Çarşamba Ekim 21, 2026

“Kobanê Stalingrad’dı, Afrin’i Vietnam yap!”

Aşağıdaki mektup, 2016 yılından bu yana Rojava’da savaşan İrlandalı bir enternasyonalist tarafından yazıldı. Tırpan Cudi isimli savaşçı şu anda da TC işgaline karşı direnen Afrin’de bulunuyor ve mektubunda sürece dair düşüncelerini paylaşıyor. Mektup, Gary Oak tarafından Morning Star sitesinde yayımlandı ve Özgür Gelecek tarafından çevirisi yapıldı.*

GARY OAK Türkiye’nin saldırısıyla karşı karşıya olan YPG içindeki savaşan İrlandalı bir gönüllünün mektubunu yayımladı.

Halk Savunma Birliği (YPG) tarafından bana verilen Kürtçe isim Tirpan Cudi. Ben bir komünistim ve Kuzey Suriye, Rojava’nın Türk işgaline karşı direnmek için Afrin’de olan üç İrlandalıdan biriyim. Türk komünist partileri ve enternasyonal komünist ve anarşist gönüllülerin birliği olan Enternasyonal Özgürlük Taburu’nun bir parçası olarak 2016’dan bu yana DAİŞ’e karşı savaşıyorum.

Benim en yakın yoldaşlarım 2014’teki Kobanê savaşından bu yana buradalar. Çoğunlukla da Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist ve Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu’ndanlar. 1972 yılından beri başta Dersim dağlarında olmak üzere aktif durumdalar ve bu bölge için tipik olan etnik gruplardan oluşuyorlar: Kürtler, Türkler, Ermeniler ve Alevi inancından insanlar –Aleviler Muhammed’in kızına saygı duyan ilerici bir İslam mezhebidir.

Bölgede ezilen tek bir etnik köken olmadığını hızlı bir şekilde anlıyorsunuz zira Kürtlerin yanında, Türk şovenizmi tarafından tehdit edilen, kendi dilleri ve tarihçeleri olan onlarca ana grup var. Bununla birlikte yerelde hala ittifaklar yetersiz durumda. Bölgede dost bir komşuya yakın olan tek şey, güneydeki Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY). Kürt referandumundan bu yana, Irak hükümeti IKBY’nin özerkliğini büyük oranda geri aldı, bu yüzden daha önce Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB)’den daha önceden alabildikleri görece küçük yardım da ortadan kalkmış oldu.

Eski Irak Kürdistanı başkanı Mesud Barzani’nin Kürdistan Demokratik Partisi (KDP), Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin başında bulunuyor ve esasen Rojava sınırındaki tüm bölgeleri içine alıyor. Barzani Türkiye’nin müttefiki ve tam bir düşman. DAİŞ’in en güçlü olduğu dönemlerde dahi, kenara çekildi ve elinden geldiğince YPG’nin mücadelesini engelledi. KDP’nin politikaları Kürt ulusalcı konumda dahi değildir, onlar feodal, aşiretsel, Türkiye ve İsrail ile oportünistçe dost ve başarısız olan bu devletçiğe milyon dolarlar enjekte eden ABD’ye tam olarak bağımlıdır. IKYB’nin Suriye hükümeti ile de ilişkisi karmaşıktır ancak bunu bugün için düşman olarak tanımlamayacağım.

Rojava ayrılıkçı bir proje değildir, arzusu Rusya’nın önerdiği yeni bir Suriye Cumhuriyeti içinde özerkliktir. YPG ve Suriye güçleri geçmişte Halep’in kurtuluşunda birlikte çalıştılar. Rojava’daki Kamışlo’nun komşusu olan birçok şehir hükümetin kontrolü altında bulunuyor. Fakat bir yabancı olarak söyleyebilirim ki, aradaki kontrol noktalarından sorunsuz olarak yürüyerek ya da arabayla geçebilirsiniz.

Suriye Arap Ordusu Afrin savunmasında, kolaylıkla yapabilecek olmasına rağmen bizi engellememektedir. Rusya geçmişte YPG’ye, ABD’den daha az da olsa hatırı sayılır bir miktarda askeri yardım yaptı. Rusya, mevcut Suriye Arap Cumhuriyeti’nin -Kürtlerin özerkliğiyle birlikte- tüm azınlık dilleri resmi olarak tanıyan Suriye Cumhuriyetinin geçmesini arzuluyorlar.

