Pazartesi Ekim 26, 2026

Kaypakkaya, Ortadoğu meselesine yaklaşım ve Oryantalizm

Emperyalistler arası gerilimlerin en net sahası olan Ortadoğu bugün sınıfsal durumun en verili halini ortaya koymaktadır. Bu açıdan Ortadoğu merkezli bir bakış emperyalistlerin uzun vadeli politikalarını ortaya koyacağı gibi hem de sınıf hareketleri açısından verili bir örgütlenme zemini ortaya koymaktadır. Mao Zedung’un bilimsel katkılarını daha net şekilde göreceğimiz bu coğrafyada buradaki sosyal-sınıfsal örgütlenmeye dahil olmak katkı sunmak en net haliyle MLM’yi kitle pratiği içerisinde geliştirmek anlamına gelecektir.

Bu açıdan bu zamana kadar yapılan Ortadoğu analiz ve değerlendirmeleri esas olarak MLM tarzda okunmalı ve pratiğe hizmet edecek bir perspektiflerle donatılmak zorundadır. Bu açıdan Ortadoğu’da konumlanmış olan Maoistlerin analiz ve sentezleri kıymetlidir. Bu açıdan bunların sistemleştirilmesi gerekmektedir. Bunun bu kadar elzem olması devrim denilen o büyük altüst oluşun buna ihtiyaç duymasıdır. Bunlar yapıldığı oranda hem kültürel hem ideolojik hem de savaşçı profilde gelişim sağlayacaktır.

Tarih boyunca Ortadoğu eksenli araştırmaların hemen hepsi batı merkezli yaklaşımlara mazhar oldu ve bu oryantalist yaklaşımlar genel olarak gelinen aşamada akademik alandan sosyal alana ve hatta devrimci cenaha kadar düşünsel tabloyu etkilemektedir. Ortadoğu araştırmaları hem kuramsal açıdan hem de özü itibari ile diğer birçok bölgelere dair yapılan araştırmaların gerisinde kalmaktadır. Kuşkusuz bu durum bölgedeki sınıfsal hareketlerin gelişim düzeyine bağlıdır. Ancak bununla paralel olarak esasta emperyalistler tarafından bölgenin geri bıraktırılması, kültürel ve akademik alanın feodal ilişkiler ağında hapsolmasındandır. Bunun en büyük örneği ise bu bölgeye dair bütün incelemelerin sınıfsal değil dini eksenli olmasıdır. Bölgedeki bilimsel alanın geri bıraktırılmışlıkla almış olduğu boyut bugün bölgeye dair yabancılaşmayı da beraberinde getiriyor. Mao’nun tespitlerinin dikkatle incelenmesi ve bunların soyutlanarak bilimsel sahada gözlemlenmesi bizlere verili imkanı sunacaktır. Bu yabancılaşmanın panzehiri Maoizm’in kavranması ve Ortadoğu’nun Maoist çerçeveden okunmasıdır.

