Çarşamba Eylül 16, 2026

Sınıf bilinci

Yaşam kendi hareketini sonsuz devinimi içinde sonlu parçalara bölmüş olarak yol alıyor.Bu konu da maddenin en yüksek biçimi olan 'bilinçli madde' de durmuyor.Maddenin hareketini anlamaya ve onu bilinçli bir değişikliğe uğratmak için çabalıyor.Toplumsal anlamda değişiklikliğin yaratıcısı da burada tarihsel önemini vurguluyor.Komünist Partinin tarihsel önemi, sınıflı toplumların sınıf ilişkilerindeki eğemenlik yönünü başağı çevirmek, üretimin toplumsal yönünün önündeki en büyük engeneli ortadan kaldırmak, bağımlılık ilişkisini koparmak yada onu da ters çevirmektir.

Sınıf adına hareket eden tüm öznelerin özünü oluşturan şey ,değiştirilmesi gereken olarak hazır bulduğumuz şey, eğemen sınıfların çıkarlarınca oluşturulmuş bir harekettir.Burada bizi ilgilendiren temel şey, amaç için gerekli olan araçların oluşturulması ve savaşımı ezilen sınıfların lehine çevirmek olduğuna göre, tüm düşünce ve pratik sürecin hareketi de buna uygun olmak zorundadır.

Klasik söylemle sınıflı toplumun içinde varolmamız bizi 'gerici sınıf ve çıkarlarından' koparacak bir aygıtı da zorunlu kılıyor.Bunu hem teorik hemde pratik alanda yapacak olan KP'dir.Ama KP demekle KP olunmuyor.KP'yi KP'ye yapan programı,tüzüğü,organları,kültürüdür; ve bunların birliktevarlığıdır.Organları çalışmayan,tüzüğünü dikkate almayan,programını eskiten, kültürünü geçmişin sırtına binip bir türlü inmeyen bir anlayış ile 'ilerleme' olmadığı gün gibi ortadadır.

İnsanlar neden farklı düşünür,fikirler, amaçlar zamanla neden değişir.Herşeyin değiştiğini değil sadece herşeyin hareket ettiğini söyleyen ve bilimle kavrayan bizleriz.Kendi içimizdeki hareketi anlayamıyorsak dış dünyadaki hareketi nasıl bilince çıkaracağız.Yüksek perdeden sloganlarla 'coşku' yaratılmıyor.Pratikte bir ileri hareket olmadan düşüncede yerinde sayıyor.

Bunları neden mi anlatıyorum.Tarihimiz bölünmeler(adına ne derseniz deyin:hizip,darbe,kaçkınlar,oportunistler vs.) tarihide ondan.İçindeki değişikliği dışa vuramayan, İşçi sınıfı ve köylülüğün değil politik,kültürel,siyasi,askeri mücadele yürütmesini kendisi için ekonomik mücadele dahi etmediği bir zamandayız. Sınıflardaki bu gerilemeyi kendi varlığından ve pratiğinden bağımsız değerlendirenler tek yanlılıkta ısrar ediyor.Son dönemdeki gazete işgali vb. Şeylere yeni bir olay gibi yaklaşanlara şaşıyorum.Tarihimizde 'adam kaçırmaya', silahsızlandırmaya kadar giden pratikler mevcut zaten.Küstürmeler, korkutmalar,siyasi küfürler...vd.

Sınıf bilinci =birleşe birleşe kazanacağız diye slogan attırıyor

Halk=daha siz birlik olamıyorsunuz diyor.

Doğru söze ne denir.Gelde inan...

İ.K'nın ardılları değil konumuz sadece 'sınıfın' bilinçli yanı.İçinde yaşadığımız toplumun en ileri unsurlarının tarihsel hareketi..

Ezilen sınıfların katmanlarının duygu düşünce ve isteklerinin yansıdığı ayna olan örgütlülüğümüzün amaç ile olan çelişkisindeki paradigmayı anlamamızdır.Bu parçalı dağınık olamamızın hem olumlu hem de olumsuz yanlarını anlamamız edindiğimiz 'bilgi' ve tecrübeleri sınıfa taşımamız için bir fırsat olarak değerlendirildiğinde 'devrimci' bir tutuma dönüşebilir.Sınıf bilinci dediğimiz somut durumda bu değilmidir zaten.