Rusya Suriye Kürtlerinin barış görüşmeleri masasında yer alması için uğraştı ve ilk kez planlanan Soçi görüşmeleri onlara sandalye verdi. Buna karşın, Rusya’nın Türkiye’nin Afrin’i işgaline izin vermesi, onların da ABD’den daha fazla güvenilir olmadığını göstermektedir. Bizim onlarla müttefikliğimiz taktiksel ve geçicidir, tıpkı YPG’nin baştan beri söylediği gibi.

Bu nedenle enternasyonal dayanışma hayati önem taşımaktadır. Buradaki aktif partilerden olan Marksist Leninist Komünist Parti (MLKP), Afrin direnişini şu şekilde ortaya koydu: Kobanê Stalingrad’dı, Afrin’i Vietnam yap!

Bunu, bizi hala anlamaya ve desteklemeye çalışan Avrupa ve Amerika’daki anti-kapitalist sola bu şekilde anlatacağım. Vietnam olduğu gibi geçmişteki büyük güçlerle ittifak kurduk ve onları birbirine düşürdük. Fakat şimdi Türkiye’yle karşı karşıyayız ve buna bağlı olarak NATO’yla. YPG savaşmaya devam edecek, fakat sizler büyük ve militan bir dayanışma kampanyası yürütmelisiniz. Eylemlere, protestolara ve sendikaların deklarasyonlarına ihtiyacımız var. Batıda duvarlara yazılan sloganlara ihtiyacımız var.

Askeri olarak bir NATO ordusu ile savaşmak, Türk hava kuvvetleri nedeniyle Menbiç ve Rakka’da yaptığım gibi DAİŞ’e karşı savaşmaktan farklı olacaktır. Fakat ideolojik olarak konuşursak o kadar da büyük bir fark yok. Hem DAİŞ ve hem de Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kürt halkının toptan imhasını istiyor, ikisi de İslamist ve tipik faşist bir tarzdalar, her ikisi de eski, görkemli bir düzeni diriltmeye çalışıyor. DAİŞhilafet isterken, Türkiye neo-Osmanı sevdasında.

Türkiye’nin DAİŞ’e vermiş olduğu yardım belgelenmişti ancak Rojava projesini ezme amaçları başarısız oldu. Şimdi, Soçi barış görüşmeleri öncesinde Rojava’yı güçten düşürmek için, Türkiye Afrin’in işgaliyle birlikte sorunları doğrudan kendi ellerine alıyor.

Bakur’da, yani Türkiye’nin doğusunda, 2015 yılında Kürtlere karşı savaşta Türkiye sınırları içinde yer alan Cizre ve Nusaybin gibi şehirlerin geniş sivil bölgelerini dümdüz ettiği göz önüne alındığında, onlardan sivil yaşamı tamamen hiçe sayacaklarını bekleyebiliriz. Bununla birlikte, 2015’te Türk devleti bölgeyi tamamen kapatabildiği için hemen hemen hiç bağımsız gazeteci bulunmadığından buradaki katliamlarının üzerini kapatabilmişti.

Rojava Kürtleri ise daha fazla tanınmakta ve medyayı çok daha iyi kullanmaktalar. Şimdi dünya Afrin’i izliyor ve dün Rakka’yı DAİŞ’ten kurtaran kahramanların bugün neden terk edildiğini soruyor. Bugün Türk tarafına “iliştirilmiş” bazı BBC muhabirleri gördüğümüz halde, bizim tarafımızda olan gazeteciler de mevcut.

Bugün DAİŞ’e kıyasla, bu sefer başa çıkmak zorunda kalabilirsem memnun olacağım üç şey var. Birincisi üzerimize hızla sürülen intihar bombası araçlar. Bunlardan bazıları ortalama bir hava saldırısından daha güçlüydü. Bir keresinde bir tanesini arkadan yakaladım. Bir yol ayrımından saptı ve yol üzerindeki her şey birden buharlaştı ve dört bir yandaki binaları dümdüz etti.

İkincisi mayınlar, bubi tuzakları. DAİŞ tarafından gömülen çok miktarda mayın mevcut burada. DAİŞ geri çekildiğinde bıraktıkları toprakları mayınlarla delik deşik etti. Rakka’da bir evde tam otuz beş adet tuzak patlayıcı bulduk.

