Salı Ekim 20, 2026

Halifeden bozma başkan adayı yeni Mustafa Kemal mi ?

Cumhurbaşkanlığı için AKP’nin adayı uzun ve bıktırıcı bir tartışmanın sonunda “nihayet” açıklandı. 1 Temmuz’da şaşaalı bir toplantıyla T. Erdoğan aday olarak ilan edildi. Yani Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı için kendisini tercih etti diyebiliriz.

Aday tanıtım toplantısı çeşitli ideolojik argümanlarla yüklenmiş, her tarakta bezi olan, klasik AKP eklektizmi ile yapılan bir sunum oldu. Ama ağırlıklı olarak “dini” bir sunum vardı. Logosu “Tünelin sonundaki ışık”, “Güneşin doğuşundaki umut” gibi yorumlara yol açmakla birlikte, Obama’nın seçim kampanyasında kullandığı logodan aşırılmış intibası da yarattı.

“Davanın” örtemedikleri!

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı töreninde yaptığı konuşma seçim kampanyasının nasıl bir rota izleyeceğini gösterir nitelikte. Dinin, siyasal gericiliğinin en temel aracı haline gelmesinde artık hiçbir sınır tanımayacağını da ilan etmiş oldu. Erdoğan bir süredir vurgulu ve altını çizerek bir “davaları” olduğunu söyleyerek politik argümanını şekillendirmektedir. Özellikle Gülen Cemaati ile kapışmasından ve 17-25 Aralık operasyonlarından sonra bu “dava” ve “dava adamlığı” vurgusu çok baskın bir söylem oldu. Bunun İslami değerler bağlamında bir ideolojik algıya hitap ettiği bellidir. Ama Erdoğan “davasını” 2023, 2053 ve 2071 gibi sembolik tarihlerle ilişkilendirerek bu “davaya” Türkçülük damarı da katmaktadır. Selçuklu’dan Osmanlı’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne uzanan bir geleneğin “dava adamlığı” rolünü üstlenmektedir. Bu geleneği ise kendi siyasi çizgisinin tekeline almaktadır.

Merkezine yerleştiği Türk devletinin temel faşist ilkelerini içselleştirerek onu İslamcı ümmet ve millet tanımıyla gerçekleştirme “davasından” bahsettiği açıktır. Yani bu bağlamda Erdoğan ve kliğinin siyasal çizgisi “İslamcı-Türk” karakterden çok “Türk-İslamcı” karaktere sahiptir. Türk devletinin egemen kliği olmanın sağladığı tatlı vurgunlar ve hiç kuşkusuz çağın getirdiği toplumsal ve tarihsel zorunluluk onu bu çizgiye mahkum kılmıştır. Onun “her türlü milliyetçiliği ayaklar altına alma” söylemi bir retorikten ibarettir. Erdoğan’ın kesinlikle ama kesinlikle bu devletin temel ulusalcı, faşist ve ekonomik sistemiyle bir sorunu kalmamıştır. Zira onların temel referansı olan “İslam” anlayışıyla bu devletin yeni sözleşmesi imzalanmış durumda. Bu eksende düne ait kimi sorunlar ve gerginlikler esasen aşılmıştır. Bu sözleşme aynı zamanda Erdoğan’ın henüz 2001’de çıkardığını söylediği gömleğin yerine yeni gömleği bulma ve üstüne giyme sürecinin artık gerçekleşmesini sağlamıştır.

Ancak bu gömleği henüz giymişken Erdoğan, o gömlek bir paçavra haline de gelmiştir. Şimdi o gömleğin perişanlığı örtülsün diye “dava” gibi tılsımlı bir yama yapılmaktadır. Erdoğan Suriye politikasıyla başlayan, Gezi ile devam eden politik zaafiyetine 17-25 Aralık operasyonuyla akçeli işlerin eklenmesi sonucu büyük bir yara almıştır. Her yönüyle şüpheli ve geleceği belirsiz bir duruma düşmüştür. Şimdi bu durumu örtmenin, tamir etmenin ve yeniden güç devşirmenin uğraşı ve çabası içindedir. Onun artık ayyuka çıkmış siyasal gericiliği ve cukka ettiği “dünyalıkları” için din ve “dava” sadece bir meşruiyet sağlama aracıdır. Sadece bu değil Kürt meselesi ve rejimin siyasal kabiliyetini geliştirmekte bu gerçekliğini örtmek için güçlü araçlarıdır. Cumhurbaşkanlığı adaylığı bu hakikatler üzerinden hayat bulmuştur.