Yukarıda belirttiklerimiz olması gerekenin ve ihtiyacın sadece bir mesajıdır. Bu noktada ortaya koyulacak tespitler genel manada hem ülkemiz açısından hem de dünya komünist hareketleri açısından kıymetlidir.  Ancak ne var ki Ortadoğu değerlendirmelerinin çoğunda ortaya çıkan burjuva aydınlanmacı, oryantalist yaklaşımlar bizleri yanlışlara sürüklemektedir. Son yıllarda Filistin’den Yemen’e kadar bir dizi yaşanan olaylar dizisine dair mevcut sessizlik ya da Arakan’da yaşanan katliama dokunmama çabası esasta bir politikasızlığın ve sınıfsal duruştan uzaklaşmaktır. Yaşanan her şey sınıfsaldır ve bunun altın damarı bulunun kitlelerin çığlığı haline getirilmelidir. Bu yapılmadığında bu çelişki gericiler tarafından doldurulmaktadır. Bu konuda komünist önder İbrahim Kaypakkaya’nın yaklaşımları dikkate değerdir. Sınıfsal olanın tespiti ilerici olan ile gerici olanın salt analizi değildir. Bugün burjuva aydınlanmacılar dinsel olgunun insanlığın önündeki en büyük engel olarak görmektedir. Bu açıdan Ortadoğu’da yaşanan hemen her şeye dinsel bir algıyla yaklaşıldığı için yaşananlara kayıtsızlık ortaya çıkmaktadır. MLM, meselenin özünü yakalamaktır. Ve bu noktada Kaypakkaya ülkemiz sınıflar tahlilinde meselenin özünü yakalamıştır. Bunu yaparken de birçok meseleyi görmüş ancak yanıltıcı algılardan ayrılarak sorunun özüne varmıştır. Kimi kesimler Şeyh Said İsyanı’nı İngilizlerin bir planı, kimisi ise dini gerici bir hareket olarak görürken o bunları görmekle beraber onun özündeki ulusal meseleye odaklanmıştır. Bu onun en berrak yaklaşımı ortaya koymasına sebep olmuştur. Yine aynı şekilde politik olarak Kemalizm’in ve Kemalistlerin eleştirisi, Kemalizm’in ve Kemalistlerin İslam’a ve İslamcılara karşı olan tutumu esas alınarak yapmamıştır. Kemalizm eleştirisi esas olarak sınıf tahlili üzerinden yükselmiştir. Kemalistleri komprador burjuvaların ve büyük toprak ağalarının politik temsilcisi olarak tahlil etmiş ve Kemalizm’i de bu sınıfların ideolojisi olarak değerlendirmiştir. Kaypakkaya Kemalistlerde savunulması ve sahiplenilmesi için ilerisi sürülen hiçbir tarihsel belge ve delili (hilafet ve Saltanat’ın lağvedilmesi, şeriat kanunları yerine medeni kanunların benimsenmesi, medrese, tekke ve zaviyelerin kapatılması, Arap alfabesinin yasaklanması bütün bu kurumların yerine “modern eğitim” kurumlarının kurulması ve Latin harflerinin benimsenmesi “kılık-kıyafet devrimi”, “kadına seçme-seçilme hakkının verilmesi” vb. vb. gibi bir dizi…) tartışma konusu dahi yapmamıştır. Onu bir ideoloji olarak ele almış ve bu noktada onun sınıfsal kökeninin analizini yapmıştır. Kaypakkaya yoldaşın bu inceleme ve analiz tarzı Marksizm adına Marksizm’e yıpratan revizyonistlere sert bir tokat olmuştur. Marksizm adına Kemalizm’de savunulacak ve sahiplenilecek şeylerin olduğunu iddia edenlere Kaypakkaya MLM silahı ile yaklaşmıştır. Buradan çıkaracağımız sonuç Kaypakkaya yoldaş somut koşulların somut tahlili ilkesine sımsıkı sarılarak “Marksistler” karşı Marksizm silahını kullanmıştır.

“Öncelikle Kemalizm konusunda orta burjuvazinin gerçeklere aykırı idealist yargıları beyinlere öylesine yerleşmiş, kafalara öylesine tekel kurmuştur ki, Kemalizm’in komünistçe değerlendirilmesi, sanki olanaksız hale gelmiştir. Şimdi iyi biliyoruz ki bizim Kemalizm konusundaki yargılarımız, Ç. Altan, D. Avcıoğlu, İ. Selçuk’tan tutun da TİP, M. Belli, H. Kıvılcımlı, TKP, THKP-C, THKO ve Şafak Revizyonistlerine kadar bütün burjuva ve küçük-burjuva örgüt ve akımlarını öfkeyle ayağa fırlatacaktır…” (İbrahim Kaypakkaya Bütün Eserler, Nisan Yayımcılık, s. 405) diyerek kendini Marksist addedenlerin şaşkınlığını ifade etmiştir. Zira belirttiğimiz gibi onun tespitleri Türkiye coğrafyasında Marksizm’in temsiliyetini taşıdığını bilimsel olarak ilan etmiş ve diğer kesimlerinin ideolojik politik kimliklerini de ilan etmiştir.

Güncele geldiğimizde ise bugün toplum ve kimi cenahlarda AKP iktidarının baskı ve saldırıları karşısında sistem partilerinden herhangi birinin alternatif olarak görülmesi sınıfsal bakıştaki sakatlanmanın ifadesidir. Yine aynı şekilde Ortadoğu meselesine yaklaşım, Kürt ulusal hareketi ile olan ilişkiler noktasında ortaya çıkan sorunlar Marksizm’den uzaklaşmak anlamına gelmektedir.

Şurası bir gerek ki Kaypakkaya yoldaş kimsenin dokunmadığı damarlara dokunmuştur. Bu dokunuş ona bilimsel veriler sunmuştur. Kürt ulusal sorunu bunun başında gelmektedir. Onun Kürt ulusal sorununa yaklaşımı birçok meseleye yaklaşımı kadar berraktır. Öyle ki Kürt ulusal burjuvazinin din ile olan ilişkisi Kaypakkaya için bir veri değildir. Onun için mesele ulusal meseledir. Bu yüzden Kürt ulusal sorunu karşısında ezilen din insanlarını dahi gündeme getirmiş, zindanlar “Kürt burjuvalarının ve küçük toprak ağalarının sözcüsü demokrat Kürt aydınlarıyla, gençleriyle doldurmuştur(*). Bugün küçük toprak ağaları ve bir kısım Kürt din adamları da zindanlardadır. Veya zindanlara tıkılmak için aranmaktadır.” (İbrahim Kaypakkaya, age, s. 226) diyerek sorunun dini yanını değil ulusal yanını ortaya koymuştur. Ona göre çeşitli olgularla çevrili olan öz ancak ve ancak Marksizm ile anlaşılabilinir. Marksizm kavranmadıkça bu olgulara takılır.

Bugün Ortadoğu’da açığa çıkan gelişmelere yabancılıkta Marksizm’den uzaklaşmanın en yalın ifadesidir. Kaypakkaya yoldaşı andığımız bugünlerde tartıştığımız ve tartışacağımız tüm konuların gelişimi hedef alması şarttır. Özellikle Ortadoğu incelemelerine ağırlık vermek, oryantalist bakış açısının ürettiği zaafiyetlerden arınmak için bu bölgelerdeki pratik ağırlığın ideolojik politik donanımla geliştirilmesidir. Kuşkusuz yapı güçlendirme pratiklerimiz gerçeğin içerisinde şekillenecektir. Şovenizm gibi safları sarıp sarmalamış bir zafiyet ancak ve ancak somut koşulların somut tahlili ile mümkündür. Ortadoğu’ya yaklaşım bizim şovenizm karşısındaki konumlanışımızı ifade etmektedir. Zira oryantalist bakış açısı kitle ruhuna aykırıdır ve bu noktada şovenizmi ve ırkçılığı da üretir.

Bu konuya ilişkin Edward Said’in şu örneği anlatmak istediğimizi açıklar sanırız: “Filistinli Arabın siyasal açıdan var olmadığına, var olmasına izin verildiğinde de ya bir baş belası ya da bir Şarklı olarak var olduğuna dair neredeyse tam bir mutabakat var. Irkçılıkla, kültürel klişelerle, siyasal emperyalizmle, Arapların ya da Müslümanların maruz kaldıkları insandan sayılmama ideolojisiyle oluşan ağ gerçekten çok güçlü; her Filistinlinin benzersiz, cezalandırıcı bir yazgı olarak duyumsadığı şey de bu ağdır zaten…” (Edward Said Şarkiyatçılık, Metis Yayınları, s. 36) Said bu örneği verirken yazısının devamında bu duruma dair yaklaşımların “Kültür ve siyaset bakımından Araplarla içtenlikle özdeşleşmemiş olduğunu görmek, Filistinli için durumu daha da beter kılar” der. Filistinli için bu yazgı ülkemiz açısından da Kürt ulusu için geçerlidir. TDH içerisinde Kürt ulusunun maruz kaldığı milli baskıya kimsenin dokunmaması ve bunu sadece Kaypakkaya’nın yapmış olması Kürt ulusu nezdinde Kaypakkaya’yı önemli bir yere koymaktadır. Öyle ki onun analizleri bugün Kürt ulusunun gerçek kurtuluşunu ifade etmektedir ve bugün de bu soruna eğilmek daha fazla düşünmek önem arz etmektedir.

