Katiller aramızda
AKP, sözde demokratikleşme paketi kapsamında tüm KATİLLERİ serbest bıraktı.Hepsi aramızda '' kahraman ''lar gibi dolaşıyorlar.İlkin Pir Sultan Abdal Şenlikleri için ,1 Temmuz 1993 yılında Sivas Madımak otelinde aralarında yazar,aydın,sanatçı 34 canı yakarak hunharca öldüren radikal islamcı örgütler,yapılan göstermelik yargılamalardan sonra hepsi serbest kaldı.İleri gelenleri,esas suçlular ise AKP tarafından,yakalanıp adalete teslim etme bir yana korunuyor.Bulun- dukları ülkelerden getirilerek '' adalete '' teslim edilmedi.
Yine islami bir rejim gerçekleştirmek için faaliyet yürüten Hizbullah örgütü 1990/2000 yılları arasında 200'e yakın cinayetten sorumlu tutulmaktadır.Yargılanıp '' ağır müebbet hapis '' cezalarına çarptırılan,Hizbullahçılar bugün hepsi serbest kaldı.Veya yurt dışına kaçtılar.Kendisinden olmayanı '' domuz bağı '' yöntemi ile öldürenler olarak da,kamuoyunda bilinen Hizbullah'çıların serbest kalması için özel yasalar çıkarıldı.Toplum vicdanında kabul bulmayınca hepsi yurt dışına çıkarıldı. Şimdi gizliden gizliye AKP döneminde yeniden canlandırılan,siyasallaştırılan bu gibi teşkilatlar PKK'ya karşı bir set oluşturup,AKP'ye hizmet için varlıklarını korumaktadır.
Bunlar yetmiyormuş gibi,tutukluluk sürelerinin hiç bir koşul ve sınırlandırma getirmeksizin 5 yıla indirilmesi ile tüm Ergenekon'cular yine serbest kaldı.Faili meçhul cinayetlerden,köy boşaltmalardan,Kürt siyasetçilerin infazlarından ...ve bir dönemin ,tüm acıların sorumluları ne için tutuklandı,ne için serbest bırakıldı? İktidarın paylaşılması ve uşaklarına hizmet etme konusunda anlaşamayan AKP ile Cemaat arasındaki çekişme şiddetlenerek devam edecek gibi görünmektedir.
Devlet, bu katillere olan vefa borcunu hepsini tahliye ederek ödedi.Genelkurmay Başkanı, bütün operasyonların, katliamların emrini veren İlker Başbuğ,yargılanmış ,ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.JİTEM adlı örgütün kurucusu ,birçok faili meçhul ölümlerin sorumlusu emekli albay Arif Doğan hastalığı bahane edilerek tahliye edildi.Eski Özel Hareket Daire Başkanı İbrahim Şahin,Avukat görünümlü bütün linç kampanyalarını örgütleyicisi Kemal Kerinçsiz,Hrant Dink'in öldürülme emrini veren '' büyük abi '' olarak tanınan Erhan Tuncel ile her bir olayın arkasında muhakkak görülen Veli Küçük'de tahliye edilenler arasında bulunmaktadır.
Danıştay saldırısı ile suçüstü yakalana Alparslan Alparslan,Malatya'da 2007 yılında Hristiyan kitaplar yayınlayan Zirve Yayınevi olarak bilinen binayı basarak işkence ve boğazlarını keserek Tilman Gecke,Necati Aydın,Uğur Yüksel öldürülmüştü.7 yıldır süren duruşmalarda mahkeme, halen faillerin suç işlediğine kanaat getiremedi.Kanundan yararlanarak tahliye oldular.Emekli Orgeneral Hurşit Tolon tarafından örgütlendiği belli olan Zirve Yayınevi katliamı davası göstermelik duruşmalardan sonra tutuklu sanık kalmadı.
