Cumartesi Ekim 31, 2026

Hrant, “nefret suçları” ve “zehirli kan” üzerine [1]

“Bizi gömmeye çalıştılar, tohum olduğumuzu bilmeden…”[2]

Biraz şu mahut “zehirli kan” meselesinden bahsedelim mi?

Ahparik Hrant katledileli sekiz yıl oldu… Onu Agos’un önünden Balıklı Ermeni Mezarlığı’na uzanan son yolculuğunda yüzbinlerle uğurlayalı sekiz yıl geçti…

İktidar partisi ve yargı Hrant’ın katli davasını sekiz yıldır süründürüyor… Hrant’ın öldürülmesinin planlı bir “devlet işi” olduğunu gözlerden gizlemek için elinden geleni yapıyor. Bu “görev”de kullandığı birkaç tetikçiyi önümüze atıp, onlarla avunmamızı istiyor. Cinayetin gerisindeki istihbarat ve emniyet şebekesinin üstü özenle örtülüyor. Bu işi planlayan, örgütleyen, azmettiren büyükbaşlar terfilerini aldılar, keyifleri yerinde!

Bugün, sekiz yıldır yaptığımız gibi Hrant’tan ve Ermeni Soykırımı’ndan söz etmek için bir araya geldik. Hrant’ı anmanın, onu yaşatmanın en iyi yolunun bu olduğunu biliyoruz çünkü…

Çünkü Hrant Ermeni olduğu için değil, “Ermeni Soykırımı”nı yüksek sesle telaffuz etmek cesaretini gösterdiği için katledildi.

“Üzerinden yıllar geçmiş bir olay,” diyenler çıkabilir… “Kurcalayıp durmanın ne yararı var?”

Oysa bu lanetli tarihi “kurcalamazsak”, o bizim kanımızı zehirlemeyi sürdürecek.

Biz bu lanetli tarihi kurcalamaz, insanların onunla yüzleşmesini sağlamak için çabalamazsak, bu cerahatin boşaltılıp iyice temizlenmesini sağlayamazsak, 1915’te doruğa ulaşan vahşet, fırsat buldukça bulduğu gediklerden fışkırmayı sürdürecek. 

Biz bu lanetli tarihi kurcalamazsak, soykırımlar, katliamlar, sürgünler, asimilasyoncu saldırganlık ve mübadelelerle zaten bir avuç kalmış gayrımüslimlerin, bu ülkede “bu kez saldırı ne zaman, nereden gelecek?” tedirginliğinde yaşaması sürdürecek.

Biz bu lanetli tarihi kurcalamazsak, Alevilerin evleri işaretlenecek, köylerine, mahallelerine zorla cami yapma, çocuklarını zorla din derslerine göndertme baskısı sürecek.

Biz bu lanetli tarihi kurcalamazsak, Türk bölgelerinde Kürtler bıçak sırtı yaşamaya devam edecek. PKK’nin her eyleminde galeyana gelen “milli hassasiyetler” linç teşebbüsleri olarak faturayı Kürt mahallelerine çıkartmayı sürdürecekler…

Biz bu lanetli tarihi kurcalamazsak, İslam’a ve “kutsal” addedilen her şeye yönelik en küçük eleştiri, tehdit, gözdağı ve saldırı furyasıyla karşılanacak…

Evet, milliyetçilik-maneviyatçılık, bu toplumun kanını fena hâlde zehirlemiş durumda. Kendini milliyetçi-mukaddesatçı” vb. terimlerle tanımlayan internet sitelerinde küçük bir gezinti, bu toplumun damarlarında “farklı” olana “öteki”ne karşı nefret söyleminin ürkütücü boyutlarını ortaya koymakta.

- Örneğin Samsun’da yayınlanan Statüko dergisinin Genel Koordinatörü Okan Baş, bir köşe yazısında: “Ogün Samast gibi gürbüz bir genç, işi ‘Türk’ün kanı pistir’ demeye getiren Hrant denen herifi vurduğu için ağır bir cezayla karşı karşıya kaldı. Kötü mü yaptı yani?” diye soruyor.[3] 

- Örneğin bir “ülkücü”, “Hrant’ın hayatını canlandıran filmde rol alırdım” diyen Erkan Can için şöyle diyor:

“ALAYINIZ TÜRK DÜŞMANI. DİLERİZ; TOPUNUZUN SONU HRANT GİBİ OLUR! 

Atatürk’ün ‘muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur’ sözünü ret ettiğini belirterek; ‘Türk’ten boşalacak o zehirli kanın yerini dolduracak temiz kan, Ermeni’nin Ermenistan’la kuracağı asil

damarında mevcuttur’ diye açıklamalarda bulunan ve vatan hainliğinden dolayı DGM’de yargılanmış bir kansız Ermeni’yi canlandırmak isteyen ne kadar çok PİÇ adayı mevcutmuş bu ülkede?”[4]

Örneğin Nurullah Aydın, “Ülkücü Haber”de soruyor:

“Laik çağdaş örgütlerde veya İslamcı tarikat ve cemaatlerde yuvalanmış İslamcı dönme Ermeniler ve terör örgütünde yer alan Marksist Ermeniler nerede? 

Onlar siyasetçi kimliğindeler. 

Onlar gazeteci kimliğindeler. 

Onlar akademisyen kimliğindeler. 

Onlar sivil toplum örgütü temsilcisi kılığındalar. (…)

Onlar; içimizdeki dönmelerdir. Türk ve Müslüman isimleri taşırlar ama gönülleri kalpleri hınç doludur.

Onlar; Müslüman görünümlü Gürcü, Rum, Yahudi ve Ermeni dönmeleridir.

Ajite etmek, nefret kusmak kimlik kişilik yaşam amaçları olmuştur. 

Vatan evlatlarını kirli niyetlerle suçlamak, zan altında bırakmak, karalamak amaçları olmuştur.”[5]

Türk bilinçaltında, “Affedersiniz Ermeni”lik, şaibe altında olmak, çamur atılmak, potansiyel suçlu ilan edilmek için yeterli nedendir, bilirsiniz. Bu “çamur”dan Devlet Bahçeli’nin dahi nasibini aldığını görmek, gerçekten de ibretlik. Bir blog’da soruluyor: “Türkçülüğün başında bir Kripto Ermeni’nin ne işi olabilir? Devlet Bahçeli’nin kütüğüne bakıldı, soyundaki Ermenilere ulaşıldı...”[6]

Ve Ermenilik, Türk’ün bilinçaltında, “bulaştığı” her şeyi kirletir: Örneğin Kürtleri:

“Artık bölücüler fistan giyip geziyor, maske takıp ödlekliğini gizliyor. Erkeklik, yiğitlik, tarih boyu onların kitabında hiç yer almamış kavramlar…

Hainlik, kahpelik, namertlik, kalleşlik’in kitabını yazmış bir kitledir onlar.

ASALA idi şimdi PKK oldu kahpeliğin adı.

Ustası olduğu ‘pusu’ ve ‘baskın’larda içtiği kanın haddi hesabı yok…

Hepsi de önce Suriye’nin Bekaa genelevinde, sonra Kandil’deki PKK umumhanesinde yetiştirilmiş fahişeler bunlar…

Para ve silahı veren herkesin altına yatarlar.

Yıllarca Rusun, İngilizin, Fransızın kapatması idiler, şimdi ABD’nin metresi…

Ermenilerin bu bölücülere bıraktığı en büyük mirastır kahpelik…”[7]

Midenizi daha fazla kaldırmayayım. Ancak, yüzeyin hemen altında yatan “hissiyat” ne yazık ki, büyük ölçüde böyle. Faşist, Kemalist ya da İslamcı olmak, fazla bir şey değiştirmiyor. Bu toplumun “kahır ekseriyeti” potansiyel nefret suçlusudur, ve iktidarlar bu potansiyeli her an harekete geçirecek bir momentte tutma konusunda ustalaşmıştır.

Bu “potansiyel”in ardında ise, tüm bir “ulusal inşa”yı “öteki(leştirilmiş)”lerin maddî ve manevî varlıklarının yağması, inkârı ve temellükü üzerinde gerçekleştirmiş olmanın kolektif suçortaklığı yatmaktadır. Türkiye’de, iki-üç kuşak öncesinde, katledilen Ermenilerden kalma bir atölyeyi, ürkütülerek yurtdışına kaçırılmış Yahudilerden kalma bir dükkânı, mübadeleyle sürülmüş Rumlardan kalma birkaç altın-gümüş eşyayı, ya da soykırımdan ancak ihtida edip bir müslümanın karısı olmayı kabul ederek kurtulabilmiş bir Ermeni gelini temellük etmemiş, Türk ya da Kürt, kaç aile vardır?

Kolektif nefret, büyük ölçüde bu “sermaye birikim modeli”nin açığa çıkartılarak tazminat talebiyle karşılaşması yolundaki bilinçli ya da bilinçsiz korkudan da beslenmektedir. 

