Çarşamba Ekim 28, 2026

KADINLARIN BİRLİĞİ | Halk Okulu Devrimcilik Adı Altında LGBTİ+ Düşmanlığı Yapmaya Devam Ediyor!

Bir süredir Halk Okulu’nda LGBTİ+lar ve LGBTİ+ mücadelesi üzerinden genelde ilerici, devrimci harekete özelde proletarya partisine yönelik “değerlendirme”lerde bulunulmaktadır.

Bu “değerlendirmelerin” temel anlayışına ve üslubuna, devrimci kamuoyu da bizler de aşinayız.

Halk Okulu, 25 Haziran 2023 tarihli 189. sayısında proletarya partisinin özerk kadın örgütlenmesi olan Komünist Kadınlar Birliği’nin 13 Haziran tarihli, Onur Haftası vesilesiyle yayımladığı “LGBTİ+ları Yok Edemezsiniz, Mücadelesini Bastıramazsınız! Yaşasın Onur Direnişimiz!” başlıklı açıklamasına yönelik de aynı üslubuyla kendince ve bildik değerlendirmelerde bulundu.

Başlarken belirtelim ki, küçük burjuva devrimciliğinin coğrafyamız topraklarındaki en “tutarlı” temsilcilerinden biri olan çizgiyle bu türden bir polemiğin bu dostlarımız nezdinde bir farklılık yaratacağını düşünmemekle birlikte yazmamızın nedeni, LGBTİ+lar ve LGBTİ+ mücadelesine yönelik TC faşizminin saldırılarının ve özellikle son dönemde artan bu saldırıların gerek R.T.Erdoğan ve gerekse S.Soylu gibi halk düşmanlarının halkın gerici düşünce ve duygularına oynayan, nefret suçu işleyerek hedef gösteren açıklamalarının yanında LGBTİ+ların en doğal, en haklı ve en meşru devrimci taleplerini sahiplenmemizin getirdiği sorumluluktur.

Yazmamızın bir diğer nedeni de devrim ve komünizm mücadelesinde faşizme, emperyalizme ve her türden gericiliğe karşı savaşta şehit düşen ve tüm homofobik* yaklaşımlara karşın bu saflarda hala mücadele eden LGBTİ+lara “devrimcilik” adı altında hakaret edilmesini, aşağılanmasını, “sapık, hasta” ilan edilmesini kabul etmeyişimizdir. (Halk Okulu “öğretmenleri” şaşıracaktır ancak faşizme, emperyalizme karşı devrimci ve komünist saflarda mücadele eden ve ölümsüzleşen LGBTİ+lar vardır!) Evet, LGBTİ+lar vardır ve onların mücadelesini sahiplenmek, devrimci dinamikleriyle birleşmeye çalışmak, kendisine devrimciyim diyenlerin görevidir.

Yine de bu çizgiyle LGBTİ+lar ve LGBTİ+ mücadelesini bilimsel temelde ve hatta tarihi süreçlerle tartışmak gereksiz diye düşünülebilir. Çünkü bu konuda gerçekten “derdi-tasası” olan, gerçekten adalet arayışında olan bir devrimci, mesele üzerine yazılmış binlerce inceleme-araştırmadan en azından üçünü-beşini okur, LGBTİ+ mücadelesinin tarihini inceler vs. Ancak H.O’nun bilimsel olmak gibi, gerçeklere dayanmak gibi bir derdi yoktur. Şöyle bir belirlemeyi yapan, bunu her durumda ve her koşulda verili doğru kabul eden bir çizgiden bahsediyoruz nihayetinde: “Biz devrimciler düşman ne diyorsa tersini düşün çünkü onun için iyi olan halklar için kötüdür diye düşünürüz.” (H.O, S.189, Sy.43) Bu nasıl bir sığlık, nasıl manipülasyona açık bir düşünüş tarzıdır! Nasıl da “şeylerin” tarihsel süreçlerle ilişkisini koparmak, en solda görünüp burjuvazinin-düşmanın ideolojik saldırılarından hiçbir şey anlamamaktır! Böyle bir düşünüş tarzı, devrimci kalmayı bırakın, burjuva ideologların gece-gündüz yaptıkları basit manipülasyonları dahi algılamamaya götürür bir kişiyi-kurumu. Bu nasıl bir okuldur ki, öğrencilerini burjuvazinin ideolojik saldırıları karşısında eğitimsiz bırakmaktadır!

