Kentsel dönüşüm
Kentsel dönüşüm, kentin tarihince oluşan denetim dışı alanların düzenlenmesi ve yaşayan insanları bu düzenlenmeye göre biçimlendirme ereğidir. Kentin, sistemin ve geleceğinin planlanmasının bir adımı olarak sunulan bu yaklaşım; egemenlerin ideolojik, politik, ekonomik ve idari ihtiyaçlarının karşılanmasını hedefler. Bu hedefin gerçekleşmesi için öncelikli olarak bunun bir ihtiyaç haline gelmesi yada ihtiyaç olduğunun ön kabulünü koşul lamasıdır. Bu ön koşullar dizisi olmadan süreç başlatılamamaktadır. Bu süreç ülkemizin üretici güçleri ve üretim ilişkilerince tarihsel olarak hakim sınıflar (komprador burjuvazi ve büyük toprak sahipleri) çıkarınca şekillenmiştir. Bu şekillenme yakın tarihte 1950’lerde kırsal alana makinanın girmesi ile hızlanmış, 1960-1970 yıllarında kente göç yoğunlaşmıştır. Kırdan kente sürülen yığınlar kendi kaderine bırakılmıştır. Göç fazlasını “gelişmiş batı” ülkelere ‘davul ve zurna sesleriyle’ hakim sınıflar, kent merkezlerine yığılan kır yoksullarını, sanayii bölgelerine, fabrika, işlik, üretim atölyesi, çevrelerine serpiştirmiştir. Sadece sanayii yoğunluklu alanlara değil, büyük toprak sahiplilerinin olduğu tarımsal faaliyetin yoğunlaştığı Adana, Mersin, Aydın, Muğla vb. illere de sürülmüşlerdir.
Kentsel dönüşüme konu olan bu alanların ‘hukuk’a ve ‘plan’a uydurulması için çeşitli yasal düzenlemeler yapılmış ve ‘mülkiyet’ sorunlarının çözümleneceği ‘vaadiye’, ‘Kentsel dönüşüm modeli’ geliştirilmiştir. Ama ne oldu da bu dönüşüm tamda 2000lerin ortalarında görünür ve 2016larda belirgin hale gelmiştir. Konunun tarihselliğine bakmadan yapılacak değerlendirmeler sübjektif kalarak metafiziğin kurbanı olacaktır.
Kente 1950,1960,1970’li yıllarda yığılan emekçiler, geçimlik ihtiyaçlarını karşılama için ‘her işte’ çalışmış, yaşamını idame ettirmek için ‘gecekondular’ yapmış, yol, su, elektrik vb. ihtiyaçları için mücadele vermiş ve kursağından kıstıkları ile yaşam alanları olan gecekondu mahallelerini ‘yaşanacak hale’ getirme mücadelesi vermişlerdir. Vermeye devam etmektedirler.
Bu yaşam alanlarında “kentsel dönüşümün” ön kabulü için burjuvazi tarafından öne sürülen şartlardan bazıları şunlardır:
-Afet, Sel vb. riski bulunan alanlar olması
-Konutların depreme dayanıksız olması
-Alt yapı hizmetlerinin yürütülememesi
-Ulaşım Sorunları
-Fiziki ve Sosyal Donatı Yetersizliği
-İmar ve mülkiyet sorunları
-Çevresel Problemlerdir.
Bu sorunların çözümünü içerdiği ‘iddia’ edilen kentsel dönüşüm modellerinin bazıları da şunlardır:
Yenileme(Konutların yenilenmesi)
Soylulaştırma
Koruma
Yeniden Geliştirme
Düzenleme
Boşlukları doldurmadır
Bu modelleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, İnşaat Firmaları, Bankalardan oluşan üst yapı ile planlamakta, yukarında aşağıya doğru bir uygulama gerçekleştirmeye çalışmaktadır.