Erhan Tuncel,Veli Küçük,İlker Başbuğ... cezaevlerinden çıkışta devlete olan bağlılıklarını belirterek '' devlet yat dedi,yattık-çık dedi çıktık '' ,'' bu bir görevdi,vatana bir nöbetim vardı,o nöbeti tuttum,bundan sonra dışarıda nöbetime devam edeceğim'' demişlerdir.Her biri ''ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet '' hapis cezası ile mahkum olmuşken,bir anda hepsi serbest kaldılar.Dünya'da başka bir emsali olmayan,görülmeyen ,duyulmayan bu vaka ciddi olarak adalete olan inancı ortadan tamamen kaldırmıştır.Kimlerin ceza evine gireceklerine,kimlerin cezaevinden çıkacaklarına kararı Hukuk ve Adalet düzeni değil, R T Erdoğan kanunları artık karar verir noktasına gelmiştir.
Ermeni toplumu ve tüm muhalif kesimler bu ürkütücü tablo karşısında endişe ve korku ile yaşamaya mahkum olmuşlardır.Cemaat ile ipleri koparan ve yol ayırımına gelen AKP ,Savaştan nemalanan, bütün herşeyleri kan ve gözyaşı olan,gelenekçi,ırkçı faşist devlet düzeninin devamından bulan çeteler ile beraber ''savaş'' dönemine yeniden geçmek için anlaşma sağlayabilirler.
Bizleri derinden yaralayan,üzen toplumda aydın,yazar,edebiyatçı kitapları en çok satan kişi olarak da bilinen Ayşe Kulin'in bir televizyon programında Ermeniler hakkındaki açıklamaları ülkemizin ''aydın'' insanının içler acısı ama aynı zamanda düşündürücü, halini ortaya sermektedir.Ermeni soykırımının100.yılına yaklaşılan bu süreçte,henüz Anayasa üze rinde anlaşamayan,bir dönemin bütün savaş suçlularının serbest kalması,gözle görülür bir ilerlemeyi bırak,toplumun her kesiminin gerilerek ''patlamaya hazır bomba'' durumuna geldiğini,bu ürkütücü tabloyu endişe ve korku içinde seyretmekteyiz.Kimse bu durumda bir beklenti içerisine girip '' paketlerden '' demokrasi,hukuk ve adalet çıkacağını beklemesin.
BEN CUMHURİYET TÜRKÜYÜM
''Osmanlı dedemin kucağında büyüdüm'' diyen Beyaz Türk hanımefendinin,acaba sen rahat rahat büyürken milyonlarca insanın,çocukların nasıl öldürüldüklerini başlarına neler geldiğini hiç düşündünüz mü ?Üstelik aile fertlerinden eniştesinin Ermeni olmasına,soykırım olayını objektif olarak,eniştesinin anlatımlarından anlaması açısından iyi olabilirdi.Ama anlamak istemedikten sonra yapılacak hiç bir şey yoktur.Kendi anlatımlarına göre '' Nefes nefese '' kitabında eniştesinin,babası ile amcasının nasıl götürüldüklerini anlatmaktadır.'' Bir akşam ailece akşam yemeği için masa başına toplandıkları sırada jandarma eri,bir baskınla evlerine dalarak babasını ve amcasını alıp götürdüğünde çocuk yaşta olan eniştem ileriki yıllarda bana o gecenin dehşetini nakledemeyecekti '' deyip, ''soykırım eğer olmuş olsaydı bugün eniştem olmayacaktı'' gibi düz bir mantıkla soykırım gerçeğini gizlemeye çalışmaktadır.
'' Eniştemi,Ermenileri öldürmüş olsaydık,ben eniştemi hiç tanımayacaktım '','' ben Ermenileri çok severim ama bu bir tehcir olayıdır.Savaşta yaşananlara soykırım demek zor.Yahudilerinki gibi durup dururken biz onları kesmeye başlamadık '','' doğu illerimizi işgal etmiş olan Rus askerlerine yataklık yapmalarını,Rus üniformaları giyerek bize karşı savaşmalarını önlemek için sürgüne yollayacağımıza öldürmüş olsaydık...'' açıklamalarına toplumun her kesiminden tepki aldı.