Adaylık toplantısındaki konuşmasına “Alemlerin rabbi Allah’a hamd olsun. Mülkün sahibi Allah’tır. Zaferin sahibi sadece ve sadece Allah’tır. Bu davayı bu hareketi bu mücadeleyi işte bugünlere eriştiren rabbime sonsuz hamdüsenalar olsun" diye başlayıp, “bu ifadeyi çok çok önemsiyorum. Bizim için çok farklı bir an. İşte bu bir hatime değil, inanıyorum ki bir Fatiha’dır bir açılıştır. Onun için diyorum ki, esirgeyen ve bağışlayan Allah’ın adıyla, o rahmandır rahimdir. Ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ilet. Bizi kendisine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların sapkınların yoluna değil" diyerek bitirdi. Konuşmasının belli bölümlerinde “Selçuklu Sultanı Alparslan gibi kefenimizi giyerek, Kudüs Fatihi Eyyübi gibi zaferin kılıç ve atlarda değil Allah katında olduğuna inandık” diyerek Türk ve İslam tarihindeki önemli şahsiyetlerle ve ideolojik figürlerle kendini bir kefeye koymaktan geri durmadı. Anadolu’yu Türkleştirmede, Kudüs’ü İslamlaştırma da kendine biçtiği tarihsel misyonlar olarak ifade edildi.

Tarihsel gericiliğin referansları ve araçları!

Bu tarihsel misyonla süslenmiş davanın karakteristiğin de emperyalizm adına iş tutmak da, onun gücüyle ve maşası olarak bölgesel aktör olmakta, kendi sermaye grubunu bu olanaklarla palazlandırmakta, kişisel servetini ve aile efradını ihya etmekte, “Uhud’da” ganimet peşinde koşanların modern muadillerini etrafında kenetlemekte var. İşte bu siyasal gericiliğe ve menfaat hesaplarına şimdi din en büyük ve temel araç olmaktadır. Aynı zamanda açığa çıkmış, deşifre olmuş tüm pisliklerinin ideolojik örtüsü haline de getirilmektedir. Erdoğan sanki Cumhurbaşkanlığı değil de “halifelik” ilanı için yola çıktığı algısına oynamaktadır.

Seçim kampanyasının tepeden tırnağa tarihsel gericiliğin simgeleriyle yürütülmesi çok yönlüdür. Kampanyanın üst başlığı “Yeni Türkiye İçin İstiklal Mücadelesi” olarak belirlenmiştir. Bu eksende kampanyanın Samsun’da başlayıp Erzurum’u ikinci durak yapacağı söylenmektedir. “Yeni Türkiye”nin Mustafa Kemal’i olma iddiası mesajı bu şekilde verilmeye çalışılmaktadır. Faşist harcı bu şekilde olabildiğince sağlamlaştırılmaktadır. Bu gerici kampanya da Kürt meselesi de bir araç olacaktır. Bunu sadece Kürt oylarını kazanma politikası olarak okumak hatalıdır. TC devletinin artık mahkum kaldığı Kürtlerle barışma meselesin de siyasal esnekliğinin ve yeteneklerinin kalibresini göstereceği bir sahne olacaktır.

Hakim ulusun egemenliğini muhafaza ederek ve hatta genişleterek Kürtlerle barışı sağlayacağı bir siyasal vizyon oluşturmaya çalışacaktır. Kürt barışını, yine Kürtlerin rızasıyla “Özgürce Ayrılma Hakkı”nın sözleşmeyle kalıcı şekilde gasp ederek, diğer Kürt parçalarında da siyasal nüfuzunu genişletmeyi sağlamaya çalışacak yeni ve oldukça tehlikeli bir gericiliği içermektedir. Yani Kürtlerin önündeki kendini gerçekleştirmeyi sağlayacak tarihsel olanakları Kürdistan’ın tüm parçalarında engelleme siyasetinin en iyi uygulayıcısı olduğunu ispatlama yarışı da olacaktır.

Erdoğan’ın zayıflığı ve aldığı riskler!

Cumhurbaşkanlığı adaylığının çok çeşitli gerekçeleri ve nedenleri vardır. Birincisi; bu makam Erdoğan için bir sığınaktır. Siyasal krizin hem sebebi hem sonucu hem de en büyük mağduru olma durumu vardır. Bunu kendi açısından hafifleteceği bir platform olarak görmektedir. Bu yarışı kazanarak politik krizin kendisi açısından üreteceği sonuçlardan kaçma hesabı yapmaktadır.

İkincisi; zayıflamış, güçten düşmüş durumunu bu seçimde kazanacağı zaferle tamir etmek istemektedir. Üstelik seçilmek için gerekli % 50’lik barajı aşma fırsatı ve olanakları burada mevcuttur. Oyunu bu destek üzerinden yeniden kurmanın cazibesi vardır.

Üçüncüsü; siyasal rejimi sürece uyumlu hale getirme ve egemenliğini daha uzun sürece yaymak istemektedir. Zira bu seçimi başkanlık sistemine fiili geçisin ya da bu süreci gerçekleştirmenin ilk etabı olarak ele almaktadır. Bu şekilde sistemi yenileme ve egemen sınıfların çıkarlarını daha iyi gerçekleştirme olanaklarının oluşacağını ve gücünü pekiştireceğini düşünmektedir.

Ancak bu tercihle büyük riskleri de göze almıştır. Seçimi kazanması durumunda partisi içinde bugünden açık hale gelen çatlakların büyüme olasılığı vardır. Zira “güçlü parti lideri” ekseninde bir siyasal geleneklere sahip faşist bir kadro yapılanması vardır. Gırtlak gırtlağa kapışmaya hazır bir politik gerginlik durumu ile partisini baş başa bırakacaktır. Zaten şüphe, bozulma, çürüme ve parçalanma içinde olan yapısı çok kısa vade de yönetilemez çelişkileri üretecektir. Bu durum onun gelecek hesapları için alarm zillerinin çalması demektir. Yani hafifletmeyi düşündüğü politik krizi daha fazla derinleştirme potansiyeli söz konusudur.

Seçimi kazanamaması durumunda ise sistemin var olan politik krizi tüm örtüsünü parçalayarak gecikmeksizin büyük bir ihtişamla yüzünü gösterecektir. Bu AKP’nin zaten uzun zamandır kırılgan hale gelmiş yapısını paramparça edecektir. Erdoğan içinse sonun başlangıcı değil sonun muhteşem bir finali olacaktır. Partisi içindeki ve dışarıdaki kurtlar sofrasının leziz bir ziyafeti haline hızla gelebilir.

100869

Partizan'dan

Partizan'dan; Gündem ve güncel gelişmelere ilişkin politik açıklama ve yazılar. 

Partizan'dan

Irak Kürdistanı’nda “bağımsızlık kararı”na karşı politik tavır ne olmalı?

Ezilen bağımlı tüm ulusların kendi kaderlerini tayin etme hakkı tartışmasız bir haktır. Bu hakkı hiç kimse bir ulusun elinden alamaz. Ulusun ayrılırken, önderliğinin gerici ya da ilerici olması da kaderini tayin etmede belirleyici değildir. Lenin ve Stalin ulusal meselenin bu can alıcı konusunda; “ulusların kendi kaderlerini tayin etmeleri ilkesi, tarihi-iktisadi bakımdan, siyasi kaderini tayin etme, siyasi bağımsızlık, ulusal bir devletin kurulmasından başka bir anlama gelemez” diyerek soruna tartışmasız bir çözüm getirmişlerdir.

ABD hakemliğinde “boğa güreşi” Katar gerçeği ve devrimci tavır

Arap yarımadasının doğusunda yer alan 2.5 milyon nüfusa sahip Katar, Suudi Arabistan’ın bir anda tüm dünyaya açıkladığı; “Katar, terör örgütlerini barındırıyor, yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapıyor, Suudi Arabistan ve Bahrenyn’de İran bağlantılı ‘terör’ eylemlerini finanse ediyor, Yemen’deki Hutsi militanlarını destekliyor” açıklamasının ardından 6 ülke ardarda açıklama yaparak Katar’la ilişkilerini kestiklerini, ülkelerindeki Katar elçiliklerini kapacaklarını ve Katar vatandaşlarının 14 gün içinde ülkelerini terk etmelerini istedi.

„Sosyal Medya“ paylaşımları ve ‘kişilik’ (1.Bölüm)

“Sosyal medya” paylaşımları denilen, özünde “sanal alem” olan bu alandaki hastalıklara, yozlaşmaya, kişilik ve ahlaki tükenişe dikkat çekmek gerekiyor. Bunun için yazı boyunca ifadelendirmeyi “sanal alem” olarak kullanmayı doğru buluyorum. