Salı Ekim 13, 2026

“Kobanê Stalingrad’dı, Afrin’i Vietnam yap!”

Aşağıdaki mektup, 2016 yılından bu yana Rojava’da savaşan İrlandalı bir enternasyonalist tarafından yazıldı. Tırpan Cudi isimli savaşçı şu anda da TC işgaline karşı direnen Afrin’de bulunuyor ve mektubunda sürece dair düşüncelerini paylaşıyor. Mektup, Gary Oak tarafından Morning Star sitesinde yayımlandı ve Özgür Gelecek tarafından çevirisi yapıldı.*

GARY OAK Türkiye’nin saldırısıyla karşı karşıya olan YPG içindeki savaşan İrlandalı bir gönüllünün mektubunu yayımladı.

Halk Savunma Birliği (YPG) tarafından bana verilen Kürtçe isim Tirpan Cudi. Ben bir komünistim ve Kuzey Suriye, Rojava’nın Türk işgaline karşı direnmek için Afrin’de olan üç İrlandalıdan biriyim. Türk komünist partileri ve enternasyonal komünist ve anarşist gönüllülerin birliği olan Enternasyonal Özgürlük Taburu’nun bir parçası olarak 2016’dan bu yana DAİŞ’e karşı savaşıyorum.

Benim en yakın yoldaşlarım 2014’teki Kobanê savaşından bu yana buradalar. Çoğunlukla da Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’ndanlar. 1972 yılından beri başta Dersim dağlarında olmak üzere aktif durumdalar ve bu bölge için tipik olan etnik gruplardan oluşuyorlar: Kürtler, Türkler, Ermeniler ve Alevi inancından insanlar –Aleviler Muhammed’in kızına saygı duyan ilerici bir İslam mezhebidir.

Bölgede ezilen tek bir etnik köken olmadığını hızlı bir şekilde anlıyorsunuz zira Kürtlerin yanında, Türk şovenizmi tarafından tehdit edilen, kendi dilleri ve tarihçeleri olan onlarca ana grup var. Bununla birlikte yerelde hala ittifaklar yetersiz durumda. Bölgede dost bir komşuya yakın olan tek şey, güneydeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY). Kürt referandumundan bu yana, Irak hükümeti IKBY’nin özerkliğini büyük oranda geri aldı, bu yüzden daha önce Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’den daha önceden alabildikleri görece küçük yardım da ortadan kalkmış oldu.

Eski Irak Kürdistanı başkanı Mesud Barzani’nin Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin başında bulunuyor ve esasen Rojava sınırındaki tüm bölgeleri içine alıyor. Barzani Türkiye’nin müttefiki ve tam bir düşman. DAİŞ’in en güçlü olduğu dönemlerde dahi, kenara çekildi ve elinden geldiğince YPG’nin mücadelesini engelledi. KDP’nin politikaları Kürt ulusalcı konumda dahi değildir, onlar feodal, aşiretsel, Türkiye ve İsrail ile oportünistçe dost ve başarısız olan bu devletçiğe milyon dolarlar enjekte eden ABD’ye tam olarak bağımlıdır. IKYB’nin Suriye hükümeti ile de ilişkisi karmaşıktır ancak bunu bugün için düşman olarak tanımlamayacağım.

Rojava ayrılıkçı bir proje değildir, arzusu Rusya’nın önerdiği yeni bir Suriye Cumhuriyeti içinde özerkliktir. YPG ve Suriye güçleri geçmişte Halep’in kurtuluşunda birlikte çalıştılar. Rojava’daki Kamışlo’nun komşusu olan birçok şehir hükümetin kontrolü altında bulunuyor. Fakat bir yabancı olarak söyleyebilirim ki, aradaki kontrol noktalarından sorunsuz olarak yürüyerek ya da arabayla geçebilirsiniz.

Suriye Arap Ordusu Afrin savunmasında, kolaylıkla yapabilecek olmasına rağmen bizi engellememektedir. Rusya geçmişte YPG’ye, ABD’den daha az da olsa hatırı sayılır bir miktarda askeri yardım yaptı. Rusya, mevcut Suriye Arap Cumhuriyeti’nin -Kürtlerin özerkliğiyle birlikte- tüm azınlık dilleri resmi olarak tanıyan Suriye Cumhuriyetinin geçmesini arzuluyorlar.