Her zaman Türk Resmi düşünce tarzında Tehcir Kararı ''güvenlik ''gerekçesiyle alındığı söylenir.Savaş bölgelerinden ''Ruslara yardımların engellenmesi'' gerekçe olarak gösterilse de,Türkiye'nin her tarafından savaş olmayan yerlerden Ermeni'ler sürgün ve imha edilmişlerdir.Çoğu insan Teşkilat-ı Mahsus birliklerinin saldırılarından,açlıktan,hastalıktan ve doğa koşullarına yenik düşmekten hayatını kaybetmiştir.Soykırımda ölenlerin büyük çoğunluğu sürgün yani tehcir yollarında ölmüştür.Gerçekler bunlar iken,Tehcir olayını,basit bir vaka,sanki insanlara bir şey olmamış-casına,sanki ölüm yolculuğu değil bir seyahatmış gibi,sanki tehcir ,soykırımdan daha makul bir olaymış gibi gösterilmesine insan ahlak ve vicdanı bunu hiç bir zaman kabul etmez.
Ermeni halkı içn Der-Zor çöllerini reva gören Talat Paşa, değişik ülkelerden Osmanlı'ya sığınan muhacirler için ise karşı çıkmaktadır.'' Bu muhacirleri dedikleri gibi oralara gönderip çöllere serpecek olsaydık oralarda cümlesi açlıktan ölecekti '' diyerek çöl bölgelerinin insan için ne kadar elverişsiz olduğunu itiraf etmiştir.Ama aynı Talat Paşa Ermenileri Der-Zor çöllerine tereddüt etmeden sürgüne göndermiştir.
'' Ermenileri durup dururken kesmedik '' diyerek,Eğer Ermeniler ''uslu'' durmuş olsalardı,başlarına bunların gelmeyeceğini,dolayısıyla esas sorumluların kendisi Ermeni'lerdir demek istemektedir.Birinci Dünya savaşını bir fırsat olarak gören İttihat ve Terakki,Ermeni ulusundan kurtulmak için böyle bir soykırım planını uyguladılar.Tek başına değil,Savaşa beraber katıldığı Almanların da bu yöndeki onayını ve düşüncesini aldıktan sonra sinsi planlarını gerçekleştirdiler.Almanların bölgesel çıkarlarına hizmet eden İ ve T yöneticileri,bölgeyi Ermeni'lerden temizlediler.Almanya Büyükelçisi Wangenheim merkeze göderdiği raporda bu durumu doğrulamıştır.'' Ermeni tehciri sadece askeri nedenlerle yapılmadı...ülkeyi iç düşmanlardan tamamen temizlemek..bu da Türkiye'nin müttefiki Almanya'nın çıkarına '' olduğunu söylemiştir.
VAN – BAŞKALE NALBANTI CEVDET BEY
''Van ve Zeytun'da ( Süleymaniye ) Ermeniler ayaklandı,savaş koşullarında İ ve T Tehcir'den başka çözüm yolu bulamadı '','' Ermeniler bizi arkadan vurdu '' şeklinde özetlenen resmi Türk ideolojisinin yalan olduğu ortaya çıkmıştır.Van valiliğine I.Dünya savaşı arifesinde Tahsin Bey'in yerine Cevdet Bey'in vali olarak atanması tesadüfi değildir.Aynı zamanda Enver Paşa'nın da eniştesi olan cevdet Bey ileride yaşanacak katliam, sürgün ve cinayetlerde aktif rol alarak Osaman'lı,İ ve T politikalarının planlı olarak uygulayıcısı oldu.Savaşın bitiminde İzmir'e yerleşen Cevdet Bey İngilizler tarafından tutuklandı.Malta'ya gönderildi.Fanatik müslüman olarak tanınmaktadır.