Bu tür manipülasyon ve ideolojik saldırılara bir örnek verelim; Burjuva tarihçilerin Cumhuriyet’in kuruluşunun çok öncesinden başlayan kadın mücadelesinden tek satır bahsetmeyip, M.Kemal’in dünyanın birçok ülkesinden çok daha önce kadınlara seçme ve seçilme hakkını “bahşettiğini” propaganda ettiğini biliyoruz.

Bu durumda, H.O.’nun formülasyonuna göre, M. Kemal’i “ilerici” mi kabul etmeliyiz ya da burjuvaziye inanıp faşist diktatörlüğün kurucusu M.Kemal yaptıysa bu kötü bir şeydir deyip bu hakkın kadınların mücadelesiyle kazanılmış bir hak olduğunu ret mi edelim? Her iki durum da H.O.’nun derslerine uygundur ve her ikisi de diyalektik materyalizmden uzak, bomboş birer söylemdir. (Boş yere polemik konusu olmasın diye hemen belirtelim ki, insan olarak dahi kabul edilmeyen kadınların mücadelesiyle seçme ve seçilme hakkının kazanılması demokratik bir kazanımdır, yoksa bu sistemde seçip-seçilerek ne kadınların ne de halkın kurtuluşu mümkündür!)

Bu düşünüş tarzı elbette LGBTİ+ meselesine de LGBTİ+ mücadelesine de böyle bakar. Halbuki H.O. öğretmeni, “eleştirdiği” bildiriyi (ve daha önce de aynı konu üzerinde yazılan bildirileri) okusaydı, “emperyalistlerin” “şu sapıklığı, hastalığı yayalım da halkı çürütelim” demeyip, LGBTİ+lara karşı akıl almaz işkenceler, tecavüzler ve katliamlar yaptıklarını, LGBTİ+ların da buna karşı verdiği mücadeleleri ve böylece de Onur Haftası’nın tarihsel sürecine dair birkaç bilgiyi öğrenebilirdi. Yine bildiriyi okusalardı, emperyalizmin LGBTİ+ mücadelesini “sulandırma” ve onun önemli bir basamağı olan Onur Haftası’nı burjuvazi için bir “pazar” haline getirme çabalarına karşın yapılan belirlemeleri de görebilirdi.

Bu bahsi uzatmamızın nedeni, H.O.’nun bu görüşlerinin temelinin bir ayağı tüm toplumda (LGBTİ+lar da dahi) var olan, homofobi oluştururken, diğer ayağını da bu tür bir yüzeysel, bilimden, diyalektik materyalizmden uzak devrimcilik algısının oluşturmasıdır.

Diğer yandan H.O.’na yöne veren çizginin küçük burjuvazinin ideolojisi olduğunu bildiğimizden; bu ve benzeri “değerlendirme”leri küçük burjuvazinin ideolojisinin doğrudan ürünü olduğu ve başta kendileri de dahil olmak üzere devrimci komünist hareketin içinde bulunduğu durumdan bağımsız olmadığının bilincinde olduğumuzun da altını çizelim.

H.O., ABD-NATO karşıtlığıyla “anti-emperyalist” olunacağını sanıyor!

Neresinden tutsak dökülen H.O.’nun yazısında emperyalizm denirken, ABD ve Almanya, Fransa, İngiltere gibi “Batılı” emperyalistlerden bahsediliyor. Zira Rusya ve Çin gibi emperyalist ülkelerde eşcinsellik “sapıklık, hastalık” olarak görülür ve yasaktır. (“Sapıklık, hastalık”? Tanıdık geldi mi?) ABD, İngiltere vd. emperyalist de, Rusya ve Çin komünist mi yoksa?!! Ya da H.O.’nun anti-emperyalistliği ABD ve NATO ile mi sınırlı?

