloganlar atılıyor, eskisi gibi heyecanlı değil, çünkü ortam ve zaman değişmişti, eski sloganların ruhu da çoktan bizi terk etmişti... İnat ile eskiden kalan sloganlar atılıyordu ama o sloganlar bugünün sorununa yanıt vermiyor, sadece eski arkadaşlara "biz ayaktayız, yok olmadık, gelin bir arada olalım!" çağrısıydı. Fakat çoktan ayrılmıştık, ruhen bir arada ama eskinin yaratılmış öyküleri de abartılarak anlatılırken gerçeklikten uzaklaşmış ve eskinin yeniden yaşayacağı iyimserlik dışında bir arada olacağımıza dair her hangi bir şey söz konusu değildi...
Siyaset Yapma Tarzımız ve Verili Koşulların Önemi Üzerine
Son dönemlerde kurumlarımızın yaptığı konferanslarda, basın açıklamalarında `Verili koşullar` dan bahsediliyor. Verili koşullardan kasıt, somut koşulların somut tahlili.
Ölümsüz(ümüz)dür NÂZIM HİKMET[1]
“Pişman değilim yaşadıklarımdan,
öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.”[2]
“Ew çend giringî pê bide jiyana xwe ku di/ heftêyem de jî wek mînak çandina darzeytûnê bibe// Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin,” dizelerinin hakkını bir komünist gibi yaşayarak verdi. Eylül 1961’in Doğu Berlin’indeki, “sözün kısası yoldaşlar/ bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da/ insanca yaşadım diyebilirim,” demeyi de sonuna kadar hak etti…
Türkiye’de Durum: Çürüme ve “Çökme!”
Açıklama: Aşağıdaki makale Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Merkezi Yayın Organı Komünist’in Mayıs/2022 tarihli 76. sayısından alınmıştır.
İnsanî Mecburiyet(İmiz)dir Aşk[*]
“Güzelliğin beş para etmez,
bu bendeki aşk olmazsa.”[1]
Lev Tolstoy’un “Gerçekten aşk var mı?” sorusu bana hep itici gelmiştir; William Faulkner’in, “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı,” tespiti gibi.
“Neden” mi?
Var olmayan şey soru(n) da ol(a)maz, ders kitaplarına da gir(e)mez…
SADAT
Son günlerde gündem olan SADAT ve Özel Savaş Şirketleri'ni, yeni yayınlanan “EMPERYALİST TÜRKİYE” (El Yayınları) kitabımda ele almıştım. Oradan kısa bir bölümü yayınlıyorum
Türk Tekelci Devleti’nin Paramiliter Gücü[1]
Yusuf Köse
TKP-ML -MKP: Cesaretimizin Sönmeyen Meşalesi Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA Ölümsüzdür!
Dostlar, Yoldaşlar;
Bugün burada, ülkemiz devriminin önderini, kökleri asla sökülmemecesine toprağın derinliklerine işlemiş bir geleneğin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anıyoruz.
Bugün burada, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in usta bir öğrencisi olan komünist önderimizi anıyoruz.
İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır zindanlarında işkenceyle katledilmesinden bugüne kadar geçen 49 yıl içinde gerek mücadele yaşamı gerekse de ileriye sürmüş olduğu tezler nedeniyle güncelliğini korumaktadır.
Anlamak, Hatırlamak Zamanıdır Şimdi[*]
“-Prometheus: Ölüm kaygısından kurtardım ölümlüleri.
- Koro: Nasıl bir deva buldun bu derde karşı?
- Prometheus: Kör umutlar saldım içlerine.”[1]
O sadece kasketli değil; kasketin en çok yakıştığı insandı.
Benjamin Franklin’in, “Bazıları 25’inde ölür ama 75’ine kadar gömülmezler,” saptamasını tekzip eden bir mücadelenin, direncin, tarihin -ve elbette acının- adıydı.