Kentsel Dönüşümün bu yönetimsel biçimi bile sorunun tarihselliği açısından bakıldığında sahte olduğu anlaşılmaktadır. Bankalar ve İnşaat Firmaları ekonomik yönünü işaret ederken, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı idari yönünü,, TOKİ ise ideolojik yönünü ifade etmektedir. İnşaat Firmaları Toprak rantını, Bankalar uzun vadeli faiz gelirini, TOKİ işçi ve emekçiler apolitik yetiştirecek konut bina çevre tasarımını, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu alanların yönetilebilirliğini planlayarak, ucuz işgücü depoları olan gecekondularının yatay kendiliğinden biçimini dikey denetlenebilir hale getirerek ezilenleri kuşatmak istemektedir. Kır ve Kent yoksullarının birikimlerini gasp etmek ekonomik yönüyken, yaşayış ve düşünüş biçiminin feodal içeriğini (milliyetçik ve dindarlık görünümlü gericilik) genişletmektedir.
Kentsel tasarımdaki donatı alanlarının içini kendi gerici ideolojisi ile doldurarak(gerçekte içini boşaltarak) yoksullaşmayı, ‘yoksun kalma’ ile bir kat daha artırarak, işçi köylü emekçileri, küçücük, havasız, iletişimsiz ortamlarda yabancılaşma ve yalnızlaşma içine sürüklemektedir. Kentsel dönüşüm modeli ile borç ödeme zincirine bağlanan işçi ver emekçiler kitlece büyütülerek, düşük ücret, sağlıksız, sigortasız ve eğitimden uzak, kültür sanat vb. düşünsel ilerlemeden yoksun insanlar haline getirilerek; ‘Kentsel Dönüşüm’, kentsel yaşama katılmalarını değil, kentsel yaşamın dışına atılmak anlamına gelir.
Kentsel Dönüşüm modeli zincirine yeni zincirler eklenen ezilenlerin ‘sesini’ kısmakta, idari, ekonomik, çevresel ve ideolojik olarak sistemin görünürdeki yanlışlıklarına dahi ‘suskun’ kalmasının bir yönünü oluşturmaktadır.
Kentsel Dönüşüm; ezilenlere ne yeni bir ‘yaşam’ sunmaktır ne de ‘değişim değeri’ içeren değerli konutlar sunmaktır. O ezilenlerin borçlarla bağlanmış çaresizliğinin ‘zenginleşme’ gibi sunulmasıdır.
Kentsel Dönüşüm ile hedeflenen şeylerin ezilenlerin çıkarına uygun hale getirilmesi mümkün müdür?
Bu soruya cevabımız evet mümkündür. Mevcut koşullar altında ve sınırları içerisinde bunun ekonomik temeli; Kentsel Rantın kentsel dönüşüm alanındaki hak sahipleri insanların yararına kullanılması ve dönüşümün finansmanında fon olarak kurulması, kullanılması sağlanabilmelidir.
Planlama yönünün Kentsel dönüşüm alanında kurulan dernek ve örgütlerin katılımı zorunlu hale getirilmeli ve bu dernek ve örgütlerin denetimine bırakılması sağlanmalı, hak sahipliğinin belirlenmesi ve hak sahiplerinin çıkarını içerek hale gelmesi sağlanmalıdır.
Unutulmamalıdır ki; bu koşullar sağlanmış olsa dahi ‘ev sahibi’ olmak ne geçmişte ne kırda ne de kentte barınma-konut sorununu çözmekten uzaktır.Tarih göstermiştir ki konut sahipliğinin arttığı yerlerde ücret ve maaşlarda bir düşme eğilimi(azalma) vardır. Buda Çalışanlara verilen ücretten ‘kira için’ ödenen kısmın kesilmesini ifade eder.
Kentsel Dönüşüm ile gerçekleştirileceği iddia edilen sorunların çözümünün şu anki örgütlenme yapısının, üst yapısının(Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, TOKİ, İnşaat Firmaları, Bankalar) anlattığı şey bunun bir ‘iktidar’ olma sorunu olduğudur.
Kentsel Dönüşüm ile belirginleşen barınma hakkı ve konut sorunu, üretim ilişkilerindeki ‘konumumuzu’ belirlemektedir. Bunun kavranmaması; iki nesil önce “mal, mülk, para, servet, toprak” sahibi olan dedelerimiz ve ninelerimizin; günümüzde kurtlar sofrasında ‘işçi, emekçi, gündelikçi’ olan torunları olduğumuz gerçeğinin bilince çıkarılmamış olmasıdır. Burjuvazinin ve büyük toprak sahiplerinin egemenliği altında dünyanın her yerine sürüldüğümüz, çileli onlarca yıllık tarihsel gerçekliğimiz ışığında ‘kentsel dönüşüm’ zorbalığına karşı çıkmak, birlik ve birliktelikler kurmak, bu birliklere katılmak bugünü ve geleceğimizi savunmaktır.
Taner özcan
Taner Özcan sitemizin köşe yazarıdır. Kültürel ve politik konularda yazılar yazmaktadır
Son Haberler
Sayfalar
Hollanda ve Türkiye arasında yaşanan “krizi” nasıl okumalıyız?! H.Gürer
AKP’nin siyaset yapma Algoritması!
TKP/ML-GYDK;NEWROZ ATEŞİNİ SANDIKLARA TAŞIYARAK AKP'Yİ HAYIR OYLARIMIZLA YAKALIM!
NEWROZ PİROZ BE
Newroz başkaldırı ve özgürlük bayramıdır. Demirci Kawa'nın Asur Hükümdarı zalim Dehag'a karşı başlattığı isyan 2600 yıldır ezilen mazlum halklara yol göstermeye devam ediyor. Bir Kürt olan Demirci Kawa'nın 21 Mart günü tüm insanlığa armağan ettiği bu direniş geleneği, tarihin serüveni içinde sadece Kürtlerin sahiplendiği bir direniş olmaktan çıkarak, tüm Ortadoğu halklarının sahiplendiği bir güne dönüşmüştür.
“Kaypakkaya’yı pratiğiyle çizilmiş yolu izleyerek sarsılmaz bir kararlılıkla anıyoruz”
Katledilişinin 44. yıldönümünde, önder yoldaş İbrahim Kaypakkaya’yı onun teorisinin bakış açısında durarak ve pratiğiyle çizilmiş yolu izleyerek sarsılmaz bir kararlılıkla anıyoruz!
18 Mayıs 1973!
BOYKOT tavrı üzerine: Taktik hata, stratejik körlük!
15 yıllık iktidarı ile ülkemizdeki faşizmin özgün bir vearsiyonunun temsiliyetine erişen AKP tarihinin en kaotik seçimlerinden birisine hazırlanıyor. Yaklaşan referandum, AKP’nin son yıllarda aldığı darbeler ile açığa çıkan krizinin giderilmesi ya da kalıcılaşması açısından ciddi bir dönemeç anlamına gelmektedir.
Demirdağ’dan öğrenelim: Savaşı savaşarak öğren, öğret, geliştir!
Hem ülkemiz devrimci hareketinin tarihi hem de uluslararası deneyimler halk gençliğinin devrimin motor gücü olduğu gerçeğini birçok kez göstermiştir. Ülkemizde de sınıf mücadelesinin tarihi dönemeçlerine kısa bir bakış, gençliğin üstlendiği rolün tayin edici olduğunun görülmesine yetecektir. Öyle sanıyoruz ki, 68 gençlik hareketinin çıkışına kadar gitmeye gerek yok bu gerçeği görmek için. Kobanê’yi zafere taşıyan direnişin öncülerine bakmak yeterli olacaktır. Coğrafyamızda halk gençliği, Kobanê’den yükselen isyan çığlığına akın akın sınırları aşarak yanıt olmuştur.