Cevdet Bey Van valisi olduktan sonra Van'da durumun daha da kötüleştiği her daim söylenir. Göreve gelir gelmez '' Azerbeycan Ermeni'lerini ve Süryani'leri temizledik,sıra Van Ermeni'lerine geldi '' diyerek,niyetini açıklamıştır.Ermeni'leri tehdit ederek '' bir kurşun attıkları takdirde''dizlerini göstererek buraya kadar olan hristiyan erkek,kadın ve çocuğu öldürmekle tehdit eder.Cevdet Bey'i en iyi tanıtan Margenthau anılarında şöyle anlatmaktadır.'' Van valisi Cevdet Bey'in ünü tüm Ermenistan'a yayılmıştır.Cevdet ülkenin her köşesinde ''Başkale nalbantı'' olarak biliniyordu.Çünkü bu işkence uzmanı,Ermeni kurbanlarının ayaklarına at nalı çakarak bütün işkenceciler arasında başyapıt olan bir işkence yöntemi keşfetmiştir '' diyerek Van Ermeni'lerini bekleyen büyük tehlikeyi işaret etmiştir.
Cevdet Bey'in İran yenilgisinden ve Van'a döndükten sonra sinsi planlarını uygulamaya sokmak için Ermeni'lerden 4000 kişi istedi.Ermeniler bu teklifi kuşkulu bularak kabul etmediler.40 kişi üzerinde anlaşma sağlandı.Bu kişileri Rus'lara karşı savaşta siper kazma,yol işlerinde kullandılar. Güven duyulmadığı için silah verilmedi.Tüm yaşanılan olumsuzluklara rağmen yaklaşan savaşta Ermeni'ler ile Osmanlılar arasında yapılan görüşmelerde, Ermeniler Osmanlılar yanında yer alacaklarını ilan ettiler.İngiliz ve Fransızlar,Osmanlıya '' savaşa katılmayın bu savaş sizin savaşınız değil '' ısrarına rağmen Alman işbirlikçisi İ ve T hükümeti savaşa katılarak,aynı zamanda savaş suçu işlemişlerdir.Ölümlerden,yaşanan acılardan birinci derece sorumlu olmuşlardır.
Istanbul'da toplanan Ermeni Milli Meclisi,Ermeni'lerin savaş sırasında Osmanlı hükümetine sadık kalacağını,askeri ihtiyaçlar da dahil olmak üzere her türlü yardıma imtina etmeden koşacağını ilan etti.Ermeni Taşnak Partisi 1914 Ağustos ayında Erzurum'da toplanan 8.Kongresin'e İ.Terakki temsilcisi Bahattin Şakir de katıldı.Taşnaklara savaşta Rus'lara karşı bir isyan örgütlenmesi teklifinde bulundular.Teklif rededildi.Taşnak Partisi, kongre sonrası yaptığı açıklamada Osmanlı topraklarında Rusya'daki Ermeni'lere vatandaşı oldukları devletlere karşı sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulundu.
Van-Çatak'ta Taşnak Ermeni liderlerle Cevdet Bey arasında yapılacak görüşmelere giden 3 Ermeni lider yolda öldürüldü.Van ve çevresinde bulunan köylere arama bahanesiyle baskınlar yapıldı.Erzak ve yiyecekler zorla toplanarak çevrede kıtlık yaratıldı.Cevdet Bey'in 5/8 bin kişiden oluşturduğu '' Kasap Taburu ''şehirde terör estirmeye başladı.Sarıkamış yenilgisinin faturasını da Ermeni'lere çıkaran İ ve Terakki'ciler,'' Kasap Tabur''larını Ermeni'lerin üzerine göndererek yerle bir etme talimatı verdi.Bu sırada Ermeni toplumunun ileri gelenleri İstanbul'da tutuklanarak Ayaş ve Çankırı'ya ölüm yolculuğuna gönderildiler.
Zeytun ( Süleymaniye ),Dörtyol'da 1915 Şubat aylarında gerçekleşen çatışmaların esas sebebi Osmanlı'ya karşı ''ayaklanma'' olmuş gibi gösterilmektedir.Oysa jandarmalar ile asker kaçakları arasında geçen çatışmalardır.Bir isyan durumu yoktu.Osmanlı idarecileri de bunu belirtmişlerdir.