Üçüncüsü bireysel savaşçıların üzerlerindeki bilyeli rulman yüklü intihar yelekleri. Bu pek çok DAİŞ ve diğer cihadistlerin Türkiye tarafından istihdam edildiği göz önüne alındığında, yeniden ortaya çıkabileceklerini ön görebiliriz.

Türk birliklerinin sayısına ve hava gücüne rağmen ben iyimserim. Rojava’nın çoğu bölgesinin aksine Afrin dağlık ve tepeliktir. Saldırı sırasında ve eğer gerekli olursa işgal durumunda da gerilla tarzında savaşabiliriz. Büyük alanlar kaybetsek bile, Türkiye geri çekilir çekilmek bunları tekrar geri alacağız ya da eninde sonunda Türkiye, Erdoğan’ın siyasi olarak sonunu getirecek kayıplarla karşı karşıya gelecektir. Yönetiminde kendisine mantıklı yol gösterebilecek bütün insanları uzaklaştıran Erdoğan’ın işgal saldırısı deli bir adamın saldırganlığından başka bir şey değildir.

Hakim bir güçle ya da NATO üyesi bir devletle savaşmanın legal sonuçları beni ilgilendirmiyor. Ben egemen bir devlette bulunuyorum, bu devletin ismi Suriye’dir ve bu ülke Türkiye tarafından istila edilmektedir.

Ben, defacto tanınmaya başlanan bir Suriye ordusu olan YPG üyesiyim. Yasallık umurumda değil. Türkiye ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO)’nun adamlarının burada bir işi yok ve korkak neo-Osmanlı Selefist çabaları ezilmelidir. Bu iş tamamlanıncaya kadar buradan ayrılmayacağız.

Eğer kazanırsak, bizi yargılama olasılıkları azalır ya da bu kötü bir karar olur, çünkü batıyla olan dostluk yeniden ilerleyecek. Fakat kaybedersek öldük demektir.

* https://morningstaronline.co.uk/article/kobane-was-stalingrad-make-afrin-vietnam-web-only-feat

51735

Yine cezaevi yolu göründü

 

Türkiye'de devlet eliyle işkence yapmak ve insan öldürmek suç değil, işkencecileri ve devlet katliamlarını lanetlemek suçtur.

Hangi Atılım ?

Atılım Gazetesi’nin 29 Ağustos 2014 tarihli 136. sayısında yayımlanan “Ortadoğu’da devrimci durum” başlıklı gündem yazısında; “Fas’tan Bahreyn’e, Yemen’den Türkiye’ye, geniş anlamda Ortadoğu bölgesinde bir devrimci durum yaşanmaktadır. Bölgede hüküm süren gerici, faşist, monarşik vd. devlet rejimleri, kapitalizmin genel bunalımına bağlı olarak iflas etmiş durumdadır. Egemenler eskisi gibi yönetemiyorlar” denilmektedir. Cumhurbaşkanlığı (CB) seçimlerini boykot çağrısı yaparken, tam da Atılım'ın işaret ettiği bu gerçekten hareket ettik.

“Devletin Kıskacında Halk Gençliği”

T.C Devleti kurulduğu günden bu yana kendine muhalif kesimleri katletmekte bir sakınca görmemiş, bunu bir devlet geleneği haline getirmiştir. Ancak bazı kesimlerde, devlet olanca gücüyle saldırsa da toplumsal muhalefet dinmemiş, şanlı direnişlerle devletin katliamlarına karşı halkın direnme ruhu sönmemiştir.

Ari Dun (eve gel)

Ermenistan Diaspora Bakanlığı,yurt dışında yaşayan Ermeni'leri,Ermenistan'a davet etti. Onlara tarihin tanıtılması sosyal,külürel ilişkilerin geliştirilmesi için Yerevan misafirler ile dolup taştı.Turistik yerler ziyaret edilerek tanıtıldı.

Yerevan Arjantin,Lübnan,Rusya,Almanya,Fransa'dan gelen misafirlerinin yanısıra ilk defa Türkiye Diyarbakır'dan gelen misafirlerine kucak açtı.50 kişiden oluşan bu gurup 1915 Ermeni soykırımında Müslümanlaşmış veya zorla müslümanlaştırılmış ailelerin çocukları olup artık bugün kendilerini Ermeni olarak gören sıcak kanlı,dost insanlardı.

