Salı Ekim 13, 2026

Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?

Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.

Uluslar kapitalizmle birlikte ortaya çıktı. Feodalizmin içinden çıkan burjuvazi ülkenin tüm pazarlarının birleştirilmesi ve tek hakim güç olmak için ulusu tek bir devlet çatısı altında birleştirerek ulus devletler kurdu. Tek uluslu ülkelerde ulusal sorun yaşanmadı. Çok uluslu ülkelerde, ulusal sorun ya devrimlerle ya da bağımsızlık savaşlarıyla çözüldü. Her iki durumda da çözülemeyen ulusal sorunlar, çok uluslu ülkelerde başlıca sorunlar içindeki yerini korumaktadır.

Kürtler bir ulus olmalarına rağmen hiçbir zaman kendi ulus devletlerini kuramadılar. 1920 yılında Lozan’da emperyalistler ve Türk devletinin yaptığı pazarlık sonucu Kürdistan 4 ayrı devlet arasında bölünüp parçalandı. Irak, Türkiye, İran ve Suriye arasında paylaşılan Kürdistan toprakları 100 yıldır ilhak edilmiş bulunuyor. 1946 yılında Mahabad Kürt devletinin kısa ömrünü saymazsak, Kürtler 100 yıldır kendi ulus devletlerine kavuşmuş değiller. Irak Kürdistanı’nda verilen bağımsızlık savaşı on yılları alarak, 2000’lerin ortalarında Irak Kürdistanı bölgesel, bağımsız bir statüye kavuşmuş olsa da, hiçbir zaman bağımsız bir Kürdistan olamadı.

2003 yılında ABD’nin Irak işgali sonrası, Barzani ve Talabani, Bölgesel Kürdistanı’n kurulduğunu ilan ettiler. Bu statü, içte bağımsız, dışta ise Irak merkezi hükümetine bağlı olarak varlığını sürdürdü. Irak Kürdistanı’nda tek hakim güç olarak Barzani süreç içinde daha da gericileşerek, ABD’ye bağımlı bir konumda statüsünü korudu. Türk devletinin de iyi bir işbirlikçisi olan Barzani, giderek baskıcı bir konumda, kendi dışındaki güçlere uyguladığı baskıyla geleceğini garantiye alacak şekilde önemli değişimler yaptı.

KDP Başkanı Mesud Barzani 25 Eylül 2017 tarihinde yapmayı planladığı referandum da, farklı seslerin çıkmaması için 7 Haziran günü tüm parti temsilcilerini Pirma’daki ofisinde bir araya getirerek bağımsızlık referandumu üzerine anlaşmaya çağırdı. Bu toplantıya hükümet ortağı Goran Hareketi ve Komala İslam partileri katılmadılar. Nitekim Goran hareketi bir süredir Barzani’nin hedefindeki hareketti. Kürdistan parlamentosundaki Goran milletvekillerine yasak getiren, örgütlenmesine izin verilmeyen ve baskı altına alınan Goran hareketinin, “referandumun Kürtlerin çıkarından çok Barzani ailesinin çıkarlarına denk düştüğü” için toplantıya katılmayı reddetmesi dikkat çekicidir.

Barzani’ye karşı oluşan tepki, çözülmediğinde 25 Eylül’de yapılacak olan referandumdan istenilen sonucun çıkmaması tehlikesi vardır. Irak Kürdistan güçlerinin referandum öncesi Barzani’den istedikleri bazı taleplerin yerine getirmesi referandum için ön şart olarak ileri sürülmektedir. Bu şartlardan birincisi ‘ulusal bir kongrenin toplanması’, ikincisi, dış politika da ‘ilişkilerin yeniden gözden geçirilmesi’, örneğin Türk devletiyle olan ilişkilere son verilmesi. Irak Kürdistanı’ndaki muhalefetin bu talepleri dikkate alınmadığında, referandumun bazı partilerce, (PKK de dahil) boykot edilmesi gündeme gelebilir.

Türk devletinin müdahil olmasını her fırsatta teşhir etmeliyiz

Barzani’nin “bağımsızlık referandumu yapacağız” açıklamasının hemen sonrasında Türk devleti sorunun bir parçasıymış gibi (kendinde nasıl bir hak buluyorsa) “bu tarihsel bir hata olur” açıklamasıyla Barzani’ye ilk göz dağı veren ülke oldu. Hiçbir ulus üzerinde hak sahibi olmayan Türk devletinin bu çıkışı Irak Kürdistanı’nın bağımsızlık ilan etmesi sonrasında yapacağı politik etkinin Türkiye’de de ulusal bağımsızlık talebinin daha yüksek sesle dillendirmesinden korkmaktadır. Tük devleti, 2003 yılında Irak’ın ABD tarafından işgal edilmesinden bu yana, dillendirdiği bir diğer söylem de Musul ve Kerkük meselesidir. Musul ve Kerkük’ün Irak Kürdistan toprakları olmadığını, Kerkük’te Türkmen ağırlıklı bir yönetimle kendisine yakın duran güçlerin iş başına getirilemesini savunarak, buradan pay koparmaya çalışan Türk devletinin bu hevesi hep kursağında kaldı. Aynı hayalleri Musul için de kuran AKP, Musul’da da Türkmenlerin çoğunlukta olduğunu, dolayısıyla parçalanan Irak’ta Musul’un da ayrı bir statüde yönetilmesini savunmaktadır. Tüm bu argümanlar bir araya getirildiğinde, Türk devletinin sesinin neden bu kadar yüksek çıktığını anlamak zor değildir.

ABD’nin referandumu erken bulmasının esas nedeni; bağımsızlık sonrası Barzani’nin ABD’yle ilişkilerini şimdiden garantiye almak istemesinden ileri gelmektedir. ABD yanlısı bağımsız bir Kürdistan’a hiçbir zaman hayır demeyecek olan ABD emperyalizmi, Irak’ın Rusya ve İran’a giderek daha yakınlaşmasıyla kendisine dayanak yapacağı güç Barzani olacaktır.

Komünistlerin tavırları ne olmalı?

Ulusal meselede komünistlerin sınanmış ve doğruluğu defalarca ispatlanmış tezleri bugün de geçerlidir. Proletaryanın esas hedefi sınıfsız ve sınırsız bir dünyaya doğru ilerlemektir. Hangi milliyetten olursa olsun işçilerin kardeşliği komünistlerin ilkelerinden biridir. Bu hedef için çalışan komünistler somut gerçeklik karşısında da tavırsız kalmazlar.

Kaypakkaya yoldaşın Türkiye Kürdistanı için Lenin’e dayanarak dile getirdiği ulusal sorundaki çözümünü, bugün Irak Kürdistanı için de serbest bir okumayla dile getirebiliriz. Irak’ta, bir komünist partisi ve onun önderlinde verilen sınıfsal bir mücadele yoktur. Bu durum Kürt ulusunun işini biraz daha zorlaştırmaktadır. Kürtlerin, ulusal sorunu Irak proletaryasının çözmesi için beklemesi söz konusu olmaz. Kendi Kaderlerini Tayin Etme Hakkını kullanmamaları için de bir neden yoktur. Kürt ulusunun Irak hakim sınıflarının “zulmüne, zorbalığına ve imtiyazlarına yönelen, her türlü milli baskınının kalkmasını ve milliyetlerin eşitliğini hedef alan genel demokratik muhtevasını kesinlikle ve kayıtsız şartsız destekliyoruz.”

Meseleyi daha somutladığımızda, Kaypakkaya yoldaş, ayrılma meselesini desteklemeyi iki şarta bağlamaktadır. Bu şartlardan birincisi, Irak’ın bütününde “devrimin gelişmesini olumlu yönde etkilemesi durumudur ki, bu taktirde mesele basittir.” Irak proletaryasının ayrılmayı desteklemesi ve savunmasıdır. “İkincisi, ayrılmanın devrimin gelişmesini olumsuz yönde etkilemesi durumudur.” Bu durumda ayrılma desteklenmez. Ancak, Kürtler yine de ayrılmak istiyorsa karşılarına dikilmemek ve zor çıkarmamaktır. Kaypakkaya yoldaşın MLM tezleri, ulusal sorunun bu somut durumu Irak Kürdistanı’nda bağımsızlık için yapılacak referandum için de geçerlidir.

Kaypakkaya yoldaş ayrılmanın erken bulunması ya da ayrılmanın desteklenmediği şartlara da bile; “Komünistler, (..) ayrılma isteğinin önüne asla zor çıkartmazlar. ‘Milliyetlerin kendi kaderlerini tayin hakkı’nı tanımak, bir millet bu hakkı kullanmak, yani ayrılmak istediği zaman, onun karşısına asla engel ve güçlük çıkartmamak demektir. Komünistler, Kürt milliyetinin ayrı bir devlet kurup kurmayacağı kararını tamamen ve kesinlikle Kürt milliyetine bırakır. Kürt milliyeti isterse ayrı bir devlet kurar, istemezse kurmaz. Buna karar verecek olan başkaları değil, Kürt milliyetidir.”

Şimdi somutumuzda Irak Kürdistanı’nda alınan referandum kararına karşı takınacağımız tavır yukarıdaki yaklaşımdan farklı değildir. Barzani’nin gerici bir yönetimi temsil etmesi, Kürtlerin kendi kaderlerini tayin etmelerinin önünde engel olarak görülemez. Bu durumda Lenin’in de belirtiği gibi “Demokratik bir oylamada gericiler çoğunluğu oluşturursa, sadece bir tek şey olur ve olabilir: ya gericilerin kararı hayata geçirilir ve onun zararlı sonuçları kitleleri az çok hızlı bir biçimde, gericilere karşı demokrasinin safına iter; ya da demokrasiyle gericiler arasındaki çatışma (…) demokrasi altında da mümkün olan bir içsavaş veya başka bir savaşla karara bağlanır.”

Irak Kürdistanı’nda, Barzani’nin aldığı referandum kararı ile birlikte, Kürtler ya tüm birleşenleriyle anlaşarak referanduma giderek bağımsızlıklarını ilan ederler, ya da Barzani tek başına referanduma giderek bağımsızlık ilan ettikten sonra, bugünden dillendirilen “bu referandum, Barzani’nin kendisi için oluşturduğu politik bir hamledir” itirazına karşı, daha açık bir ifadeyle Kürt burjuvazisine karşı Kürt emekçileri yeni bir mücadele başlatarak demokratik bir Kürdistan kurmak için savaşırlar.

44574

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Son Haberler

Sayfalar

Partizan'dan

Kavram Kargaşası (Sinan Dersim)

Her türlü şiddette karşıyız, düşman hukuku vb.

Düşünerek konuşmak, konuşarak yapmak siyasette, sosyal ilişkilerde önemlidir. Genelde bunun eksikliği yapma fiili ve amaçtaki net olma, olmamayla orantılı olarak değişkenlik göstermektedir.

Kişide, toplumda, örgütlülükten, örgütsüzlükten, egemenlikçi sistemden, ezilenlerin kurtuluş kavgasında düşünerek konuşma, konuşarak yapma derin ideolojik politik tercih ve kodlara göre olmakta ve bu kodların doğru yerinde oturması, oturmamasıyla orantılı değişkenlik göstermektedir.

Sınıf mücadelesinde rakamların ve nicelik gelişmelerin önemi (Mehmet Emin Gündoğdu)

Sınıf mücadelesi, kapitalist toplumun dünya çapında hakimiyetinden sonra farklı bir rol aldı. Sömürücü toplumlar kendi bağrından çıkan üretim araçlarının nicel birikimleri sonucunda, niteliksel sıçrama yaratıp eski toplumu yıkmıştır. Köleci toplumun bağrında gelişen Feodal üretim araçları  köleciliği yıkmıştır. Feodal toplumun bağrında gelişen kapitalist üretim araçları, feodal toplumu yıkmıştır.

Doğu Rüzgarı, Batı Rüzgarını Yenecek!

Emperyalist kapitalist sistemin krizi dünya çapında etkilerini gösteriyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal saldırısıyla keskinleşen ve derinleşen kriz, beraberinde rakip emperyalist kampların birbirine yönelik hamleleriyle sürüyor. Rusya’nın “nükleer silah kullanma” ve savaş için “kısmi seferlik” ilanının ardından işgal ettiği bölgelerde düzenlediği referandumla bu bölgeleri ilhak etmesi; Rusya üzerinden Almanya’ya doğalgaz taşıyan Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarındaki sabotaj ihtimali güçlü olan patlama ve sızıntılar bu çelişkileri daha da keskinleştirmiş durumdadır.

Nanikkk... Nanikkk...

Reytingler  sıfır.

Reytingler  sıfır.

Ah... dostlar... ah..

Sormayın gitsin... sormayın gitsin...

Yükselmesi beklenen toplumsal muhalefetin (!) reytingleri de artırabileceği düşüncesi biz yazarlara öyle yazılar yazdırıyor...  öyle şeyler yapıyor ki...

Sormayın gitsin.

Bir bakıyorsunuz ki içimizde biri:

Her türlü burjuvalarla işbirliğini savunurken...

Bir diğeri:

İş, dünya proletaryalarının çeşitliliğiyle enternasyonalizmi savunmaya gelince su koyu verebiliyor.

Başka biri de:

Sosyalist Güç Birliği Kimin Tarafında?

Sosyalist Güç Birliği 20 Ağustos günü kuruluşunu deklare etti. Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Komünist Hareketi ve Devrim Hareketi’nin oluşturduğu ve seçim takvimine ayarlı olduğu açık olan Birlik, kamuoyuna duyurduğu deklarasyonda kuruluş amaçlarını beş madde halinde sıraladı.

Kabaca özetlersek Güç Birliği; eleştirilerinin merkezine R.T.Erdoğan  şahsında “Tek Adam Rejimi”ni koyuyor. Bu rejimin dinci gericilik temelinde inşa edildiğini dile getirerek buradan hareketle bir laiklik savunusu yapıyor.

Harekete Geç, Kavganın Öznesi Ol

Zorluk ve fırsatların iç içe geçtiği bir süreçten geçiyoruz. Ortaya çıkan fırsatlardan yararlandığımız oranda bu zorlukları aşabiliriz.

Bugün geniş yığınlarda iktidara karşı tepkinin giderek artması, değişim için yüksek sesle dile getirilen itirazların-soruların çoğalması sınıf savaşımını geliştirme bakımından fırsatlar içermektedir.

Ermeni kaldı mı? (Nubar OZANYAN)

12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece Azerbaycan işgalci ordusu, arkasına ve yanına aldığı TC ordusuyla birlikte Ermenistan topraklarına saldırı başlattı. Birçok sivil yerleşim yeri bombalandı.

Militana Mektuplar…(2)

Merhaba tekrardan…

Yanı başımızda sürüp giden çekişmeli hayatımızdan biriktirdiğimiz anlardan seslenebiliyoruz ancak. Sesimiz ulaşıyorsa korkmaya ve umutsuzluğa kapılmaya gerek yok, tohum mutlaka filizlenmeye yüz tutar.

Hayatımıza geri dönüp bir bakmaya ne dersin. Korkularımızın mı cesaretimizin mi baskın olduğunun muhasebesini yaptığımızda ne görürüz?

İnsan dediğimiz canlı varlık her ikisini birlikte yaşar diyalektiğin gereği olarak. Korkularımız, bastırılmış öfkelerin dışa vurumuna götürür bizi. Burada cesaret denilen olgu karşımıza çıkar.

Tanrıyı Ette Bulma

Demek... öyle...

Dolly...

Dolly...

Bastır etleri leyla.

Çevir mangalı leyla.

Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.

Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.

Ha... ki.... ko.... ko...

Ha... ki.... ko.... ko...

Koltuk sallanıyor... koltuk...

Dolly...

Dollyyy...

Nerdesin kız?

Seni gidi kopya koyun.

Nerdesin?

Korkma kız....

Robotları artı değer üretemi içerisinde saymadılar diye yünlü yoldaşlarımızı yiyecek halimiz yok ya...

Ha... ki.... ko.... ko

Ha... ki.... ko.... ko

Emperyalizm Belli Ülke ve Uluslara Mı Özgü?1

Emperyalizm,  kapitalizme özgü bir olaydır. Kapitalizm öncesi emperyalizm yoktu ve toplumlar kapitalizme geçtiğinde, önce serbest rekabetçi kapitalizmle ve peşinden, kapitalizmin gelişmesi ve uluslararası yönünün daha fazla öne çıkmasıyla emperyalizmle tanıştı.

Biz bize benzemeyiz! [ismail cem özkan]

Kemalist arkadaşlar bazı sosyalistlerin kendileri gibi hayata baktığını ve yorumladıklarını gördükçe, duydukça diyorlardır “biz sosyalistiz herhalde!”... Ama Marksizimi bilen, onun düşünce yöntemini içselleştirmiş biri asla Kemalist olamaz ve hayata Kemalist gibi bakamaz, çünkü durdukları nokta farklı. Kemalistler burjuva ve sermaye bakış açısından devleti kutsallaştırıp, onu yaşatmak için düşünce yöntemini çizer, sosyalist ya da Marksistler ise tam tersidir, devleti “sönümlendirecek” işçi devleti kurmayı, yani işçi sınıfı ve mazlumların bakış açısına sahiptir...

Sayfalar