Asker kaçaklarının sadece Ermeni'lerden ibaret olmadığı,diğer etnik gurupların da bunun içinde yer aldıkları görülmüştür.Ermeni'ler ''isyan'',''ayaklanma'' bir yana kaçakları kendi kendi elleri ile teslim ederek devlete yardımcı oluyorlardı.Buna rağmen ilk sürgün buradan başladı. Kafkasya'da bulunan Ermeni gönüllü birlikleri,yani Osmanlı tebasından olmayan,Ermeni'lerden oluşan gönüllüler Rus'lar ile birlikte Van'ı ele geçirdiler.18 Mayıs 1915 'de Osmanlı'lar geri püskürtüldü.Ankaraya kadar geri çekilen ''Kasap Taburları'' bütün Ermeni köylerini yakıp yıktılar. Yüzlerce insan katlettiler.Van'ı ele geçiren Rus'lar Van valisi olarak Aram Manukyan'ı tayin ettiler.''İhanet'' söyleminin ne kadar asılsız ve yalandan ibaret olduğu gerçeği Osmanlı meclisinde Erzurum temsilcisi olan Armen Garo ( Karekin Pastırmacıyan )'nun kardeşi Vahan Pastırmacıyan Aralık 1914'de Sarıkamış'ta Osmanlı ordusunda, Rus'lara karşı savaşarak göstermiştir.
1915 'de yaşanan ve soykırım olarak tüm insanlığın kabul ettiği gerçekler yanlızca Türkiye'de kabul edilmemektedir.1923 ,Cumhuriyet ideolojisi inkar ve imha politikaları ile olduğu gibi devam etmektedir.100.yılına az bir süre kala ,gündem yine Ermeni sorunu olacak bu kamburdan hiç bir zaman kurtulamayacaktır.Ahlak ve vicdan yoksunu aydınlarımız ''durup dururken kesmedik'' diyerek geçmişte yaşanan acı olayları bugün için de savunmaktır.Devlet bakış açısı ile olayları tahrif,yalan ve inkar ederek gerçekler ne zamana kadar acaba gizlenecektir.
Bu yüzden bütün çabalarınız boşunadır,Hrant Dink'in dediği gibi,SU ÇATLAĞINI MUHAKKAK BULUR.
Mart 2014
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
“Kobanê Stalingrad’dı, Afrin’i Vietnam yap!”
Aşağıdaki mektup, 2016 yılından bu yana Rojava’da savaşan İrlandalı bir enternasyonalist tarafından yazıldı. Tırpan Cudi isimli savaşçı şu anda da TC işgaline karşı direnen Afrin’de bulunuyor ve mektubunda sürece dair düşüncelerini paylaşıyor. Mektup, Gary Oak tarafından Morning Star sitesinde yayımlandı ve Özgür Gelecek tarafından çevirisi yapıldı.*
GARY OAK Türkiye’nin saldırısıyla karşı karşıya olan YPG içindeki savaşan İrlandalı bir gönüllünün mektubunu yayımladı.
Kapitalizmin krizleri ve finanşallaşmanın sonuçları
(Bu yazı Partizan dergisinin 91. sayısında alınmıştır. Güncelliği nedeniyle yayınlıyoruz. Site yazı Kurulu)
Devlet teorisi ve Türkiye'de devletin yeniden restorasyonu
(Bu yazı Partizan dergisinin 91. sayısında alınmıştır. Güncelliği nedeniyle yayınlıyoruz. Site yazı Kurulu)
Emperyalist ve komprador kapitalist sömürü kıskacında Türkiye Kürdistanı
(Bu yazı Partizan dergisinin 91. sayısında alınmıştır. Güncelliği nedeniyle yayınlıyoruz. Site yazı Kurulu)
Efrîn direnişi emperyalist haydutlara rağmen zaferle sonuçlanacak!
Kurulduğundan beri mayasında taşıdığı Kürt fobisi mevcut süreçte TC Devleti’ni daha saldırgan kılmıştır. Öyle ki, Kürtleri kendi sınırları içerisinde baskı ve tahakküm altında tutan TC devleti bununla yetinmeyip, Efrin Kürtlerine karşı da saldırıya geçmiştir.