Ötekileştirilenlerin Rojavaya Gidenlerle Dedikodusu
"Bu demektir ki, köylünün ...... yok olmadığı ...... yerini tarım gündelikçilerine bırakmadığı yerlerde, şunlar olabilir: ...... Fransa'da olduğu gibi her işçi /köylü/ devrimini engeller ve yıkar ...... /proletarya/ onun /köylünün/ durumunu doğrudan iyileştirecek ve bunun sonucunda, onu devrim saflarına kazanacak önlemler almalıdır." Marks
De ... babo ... türkiye devrimci hareketi hiç bu kadar birbirine benzeşmemişti.
TKP/ML Kadın Komitesi
Kadın Komitesi: “Kadınların öfkesi, isyanı ve örgütlü iradesi karşısında hiçbir diktatör duramayacak!”
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’ne dair bir açıklama yayınlayan TKP/ML Kadın Komitesi “Özgürlüğümüzü, geleceğimizi emekçi kadın ellerimizle yaratalım! Buna gücümüz, buna bilincimiz, buna inancımız var! Unutmayalım, öfkemizin, isyanımızın ve örgütlü irademizin karşısında hiçbir diktatör, hiçbir iktidar sahibi duramaz!” dedi.
İki çizgi mücadelesi ve sol içi şiddet üzerine
Sınıf mücadelesi kavramsal olarak sadece karşıt sınıfları hedef alan ve tek başına burjuvaziye ve onun sömürü çarkının ortaklarına yönelen bir pratik alanı değil çok kapsamlı şekilde burjuvazinin uzantısı olan sosyal, siyasal ve kültürel tüm dönüşüm süreçlerini de kapsayan bir olgudur. Bu kapsamdan ötürüdür ki, devrim iddiasına sahip olmak, özü itibari ile devrimciliği bir kimlik olarak sahiplenmeyi ve bu kimliğe uygun şekillenmeyi gerekli kılar.
Kadınların Aleksandra Kollontay'a borcu;Kadının kurtuluşu
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün 107. yılı, bugünün gerçekleşmesinde birinci dereceden payı olan ve 9 Mart 1952 yılında ise aramızdan ayrılan Aleksandra Kollontay’ın ise 65. ölüm yıldönümü vesilesiyle...
Altın Eller ile Kanlı Eller
Anadolu'da yaşayan,ama bugün varlıklarınan söz edilemeyen kadim halklardan Ermeni'ler,Süryani'ler,Yahudi'ler,Rum'lar,Ezidi'ler üretken,yaratıcı,sanatkar topluluklardı.Yüz yıl önceden inşa edilen saraylar,kiliseler,yalılar,köşkler,binalar tüm tarihi dokunun gerçek sahipleri olurken,bu zenginliklere tepeden inme bir şekilde el konmuş,bunları inşa eden Altın elleri adım adım tarih sahnesinden silmiştir.Var olanın üstüne aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen hiç bir zenginlik-değer inşa edememiş ancak kan akıtmakta maharetli olduğunu göstermiştir.Önce Ermeni'leri,Süryani'leri,Yahudi'leri,Rum'la
İdeolojinin kadrosu olmak
Devrim gerçekleştiren komünist parti tarihleri incelenip araştırıldığında küçük burjuva ideolojisinin yönetim düzeyinde ve kolektifte etkili olmaya çalıştığı, egemen olduğu dönemlerin yaşandığı görülür. Proletarya partisinde silahlı savaşın bir savaş çizgisi olarak egemen olmadığı, burjuva-feodal sistemden ve onun ideolojisinden TAM KOPUŞ sağlanamadığı süreçlerde tasfiyeciliğin kısa süreli de olsa etkili olduğu ve olmaya çalıştığı dönemler yaşanmıştır. Bundan sonra da yaşanma olasılığının mümkün olduğu bilinmelidir.