Rusya Suriye Kürtlerinin barış görüşmeleri masasında yer alması için uğraştı ve ilk kez planlanan Soçi görüşmeleri onlara sandalye verdi. Buna karşın, Rusya’nın Türkiye’nin Afrin’i işgaline izin vermesi, onların da ABD’den daha fazla güvenilir olmadığını göstermektedir. Bizim onlarla müttefikliğimiz taktiksel ve geçicidir, tıpkı YPG’nin baştan beri söylediği gibi.

Bu nedenle enternasyonal dayanışma hayati önem taşımaktadır. Buradaki aktif partilerden olan Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP), Afrin direnişini şu şekilde ortaya koydu: Kobanê Stalingrad’dı, Afrin’i Vietnam yap!

Bunu, bizi hala anlamaya ve desteklemeye çalışan Avrupa ve Amerika’daki anti-kapitalist sola bu şekilde anlatacağım. Vietnam olduğu gibi geçmişteki büyük güçlerle ittifak kurduk ve onları birbirine düşürdük. Fakat şimdi Türkiye’yle karşı karşıyayız ve buna bağlı olarak NATO’yla. YPG savaşmaya devam edecek, fakat sizler büyük ve militan bir dayanışma kampanyası yürütmelisiniz. Eylemlere, protestolara ve sendikaların deklarasyonlarına ihtiyacımız var. Batıda duvarlara yazılan sloganlara ihtiyacımız var.

Askeri olarak bir NATO ordusu ile savaşmak, Türk hava kuvvetleri nedeniyle Menbiç ve Rakka’da yaptığım gibi DAİŞ’e karşı savaşmaktan farklı olacaktır. Fakat ideolojik olarak konuşursak o kadar da büyük bir fark yok. Hem DAİŞ ve hem de Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürt halkının toptan imhasını istiyor, ikisi de İslamist ve tipik faşist bir tarzdalar, her ikisi de eski, görkemli bir düzeni diriltmeye çalışıyor. DAİŞhilafet isterken, Türkiye neo-Osmanı sevdasında.

Türkiye’nin DAİŞ’e vermiş olduğu yardım belgelenmişti ancak Rojava projesini ezme amaçları başarısız oldu. Şimdi, Soçi barış görüşmeleri öncesinde Rojava’yı güçten düşürmek için, Türkiye Afrin’in işgaliyle birlikte sorunları doğrudan kendi ellerine alıyor.

Bakur’da, yani Türkiye’nin doğusunda, 2015 yılında Kürtlere karşı savaşta Türkiye sınırları içinde yer alan Cizre ve Nusaybin gibi şehirlerin geniş sivil bölgelerini dümdüz ettiği göz önüne alındığında, onlardan sivil yaşamı tamamen hiçe sayacaklarını bekleyebiliriz. Bununla birlikte, 2015’te Türk devleti bölgeyi tamamen kapatabildiği için hemen hemen hiç bağımsız gazeteci bulunmadığından buradaki katliamlarının üzerini kapatabilmişti.

Rojava Kürtleri ise daha fazla tanınmakta ve medyayı çok daha iyi kullanmaktalar. Şimdi dünya Afrin’i izliyor ve dün Rakka’yı DAİŞ’ten kurtaran kahramanların bugün neden terk edildiğini soruyor. Bugün Türk tarafına “iliştirilmiş” bazı BBC muhabirleri gördüğümüz halde, bizim tarafımızda olan gazeteciler de mevcut.

Bugün DAİŞ’e kıyasla, bu sefer başa çıkmak zorunda kalabilirsem memnun olacağım üç şey var. Birincisi üzerimize hızla sürülen intihar bombası araçlar. Bunlardan bazıları ortalama bir hava saldırısından daha güçlüydü. Bir keresinde bir tanesini arkadan yakaladım. Bir yol ayrımından saptı ve yol üzerindeki her şey birden buharlaştı ve dört bir yandaki binaları dümdüz etti.

İkincisi mayınlar, bubi tuzakları. DAİŞ tarafından gömülen çok miktarda mayın mevcut burada. DAİŞ geri çekildiğinde bıraktıkları toprakları mayınlarla delik deşik etti. Rakka’da bir evde tam otuz beş adet tuzak patlayıcı bulduk.

