Kavgamızın Dursun 'u, Yüreğimizin yoldaşına...(Hülya Onur)
Yürek yüreğe değmiş,
Kavgada yoldaş olmuşsak,
Ne çıkar toprak bağrına bassa da,
Filiz olur büyürsün ancak...
Gülüş olursun anılarda,
Yoldaş olursun kavgalarda,
Örnek olursun yarınlarda...
Demem o ki sen de unutulmazlarımızdansın artık be Dursun...
İyi ki, yüreklerimize, kavgada omuzumuza yoldaşça, dostça, sırdaşça, arkadaşça dokunup da geçtin...
Kötü bir bahar şakası yaptın bize .
Cemrelerin ikincisinde, sulara düştüğü günde, berrak bir 65 yılın 45 mücadele yılını bırakarak ardında...alıp başını gittin.
Su gibi, masmavi, umut dolu, özgürlüğe sevdalı, davasında kararlı...
Her cemreler düşende, canlanan ve ilerleyen, güzelleşen her şeyde senin de adın geçecek artık.. emeğin, değerlerin, sevgilerin, paylaşımların...
Hastalıklarla cebelleştiğim/iz süreçte, her gördüğünde ya da aradığında 'Sen güçlüsün, delisin, inatçısın. Benim tanıdığım kara kız atlatır bunları..' derdin, moral kaynağım olurdun; ben sözümü tuttum, daha iyi oldum ama sen son görüşmemizde verdiğin sözü tutmadın be Dursun.
Kırgınım sana...
Öyle kırgınım ki, "böyle ani, zamansız gitmeyi nasıl yakıştırdın kendine" diyerek de kızıyorum sana, bilesin... Koca kırk gün geçti aradan neredeyse, iki cümleyi bir araya getirmeye çalıştım, yazamadım sana dair. İnsan sevdiklerinin arkasından yazamazmış derler ya, doğruymuş, çok zormuş... Ne söz, ne kalem bir eksilmeyi anlatmaya yetmiyor. Katledilen onca kızkardeşlerimizden biliyoruz bunu...
Bedende odaklanan faşizme karşı mücadele belki de mücadelelerin en zorudur, yaşadım, yaşıyorum, bilirim. Ama bu düzen çok yönlü o kadar zarar veriyor ki insana, kanser de insanlığın başına musallat ettikleri çağın en kötü illeti durumunda. Bir de pandemi sürecini saldılar karabasan gibi insanlığın üzerine. Ki, bu süreçte tedavini sürdürmeye çalışman da başlı başına dezavantajdı. İnsanlığa sağlıkta da göz açtırmaz oldular. Evet, senin bedeninin daha fazla direnç gösterememesi, hastalığının ciddi olmasındandı. Yanı sıra yılların yükünün, yorgunluğunun, biraz da sigara gibi yıllarca kötü bir sevgili olarak birlikte yaşadığın ayrılmaz parçandan kopamamanın etkisi de tetikleyici oldu. Ama en önemlisi de, kapitalizmin bu düzenek içinde bizlere mücadele etmek zorunda bıraktığı onca pisliğinin yükünü taşıtmasının ve ona karşı verilen mücadelenin bedendeki yarattığı yorgunlukla, tahrifatlarla da alakalı olduğunu biliyoruz.
Ne badireler atlattık. Nice zor süreçleri birlikte göğüsledik. Ama hep doğru zamanda, doğru yerde durmayı bildik/ bildin. Kâh üzüldük, kah sevindik, bazen kızdık, kırıldık, içte- dışta isyan bayrağını çektiğimiz de oldu. Tüm zıtların birliği ve mücadelesini olanca hızıyla yaşadık değişik şekillerde. Ama kişilik, kimlik, devrimci kültür ve ahlak noktasında taviz vermedik, vermedin.
Daha bedenin toprak anaya teslim edilmeden, “1980’lerden itibaren İbrahim Kaypakkaya çizgisinde ve Partizan saflarında yer alan Dursun Çaktı, 2016 yılında Proletarya Partisi saflarında boy veren “parti ve savaş kaçkını sağ tasfiyeci hizip”ten yana saf tuttu. Son beş yıldır Göçmen Emekçilerin sosyal, siyasal çalışmaları içerisinde yer alarak yaşamını sürdürdü..." ( 25 Şubat/Avrupa Haber Merkezi) - diyerek, ölmüş yaşamını yitirmiş birini, hem de aynı gün teşhir edenler de aslında çok iyi bilirler ki, Avrupa'da kendine, emeğine, kimliğine yabancılaşmanın had safhada olduğu bu coğrafyada, kendini kaybetmeyen, nadir güzel değerlerden biri olarak mücadelenin hep içinde oldun. Ne gönül verip, değer yarattığın, sahiplendiğin proleterya partisi, ne de sen, asla savaş kaçkını olmadığı gibi, proleterya partisinin kültüründen, çizgisinden gün ve gün uzaklaşanlara karşı mücadelende her daim tutarlı ve tavizsiz oldun.
Seni tanıyan, sana dokunan herkesin de yüreğinin en güzel köşesinde yer edindin. Sadece Ulm şehrinin değil, Avrupa'nın da gülen yüzüydün. Kolay mı bunu başarmak, ardında hoş nidalar, güzel miraslar, yaratılan emek ve değerlerle hatırlanmak.
Senin hakkında böylesi talihsiz bir 'başsağlığı" metni yayınlayanlarla yol arkadaşlığı yapanlar arasında da yıllarca tanıdığın, sevip değer verdiğin, görüştüğün, farklı mecralarda bu yol yürünse de dostluğunu devam ettirdiklerin hala vardı biliyoruz; keşke bu arkadaşlar daha aramızdan ayrıldığın gün sergilenen siper yoldaşlığına yakışmayan bu yaklaşımın doğru olmadığını yüksek sesle dillendirebilselerdi. Dostluklarına, sana bu uzun yolculuğunda sahip çıkabilselerdi.
Ama kendine, değerlerine, kimliğine, kültürüne yabancılaşma başladığında her şeyin ters yüz edilebildiği berbat bir çağda yaşadığımız da gerçek. Her davranış bir sınıfa, o sınıfın ideolojisine tekabül eder. Biz sınıf ve kadınların kurtuluş mücadelesindeki tüm ortak değerlerimize sahip çıkmaya devam edeceğiz, değerlere saldıranlar ise tarih ve sosyal pratikte hak ettikleri cevabı mutlaka alacaklardır. 'Keser döner, sap döner ' misali... Rahatız bu konuda.
İbrahim, Mahir, Deniz'in ve o süreç devrimcilerinin, devrimci dayanışma ve siper yoldaşlığından dem vurup, sözümona devrime soyunanlar, insanî değerlere dahi yabancılaşmışlarsa, bırakalım devrim yapmayı, insanlık için de faydalı olamazlar. Önce 'kişiliklerinde devrim yapmalı insanlar' Mahir'in tabiriyle. Bu böyle biline.
Sen her şeyden önce kişiliğinde devrimi yeniden ve yeniden yapmayı bilenlerdendin. Uzaktan izlemiş biraz üzülmüştürsün, ortak paydalarda bir arada olamamanın her zaman ki burukluğunu yaşamıştırsın belki ama Serdar Can 'ımızdan Nubar'ımıza ve bir çok arkadaşımıza, karşı devrime yöneltmeleri gereken öfkeyi, kini, nefreti nasıl yönelttiklerini ve teşhir ettiklerini iyi bildiğin için şaşırmamıştırsın da. Ama su akar yatağını bulur ve gerçeklerin manipülasyona, yalana rağmen er ya da geç ortaya çıkma gibi bir alışkanlıkları da vardır ve bunu en iyi bilenlerdensin de. Geçmişe dönük yolculuk yaptığımızda 92-94 süreci ve sonrası daha dün gibi buna yalın örnektir, sen de bu tarihin önemli, doğru yerde duran bir parçasıydın.
Evet kavgamın 35 yıllık yoldaşı Dursun,
Sen arkadaşlıktın, dostluktun, paylaşımdın, emektin, sevgiydin... aynı umutlarla, aynı hedefe kilitlenen kavga birlikteliğiydin bizim için/ benim için. İnsan daha ne ister ki. İyi ki hayatımıza dokunmuş, yüreklerimizde yer etmiş, kavgamızda yoldaş olmuşsun.