Öncelikli olarak gelinen son nokta da ayrışmanın güncel nesnel koşullarını iç ve dış çelişkilerini anlamamız bilince çıkarmamız gerekiyor.burada iç olan şeyden önce nesnel koşulların yani sınıfların nesnel koşullarını duygu düşünce yaşamdan bekledikleri çıkarları anlamamız, mücadelenin ideolojik, siyasal,ekonomik ve askeri biçimlerini nerede hangi boyutta ve ne biçimde desteklediğini,durağan davrandığını, geri çekildiğini, nedenleri ile açığa çıkarmak, Toplumuzdaki sınıf ilişkilerinin örgütlülüğümüze ve top yekün ileri unsurlara yansımasını tarihsel olarak incelememiz güncele cevap verecek koşulları 'oluşturmanın' zeminidir.

Buda niyetler dünyasından uzaklaşmamız zorunluluklardünyasına ayak basmamız anlamına geliyor.Sabırlı, tarihsel öneminin ve görevinin bilincinde kişisel grupsal çıkarlar ile aynı safta olan yapılar arasındaki çelişkiyi devrimin hazırlanmasına kullanabilmek demektir.Çelişkiyi ezilen sınıfların herhangi bir katmanının duygu düşünce istek ve pratiğini proleteryanın çıkarlarına tabii kılmak,birbirlerini yadsımadığını aksine birbirlerini beslediğini anlamak demektir.Ezilen sınıfların sezgilerinden duygu düşünce ve isteklerinden öğrenmek, temel aldığımız sınıfların çıkarına(işçi sınıfı ve köylülük) hareket etmek demektir.

Son elli yıllık türkiye devrimci mücadele tarihinin öğrettiği şey şu: 5000 yıldır kitap yüzü görmeyen ezilen sınıfların elli yıldır bilimle ve kitapla tanışmışlığını tarihimiz yeterince açık olarak gösteriyor.Daha yürümeye yeni başlıyoruz.Bir bebeğin tüm deneyimlerine sahibiz.Başımızdaki yara, dizimizdeki bere ve gözyaşlarımızdan öğreneceğimiz ders bu.Devrilmiş televizyonun altında kalmiş bir bebek gibi,balkondan sarkıp düşmüş çocuk gibi ölümlerimiz.Hepsi pisipisine dediğimiz(çoğunun önlemi alınabilecekken) koşullarda gerçekleşti.Ayrılıklarımız aile içindeki kötü çocuğa yaklaşımdan farksız..Toplumda ne yaşıyorsak içimizde onu yaşıyoruz.Öğrenilmiş yöntemler bizdede yöntem olarak gerçekleşiyor.Aştığımızı iddia ettiğimiz her söz pratikçe yadsınıyor.Hesap verebilirlik sözden öteye gidemiyor.Onun sözüne karşılık ötekinin sözü... hepsi bu...Sınıf bilinciyle mesafeyi buradan okumamız gerekiyor.Sınıfın çıkarları adına yapıldığı söylenen her ayrılık, kopma vd. Sınıfın aleyhine gerçekleşmiş, Sadece ezilen sınıfları geriletmemiş aynı zamanda bilinçli unsurları da geriletmiştir.Tarihsel sorumluluk bilinci bunun neresinde.Evlendin mi sorun mu yaşıyorsun boşanıver gitsin.'sen önemlisin çünkü'.Sorumluklarından uzak 'ben merkezci' yaklaşım değil mi?Çok denedik ama olmuyor işte...Evlilik hukukunda olduğu gibi ayrılan taraflardan biri erkek biri dişi görünüyor.Biri herşeyin sahibi diğeri eklentisi... hakları da öyle.

Çelişki sonsuzdur,Çelişkiyi çözebilmek ise devrimcidir.Biz çelişkiyi çözmek yerine çelişkiden uzaklaşmayı(kendini hangi görüntü de sunarsan sunsun), yeğliyoruz.Ertelediğimiz her sorun büyüyerek önümüzde beliriyor.Süreçlere yetişmek ile geçen elli yılın hesabını kim verecek.Hesaptan da öte, gelinen süreçte kardeşler arası tıkanıklık ile dostlar arası yakınlaşma nasıl gerçekleşecek.Her birinin uzmanlaştığı alanlardaki birikimler değerler ezilen sınıflar çıkarına nasıl bütünleşecek, Tek yanlılıktan çok yanlılığa nasıl geçilecek?

Raflarda yerini alan yeni bir gazete yeni bir dergi ezilen sınıfları tabanı bölmekten başka ne işe yarar.Nicel olarak azalan bir nesneyi kendi içinde ayrıca parçalara ayırmak bütünü çoğaltmayacağı gibi bütünün pratiğini gerçekleştirmesine zarar vermez mi?

Ne yapmalı peki?