Üçüncüsü bireysel savaşçıların üzerlerindeki bilyeli rulman yüklü intihar yelekleri. Bu pek çok DAİŞ ve diğer cihadistlerin Türkiye tarafından istihdam edildiği göz önüne alındığında, yeniden ortaya çıkabileceklerini ön görebiliriz.

Türk birliklerinin sayısına ve hava gücüne rağmen ben iyimserim. Rojava’nın çoğu bölgesinin aksine Afrin dağlık ve tepeliktir. Saldırı sırasında ve eğer gerekli olursa işgal durumunda da gerilla tarzında savaşabiliriz. Büyük alanlar kaybetsek bile, Türkiye geri çekilir çekilmek bunları tekrar geri alacağız ya da eninde sonunda Türkiye, Erdoğan’ın siyasi olarak sonunu getirecek kayıplarla karşı karşıya gelecektir. Yönetiminde kendisine mantıklı yol gösterebilecek bütün insanları uzaklaştıran Erdoğan’ın işgal saldırısı deli bir adamın saldırganlığından başka bir şey değildir.

Hakim bir güçle ya da NATO üyesi bir devletle savaşmanın legal sonuçları beni ilgilendirmiyor. Ben egemen bir devlette bulunuyorum, bu devletin ismi Suriye’dir ve bu ülke Türkiye tarafından istila edilmektedir.

Ben, defacto tanınmaya başlanan bir Suriye ordusu olan YPG üyesiyim. Yasallık umurumda değil. Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun adamlarının burada bir işi yok ve korkak neo-Osmanlı Selefist çabaları ezilmelidir. Bu iş tamamlanıncaya kadar buradan ayrılmayacağız.

Eğer kazanırsak, bizi yargılama olasılıkları azalır ya da bu kötü bir karar olur, çünkü batıyla olan dostluk yeniden ilerleyecek. Fakat kaybedersek öldük demektir.

* https://morningstaronline.co.uk/article/kobane-was-stalingrad-make-afrin-vietnam-web-only-feat

51573

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Örgütlenme, Özgürleşme Ve Devrimin Güncelliği[1]

 

 

“İnsanlara şunu söylüyoruz:

Yalancıların maskelerini kaldırın,

körlerin gözlerini açın!”[2]

 

Sürdürülemez kapitalist çılgınlık şahsında, “Cehennem boşalmış, şeytanların hepsi burada!”[3] betimlenmesindeki bir hâl-i pür melal ile yüzleşiyoruz.

Dört Duvar Arasında Direnenler Dışarıdakiler İçin İnat Etme Manifestosudur

Yıllardır Sosyal medyada zindanları gündemde tutmak için güncel zindan haberlerini dışarıya ulaştırıp tutsak aileleri ve zindan arasında köprü olma misyonu ile tanınan bir hesapsınız. “Rojevazindanan” ismi ile dikkatleri üzerinize çekiyorsunuz. Twitter, instagram ve Facebook gibi geniş kesimlerin kullandığı bu mecraların hepsinde aynı anda aynı haberleri paylaşmanız da ayrıca emek isteyen bir çalışma. Biz Kaypakkayahaber sitesi olarak kitlesel refleks ve duyarlılık yaratmaya çalışan bu hesapları daha da iyi tanımak babında bir röportajı gerçekleştirmek istiyoruz.

Zafer ve yenilgilerle dolu bir tarih! Yarım Asırlık Mücadele Yolumuzu Aydınlatıyor

Proletarya partisinin kuruluşunun ve mücadeleye atılışının 50. yılındayız. Bu süre içinde mücadelesini kesintisiz sürdüren proletarya partisi, onu var eden koşullar devam ettikçe kuşkusuz varlığını devam ettirecektir.

Sınıf bilinçli proletaryanın öncü müfrezesinin ülkemizdeki varlık nedenleri, sistemin çöküntü içine girdiği günümüz koşullarında kendisini çok daha yakıcı dayatır duruma gelmiştir. Ve elbette ki proletarya partisi üstlendiği tarihsel rolü yerine getirecektir. Çünkü onun mücadelesine yol gösteren sağlam temellere dayalı ideolojik-politik pusulası vardır.

