Kimse komünistleri suçlamasın
Komünizm, teorik ve pratik olarak burjuvazi için tehlikeli olmaya başladığından bu yana, burjuvazinin en büyük düşmanı komünistler olmuştur. Çünkü, burjuvazinin bütün çürümüşlüğünü, kokuşmuşluğunu ve büyük bir haksızlık üzerinde kendini var ettiğini ortaya koyan komünistlerdir.
Komünistler, sadece teorik-siyasi olarak burjuvaziye karşı olmakla kalmamış, pratik olarak da burjuvazinin karşısında yer alarak, onu yıkma ve yeni bir toplumsal sistem inşa etme başarısını göstermişlerdir. 17 Ekim 1917 Rus Devrimi bunun en gerçekçi örneklerinden biridir.
Komünistler, çok basit bir gerçeği ortaya koymuşlardır: Kapitalizm var olduğu sürece, insanlar barış içinde yaşayamayacaklardır. Barışın, kardeşliğin ve özgürlüğün bir numaralı düşmanı kapitalist sistemdir. Ve kapitalist sistem ne kadar uzarsa toplumsal çürüme ve kaos da bir o kadar artarak yaygınlaşır. İnsanın insana yabancılaşması, insanın insanı yok etmesine dönüşür. Bugün olduğu gibi...
Komünistlerin kapitalizme karşı sosyalizmi savunmaları, kapitalist savunucuları komünistlere karşı düşman etmiştir. En liberal burjuva demokratlarından küçük burjuva revizyonistlerine kadar ele ele vererek, komünistleri teşhir, tecrit ve yok etme ereğinde birleşmişlerdir.
Oysa, komünistlerin savundukları oldukça insani önermelerdir: Sömürü olmasın! Ezen ve ezilen olmasın! İnsanla insan arasında ne sınıf ne de sınır olsun! Ortaklaşa üretiklerimizi ortaklaşa tüketelim!
Bütün kavga, komünistlerin bu önermeleri üzerinde çıkmaktadır. Komünistler bu ilkeleri, 1848 yılında Komünist Manifesto’da ortaya koydular. Ve o günden beri bu ilkeler üzerinde kavga devam etmektedir. Bu kavga, sınıf kavgasıdır.
Komünistler, burjuvaziyle işçi sınıf arasındaki tarihsel kavgada, işçi sınfının temsilcileri olarak burjuvazinin karşısında yer almışlardır.
Ülkemizde de en büyük zulmü komünistler görmüştür. Çünkü komünistler tüm haksızlıkların karşısında yer almıştır. Ezilen ulusların, ezilen sınıfların, ezilen etnik mezheplerin demokratik haklarının savunucuları olmuştur.
Sermayenin tek kişi faşist diktatörlüğünün resmileştirilmesinin gündemde olduğu içinde bulunduğumuz günlerde, bunun sorumlusu elbette başta sermaye sınıfıdır. Onların buna bir itirazları yoktur. Sermaye sınıfı ekonomik ve siyasal krize girdikçe, kazanılmış toplumsal özgürlüklere daha fazla saldırır.
Sermaye sınıfı, işçi sınıfını ve emekçileri daha fazla sömürmek ve karlarını artırmak için, Erdoğan şahsındaki faşist tek kişi diktatatörlüğün savunucuları, koruyucuları ve gerçek sahipleridir.
Ancak, bugün islamcı faşist diktatörlükten zarar gören, ona muhalefet eden liberal aydınların, liberal entellektüellerin ve burjuva devletin ortaklarından sosyal demokratların payları da birincilerden az değildir. Birinciler planlayıp yönlendirmişler, ikincilerde toplumu adım adım sessizleştirmişlerdir.
Bunu, “yetmez ama evet”, diyerek yapmışlardır. ABD ve AB emperyalist haydutların “ılımlı İslam” modelini, topluma “demokrasi modeli” olarak sunmuşlar ve benimsetmek için yoğun bir çaba harcayarak, toplumun demokratik bilincini manipüle ederek, siyasi islamın gerici ideolojisinin güçlü bir şekilde yerleşmesinin koşullarını hazırlayarak yapmışlardır.
İslamcı iktidara düşen ise, boşluğu hızla, iktidarda olma avantajını ve zorunu kullanarak doldurmak olmuştur. Komünizme karşı, her türlü gericiliği destekleyenler, siyasi islam cihadının kurbanları arasına katılmaktan kendilerini de alamamışlardır.