Emperyalist Çin’in Dünyaya Vermek İstediği Düzenin Adı: İpek Yolları (İkinci Bölüm)
Dünyanın küreselleşmesi kapitalizmle başlamıyor, daha önceki tarihlere, Millattan önceki yıllardan başlayan ve Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan bir tarihi yol var. Bunun adı: İpek Yolu. Antik İpek Yolu‘nu Tunç devrine kadar da geriye götürebilirz. Hemen hemen bütün medeniyetlerin uğrak yerlerinde birisi olduğu söylenebilir.
Sınıf bilinci
Yaşam kendi hareketini sonsuz devinimi içinde sonlu parçalara bölmüş olarak yol alıyor.Bu konu da maddenin en yüksek biçimi olan 'bilinçli madde' de durmuyor.Maddenin hareketini anlamaya ve onu bilinçli bir değişikliğe uğratmak için çabalıyor.Toplumsal anlamda değişiklikliğin yaratıcısı da burada tarihsel önemini vurguluyor.Komünist Partinin tarihsel önemi, sınıflı toplumların sınıf ilişkilerindeki eğemenlik yönünü başağı çevirmek, üretimin toplumsal yönünün önündeki en büyük engeneli ortadan kaldırmak, bağımlılık ilişkisini koparmak yada onu da ters çevirmektir.
Ermeni fedai Rolada “Seyirci kalmak yerine fedai ruhunu canlandırma zamanı”
Rojava: Kadın devrimini bünyesinde barındıran ve geliştiren Rojava’da sırtını dağlara vermiş, özgürlük için savaşan bir Ermeni Fedaisi ile görüştük. Komutan Nubar Ozanyan’a dair düşüncelerini paylaşan Rolada röportajında “Seyirci kalmak yerine maddi ve manevi olarak fedai ruhunu canlandırma, ön saflarda dimdik ayakta durma zamanıdır. Geride durmak bize yakışmaz. Büyük bir direniş göstermenin zamanıdır. Bu güç de bizde var” diyor.
Emperyalist Büyük Savaşa Doğru (Birinci Bölüm)
Emperyalist savaş tehlikesini kapıya dayandığını, gelinen aşamada bugün hemen hemen herkes –burjuvazinin yayın organlarından The Economist’de dahil- gizleyemiyorlar. Bunlar emperyalist savaşın ekonomik nedenlerini gizleyip, karşıtı olduğu emperyalist gücün saldırganlığına bağlarlar.“Şom ağızlı” olmak iyi bir şey değil, ancak, kapitalizmin nesnel gerçekliği, bizi emperyalist savaşın bütün koşullarının – bütün temel çelişmelerin keskinleşerek- olgunlaştığına götürüyor. Stalin, 2. Emperyalist savaşın gelişini 1927 yılında açıklamıştı.
İnip Kaçabileceğin Limanlar Var Gayrı
Boğazda yine aşkları farklı yerlerde arayan yapıların akını mı ne var?
Bu kaçıncıydı.
Sıkıştırdığı, cımcıkladığı beden.
Kendinden de iğreniyordu.
Normal şartlarda olsa ...
Teninin kokusu...
Tanıdık gelen ...
Bu narin ince beden kendine cevap verir miydi ?
Hemi de ...
Yağmurun ıslattığı bedenine yapışan elbiseyle bir o yana bir bu yana kaçarken kollarının arasına düştüğü yerde...
Teninin kokusu ....
Toplumsal yapıda en aktif olanlar örgütlenme zeminimizdir derken benim kadar senini sevebilir mi sorusuyla attığı
Darağacında bir fedai; Levon Ekmekçiyan
100 yıllık tarihimize baktığımızda katliam, zulüm, işkence ve idamların hiçbir zaman eksilmediğine tanıklık ediyor ve yaşıyoruz. Osmanlı’da da böyleydi, cumhuriyet tarihinde de böyle oldu. Cumhuriyetin kurucu kadrolarının hepsinin İttihat Terakki Cemiyeti kökenli oluşu, aynı şekilde bütün birikimlerini yeni kurulacak Cumhuriyet için harcadılar. Anadolu’nun mazlum halklarını Rum, Ermeni, Süryanileri “Tehcir Kararı” ile anayurtlarından ederken “ulus devlet inşası”nın halkların kanı üzerinden gerçekleştirdi.