Çarşamba Eylül 23, 2026

Komünizm, Kapitalizmin Ürünü İnsana Değil, Kapitalizme Bakmaktır



''Fuhuş, kadınlardan da çok, asıl erkekler için ahlak bozucudur. Fuhuş, kadınlar içinde yalnızca kendini buna kaptıran mutsuzları alçaltır ve bunların sayısı, genellikle sanıldığından çok daha küçüktür. Buna karşılık, fuhuş, bütün erkek dünyasının niteliğini düşürmekte, alçaltmaktadır.''
Engels/Ailenin ozel mulkiyetin Devletin Kokeni/sol yayinlari/syf 88-89

Fahiselik yapmak hakki degil, fahiselik yapmamak hakki...topluma kabul edilmek hakki...yetenekler olcusunde , herkes gibi uretime katilmak hakki..herkese is hakki....insan gibi kabul edilmek hakki...fahiseligi ve onu yaratan kapitalist sistemi mezara gondermek hakki...askin dunyasi disinda zorlanmamak, yasamak icin satilmamak, pazar icin kole olmamak hakki..bizim yukari cektigimiz slogan budur.

Ve ama peki?...

Bazen bir tutumun, bir bakis acisinin, seyleri kavrayis, ele alis ve onu cozme seklinin yanlis oldugunu yazmaya, soylemeye gerek bile yoktur; onun yanlis oldugunu, komunistce olmadigini herkes bilir zaten... 

Oyledir de gercekten...

Komunizm, insani yasadigi sinifli toplum ve onun gercek dunyasinin bir urunu olarak kavramistir her zaman...

Insani degistirmek mi istiyorsunuz?...;

Onu var eden kosullari degistirmekten ise baslayin...O ayni kaldigi surece, o maddi dunya hergun ve hergun yeniden o kendi insanini uretecektir...

Bu, insanin, onu cevreleyen maddi dunyasindan dogan kaderidir...

Fuhusu yok etmek mi istiyorsunuz?..

Fuhusu var eden kosullara saldirin; o ayni kaldigi surece fuhus yeniden ve yeniden, o ya da baska beyinde bir kez daha iktidara gelecektir...

Kapitalizm varsa, onun bir urunu olarak, ona ozgu insan da vardir..

Marksizm kosullarin bilimidir, onsuz Marksizm kutsal bir amentudur sadece...

Hayattan, sinif mucadelesinden, uretim mucadelesinden ogrenecegiz. Bu birinci ogrenme okulumuzdur.

Kollektivizmin penceresinden bakin dunyaya..Kollektivizmi salt dar bir siyasal gruba, bir partiye indirgemek,onu kucultmektir..Kollektivizm, tum gruplardan biz devrimcileriz, biz ordusuyuz, ezilen kitleleriz...Elestirilemez grup olmadigi gibi, elestirilemez tavir da yoktur...

Birbirimizden ogrenmeliyiz. Bu ikinci  ogrenme okuludur.

' Ben'i ,egoyu cok sisirmemek gerekir; hem kendimiz acisindan hem de bir baskasi icin...

Hepimiz deryadaki zerreleriz sadece, bir damla kadar onemli ve degerliyiz...her birimiz ne kucumsenecek kadar degersiz, ne de abartilcak kadar onemliyiz....buna tarihteki buyuk kisiliklerde dahildir...Bizim onderlerimiz kendilerini yucelten insanlar degildi, onlari ozel kilan da buydu...

Unutmayalim biz karincalar ordusuyuz, gucumuz birlik olmamizdir, ve cogu fark etmese de karincalar ordusu dogadaki tek yenilmez guctur...Tek tek karincalara degil, onlardaki birligin gucune bakin; tilsim orda...Atese karinca yuku kadar su tasiyan herkes, bu ordunun neferidir....Devrimleri kisiler yapmaz, bu bilince eren karincalar, kitleler yapar....Bu acidan sadece gorevimizi yapalim, kisisel beklentiler uzerrinden bir dunya degil, kollektivizmin gucu uzerinden bir dunya tasavvur edelim...

Kucuk karincayiz, ama karincalar ordusunun gucunu temsil ediyoruz...

O yuzden her bir komunist Komunist Partisinin kendisi, temsilcisidir. Dusmanin bu bilincimize saldirmasi, onu yok etmeye calismasi, kendisi icin en buyuk tehlikenin bu bilinc oldugunu gormesi bosuna degildir..

.Dusmandan ogrenelim!...Bu da ucuncu ogrenme okulumuzdur.

"Ben' yokuz, 'biz' variz!...Agac ve orman dialektigi bizi var eden gercektir. ne 'ben'den vazgecicez, ne 'biz'den...Ikisinin birbirini var eden temel gercegimiz oldugunu bilecegiz...Iste tum mesele bu....Daha az 'ben', daha cok 'biz'....Ordumuzun en temel siari budur.

Kapitalizmde, hepimiz emegimizi burjuvaziye satan fahiseleriz, burjuva sinifin ucretli koleleriyiz...

Insanlari yok eden silah fabrikalarinda calisan bizleriz...
Dogayi yok eden, savaslarin essiz kaynagi petrol-enerji tesislerinde  calistirilan bizleriz...

Tanki, topu, tufegi, kursunu, petrolu, nukleeri, savas ucagini ureten, gerici ordulara asker olarak katilan, bu gerici duzene vergi odeyen, onu yikmayip yasatan, biz ucretli fahiseler, hangi hakla bedenlerini satan fahiseleri yargilayacagiz?

Ve son soz;...Kapitalizmde hepimiz emegini burjuvaziye satan fahiseleriz...Bedenini satanlari goren, ama kendi emegini sattigini gormeyenler icin kucuk bir soru; sirf ekonomik olarak daha iyi kosullar sunuyor diye, askin degil, zengin taliplerin pesinde kosan bir genc kizi yaratan kultur, hayat kadinlarindan cok daha mi ileridir?...Bu yasal , mesru, ve de en kotu fuhus olan, kaniksanmis, toplum tarafindan tesvik edilmis fuhusu gormemek, ama hayat kadinlarini gormek, gostermek adil midir?

Lenin, bir bolgede(Hamburgta) fahiseler icinde orgutlenme yapan kadrolara ettigi sitemde, neden fahiseler icinde orgutlenme yaptiklari icin degil, ama, oncelikle neden sanayi iscisi kadinlar icinde orgutlenme yapmadiklarini  elestirir...Komunistler hayat kadinlari da orgutlemelidir, ve hatta en cok onlari orgutlemelidir...

Cunku bu sistemin gorunur en buyuk kurbanlari onlardir...https://plus.google.com/112365406570080242447/posts 
103995

İbrahim Dinç

Site yazarlarımızdan olup teorik ve politik yazılar yazmaktadır.

Son Haberler

Sayfalar

İbrahim Dinç

Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü

İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.

Katliam Bir Devlet Geleneğidir!

Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…

Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.

HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.

Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]

“Ezilenler arasında

din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
 

Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]

“Nerelerdeydin diye sorarsan ‘hep eskisi gibi’ diyeceğim.”[1]

 
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.

CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...

Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.

İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?

Paramaz! (Nubar Ozanyan)

20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.

Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.

Politik gerilik ve yetmezlik…

Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.

Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.

Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]

“Haklarımı aramaktayım. Onları gören oldu mu?”[1]

 
 
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.

Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]

“İnsan hakkı olarak özgürlük, insanın insana bağlılığına değil, tersine insanın insandan ayrılışına dayanır.”[1]

“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!

Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.

Sayfalar