Bu korku açığa çıkartılıp bu toplum geçmiş edimleriyle yüzleşmedikçe, Alevî, Kürt, Ezidi, Hıristiyan, Yahudi, Ermeni, ateist, eşcinsel… velhasıl “kahır ekseriyet”ten farklı olan herkesi “bıçak sırtı”nda yaşatmayı sürdürecek…

 

16 Ocak 2015 10:13:43, Ankara.

 


71626

Sibel Özbudun

1956 yılında,İstanbul'da doğdu. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi'nden mezun olduktan sonra, Fransa'ya giderek, üç yıl süresince Fransa'da dil ve Paris VII ve Paris X Üniversitelerinde sosyoloji öğrenimi gördü. Türkiye'ye döndükten sonra,İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Antropoloji Bölümü'ne girdi. Mezun oldu. Uzun süre yayıncılık (Havass ve Süreç Yayınları) ve çevirmenlik yapan Özbudun;

 

1993 yılında, Hacettepe Üniversitesi Antropoloji Bölümü'nde yüksek lisans eğitimi görmeye başladı. 1995 yılında,aynı bölümde araştırma görevlisi oldu. Doktorasınıda aynı üniversitede verdi. İngilizce, Fransızca ve İspanyolca bilen Özbudun'un çok sayıda çevirive telif eseri bulunmaktadır.

     Blog

 

sozbudun@hotmail.com

Son Haberler

Sibel Özbudun

İşçiler Ve Burjuvalar

Herhangi bir yerde, sermayeye karşı işçi direnişi, işçi eylemi, işçi grevi olunca, burjuvazinin ve işçinin aklına, istisnasız, önce Marx gelir.

Mayıs aylarının ortasından bu yana Metal işçilerinin domino etkisi yaratırcasına yayılan direnişleri de önce Marx’ı ve onun dev eseri Kapital’i akla getirdi.

Kolektif Despotizme Hayır

Yok seçilebilmek için hiç bir partinin kendilerini işaret etmelerine gerek yok muş.

Yok muhafazakar kürtler hdp ye yüzünü dönmüş  

Yok bundan sonra hdp nin baraj sorunu yok muş.

 

Yok böyle bir şey kardeşim.

Bu halk Demirtaşın samimiyetine de güvenerek akp karşıtlığı nedeniyle hdp ye oy verdi.

 

Demirtaş ne yapıyor.

CHP seçim barajının düşürülmesinde tut daha başka yasa değişiklikleri teklifleri hazırladığını açıklarken..

Demirtaş ne yapıyor ?

 

Bazı tartışmalar üzerine / Umut munzur

Değerlendirme ve tespitlerimize başlamadan önce “zorunlu” bir açıklama yapma ihtiyacı duyduk. Mayıs ayında İştiraki dergisinin blog sayfasında yayınlanan “Eskiyen Ne Varsa Atalım” başlıklı araştırma-değerlendirme yazımızdan sonra mail adresimize olumlu yönde eleştiriler ve katkılar geldiği gibi olumsuzlayan eleştirilerde aldık. Bu eleştirilerin her biri bizim açımızdan oldukça değerlidir. Değerlendirmelere dönük yazımız içerisinde de belirttiğimiz üzere eleştirilere açık olduğumuzu, değişeme dair yanlış değerlendirmelerimiz olabileceğini de peşinen kabul ettik.

Avrupa'da Komünist olmak suçsa ben de Komünistim!

Hani, kişi hak ve özgürlükleri, düşünce özgürlüğü esas alınmaktaydı. Hani ,'çoğulculuk, Avrupa demokrasisinde olmazsa olmazdı. Hani' kişinin düşünce özgürlüğü her şeyin üzerinde görülmekteydi. Bu örnekleri Avrupa 'demokrasisi için daha da çoğaltabiliriz. Avrupa emperyalizminin başı olan, Alman emperyalizminin geçmiş siciline baktığımızda geçmişinin ne kadar kanlı ve toplu katliamlarla dolu olduğunu görürüz. Yakın yüzyılımızın en eli kanlı emperyalist devleti Alman devletinden başkası değildir. Amerikan emperyalizmine taş çıkartır kirliliğe sahiptir.

Şehrin yara izleri

Gece 12 saat. Yani 24:00! 2 Temmuza birkaç gün var! Şehrin merkezindeki kilisenin önünde yaklaşık 50 kişiyiz. Ne olacağına, nasıl bir yolculuğa çıkacağımıza ilişkin sadece kaba bir bilgimiz var!

Bir hemşire konuşuyor, yüzünde duman izleri; “bombalanmanın ne olduğunu bilmeyen, tasavvur bile edemez. Yanmanın ne demek olduğunu görmeyen, bunu hayalinde bile canlandıramaz….

Rojava’nın işgaline müsaade etmeyeceğiz!

Ortadoğu’da ve özellikle Suriye’de suların yakın zaman durulmayacağı çok açık! Mezhep, aşiret ve bölgecilik üzerinden gelişen savaşlar, başta Türkiye ve İran olmak üzere bölge devletlerinin ve emperyalistlerin de müdahalesiyle her geçen gün daha fazla kanın dökülmesine yol açmaktadır. Türk devleti; Sünni mezhepçiliği ve Türk ulusçuluğu üzerinden bu kanlı savaşlarda Kürtlerin hiçbir kazanım elde edememesi düzleminde saldırgan bir politika yürütüyor.

Örgüt; ilkeleri, hukuku ve kolektif işleyişiyle vardır (1-2- bölüm)

Bazen aynı şeyleri, onlarca-binlerce kez tartışmak zorundayız. Bizim bunlardan ne bıkmak ne de kaçmak gibi bir lüksümüz var. Devrim bir ihtiyaç ve zorunluluk olduğu sürece, gerçekleştirilmesi için bir örgütlenme de bu örgütlenmeyi sürekli geliştirmek de bir ihtiyaç ve daha ötesi zorunluluk olmaya devam edecek. Örgüt demek, bir amaç için bir araya gelmiş insanlar demek. Ve hepimiz biliriz ki insan demek aynı zamanda sorun demektir. Üstelik çözümü de kendi içinde barındıran bu sorunlar, gelişmenin-ilerlemenin de esas dinamiklerinden birini oluşturur.

ALMAN DEVLETİNİN 15 NİSAN 2015 TARİHİNDE PARTİ FAALİYETÇİLERİMİZE EŞ ZAMANLI OLARAK DÜZENLEDİĞİ OPERASYON POLİTİKTİR, YANITIMIZDA POLİTİK OLACAKTIR!

Alman Adalet Bakanlığının emri ile 15 Nisan 2015 tarihinde eş zamanlı olarak TKP/ML faaliyetçilerine karşı son yılların en büyük ve bir o kadar da hukuksuz operasyonu yapıldı. Almanya’nın çıkardığı tutuklama kararıyla yürütülen operasyonda eş zamanlı olarak İsviçre’de 1, Fransa’da 1, Yunanistan’da 2, Almanya’da 7 kişi olmak üzere toplam 11 devrimci tutuklanmıştır. Almanya’nın iade talebiyle Fransa, İsviçre ve Yunanistan’da tutuklattığı devrimcileri Almanya’ya getirtip 129 a–b ‘Anti-terör’ maddesinden yargılamak istenmektedir.

Alman Devletinin Şizofrenisi!

Emperyalizm Savaş, Sosyalizm Barış Demektir!

Bugün yanı başımızda savaşlar sürerken ve bu savaşların ülke içine hızla yayılma potansiyeli taşırken, evrenseli unutup yerelle yetinmek ve bunun üzerinde siyaset yapmak zorunda kalıyoruz. Kürdistan’ı da içine alacak birbiçimde Ortadoğu’un bütünü, Asya ve Afrika’nın yarıdan fazlası, Latin Amerika’nın üçte biri fili bir savaşla içiçe bir yaşam sürdürüken, bunların nedenlerini ve bu savaşları çıkaran sisteme fazla dokunmadan ya da görmezden gelerek, salt yerel sorunlarla sınırlı kalıyor çözümlemelerimiz.

Açik sözlü olmak iyidir! 7 Haziran sonrasina dair degerlendirme

“Açık sözlü olmak iyidir, en kötü ihtimalle sonradan kaybedeceklerini en başta kaybedersin.”[1]

Kimilerinin “yanıt”ladığı(!)[2] “7 Haziran 2015 Seçimleri’ne Dair -Gerekçeli- Tavrımız”[3] başlıklı yazımızın ardından, şimdi 8 Haziran’a (ve sonrasına) ilişkin bir değerlendirme “farz” oldu.

Erdoğan Kaçak Sarayda Cami Açılışı Yaptı.

Türkiye ve Kürdistan’da  Türk Devleti savaş naraları  atıyor. Kan istiyor, katliam istiyor, zulüm istiyor, istiyor da istiyor... 

Sayfalar