Bu kesimler, Türk sermaye devletinin ezelden beri ezilen ve azınlık ulusların, özellikle de Kürt ulusunu yok sayma, Türkleştirme politikalarına büyük ölçüde destek vermişlerdir. Bazıları ise, “Biz PKK teröristlerine karşıyız, Kürtlere karşı değiliz” diye sahtekarlık yaparak, bir ulusun hak alma mücadelesini yok saymanın teorisini yaparak topluma empoze etmişlerdir.
Bir ulusun, bir başka ulus tarafından ulusal haklarının gasp edilmesi, daha baştan burjuva demokrasinin en temel “politik özgürlük” önermelerinin yok edilmesi olduğunu göremeyecek denli, ezen ulus ırkçılığının şampiyonluğunu yapmışlardır.
Kapitalizme, emperyalizme, ırkçılığa, ezen ulus milliyetçiliğine, şovenizme, karşı çıkmayanların faşizmin kurbanı olmaktan kurtulamayacaklarını bilmeleri gerekir.
“Laiklik bizim yaşam biçimimiz” diyenlerin başında CHP gibi burjuva partileri gelmesine karşı, laik Kürt Ulusal Hareketi’nin bastırılması ve yok edilmesi için, İŞİD gibi düşünen ve uygulamalara sahip olan AKP’ye destek olmuştur.
“Demokrasiden yanayız”, “Hukukun üstünlüğü temel prensizbimiz” diyen sosyal demokratlar, HDP milletvekillerin zindanlara tıkılması için oy vermişler ve devletin demokratik kamuoyuna yönelik sürek avına destek olmuşlardır. Deyim yerindeyse, kılını bile kıpırdatmamıştır. Sadece, başkanlık yasalarının onaylandığı gün, göstermelik olarak meclisin önünde kısmi bir protesto yapılmasıyla yetinmiştir.
CHP, “AKP PKK gibidir” diyerek, siysal sorununun, burjuva demokrasisi değil, esas olarak, Kürt ulusunun ulusal hak mücadelesinin bastırılması olduğunu her fırsatta tekrarlamıştır. Aynı, 1930 seçimlerinde SPD (Almanya Sosyal Demokrat Partisi), Hitler’in partisini değil, Alman Komünist Partisi’nin teşhir ve tecrit etmeyi esas alması gibi... Çünkü büyük sermaye böyle istemiştir.
Komünistler, burjuvazinin tüm teşhir, tecrit, yok etme, her türlü zulmü uygulama pahasına mücadelelerine devam etmişlerdir. Her zaman ve her yerde bütün gericiliğin ve gericiliği yaratan kapitalist sitemin karşısında durmuşlardır.
Burjuva "aydınlanmacıları", ne zaman ki, burjuvazinin toplumu aydınlatacak ne bilgisi, ne kültürü ne de toplumsal sistemi kalmadığını gördüklerinde, işçi sınıfı ve emekçiler, burjuvaziyi toplumun sırtından daha erken bir zamanda atarak, sömürüsüz ve savaşsız bir dünya inşa edeceklerdir.
Kimse komünistleri suçlamasın. Komünistler, işçi sınıfını hala kazanamadıkları için kendilerini suçluyorlar.
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
TKP-ML TİKKO Genel Komutanlığı: YAŞASIN TİKKO KONFERANSIMIZ!
DEVRİMCİ SAVAŞTA İLERİYE DOĞRU BİR HAMLE!
YAŞASIN TİKKO KONFERANSIMIZ!
DEVRİMİN ZAFERİ İÇİN HALK SAVAŞI’NDA DERİNLEŞ, GERİLLADA UZMANLAŞ!
Ömer Koç'un „Üzüntüsü“; Kapitalizmin Yeni Eğilimidir
Uluslararası tekel Koç Holding’in şefi Ö. Koç, TÜSİAD'ın 13 Ocak 2022 tarihinde düzenlediği „Dijitalleşme Türkiye Konferansı“nda yaptığı konuşmada, Uluslar arası tekellerin iki kaygısını dile getiriyor. Birinicisi, işgücü nüfus üretiminde zorlandıkları ve ikincisi ise, mesleki olarak „yetişmiş işgücün“ün başka ülkeler tarafından „çalınması“.
Koç şöyle diyor:
Dedef ve Dersim’in fethi (Ava Neşe KALP)
29 Aralık 2021 ile 2 Ocak 2022 tarihleri arasında İstanbul Yenikapı’daki 5 günlük "Tunceli Tanıtım Günleri" adlı organizasyon sonrası yaşanan eleştirilerle ilgili bir iki söz söylemenin vaktidir sanırım.
Yeni Bir Mücadele Yılına Girerken: Ölümsüzlerimizle Yürüyoruz!