Su çatlağını bulmadı sende, doğduğun değil, doyduğun diyarlarda sevdiklerinin yanı başında oldu mekanın Dursun. Ama yoldaş olduğun çocukların, torunların, yoldaşların, dost ve arkadaşların, hele de ömrünün gonca gülü, yaşam denilen mücadele güzergahında eli hep elinde, sevdası yüreğinde, omuzbaşında olan sevdiceğinin seni sıkça ziyaretine geleceği için de şanslısın. Mezar taşı olsun diye yıllarca çocukları, sevdikleri, ana-babaları için Galatasaray 'ı mesken edinmiş anaları/insanları düşündükçe zorunlu ikametin neresi olacağının önemi ne ola ki? Hani deriz ya, devrimciliğin sınırı, ülkesi yoktur. Ebedî istirahatın neden olsun ki? Ama bedensel yokluğuna, bir daha göremeyeceğimiz gülüşüne alışmak zor gelecek hepisine/ hepimize.
Hayatın diyalektiğini dondurmak ya da ölümü bu diyalektikten çıkarabilmek mümkün olaydı, iyi olur muydu acaba? Doğuyor, büyüyor, yaşıyor ve bir gün bedenen yok oluyoruz. Acı, tatlı, güzel ve değerli anılar kalıyor ardımızda. Geldiğimiz gibi saf, temiz, çocukça gidemiyoruz sonsuzluğa belki ama önemli olan geride nasıl bir yaşam bıraktığımız, ne şekilde yaşadığımız değil mi? Değerliydin; her daim değerlimiz kalacaksın.
O dost canlısı, yoldaş sıcaklığı gülüşün, her daim bizimle olacak, yüreğimizin en güzel yerinde tüm diğer değerlerimiz gibi seni koruyacağız, anacağız.
Hoşçakal demiyorum.
Gittiğin yerde de rahat durmazsın, oradaki zebanilerin çarkına da çomak sokmaya devam edersin biliyorum. Başlamışsındır bile..
Tüm tanıdıklara, dostlara, yoldaşlara selam götürmüştürsün. Hepinizin yarattığı değerler, ödediği bedeller bir gün mutlaka karanlıkları aydınlıklara çıkaracak. Bundandır ki sen, onlar, tüm karanfillerimiz mücadelemizde hep omuzbaşımızda olacaksınız...!
İyi ki hayatımıza dokundun...
İyi ki yoldaştık...
İyi ki...!
-Hülya Onur-
Son Haberler
Sayfalar
Zemherinin Kızıl Gülü
Bugün 24 Ocak 2011..
Boğazımda düğümlenmiş hüzünler..
İçimde tarifi zor duygular..
Ve dilimde 18 Mayıs 1973′te Diyarbakır işkencehanesinde ser verip sır vermeme geleneğinin önderi olarak ölümsüzleşen İbrahim Kaypakkaya’nın "Devrim için her zaman ölecekler bulunur" adlı şiirinin sözleri..
"…gider,
…gider, nice koç yiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir,
Ey mavi gök!
Ermeni Meselesi hallolunmuştur Talat Pasa 29 Agustos 1915
Ermeni Soykırımı , İttihat ve Terakki Partisi hükümeti idaresinde ama tüm devlet kurumları ile gerçekleşmiş bir olaydır.Hükümet ve devlet uyum içerisinde artık Ermeni'lerin varlığını or tadan kaldırdıktan sonra Ermeni sorunu'' hallolunmuştur '' diyerek '' kurtulduklarını '' zannetmişlerdir.Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen Ermeni sorunu güncelliğini olduğu gibi korumaktadır. 100.yıl yaklaşırken Türkiye, yeniden dünya gündeminde tartışılır ülke konumu ile dikkatleri üzerinde toplayacaktır.
24 Ocak Vartinik Baskını ve Ali Haydar Yıldız.. / Muzaffer Oruçoğlu
Hayatımın unutulmaz anı. Menzil ve yaşam hakkı vermeyen haşin bir kış. Geyiklerini mağaralarına kapatan sisli, boranlı yüce zirveler. Yarı yıkık bir ev ve halkın korkarak, ‘sizi öldürecekler, gidin buralardan,’ diye mırıldana mırıldana acıdığı, destek vermeye çalıştığı bir avuç silahsız gerilla. Ve seher öncesinin toz karı hafif hafif ırgalayan ruzigarı ve tüfek şakırtıları.