Özneyi sınıfa götürmek,sınıfa kulak vermek gerekiyor.teorik seviyeyi yükseltmek için eğitimi nitelikli ve sürekli hale getirmek gerekiyor.tarihi özeleştiri yapmak gerekiyor.bunu da tek tek değil çoklu birliktelikle yapmak gerekiyor.Herkesin eteğindeki taşları dökmesi gerekiyor.Sonrasında taşları ayıtlaması gerekiyor.hayatı derleyip toparlamamız için kendimizi toparlamamız gerekiyor.Buda baktiğımız şeylerin ölçeğini unsurlarını anlamamızla ilgilidir.Ölçeğini bilmediğiniz haritadan aldığınız değerleri zemine uygulayamazsınız.Bu nedenle Materyalizm nesnelliği,diyalektik unsurları ve bağları, tarihsellik ölçeği(mesafeyi) verir bize.Bu nedenle bilimin adı DİYALEKTİK TARİHSEL MATERYALİZM'dir.

Bu üçünün birliğine en ileri bilim diliyoruz.Tek yanlılıktan uzak şeyler arası bağı kurabilen oluş süreçlerini kavrayan nesnel dış dünyadan bilince yansıtan(filozoflar ve bilim adamları buraya kadar ilerleyip kalıyordu),sonra nesnel koşulları 'değiştirme' yönü yani devrimci yönü açığa çıktı Marx ile.

Biz nesnel koşulları değiştirmek istiyorsak eğer önce nesnel koşulları anlamalıyız. Birbirimize sormamız gereken en önemli soruyu olumsuzdan değil olumludan sormalıyız.Neden ayrıldık değil?Neden birlikte değiliz?Neden geriledik değil?Neden ilerleyemiyoruz?Neden güçlenemiyoruz?

Biri suçlayıcı diğeri özeleştirici açıklayıcıdır.Suçlayıcı olan 'sebep' mutlaka bulur, aramaya başladığında.Özeleştirici ise tarihsel sorumluluğunu bilir.Sınıf bilincini yansıtır.Çocuklar gibi mızmızlanmayı bırakmak lazım.Kimse yutmuyor.Herkes elini taşın altına koymalı.

Öyle herkes kendi tarafına çekilince sorun çözülmüş olmuyor, olmadıda.Yaşamını devrimci mücadeleye adamış kişilerin birbirlerini 'kaçkınlıkla' suçlaması kadar samimiyetsiz ve pratikçe reddedilen durum kadar abes Bir şey yoktur.Taraflar arası ideolojik,siyasi,kültürel,örgütsel sorunların açıkça ortaya konması,tarafların birbirini bu noktalar üzerinden hesap sorması gerekir.Açıklayıcı,somutlayıcı,özeleştirel bir zeminde yürümelidir.Bunun dışındaki tüm yaklaşımlar tencere dibin kara seninki benden kara anlayışıdır.Sınıf bilincinden uzaktır.Çelişkisiz ne varki bu evrende..Mesele çözmek değil mi?Ne diyor önderler: Bilisizlik bir açıklama değildir'

Marsist tüm laf ebeliğini bir kenara bıraktığımızda olacak olan oluyorsa devrimcilik nerede biri bana göstersin.BUNDAN ON YIL ÖNCE.Öznelere bir mail atmıştım.Eski döküntü artıkları öznelerin içine doğrudan almayın diye.Onları yeniden kalıba dökmeden yarardan çok zarar verirler diye...Ciddiye alınmadığını da biliyorum.Ancak anlatmak istediğim bu değil.Benim konu hakkındaki ukalalığım.Birşeyi doğru tespit etmek tek başına ne işe yarar.Hareketten uzak,kitleden uzak,özneden uzak...Yani tutumumdaki geriliğin 'biliyorduk'daki gerilikten nicel bir farktan başka bir farkı var mı?Bilmek değiştirmektir demiyormuyuz.O zaman yapmamız gereken 'irademiz' ve 'düşünme' tarzımızın dışına çıkmak,doğru olduğunu yıllardır söylediğimiz(pratikçe rededilmiş) şeyleri terk etmemiz gerekiyor.Yani mücadele kaçkınlığı tespiti doğru olsa dahi kazancımız değildir.Kaybımızdır.

Bu nedenle tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen tespitimizin karşısında bir pratik sergilemek durumunda olmalıyız.

Öznenin sorunlarını sadece içte aramak gafleti dahi tek yanlılıktır.Sınıfla olan bağ belirleyicidir.Sınıfın hareketindeki gerilik içerde de gerilemeye neden oluyor.O zaman yapılması gereken sınıfla olan bağı kurmak ve güçlendirmektir.Ezilen sınıflarla bağımız nerede ne kadar? Buğün dükkanın kapısına kilit vursak ezilen sınıflar hangi duygu düşünce iklimine girecekse o kadar.Bunu açıkça ortaya koyduğumuzda Öznenin hareketi anlaşılacaktır.Bu nedenle silkinme zamanı dostlar...

Devrimci durumun gizliden gizliye geliştiğini tespit ediyoruz.Artık darbelerle susturalamayacak, iç savaşa gebe bir ülkede olduğumuzu biliyoruz.Sınıf bilinci ezilen sınıflar için 'aracı' hazırlamaktır.Bu yükün en ağır kısmı MLM'lerdedir.Bu sorumluluğu can pahasına üstlenmiş tüm unsurlara selam olsun...

Yüreğinizden,,inancınızdan,samimiyetinizden kuşku duyan varsa,anlayana kadar anlatın...Bugün herşeye rağmen alanda tüm yeteneklerinizle çabalamanız bunun kanıtıdır.Sınıf bilinci buğün birlik konusunu tartışmaya açmak demektir.Tarihi süreçleri hataları ve noksanlıkları ile birlikte kazanımlarını hepbirlikte sınıfa anlatmak demektir.Bilince çıkarmanın bugünkü anlamı budur.Zorunludur.

İyi Çalışmalar

Taner Özcan

51412

Taner özcan

Taner Özcan sitemizin köşe yazarıdır. Kültürel ve politik konularda yazılar yazmaktadır

Taner özcan

ALEVİLERİ İSTİSMAR ETMEKTEN VAZ GEÇİN, SAMİMİYETLE LAİKLİĞİ TALEP EDİP SAVUNUN!

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, katıldığı bir etkinlik vesilesiyle, şöyle demekte: “(…) Cemevleri ile ilgili taleplerimiz yıllardır ortadayken, bir yanda bu ülkede anayasaya göre her yurttaş eşitken, Sünni bir yurttaşın ibadethanesi camilerin her ihtiyacı karşılanırken, aynı vergiyi ödeyen; vergi verirken eşit ama hizmet alırken eşit olmayan Alevi yurttaşlarımızın ibadethaneleri Cemevleri, devlet nezdinde ibadethane kabul edilip, camiye ne yapılıyorsa Cemevine de  aynısı yapılacağı güne kadar bu talebinizin sonuna kadar arkasındayım.” (T24, 21.07.2024)

Kendi topraklarında özgür yaşayamayanlar (Nubar Ozanyan)

Nasıl bir adalet, nasıl bir vicdandır ki yüzyıldır Kürtler kendi topraklarında özgür yaşayamıyor? Nasıl bir kara zulümdür ki, on binlerce gerilla canını feda etmesine, on binlerce tutsak kör hücrelerde ömür çürütürcesine özgürlüğe ellerini uzatmasına karşın karanlık iş başında kalmaya devam ediyor? Ve yüz yıldır Kürt halkı bunca büyük bedel ödemesi karşısında sanki bir şey olmamış gibi duran Devlet, utanmadan elini “kardeşlik” adına DEM’e uzatıyor? Tarihte böylesine aymaz bir düşman görülmüş mü?

Nobel Ekonomi Ödülleri Hangi "Bilimsel" Buluş İçin Verildi?

Emperyalist sistemin içinde bulunduğu durumdan liberal ekonomistler, liberal entellektüellerde memnun değiller. „Eşitsizlikler“ büyümüş, „doğanın tahribatı alarm“ veriyormuş, „demokrasiler“ gerilemiş, „ekonomiler teknolojik gelişmelerin gerisinde“ kalıyormuş. „ekonomik büyümeler yavaşlamış“ vs. vs. En büyük buluşu 2005-2006'dan beri dünyada „demokrasi“lerin gerilemesiymiş.

SAVAŞA AKTARILAN PARA, EMEKÇİYE YAŞATILAN YOKSULLUĞUN BAŞLICA NEDENLERİNDENDİR!..

“Çözüm sürecinin en önemli sonuçlarından biri de kesinlikle ekonomik göstergeler, ekonomik nedenler olacaktır. Yapılan bir hesaplamaya göre, terörün Türkiye’ye son 29 yıldaki maliyeti yaklaşık 300 milyar dolardır. Çözüm süreciyle birlikte canları tehditten kurtardığımız kadar, ekonomiye de can suyu olacak yeni bir dönemi, yeni bir süreci başlatmış olacağız.”

“Filistin’de direnişin bir yılı ve Bahçeli’nin sözleri”(Deniz Aras)

7 Ekim Aksa Tufanı hamlesinin üzerinden tam bir yıl geçti. Bu süre içinde Ortadoğu, emperyalistlerin askeri, siyasi, lojistik ve istihbarat desteğiyle adeta bir koçbaşı olarak işlevselleştirdikleri Siyonist İsrail tarafından kan gölüne çevrildi.

İmha ve İnkar Politikalarına Karşı Direniş Sürüyor

Türk devletinin kuruluş süreci aynı zamanda Kürdistan coğrafyasında imha ve inkâr politikalarına sistemlilik kazandırma sürecidir. “Tek vatan, tek bayrak, tek millet” söylemi bu ırkçı, inkârcı politikanın en açık ve özlü ifadesidir.

Ve aynı zamanda bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla Kürt coğrafyasına dönük saldırıları dönemsel görmek veya kimi burjuva partilerinin izlemiş olduğu politikalarla açıklamaya kalkmak yanılgılı bir tutum olur.

3. Dünya Savaşı riski hâlâ “güçlü olasılık” mı yoksa artık “kaçınılmaz akıbet” mi?

Son bir yılın ve ama özellikle de son ayların olguları öyle gösteriyor ki 3. Dünya savaşı artık sadece “güçlü bir olasılık” olarak değil; “kaçınılamaz bir akıbet” olarak ele alınmayı gerektiriyor. Bu hızlı tırmanış ise esasen şu iki ana etmen üzerinden yaşanıyor: Birinci etmen Rusya-Ukrayna Savaşı iken; ikinci etmen ise İsrail saldırganlığının tırmandırdığı savaştır.

Önderlerin Ardından… (Nubar Ozanyan)

Kafkaslar’ın en ileri devrim beyni ve en güçlü çarpan sosyalist yüreği, zulmün gölgesinde yaşam bulmaya çalışan Ermeni halkının yetiştirdiği en kalifiye önder kadrolardan olan ISTEPAN ŞAHUMYAN’IN başına gelenler bütün Sovyet devrim önderlerinin başına gelenler gibi oldu. Yok sayılmak, yaşanmamış kabul edilmek, itibarsızlaştırılmak, unutturulmak, nefret, işçiler ve ezilen halklar için yaptıkları büyük fedakarlıklarının ters yüz edilmesi, kahramanların hain olarak tanıtılmaya çalışılması kötülüklerin en büyüğüdür. Acıların en derinidir.

Emperyalizm Üzerine Notlar-7

Yarı-Sömürgeciliğe“ Sığnan Sosyal Şovenist Teoriler

Başka ülkelerin işçi ve emekçilerini sömüren bir ülke yarı-sömürge olamaz. Eğer bir ülke içinde yüksek düzeyde tekelleşme gerçekleşmişse, başka ülkelere sermaye ihraç ediyor, oralarda yatırım yapıyor, işçi çalıştırıyor, maden ocakları açıp işletiyor, banka açıp mevduat topluyor, kredi veriyorsa ve  bu ülke, ML literatürde, kapitalist sistem içinde  emperyalist bir ülke olarak adlandırılır.

Düşünüş ve Hareket Tarzında Devrimcileşmek

Kürt ulusuna, diğer azınlık milliyetlere uygulanan baskı ve asimilasyon politikalarına karşı sessiz kalıp harekete geçmemek, özünde işçi ve emekçilerin birliğine, ortak yürüyüşüne zarar vermektir. Dolayısıyla bu yönlü yapılan çağrılara kayıtsızlık ya meselenin özünü yeteri kadar kavramamaktan ya da bu demokratik istemlere karşı samimi bir tutum sergilememekten kaynaklanmaktadır. Çünkü samimi bir birlik istemi, ortak mücadele anlayışı Kürt ulusunun ulusal demokratik haklarını savunmayı, bu yönlü yapılan tüm saldırılara karşı net bir tutum almayı gerekli kılmakta.

Bay Özkök gibilerinin vicdan muhakemesi

Ertuğrul Özkök; “Akıl ve vicdan Orta Doğu’yu terk etti. Geriye sadece fanatizmi bıraktı.” Sözleriyle, kendince bir durum tespiti yapıyor. Ve “Hadi artık soralım” diyerek, T24’deki yazısında soruyor: “Orta Doğu’yu kim harabeye çevirdi; İsrail F-35’leri mi, Hizbullah Fadi füzeleri mi?” (25 Eylül 2024)

Sayfalar