Sorunun yanıtını kendileri veriyor. Ne diyor H.O.: “Üstelik solun en temel değerlerinden olan antiemperyalist yanını bile unutarak NATO’nun ABD’nin BM’nin LGBTİ+cılığı ile aynı ideolojik bakışta birleşmişlerdir.” H.O. bize de öğretsin: Anti-emperyalizm ne zamandan beri, emperyalizmin sadece bir blokuna karşı olup diğer blokunu (en naif söylemle) görmezden gelmek haline geldi? H.O.’ya kötü bir haberimiz var, ABD ya da NATO karşıtlığı tek başına anti-emperyalist olmaya yetmiyor! Emperyalizme (ve tüm emperyalist ülkelere tabii ki) bir bütün karşı olmak gerekiyor. Günde beş vakit kahrolsun ABD-NATO deseniz de, bunun adı anti-emperyalizm olmuyor!

BU durumda H.O.’nun “Biz devrimciler düşman ne diyorsa tersini düşün çünkü onun için iyi olan halklar için kötüdür diye düşünürüz” formülasyonu da çöküyor. ABD gibi Rusya da emperyalistse ve ABD emperyalizmi eşcinselliği yaymaya çalışırken, Rusya yasaklıyorsa, biz hangisine göre konumlanacağız? Acaba kendimiz mi bir fikir-görüş üretsek?

H.O. için tutarlılık sadece küçük burjuva devrimciliği noktasında işliyor

H.O.’dan en azından aynı yazı içinde tutarlılık ve gerçeklere dayanmasını beklemek fazla mı lüks kaçar? Beklentimiz elbette var ama umudumuz pek yok.

H.O. soruyor: “AKP döneminde devrimciler hapishanelere doldurulurken işkence, kaçırılma ve katliamlara maruz kalırlarken LGBT+lar ne tür bir baskıya maruz kalmışlardır.” Biz bu sorunun yanıtını vermeyeceğiz. Sadece gerçeklerden kopmak nasıl dile geliyor, onu göstermek için alıntıladık. Yine de biraz gerçeklerden (en azından en görüneninden) kaçamayan H.O. devam ediyor: “Sokaklarda yaşanan ve yürüyüş engellemelerinden bahsediliyorsa eğer kimse bunun bir tek LGBTİ+ların başına geldiğini savunmuyordur sanırız.” Peki bir tek onların başına gelmemesi, onların da başına gelmediği anlamına mı gelir? Hani madem AKP LGBTİ+ları teşvik ediyor ya, eşcinsellikle bir sorunu yok ya, onların yürüyüşüne neden saldırıyor? AKP, şuursuzca bir şeylere saldırmıyor değil mi? Örneğin “LGBTİ+ karşıtı” yürüyüşe saldırdı mı, hatta propagandasını yapıp katılım için elinden geleni yapmadı mı?

Devam ediyor H.O.: “Eş cinsel politikalarında AKP’nin NATO’dan bağımsız bir politikası olamaz.” Nasıl yani? NATO, eşcinselliği yaymaya çalışıyordu ya, AKP de mi aynısını yapıyor? O zaman neden 7/24 “şunlar LGBT’ci, bunlar LGBTİ’ci” diye haykırıyorlar? Gökkuşağı renklerini gördükleri yerde neden saldırıyorlar? LGBTİ+ların “hayvanlarla evliliği (hayvan tecavüzü)” savunduklarını iddia edip halkı neden kışkırtmaya çalışıyorlar?

Tutarsızlıklar bitmiyor! H.O, KKB’nin bildirisinde “LGBTİ+ları komünizm saflarında mücadeleye çağırıyoruz” ifadesini de, “İşte bu çağrı solun kitlelerden kopuşunun dile vurumudur” diyerek “sınıf mücadelesinin reddedilmesinin” kanıtı olarak sunuyor. Düşünün ki, halkın bir kesimini komünizm (sınıf mücadelesi) saflarına çağırarak sınıf mücadelesi reddediliyor!!! İşte tutarlılık adına umudumuzu yitirdiğimiz an!

H.O. devrimcilik mi öğretiyor, had mi bildiriyor?