Karışık
Yeni yılın ilk ayını epey aşarak yazıyorum ilk yazımı, belki korktum, belki panik yaptım, belki bir şey bekledim, ya da kimsenin aklına gelmeyecek hesaplar yaptım, yani derine daldım. “derin” kelimesi nasıl bir algı yaratır, nereden yakalar adamı, nasıl eğer, nerede büker, ne hale sokar, bilemem. Ama içimde tedirgin, kuşkucu, rahatsız ve hasta bir yer etti. Nerede bir erk, kurum, parti, örgüt, hele hele devlet varsa derini mevcuttur. Başka bir gücün olduğu ve derinlerden zelzele kudretine sahip bir şey bu…
Gaz kullanımı - ya da halkın zehirlenmesi üzerine (*)
“Zulüm bizdense; ben bizden değilim!”[1]
En net hâliyle Adolf Hitler’den biliriz “Gazlamak filli”nin ne olduğunu; elbette onun öncesinde I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda veya İngilizlerin Kürtlere karşı kullandığını; sonrası da bunun Şeyh Wassan ile Doli Smakoli’den Halepçe’ye uzandığını “es” geçmeden…
“Kimyasal gazdır” bunun adı; farklı versiyonlarıyla…
Kimyasal gazların, “biber”, “portakal”, “Brezilya” vb. versiyonlarıyla IMF İstanbul, KCK Diyarbakır, 1 Mayıs Taksim’inde ve bir alay itiraz eyleminde tanıştık…
"Özerlikçi"Anayasa sonrasında Bolivya dersleri (1)
“Anayasacıların öncelikle önemsedikleri şey, otorite ve gücün sınırlandırılması ve dağıtılmasıdır. Bu sınırlamalar felsefe ve ahlâki tartışmaların geniş alanından beslenir...”[2]
“Şangay Komünü” Hikayeleri
MKP ve Marksizmin En Temel İlkeleri
Eleştirilerime aşağıdaki başlıklar altında devam ediyorum:
1- “Şangay Komünü” Hikayeleri
2- Parti Diktatörlüğü Mü? Proletarya Diktatörlüğü Mü?
3- MKP ve Kaypakkaya
1- “Şangay Komünü” Hikayeleri
Sınırlı bir yaşamı sınırsız bir davaya adayanlara bin selam!
“ YÜKSEKLER ASLA FETHEDİLEMEZ ETEKLERİNDE MEZARLAR YOK İSE”
Mille salutations a ceux
QUI ONT PRÉCONISÉS UNE VIE LIMITÉE POUR LA LUTTE !
"Rien ne s’obtient sans effort et sacrifice"
La lutte des classes continue sans cesse à travers le globe.
Yarım Fokoculuktan Tam Fokoculuğa Geçişin Teorisi
MKP 3. Kongresini yaptı ve Kongre belgelerini yayınladı. Kongrelerini başarıyla sonuçlandırdıkları için devrimci mücadelelerinde başarılar diliyor ve kutluyorum.
Kendini Kaf dagında zanneden bir çeyrek "aydın"Haydar Karataş
Bazen zorunluluklarla, bazen tesadüflerle, bazen daha iyi bilen birisinin yönlendirmesiyle bazı kişiler bilgilenme anlamında yaşadığı toplumun gelişmişlik düzeyinden kendilerini daha ileriye taşırlar, gerek bilgiyi fethetmenin verdiği haz(“mutluluk fethetmektir.” Engels) gerekse de öğrendikçe doğa ve toplum karşısında özgürlük duygusunun güçlenmesi, bu bazı kişilerde, bilgilenmeyi bilinçli bir eyleme dönüştürür.( “insan bilmediklerinin esiridir, öğrendikçe özgürleşir” spinoza) ve düşün dünyasının büyümesiyle, olgulara, olaylara, nesneye diğerlerinden farklı olarak daha geniş açılardan ba