2021 yılını geride bıraktık. Yeni bir mücadele yılına girerken gerek dünyada ve gerekse de ülkemizde başta sınıfsal çelişkiler olmak üzere bir dizi çelişkinin giderek keskinleşmesi 2022 yılının sınıf mücadeleleri açısından hareketli geçeceğini göstermektedir. Küçük bir örnek olması açısından MESS grup sözleşmesinde sefalet zammını kabul etmeyen ve iş bırakan Birleşik Metal-İş üyesi Çimsataş işçilerinden 25’i, SMS’le işten çıkarılınca direnişe geçtiler. Yeni yılda bu türden örneklerin artacağı öngörülebilir.
Katledilişinin 15. Yılında Bir Kez Daha; Hrant Ahparig
Ermeni yazar, gazeteci Hrant Dink’in katledilişinin üzerinden 15 yıl geçti. 15 yıldır Hrant, başta Agos gazetesinin önünde olmak üzere birçok yerde “Ahparig” denilerek “Buradayız” şeklinde verilen mesajla anılmaya devam ediliyor.
Hrant Dink, 19 Ocak 2007’de Şişli’de Halâskârgazi Caddesi üzerindeki Agos Gazetesi’nin çıkışında, 14.54’te, arkasından ve çok yakın mesafeden yapılan üç el silah atışıyla katledildi.
Kürtleri boğmak (Nubar OZANYAN)
İşgalci, soykırımcı Türk devleti ve çeteleri, Rojava’ya ve bir bütün olarak Kürtlere karşı saldırılarına ara vermeden yoğunlaştırıyor. Gün yok ki, haber ajanslarına Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik saldırı haberleri geçmesin. Gün yok ki, toplu insan kaçırmalar, hırsızlık, doğa katliamı, su depolarına yönelik suikast haberleri ajanslara yansımasın. Uluslararası ve bölgesel anlaşmaları, insanlık hukukunu çiğneyerek son 15 gün içinde havan, obüs ve tanklarla tam 225 saldırı gerçekleştirdi.
Faşist şef Amed’e giremez (Selahattin ERDEM )
- JİTEM esasta bir MHP örgütlenmesi oluyor.
- Aslında orman kurma değil, soykırımın zaferi ilan edilmek istenmektedir.
- Peki Amed böyle bir hakaret ve saldırıyı kabul edecek midir?
- Amed halkı 1975’de Alpaslan Türkeş’e karşı direndi ve kazandı, şimdi de Devlet Bahçeli’ye karşı direnecek ve kazanacaktır.
Türkiye’deki Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) NATO’nun süper gladyosu tarafından kurulduğunu çok iyi biliyoruz.
Tek Yol Birleşik Devrim-Taylan Ateş
Biliyoruz, makalenin başlığı bilindik, bir o kadar da klasik oldu. Ama ne yaparsınız, Türkiye ve Kürdistan emekçi sınıfları en pespaye görüşlerle, sokaktaki insanın bile artık inanmadığı öneri ve düşüncelerle aldatılmaya çalışılırsa ve bunda ısrar edilirse bize düşen de devrimci çözüm biçimini ısrarla ve defaatle öne sürmektir.
Dünden bugüne enternasyonalizm ve enternasyonal faliyetlere kısa bir bakış
Bu belgede ortaya koyacağımız düşünceler dünden bugüne enternasyonal çalışmalara bakışımızı yeniden özetler niteliktedir. Bu nedenle hem geçmiş belgelerimizden geniş aktarmalar yapacağız hem de güncel bağlamda nasıl bir enternasyonal çalışma yürütmemiz gerektiği sorusuna yanıt vermeye çalışacağız. Elbette ki kendi cephemizde ortaya koyacağımız düşünceleri diğer kardeş parti ve örgütlerle tartışacağız. Bu noktada her türlü eleştiri ve öneriye açığız.
İnanlar unutulmasın! (İsmail Cem Özkan)
12 Eylül öncesi devrimcileri gerçekten devrim olacağına inanıyordu, inandığı için hayatını ortaya koymuş, bulunduğu mahallelerin dışına gidip, dayanışmayı canıyla ortaya koyardı. Sabahlara kadar yazılan kuşlamalar, belirlenen meydanlarda havaya atılır ya da otobüsün havalandırılmasına bırakılır, otobüs hareket edince durak ve yol kuşlama kağıdı ile dolardı. Mesaj halka verilmiş olurdu bu suretle.
Sosyalizm Kazanacaktır!
2021’nin son yazısı olarak bazı nesnel olguları kısa başlıklar halinde belirteceğim.
Öncelikle, kapitalist-emperyalist dünya sisteminin bugünkü kısa özetini verelim: