Hazan Ayının Şehitleri
Kasım, proletarya partisinin en değerli kadro, komutan ve savaşçılarının katledildiği aylardandır. Hüzün ve öfkenin birlikte yaşandığı aydır. III. Konferans delegelerini, komünist önder Mehmet Demirdağ’ı ve Aliboğazı şehitlerini hep bir hazan ayında kaybettik. Zafere açılan kapıyı adım adım aralayan, özgürlüğe giden yolu damla damla döşüyen Kasım ayı şehitlerimiz tarihin yüceliğine kavuşanlardır. Onlar, yarınların mutlak yenenleri olarak yazılacaktır parti ve devrim notlarımıza.
Aradan 37 yıl geçse de Hazan ayı kan ve öfke dolu olduğu kadar direniş günleri olarak devrimci hafızamıza yazılmaya devam edecektir. Hazan ayı, tanımı ancak özgürlük savaşçıları tarafından yapılabilecek olan yoldaşlık sevgisinin ve onlara olan bağlılığın adıdır. Ömrümüzün hazanları olan yoldaşlarımız geride derin bir boşluk bıraksalar da bizlere kolay kolay sahip olamayacağımız devrimci bir direniş ve savaş geleneği bırakıp yürünecek bir devrim yolu açtılar. Onların ayak izlerine basarak direniş mevzilerini büyütüp, sarılacağız ideallerimize ve ilkelerimize.
Her türlü sömürü ve zulüm, her türlü adaletsizlik ve haksızlık var olduğu sürece faşist diktatörlüğün her şeyi darbeledeği herkesi hırpaladığı ülke gerçekliği bizlere direnme ve savaşma hakkını veriyor. Her boşluk bizlere devrimci görevlere dört elle sarılma, kararlılık ve yenilmezlik iradesi, kazanma sorumluluğu yüklüyor.
Kolay mı Mehmet Demirdağ gibi önder bir yoldaşın boşluğunu doldurmak? Kolay mı Zeki Uygun, Ünal Küçükbayrak, A.Rıza Boyoğlu, Mehmet Kemal, İbrahim Polat gibi öncü kadroların yerini doldurmak? Kolay mıdır Rıza Sökmen, Hüseyin Tosun gibi komutanların boşluğunu yaşatmamak? Kolay mıdır Kamile Öztürk, İsmail Doğan gibi partisine son nefesine dek bağlı kalmayı ilke edinmiş yoldaşlar gibi olabilmek? Elbette bunların hiçbiri sıradan bir çaba sıradan bir fedakarlık ortaya konup, sıradan bir çalışma ile başarılamaz. Devrimin tarihsel yükünü omuzlayan yoldaşlarımız kolay olmayanları başarmak için yaratılmışlar ve kolay olmayan bir savaşımın öncüleri olmuşlar. Büyük bir adanmışlık, büyük bir emek sınırsız bir fedakarlık ortaya konmadan, yenilmez bir inanca ve mücadeleye sahip olunmadan bütün bu kolay olmayanlar elbette başarılamaz. Bundandır ki, proleter devrimciler her daim özel türden insanlar kategorisinde yer alır. Çünkü onlar devrim denilen mayayla yoğrulup zorluklar içinde hünerli elleriyle geleceği yoğuranlardır.
12 Eylül’ün en ağır işkenceli günlerinde sır vermeden 12 Eylül’ün zulüm dolu zindanlarında baş eğmeden direnen, düşman kuşatması altında diz çökmeden elde kırmayla savaşarak son nefesini verenlerdir. Son nefeslerinde bile devrim ve parti sloganlarıyla yıldızlara uzananlar insanlığın ve özgürlüğün en onurlu isimleri olmaya devam edecektir.
Daha bedenlerindeki işkence yaraları iyileşmeden, sevdiklerine merhaba bile diyemeden dağların yolunu tutup yoldaşlarıyla birlikte gerilla savaşının zorlu patikalarında yürümek proletarya partisinin mutlak yerine getirilmesi gereken devrimci görevlerini üstlenerek savaşmak ancak III. Konferans delegesi yoldaşlarımıza yakışırdı. Ve onlar kendilerine en fazla yakışanları en iyi şekilde yaptılar.
Yüksek düzeyde bir kararlılık zorluklar karşısında yenilmez bir iradeye sahip olanlar ancak imparatorları ve paranın tanrılarını alaşağı etme cüretini gösterebilirdi. Proletarya partisinin yedi değerli kadrosu bunu en iyi başaranlar oldu. Ağır sömürü koşullarının yaşatılmak istendiği, hukukun, adaletin, demokrasinin kırıntılarının bile bırakılmadığı günümüzde her zamankinden daha fazla demokratik halk devrimi ideallerine tutunup devrimci görevlerimize sarılacağız. Dün ve şimdiye dek ne yaptıysak, nasıl çalıştıysak bugün ve şu an her şeyden daha fazlasını, daha iyisini yaparak daha çok çalışarak sonuç alıcı başarılı pratiklere imza atmalıyız. Mutlak başarıya kilitlenerek mührümüzü sınıf savaşımının en sert en zorlu yasalarının bağrına basmalıyız.
Yokluk ve yoksulluğun kabul edilemez resminde özgürlük ve kurtuluşumuzun amacını aramalıyız. Zulüm çarkında direniş ve savaş gerekçelerimizi aramalıyız. Her arayışımız mutlak olarak bizleri demokratik halk devriminin heyecan ve coşku dolu zorlu günlerine götürmeli ve serüven dolu devrimine katmalıdır. Ölüm, direnişimizin önünde, zorluklar ise mücadelemizin önünde diz çökmelidir. Her yokluk, direniş ve mücadele hakkı doğurur. Boş kalan, yerine getirilmeyen her görev ise mutlak yapılması ve yerine getirilmesi görevler olarak kabul edilmelidir.
Önder kadrolarımız, seçkin yoldaşlarımız kahraman savaşçılarımız yaşamlarıyla okunacak devrimci notlar, savaş pratikleriyle geride fazlasıyla yazılacak devrim ve özgürlük romanları bıraktılar.
Hazan şehitlerinin çoğunluğu zindan çıkışlıdır. Bir avuç yürekli ve gözüpek proletaryanın bilinçli öncüleri faşizmin uçurumlarla dolu sarp kayalarında birbirlerinin ellerini tutarak ölüme inat yürümeyi başarmışlardır. Örnek alınması gereken en anlamlı nokta burasıdır. Kaçkınlığın, yılgınlığın ve ihanetin kol gezdiği dönemde, faşist saldırganlığın herkes üzerinde korku saldığı günlerde partilerinin en zorlu sürecinde devrim ve sosyalizmin görevlerini üstlenmek kelimelerle anlatılacak kadar kolay olmadığı bir gerçektir. Başarılamayanı başarmak, yürünülmesi zor olan yürümek büyük korku ve tehlikelerin olduğu düşünüldüğü günlerde tanımı zor olan engellerin olduğu anda devrime ve ideallerine sarılmak… Hazan şehitlerimizden örnek alınması, pratiklerinden çıkarılması gereken en büyük ders budur! Bir avuç insan, çıplak elleriyle paranın ve zulmün tanrılarını gökyüzünden aşağıya indirme cüretini kuşanıyor. Ellerinde kırmayla NATO’nun beşinci büyük faşist ordusuna kafa tutuyor.
Zeki Uygun
Proletarya partisinin değerli kadrosu olan Zeki Uygun yoldaşın yaşamı her yönüyle örnekti. Yaratıcılık, çalışkanlık, inisiyatif, davaya sarsılmaz bağlılık, komünist azim ve mücadele ruhu örnek alınacak en belirgin özellikleriydi. 12 Eylül’lü işkenceli günlerde direnerek, komünist önder İbrahim Kaypakkaya yoldaşın sır vermeme geleneğini sürdürerek devrim idealine bağlı kaldı.
Her alanda ve anda öncü kadro rolünü oynayarak partisinin en zorlu sürecinde görev üstlendi. Örgütünü, merkezi görev olarak tespit edilen gerilla savaşı içinde inşa etmek için büyük fedakarlık gösterdi. Öncü kadrolardan beklenen ve istenen her sorumluluğu layıkı ve hakkıyla yerine getirmeye çalıştı. Kitlelerin içinde ve gözü önünde gerilla savaşının ortasında ve önünde yer alarak diktatörlüğe meydan okudu. Bundandır ki Zeki Uygun ve yedi delege yoldaş en fazla saygı ve sevgiyi hak edenler unutulmayanlar safında yer aldılar.
Zeki yoldaş, önderlik gibi can alıcı soruna da kendisine yakışır bir tarzda yol gösterici bir rol oynadı. Tarih ve devrim bilimiyle kendini donattı. Savaş ve örgüt bilimiyle kendini her gün özeleştirinin ateşinde eğitti. Korkunun ve sorunların üzerine gitmekten geri durmadı. Gerçeğin gözünün içine bakmaktan çekinmedi. Emeğin ve savaşımın dönüştürücü ve eğitici bilinciyle önderlik yaptı.
Ünal Küçükbayrak
Urfa-Viranşehirli olan yoldaş, çocukluğunda tanışır faşist Türk devletinin zulmüyle. Çocukluğunda tanır yoksulluğu ve emeği. Feodalizmin ağır gerici kuşatmasına ve faşizmin zulmüne derin bir kin duyar. İstanbul’da bir terzide çalışırken proletarya partisiyle tanışır. Kısa sürede atılganlığı gözünü budaktan sakınmayan cesaretiyle ve öncü duruşuyla öne çıkar. Olgun oturmuş devrimci kişiliği, devrimci atılganlık ve coşkusuyla örnek bir partili olur. Girdiği her pratikte başarılara imza atar. Düşmanın korkulu “Kürdo”su olur.
Diğer öncü yoldaşlar gibi Davutpaşa, Sultanahmet, Sağmalcılar ve Metris hapishanelerinde direngen, boyun eğmez inançlı ve kararlı tavrı tüm yoldaşları ve devrimci dostları üzerinde haklı bir saygınlık yaratır. Zindan tutsakları üzerinde tartışmasız bir sempati yaratır. Öncü duruşu ve pratiği dışarda olduğu gibi zindanda da tartışılmazdır. Ünal yoldaş yaşamı boyunca granitten bir kaya yücelerde dalgalanan bir kızıl bayrak olmayı başarmış öncü bir kadro rolünü oynamıştır.
Ali Rıza Boyoğlu
Erzincan-Refahiyeli olan yoldaş, yoksul bir Kürt ailenin evladı olarak dünyaya gelir. Çocukluğunda Dersim ve Koçgiri direniş ve katliamların canlı anılarıyla büyür. Düşünce dünyasından önce duygu ve hayal dünyası zulme meydan okur. İşçi olan yoldaş sınıf içinde devrimci faaliyet yürütür. Süreç içinde doğal bir işçi öncüsü olur. Bölgedeki sivil faşist güçlerin hedefi durumuna gelir. Ali Rıza yoldaşın aktif katılımıyla bölgedeki faşist odakları dağıtılır. Faşistlerin bölgedeki faaliyetini felce uğratılır.
Yoldaş sadece faaliyet yürüttüğü semtte ve fabrikada değil aynı zamanda iş yeri temsilcisi olarak sendikal alanda çalışmalarda öncülük yaparak zengin tecrübe ve birikim aktardı kolektifine. Kısa sürede düşmanın dikkatlerini üzerine çeken yoldaş, 1980 yılında gözaltına alınır, ağır işkencelerden geçer. İşkenceciler yoldaşın kararlı direnişi karşısında diz çöker. Alemdağ, Metris ve Sağmalcılar zindanlarında kalır. Özgürlük mahkumları onu direnişinden ve kararlılığından iyi tanır. Zindanlarda ilkeli tutarlı tavizsiz duruşu diğer devrimci örgütler üzerinde ciddi bir etki bırakır. Ve zindanda tutsakların birliklerinin yaratılmasında ileri bir ol oynar. İşkencehanalerde, zindan ve mahkemelerdeki tavizsiz duruşu devrim ve sosyalizm ideallerine son derece bağlılığı onu öncü bir kadro yapması için yeterli gerekçeler yapar.