Başta da söyledik, bu çizgi herkesi onların meşrebine uygun “devrimci” yapmayı kendine misyon biçmiş. Olabilir. Ama onların söylediği anda, onların söylediği biçimde, onların çizdiği sınırlar içinde vs. yapmadığınız her şey “çürümenizin” kanıtları olarak karşınıza konur. Bununla da sınırlı değil! H.O. bunu yaparken gerçekleri eğip bükmekten, iftira atmaktan, manipülasyon yapmakta hiçbir beis görmüyor. Hatta eşcinsellikle pedofiliyi aynı cümle içinde kullanarak LGBTİ+ düşmanlığını meşru hale getirmeye çalışıyor, hem de hiçbir devrimciye yakıştıramayacağımız bir yöntemle.

Bakın H.O. daha neler diyor: “Ülkemiz solunun giderek düzeniçileştiği herhangi bir hak alma eyleminin gerçekleşmediği, direnişlerin örgütlenmediği, alanları sahiplenmeme tavrının sonucudur bugün yürüyüş yapamamak ve alanlara çıkamamak.

Ancak solun gündeminde bunları tartışmak yer almıyor. Başka neler yer almıyor solun gündeminde? Hapishanelerde süren direnişler, hasta tutsaklar konusunda tartışmak yer almıyor. Emperyalizmin terör yasaları o yasalara karşı direnenler, direnişler üzerine politika yürütmek tecrit gündemi yer almıyor.”

Bahsettikleri “sol” kimdir, nedir, bunu tartışmayacağız. Zira yazıda, proletarya partisinin bildirisinden yola çıktığı için üzerimize almak zorundayız. Devrimcilerin (yukarıda tartışılmadığını iddia ettiği konulardaki) hiçbir ortak hareketinde yer almayan, yer aldığı zaman kendini dayatan H.O. çizgisi, kendisi dışındaki devrimcileri, komünistleri iftira ve yalanlarla, karalamalarla teşhir ediyor!!! Komünistliğimizi, devrimciliğimizi bu çizgiye kanıtlamak gibi bir niyetimiz yok elbette. Bu nedenle “Neden tüm bu gündemler önümüzde duruyor ve içeride dışarıda tek tek de olsa direnişler sürüyorken, emperyalizm tüm dünyada devrimcilere saldırıyorken solun eş cinsellik gündeminde bunca ısrarı? Düzeni(n) dikkatini ve tepkisini çekmemek ABD ve AB emperyalizminin politikalarını benimsemekten geçiyor.” iftirası karşısında H.O.’na “haddini bil” demekten başka seçenek kalmıyor bize…

Ve bir de, H.O’ya, LGBTİ+lar ve LGBTİ+ mücadelesi konusunda “sakin” olmalarını, bu kadar “kaygıya” kapılmamalarını, kimsenin kimseyi “ele geçiremeyeceği”ni ve tabii ki MLM “birin ikiye bölüneceği ilkesi”nden hareketle, LGBTİ+lar ve LGBTİ+ mücadelesinin de kendi içinde ikiye ayrıldığını/ayrılacağını; bu ikiden birinin emperyalizmin safında, diğerinin ise proletaryanın ve halkın safında olduğunu/olacağını hatırlatmak isteriz.

Görüşlerimiz açıktır. Peki Halk Okulu ne diyor, ne öneriyor?

Proletarya partisinin LGBTİ+lar ve LGBTİ+ mücadelesini nasıl değerlendirdiği ortadır. Proletarya partisinin 50 yıllık mücadele tarihinde bu konuda eksik ve hatalı değerlendirmeleri olduğu da bilinmektedir. Nitekim bu eksiklikler hareketin birinci kongresinde değerlendirilmiş ve çeşitli sonuçlar çıkarılmıştır.

Örneğin komünist partinin programında, “Ataerkil Yapı” başlığı altında şu değerlendirmede bulunulmaktadır:

“Kadın ve LGBTİ+ların ezilmesinin, sömürülmesinin, her türlü şiddete maruz kalmasının ve baskı altına alınmasının başat unsuru olarak sömürücü sistemlerle iç içe giren ve bu sistemlerin temellerinden biri olagelen ataerkil sistem Türkiye toplumunun ve devletinin de temellerinden biridir. Özellikle de köleci toplumu yaşamadan feodalizme sıçrayan Türkiye toplumunda kadın ve LGBTİ+ların ezilmesi, sömürüsü ve cins kırımına uğraması çok daha şiddetli ve yaygın bir sorun olarak yaşanmaktadır. “ (Madde 23)

Yani H.O. çizgisi, “her şeyi emperyalizmle ve NATO”yla açıklarken(!) proletarya partisi, burjuva feodal sistemin temel kolonlarından biri olan ataerkil sistemi tanımlamakta ve çözüm önerilerini sunmaktadır.

Komünist hareket “Amerika merkezli, NATO yönlendirmeli” değil ama sınıf mücadelesinin coğrafyamızdaki aldığı biçimlerine uygun olarak değerlendirmeler yaparken çözüm olarak ise “özellikle kadınlara ve LGBTİ+lara yönelik her türlü cinsiyetçi yasal düzenleme iptal edilerek, tüm toplumsal kurum ve ilişkiler eşitlik ilkesine göre yeniden düzenlenecektir. Yerellerden itibaren en üstteki devlet birimine kadar %50 kadın kotası uygulanacaktır. Kadınlar ve LGBTİ+lar, kendi bağımsız demokratik örgütlerini oluşturabilecektir” demektedir. (age, madde 53)

Yine “Demokratik Halk İktidarı; kadın bedeninin alınıp satılması başta olmak üzere, bedenlerini satmak zorunda kalan çocuk, LGBTİ+ ve kadınların ücretsiz eğitim ve meslek edindirme kursları sağlanacaktır” (age, madde 71) denilmekte ve “Kadın ve LGBTİ+ları ezen, baskı altında tutan ataerkil sistemin tamamen ortadan kaldırması amacıyla, gerekli örgütlenmeler yaratılacak, başta erkekler olmak üzere tüm topluma eğitim verilecek, toplumsal cinsiyet rolleri, homofobi, transfobiyi ortadan kaldıracak tedbirler alınacak; ev içi emek ve çocuk bakımı toplumsallaştırılacaktır” (age, madde 77) şeklinde çözüm önermektedir.

Bu konuya dair program ve tüzükte yer alan tüm maddelere bakılabilir. (Programın devrimin ilk aşaması olan Demokratik Halk İktidarı programı olduğunun altını çizelim.)

Peki, şimdi samimi olarak soruyoruz; PC çizgisinin LGBTİ+lar konusundaki çözüm önerisi nedir? Ne önermektedir? Tedavi adı altında toplama kampları, gaz odaları mı? Basit bir cevap? Kimseye hakaret etmeden, yalan söylemeden, iftira atmadan basit bir cevap?

(* Yazı boyunca zaten karışık olan kafaları daha fazla karıştırmamak için transfobi, bifobi gibi kavramları kullanmayarak sadece homofobi dedik.)

9755

Proletarya Partisi

 Proleterya Partisi'nden gundeme iliskin yazilar

Proletarya Partisi

Müslüm Elma; “Emperyalizm ve Ortadoğu” (2.bölüm)

ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının “Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.

Liberalizmin müfrezelerine karşı MLM’nin müfrezeleri olmak

Unutma ki; sen bir komünistsin. Bütün düşünce, davranış ve eylemlerinle bu yüce sıfatı yükselt.(Mehmet Demirdağ)

Sınıf mücadelesinin en keskin dönemeçlerinde komünistlerin eldeki verili durumu inceleme ve ona uygun politika üretmedeki görev ve sorumluluğu her daim günceldir. Devrim mücadelesi bireyin benliğinde hayat bulsa da esasta toplumsal yaşamı değiştirme mücadelesidir ve devrime adanmışlık ancak bu şekilde anlam bulur. Devrimci müfrezenin korunması ve örgütlenmesi böylesi bir zemine oturur ve ilkeler ise bu müfrezenin çeliğine katılan sudur.

Garbis Ağparik ile Reportaj (2ci bölüm)

30 Ekim 2014 MGK kararı;"Taş üstünde taş,baş üstünde baş"kalmıyacak

*-Ermeni olmanın zor olduğu, linç kampanyasına dönüştüğü, hakaret olarak algılandığı iyi ve örnek olan bir davranış da var. “Süryani, Ezidi ve Ermenilerden özür diliyorum” diyen Ahmet Türk ile TBMM'de “Ermeni soykırımı için özür dilensin” önerisi sunan Sebahat Tuncel'in çıkışı ileri ve tarihi bir adım değil midir ?

Bu Kaçıncı:Türk Askerleri Tarafından infaz edilen İki Kadın Gerilla –Dursun Ali Küçük

Bu kaçıncı?

Kürtlerden uzak durun (!)

Kürtlerden uzak durun, “devlet baba kızıyor.” Faşist TC devleti, Kürtleri yanlızlaştırmak ve elimine etmek için, bütün silahlarını kullanıyor. Kürtlerle dayanışma gösteren sosyalist gençleri Suruç’ta parçalarına ayırıryor. Kürtlerle ortak hareket eden demokratik ve ilerici güçleri Ankara’nın göbeğinde bombalıyarak, yüzü aşkın devrimci-demokrat insanı katlediyor. Kürtlerin katledilmesine karşı çıkan aydınlar birer birer tutuklanıyor, yıkımları haber yapan gazeteciler zindanlara atılıyor, akedemisyenler, öğretmenler ve diğer kamu çalışanları tasifye ediliyor.

Emperyalizm ve Ortadoğu / Müslüm Elma

ATİK dava tutsaklarından Müslüm Elma’nın savunmasının“Emperyalizm ve Ortadoğu” başlıklı bölümünden alınmıştır.

Devrime kendini adamak üzerine…

Adanmışlık, sınırsız katılım demektir. Koşulsuz bir bağlılığı, devrime dair en üst boyutta bir istenci ve engel tanımayan bir azmi koşullar. Ancak, adanmışlığı bir kavram olarak tarif edeceğimiz komünist devrimcilik olunca buna bir dizi kriteri daha dahil etmeliyiz.

Dünya, Türkiye ve Ortadoğu'ya kısa bir bakış (Bir Partizan)

Emperyalizmin egemen olduğu bugünün dünyasında çelişkiler derinleşiyor. Hem emperyalist güçler ve bloklaşmaları arasında hem de emperyalizm ve uşaklarıyla dünya proletaryası ve emekçi halkları arasındaki çelişkiler keskinleşiyor. Bir avuç emperyalist gücün aralarında paylaşmış olduğu dünyanın, bugün Ortadoğu’dan Afrika'ya; Güney Asya bölgesi, Baltık bölgesinden Ukrayna ve Karadeniz'e doğru alanda çelişkiler daha da keskinleşmektedir.

Garbis Ağparik ile Reportaj

*-Siz nerelisiniz ? Kaç kardeşsiniz ? Büyük anne ve büyük babanız Ermeni katliamları ile ilgili size hiç anlatımları oldu mu? Anadolu'dan toplanıp İstanbul'a okumaya getirilen Ermeni çocuklardan, sizin memleketten de gelenler oldu mu? İlkokulu nerede okudunuz? Ermeni okulları ile tanışmanız nasıl oldu ?

Cengiz, Hakan ve Özgüç anısına… Onları yaşatmak…

İnsanlar ölür, sözleri kalır. Devrimcilikte söz, devrimci duruştur. Devrimci duruş; devrim için kendini örgütlemek, kendini örgütlerken halkı örgütlemek ve bunları yaparken tüm yaşamını devrime örgütlemektir. Ve yaşamını devrime örgütleyenler bugün ölseler bile devrime sevdalı her yürek atışında yeniden canlanırlar.

Yasal Çalışma ve Yeraltı Çalışmasının Önemi Üzerine

Faşizm en koyu, en kanlı, en vahşi biçimiyle hükmünü sürdürüyor. Faşist devletin başında bulunan Erdoğan ve müttefikleri faşist diktatörlüğünü daha açık, daha şoven, daha ırkçı şekliyle sürdürüyor. Öyle ki, kendi koyduğu yasaları tanımıyor, parlamento ahırının ona tanıdığı yetki ve kuralları hiçe sayıyor, darbe üstüne darbe yapıyor. Kendi eliyle organize ettiği ‘darbe’ oyununu bahane ederek her alanda devrimci, demokrat, aydın ve yurtsever güçleri topluca tasfiye etti. Suriye’ye topraklarına girdi.  İŞİD’i gerekçe göstererek Suriye ve Kürdistan toprakları işgal edildi.

Sayfalar