Kuşkusuz bugün AKP karşıtlığı nezdinde “sol”da oluşan Kemalizm hayranlığı ile mücadele etmek onun ideolojik ayağı ile hesaplaşmak gerekmektedir. Bunun için somut bir örgüt aramak doğru değildir. Bunun yansımaları olan düşünsel akımları içerde ve dışarıda mahkum etmek gerekmektedir. Dolayısıyla bugün sadece Kürt meselesinde değil Ortadoğu meselesinde konumlanış şovenizm karşısında konumlanış, Marksizm saflarında konumlanış ve ülkemiz şartlarında Kaypakkaya ihtilalci çizgisinde konumlanıştır.

(Bir Partizan)

51343

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

İSRAİLOĞULLARI ve DARİUS I (2.Bölüm)

Yorumcuların (bunlar Zerdüşt rahipleridir, Med bölgesinde yaşayan Mager kabilesi mensubudurlar, Batı dillerindeki Magie, Magic(sihir, büyü) kavramı buradan gelmektedir) anlatımlarından kızının hükümdarlığını sona erdireceği sonucu çıkartan Astyages, kızını bir Med soylusu yerine küçümsediği, hor gördüğü Perslerin bir prensi olan Kambyses ile evlendirir. Efsane bu ya Astyages bu evliliğin gerçekleşmesinden kısa bir süre sonra bir rüya daha görür. Rüyada kızı Mandane'nin cinsel organından bir asma ağacı çıkarak tüm Asya'nın üzerine yayılır.

Gülmek devrimcidir… [ismail cem özkan]

Gülmek mutlu olmak ve kendine güvenen anlamına gelir. Gülen insan yaşayandır, umudu var olan demektir. Gülmek her canlıyı daha güzel yapar, her birini ayrı ayrı sevimi gösterir. Gülen insan “Merhaba” diyendir, kısaca benden sana zarar gelmez!

100. yılında Ekim Devriminin İzinde!

Dünyayı sarsan büyük Ekim Devriminin 100. yıldönümünü geride bıraktık. Dünya işçi sınıfı ve ezilen halklarına başka bir dünyanın, sosyalizmin mümkün ve aynı zamanda gerçek, uygulanabilir olduğunu gösteren Ekim, geride bıraktığımız yüzyıl içindeki en önemli tarihsel dönemeçlerden birini oluşturuyor.

Yalinayak düşlerin yalın sözleriyle Sokrates-Özden Çiçek

Milattan önce yaklaşık 5. yüzyıl Atina`sında yaşayan, düşünen, sorgulayan ve bilmediğini bilen  Sokrates`in yaşamıdır konu edilen.

Yeni Bir Yıla Girerken, Kapitalist Sistem

Kapitalizm, insanı, sermayenin değişim ve kullanım aracı haline getirdiğinden bu yana; insan kendi toplumsal sisteminin öznesi olmaktan çıkıp, sisteme egemen olan sınıfın nesnesi haline getirilmiştir. Sermayenin kendi çıkarları için geliştirdiği bu ilişki biçimi ve niteliği, insan ve doğa için yıkımdan başka bir yöntem öngörmemiştir. Kapitalizm bütün vahşiliğini, sermayenin bu ilişkiler niteliğinin içinde üretmektedir. Sermaye ne denli büyüp, çalışanlar (işçiler) ise ne denli sermayenin egemenliği altına girmişse, toplumsal yıkım ve çürümüşlük bir o kadar artmaktadır.

“Denizden nehre Filistin”; Kudüs Filistin’dir!