1986 yazında tahliye olunca soluğu dağda, yoldaşlarının yanında alır. Yılgınlığın boy verdiği süreçte proleter bir devrimcinin ne yapması gerektiğinin en anlamlı örneğini gösterir. Gecesini gündüzüne katarak partisinin ideolojik-politik sorunlarının aşılması yönünde can bedeli bir mücadeleye girişir. Silah elde son nefesini verinceye dek devrim ve komünizm ideallerine, proletarya partisine sadık kalmanın en örnek davranışlarını gösterir.
Mehmet Kemal Yılmaz
İsmi gibi kendisi de mücadeleden yılmayan düşman karşısında direnmekten geri durmayan bir yoldaştı. Can yoldaşımızın kararlılığını ve gözüpekliğini dostta düşman da iyi bilir. Yoldaşımızı birkaç satırla anlatmanın mümkün olmadığı bir gerçektir. Yılmaz yoldaş proletarya partisinin adına yakışır bir üyesi ve yetkin bir kadrosuydu.
İbrahim Polat
Malatya-Kürecikli yoksul bir Kürt ailenin evladı olarak gözlerini dünyaya açtıktan bu yana ulusal ve sınıfsal baskılara maruz kalarak büyüdü. Zulmün ne demek olduğunu çocukluk yıllarında tanıdı ve yaşadı. İbrahim Kaypakkaya yoldaşın gerçekleştirdiği ihbarcı Muhtarı cezalandırma eyleminde yardımcı olur. 1973 yılında yurtdışına çıkar. PDA revizyonizmine karşı mücadele verir. Kendini sürekli geliştirip yenileyen, yurt dışı faaliyetlerinin en önünde yer alır. Polat, güçlü inançlı bir kavga insanıydı. Kitlelerin sevip saydığı öncü bir devrimciydi. Yurtdışında demokratik kitle örgütlerinin yaratılmasında büyük bir rol oynar. Dersim-Ovacık Hürmük mezrasında düşman kuşatmasına karşı kararlıca direnir. Fedakarlığın, alçakgönüllülüğün, başeğmezliğin onurlu ismi olur.
Hüseyin Tosun
Hüseyin yoldaş Dersim halkının tüm yoksul evlatları gibi hoyratça bir zulmün kanıksanmış tüm hallerini yaşamış direniş ve boyun eğmeyen hikayeleri hafızasına kazımış korkusuz bir devrimci gibi iz bırakmıştır, yoksul halkın bilincine. Diyalektiğin temel yasalarını düşünce dünyasında olduğu kadar duygu dünyasında da en keskin şekilde yaşatandı. Düşman karşısında son derece amansız halk ve yoldaş vedalaşmalarında duygusal bir çocuk halini yaşayacak kadar duygusaldı. Bir derviş gibi Dersim dağlarını gezerken halkın sevgisini kazanmış bir Yılmaz olur. Son derece atılgan ve gözüpek olan yoldaş benliğinde son derece değerli devrimci özellikleri yaşatan bir komutandı. Seçkin bir Partizan gibi yaşadı ve savaştı.
Gerilla örgütlenmelerinde hem komutan hem de siyasi komiser görevini birlikte gerçekleştirmiştir. Engin bir kavrayışa güçlü bir mücadele azmine sahipti. Sorunları çözmede engelleri aşmada örnek bir yerde durdu. Olgun, ikna edici eleştiri ve özeleştiride tutarlı güven verici bir duruşu vardı. Gerilla gücünün gerçekleştirdiği birçok eylemde bizzat yer aldı. İyi bir komutan olduğu kadar iyi bir örgütçüydü de.
Rıza Sökmen
Halk ordusunun korkusuz komutanı olan Rıza Sökmen yoldaş kısa yaşamında büyük değerler yaratmasını bilen bir yoldaş oldu. Dersim halkının sevdiği bağrına bastığı Rıza yoldaş bölgede partisinin ve gerilla gücünün örgütlenmesinde ileri bir tol oynadı.
Yoldaşlığı ve komutanlığı herkese güven yerdeydi. Rıza ile yoldaş olmak onunla birlikte savaşmak bir ayrıcalık ve bir farklılıktı. Düşman kuşatmasında gösterdiği cesaretli duruş bugüne dek Dersim halkının ve Partizanların hafızasında canlı yaşamaktadır. Olunacak ve savaşılacaksa Rıza Sökmen ve Hüseyin Tosun yoldaşlar gibi olmak gerek. Dersimin bu fedakar ve emekçi yoldaşımız diğer delege ve savaşçı yoldaşlar gibi tarihi çıplak elle yapma savaşımında örnek alacağımız bir yoldaş olarak devrimci hafızamızda her daim yaşayacaktır.
Kamile Öztürk
Çorumlu olan yoldaş proletarya partisiyle Ankara’da tanışır. Çukurova bölgesinde kolektifin işçi faaliyeti içinde görev yapar. Devrimci bir görevi gerçekleştirirken düşman pususunda düşer. Ağır işkenceler maruz kalır. Kadın kimliğine ve bedenine yönelik işkencelere karşın başı dik bir direniş sergiler. Düşman mahkemelerinden faşizmi ve işkencelerini teşhir eder. Faşizmi yargılayan direngen duruşu kadın özgürlük mücadelesinde değerli ve anlamlı bir yer kaplar.
Kısa süreli zindan mücadelesi sonrası diğer zindan çıkışlı yoldaşları gibi yönünü dağlara verir. Daha ilerde ve ön mevzilerde savaşma istek ve kararlılığı yoldaşlarına büyük güven verir.
Gerilla alanında kadın özgürlük mücadelesinde örnek bir duruş sergileyen Kamile yoldaş, düşman kuşatması karşısında tıpkı zindanlarda olduğu gibi boyun eğmeyerek komünizm bayrağını yükseklerde tutmasını bilmiştir. Devrim şarkılarımıza yazılı direnişi her daim bizlere örnek olacaktır.
Son Haberler
Sayfalar
Artı-Değerin Kaynağı-2
Makinaların Marifetleri:
Makinalar canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer, ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için, işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır.
Ermeni Soykırımı ve Sovyet Ermenistanı
Ermeni Soykırımı üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir. Ama bu devletin giderek tüm dünya çapında uluslararsı halklar nezdinde soykırım ve soykırımın ardındaki konumu görülmüştür. Uzun bir dönem tabu olarak gizlenen soykırım ve soykırımı yapan devlet giderek uluslararası toplum gözünde açığa çıkmıştır. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır.
"Ancak çölde yaşayabilirler!"
Bundan tam 105 yıl önce böyle buyurmuştu Mehmet Talat! Mazlum Ermeni halkının fermanı için. Ancak çölde bile yaşamalarına müsaade edilmez. Ermenilere çöller bile çok görülür. Kırım ve kıyım ülkenin sayısız yerlerinde başlatılır. Öncekilerden daha kitlesel, daha büyük felakete dönüşecek bir toplumsal yıkım Türk ulus devlet aklıyla devreye sokulur.
Ve Dersim; “Türklük sözleşmesine uymayanlar!” (1/2 )
Ermeni Soykırımı’nın üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet, resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir.
Ama bu devletin uluslararası halklar nezdinde soykırım ve soykırımın ardındaki konumu görülmüştür. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır. Bundan dolayıdır ki, her 24 Nisan günü bu jenosit sadece Ermeniler tarafından değil dünya halkları tarafından kınanır, soykırımı gerçekleştiren devlet mahkum edilir.
Ermeni Soykırımı’nın Yıldönümünde Covid 19-15
Ermeni Soykırımı’nın 105. yılı Coronavirüs kuşatması altında anılırken bu sefer dünya yeni bir felaket ile karşı karşıya kaldı. Bu felaketin sonuçlarının ekonomik ve sosyal açıdan çok ağır olacağı şimdiden ortadadır.
Coronavirüs salgını üzerine yürütülen tartışmalarda “biyolojik bir savaş mı yaşanıyor?” sorusu değişik ülkelerde bilim insanları arasında tartışılırken, gerçek olan noktalardan birisi de şu ki; bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.