Eski sloganlar bugüne hitap etmiyor…(İsmail Cem Özkan )

Eski sloganlar atılıyor, eskisi gibi heyecanlı değil, çünkü ortam ve zaman değişmişti, eski sloganların ruhu da çoktan bizi terk etmişti... İnat ile eskiden kalan sloganlar atılıyordu ama o sloganlar bugünün sorununa yanıt vermiyor, sadece eski arkadaşlara "biz ayaktayız, yok olmadık, gelin bir arada olalım!" çağrısıydı. Fakat çoktan ayrılmıştık, ruhen bir arada ama eskinin yaratılmış öyküleri de abartılarak anlatılırken gerçeklikten uzaklaşmış ve eskinin yeniden yaşayacağı iyimserlik dışında bir arada olacağımıza dair her hangi bir şey söz konusu değildi...

Siyaset Yapma Tarzımız ve Verili Koşulların Önemi Üzerine

 


   Son dönemlerde kurumlarımızın yaptığı konferanslarda, basın açıklamalarında `Verili koşullar` dan bahsediliyor. Verili koşullardan kasıt, somut koşulların somut tahlili.

Ölümsüz(ümüz)dür NÂZIM HİKMET[1]

“Pişman değilim yaşadıklarımdan,

öfkem belki de yaşayamadıklarımdan.”[2]

 

“Ew çend giringî pê bide jiyana xwe ku di/ heftêyem de jî wek mînak çandina darzeytûnê bibe// Öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,/ yetmişinde bile mesela zeytin dikeceksin,” dizelerinin hakkını bir komünist gibi yaşayarak verdi. Eylül 1961’in Doğu Berlin’indeki, “sözün kısası yoldaşlar/ bugün Berlin’de kederden gebermekte olsam da/ insanca yaşadım diyebilirim,” demeyi de sonuna kadar hak etti…

Türkiye’de Durum: Çürüme ve “Çökme!”

Açıklama: Aşağıdaki makale Türkiye Komünist Partisi-Marksist Leninist Merkezi Yayın Organı Komünist’in Mayıs/2022 tarihli 76. sayısından alınmıştır.

İnsanî Mecburiyet(İmiz)dir Aşk[*]

 

 

“Güzelliğin beş para etmez,

bu bendeki aşk olmazsa.”[1]

 

Lev Tolstoy’un “Gerçekten aşk var mı?” sorusu bana hep itici gelmiştir; William Faulkner’in, “Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı,” tespiti gibi.

“Neden” mi?

Var olmayan şey soru(n) da ol(a)maz, ders kitaplarına da gir(e)mez…

SADAT

Son günlerde gündem olan SADAT ve Özel Savaş Şirketleri'ni, yeni yayınlanan “EMPERYALİST TÜRKİYE” (El Yayınları) kitabımda ele almıştım. Oradan kısa bir bölümü yayınlıyorum

Türk Tekelci Devleti’nin Paramiliter Gücü[1]

 

Yusuf Köse

TKP-ML -MKP: Cesaretimizin Sönmeyen Meşalesi Komünist Önder İbrahim KAYPAKKAYA Ölümsüzdür!

Dostlar, Yoldaşlar;

Bugün burada, ülkemiz devriminin önderini, kökleri asla sökülmemecesine toprağın derinliklerine işlemiş bir geleneğin yaratıcısı İbrahim Kaypakkaya yoldaşı anıyoruz.

Bugün burada, Marksizm-Leninizm-Maoizm’in usta bir öğrencisi olan komünist önderimizi anıyoruz.

İbrahim Kaypakkaya, Diyarbakır zindanlarında işkenceyle katledilmesinden bugüne kadar geçen 49 yıl içinde gerek mücadele yaşamı gerekse de ileriye sürmüş olduğu tezler nedeniyle güncelliğini korumaktadır.

Anlamak, Hatırlamak Zamanıdır Şimdi[*]

 

 

“-Prometheus: Ölüm kaygısından kurtardım ölümlüleri.

- Koro: Nasıl bir deva buldun bu derde karşı?

- Prometheus: Kör umutlar saldım içlerine.”[1]

 

O sadece kasketli değil; kasketin en çok yakıştığı insandı.

Benjamin Franklin’in, “Bazıları 25’inde ölür ama 75’ine kadar gömülmezler,” saptamasını tekzip eden bir mücadelenin, direncin, tarihin -ve elbette acının- adıydı.

Sayfalar