ABD Başkanı Donald Trump’un, tüm tepkilere karşın 6 Aralık’ta Kudüs’ü “İsrail’in resmi başkenti” olarak tanıması ve Tel Aviv’deki ABD Büyükelçiliği’nin Kudüs’e taşınacağını açıklamasıyla tansiyonun zaten her daim yüksek olduğu Filistin’de gerilim iyice yükseldi.

İSRAİLOĞULLARI ve BÜYÜK KURUS (1. Bölüm“)

Amerika ve İsrail’in Irak’a ilk saldırısında, yani kendi koydukları isimle "1. Körfez Savaşı’nda" Saddam Hüseyin İsrail’e hatırladığım kadarıyla mealen şöyle bağırıyordu; " atalarımız gibi, Büyük Kral Nebukadnezar gibi sizi Filistin’den söküp atacağız, bir 2500 yıl daha kendinize gelemeyeceksiniz" bu laf üzerine, anamın ve Cafer dayımın bana aşıladığı ve sonrasında Marksist tedrisatla birlikte bir sisteme kavuşmuş bilimsel merakım beni yine eski kitapçılara ve kütüphanelere sürüklemişti.

Müslüm Elma: Biz devrimciler, sosyalistler düşüncelerimizi ifade etmekte çekinmeyiz

"Sayın Mahkeme Heyeti,

Sayın Avukatlarım tarafından araç içi denetim ve 15.03.2014 tarihli ev içi gözetimine ilişkin değerlendirme itirazlarını gerekçelendiriyorum ve bu itirazın aynı zamanda Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun 257. maddesi 1. fıkrası gereğince açıklama olarak anlaşılmasını istiyorum. İllegal temelde yapılan bu dinlemeleri ‘özel yaşam hakkına yapılan bir müdahale olarak görüyorum. Ve gerekçelerimi Alman devletinin Anayasasında yer alan şu görüşlere dayandırıyorum.

Birazda İktisadı Konuşağ Gardaş

Bilirsiniz bir şoförün kullandığı araçtan farklı bir araç kullanmasının acemiliğini atması bir kaç saatini, çok çok bir kaç günü alır.

Lakin patronların kendi işlerini öyle bir abarttığını, öyle bir abarttığını, kendi arabalarını kullanabilmede bir sanat haline getirdiklerini görürsünüzki şaşar kalırsınız.

Devrimcilerin kolektif ve sosyalizm anlayışlarıda böyledir.

Netekim, ne ağızlarında istediğiniz günde gelin ne de istediğiniz saatte dergi satımına, faaliyetlerin hazırlamasına katılın dediklerini duyarsınız.

Yaşamda kazanmak

Sömürü ve zulme dayalı toplumda özgür ve onurlu bir tarzda yaşamak ne kadar zor ise mücadele etmekte bir o kadar zordur. Yaşam ve savaş diyalektiği ve gerçekliği kavrandığı ölçüde doğru yaşamanın devrimci savaş için ne kadar gerekli ve zorunlu olduğu anlaşılır. Devrimci saflarda en az dikkate değer olarak görülen yeterli ve gerekli önem verilmeyen üzerinde en az tartışılan konunun başında devrimci yaşam gelir. Toplumsal-güncel olan hemen her gelişme hakkında ve her konu üzerinde durulmaya konuşulmaya tartışılmaya çalışılır. Belli değerlendirmeler yapılmaya çalışılır.

Partizan: Filistin halkı yalnız değildir/الشعبالفلسطينيليسوحده

ABD’nin çeşitli inanç ve milliyetlerden Filistin halkına dönük bu savaş ilanı, Siyonist İsrail’in özellikle Suriye eksenli giderek genişleyen coğrafi alanını meşrulaştırmaya yöneliktir. İsrail ile girişilen bu mutabakat sadece Filistin halkını değil bütün Ortadoğu’daki ezilen halkları ilgilendirmektedir.

Bu saldırı en başta Lübnan, Suriye ve Filistin halkına yönelik olup geniş bir alanı kapsayan bir işgalin ve tarihsel haksızlığın ilanıdır. Çizilen sınırları, emperyalistlerin imtiyazlarının ürettiği açıktır.

Sayfalar