Yirmi Dört Saat Devrimcilik
Devrimci ideolojiye sahip olmak kadar bu ideoloji ışığında somutu tahlil edecek politikayı belirlemek ve ana müdahale edecek kadroyu yaratmak da bir o kadar önemlidir.
En zor ve zahmetli olan; en fazla dikkat, duyarlılık, yoğunlaşma gerektirecek olan militanın eğitilip hazırlanmasıdır. Nerede, nasıl davranıp, hareket edeceğini, ne yapacağını bilen, tek başına da kalsa yönünü bulabilen insan yetiştirmek, işte temel görev budur. Demokratik devrimin ihtiyacı olan budur. Kolektifin ihtiyacı olan da budur.
Artı-Değerin Kaynağı Ve İşçinin Üretim Sürecinin Denetleyicisi ve Düzenleyicisi Oluşunun Tarihi
Giriş:
Marksizmin temel ekonomi-politik analizlerine, çözümlemelerine ve bir bütün olarak işçi sınıfının marksist-leninist-maoist dünya görüşüne, ideolojisine ve siyasetine yönelik küçük burjuva kesimlerden eleştiriler gelmektedir. Bu saldırılar, sosyalist devletlerin geriye dönüşünden sonra daha da artarak devam etmiştir.
Tuz... Baharat... Yoksa Kavgada Yok
Belki de bende ihtiyarladığımdan diğer ihtiyarların... mitolojileştirdikleri sosyalizmi... takip etmem hoşuma gidiyordur.
Neler neler yazmıyorlar ki.
Doktorun sayfasına.
En çokta... şövalyelerin... tarih sahnesinde indirilişlerini...
Şövalyelerin yolda çıkmış olmalarına bağlamalarına bayılıyorum.
O an... ölümsüzlüğün sırını bulmuş gibi hissediyorum.
Kendimi de... kadını tarlada, hayvanı mangalda, ayrığı da ot olarak gören geçmişimden uzak... kötülerin sonunun nasıl olacağının vaazını ve kararını verirken buluyorum.
Lakin.....
Tarihin Uzak Geleceğine Kızıl Işık Düşüren 24 Nisan 72’ Manifestosuna Selam (Gazete Patika)
Dünyayı değiştirmek için görünen ile yetinmeyen, görünenin arkasındaki hakikatleri keşfe çıkan, döne döne gerçekleri yeniden fethetmeye cüret eden yeni bir çıkışın rehberi Komünist İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde Komünist parti kurulur. Bugün değil, yaklaşık elli yıl önce devrimci hareketin izlediği çizgiye, tarih anlayışına ve bağrındaki kırılganlıklara keskin tezatlık taşıyan bir tarih okuması ve ideolojik-politik ‘‘programla‘‘ kurulmuş bir partidir. Yeni partinin tarih sahnesine çıkmasıyla resmi ve uydurma tarihin böğrüne kızıl bir neşter vuruldu.
Soysuzluğunda debelen Süleyman* (Fuat Kav)
Süleyman Soylu, 2012’de AKP’ye katıldığında, “Ben AK Parti'ye makam için gelmedim, kendi istikbali için gelen namerttir, alçaktır, namussuzdur” demişti.
Açlık grevleri
Helin Bölek’in ölümü vesilesiyle, “Uzun soluklu, çetin bir direniş. Ve yeni bir dünya talebini hayata dayatan, anlamlı bir ölüm,” dediğim için birçok arkadaş tarafından eleştirildim. Ölümü yücelttiğimi, teşvik ettiğimi söyleyenler de oldu. Bu eleştiriler, iyi bir duygudan, ölüme karşı olma duygusundan ve açlık grevleriyle şimdiye kadar dikkate değer kazanımlar elde edilmemiş olmasından kaynaklanıyor hiç kuşkusuz. Bunu anlıyorum. Helin ve arkadaşlarının taleplerini ve bu talepler uğruna verdikleri uzun soluklu, çetin mücadeleyi anlamlı bulmanın eğri tarafı nedir, işte bunu anlayamıyorum.