TKP/ML-TİKKO Gerillaları karakola ekmek veren fırıncıyı tutukladı

Elimize e-posta yoluyla ulaşan ve Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) Dersim Bölge Komutanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre Dersim-Merkez’e bağlı Deşt (Geyiksuyu) köyünde uyarılara rağmen karakola ekmek veren bir fırıncı tutuklandı.

“Dersim Merkez’e bağlı Deşt (Geyiksuyu) köyünde fırın işleten Metin Karataş isimli kişi 31 Ağustos 2014 günü sabah saat 07.00 çalıştırdığı fırında tutuklanmıştır” diyen Dersim Bölge Komutanlığı, tutuklamanın nedenini şöyle açıkladı:

TKP/ML-TİKKO’dan Mercan HES eylemi açıklaması

1 Eylül akşamı Dersim-Pulur’da (Ovacık) bulunan Mercan HES’e yönelik bombalı saldırı gerçekleştiren Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist (TKP/ML) Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) Dersim Bölge Komutanlığı söz konusu saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı.

Cumhurbaşkanlığı Seçiminin Öğrettikleri

İlk defa yurt dışında yaşayan Türkiye vatandaşlarının da oy kullanabildiği Cumhurbaşkanlığı seçimi, beklenildiği gibi R.T. Erdoğan’ın kazanmasıyla sonuçlandı.

Bu seçimin diğer seçimlerden iki noktada farkı vardı. Birincisi yukarıda da belirttiğimiz gibi, yurt dışındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının da oldukları ülkelerde oy kullanabilmeleri idi. İkincisi de yine ilk defa olarak Cumhurbaşkanını doğrudan halk oylaması ile “seçilmesi” idi.

“Sırası mıydı şimdi Tuncay?

“İthaka sana bu güzel yolculuğu verdi İthaka olmasa yola hiç koyulmayacaktın.”[1]

Dersim (Festivali) yolunda Arzu’dan, Tuncay (Atmaca) yoldaşın -31 Temmuz 2014’de- bizi bırakıp gittiği haberini alınca aklımdan geçen ilk şey, “Sırası mıydı şimdi Tuncay?” oldu…

Ardından da “Ölüm adın kalleş olsun” dedim; Barışta (Erdost), Seyhan (Şanalan) ve Ata (Soyer)’dan sonra 2013’den beri tam dördüncü kez Tuncay’la…

* * * * *

Dostları “Peygamber” İsmail’i uğurladı

1981-1984 yılları arasında TKP/ML TİKKO davasından Erzurum Askeri Hapishanesi’nde yatan ve o dönemde gördüğü ağır işkenceler sonucu kalıcı hastalıklarla mücadele eden İsmail Mehrekula, tedavi gördüğü hastanede 3 Eylül gece saatlerinde yaşamını yitirdi. “Peygamber” kod adıyla tanınan Mehrekula, dün İzmit’te son yolculuğuna uğurlandı.

Sistemin silahı; yozlaştırma

Tüm emperyalist toplumlarda halkı daha fazla sömürmenin, halkın tepkilerini bastırmanın, halkın örgütlenmesini ve iktidara yönelik bir mücadele içine girmesini engellemenin çeşitli yolları vardır. Egemen sınıflar bunun en temel aracı olarak zora başvuruyor veya başvurma tehdidini sürekli gündemde tutuyor olsalar da, zorun yanında başka yöntemler de kullanırlar. Çünkü zor ve şiddet, tek başına herhangi bir sömürü düzenini sürdürmeye yetmez.

Ortadoğu’da Durum ve Olanak(lar)[*]

“Eşitlik olmayan bir yerde / özgürlük bir yalandır.”[1]

Soru: IŞİD’in uluslararası güçlerce Ortadoğu’ya müdahalede kullanıldığı belirtiliyor. IŞİD’in arkasındaki temel güçler kimler ve nasıl bir strateji yürütülüyor?

Öncelikle şu “kullanılma” saptamasına mündemiç yüzeyselliği tashihte yarar var. Her “kullanılma”, bir yerden sonra kullanmadır da.

Sayfalar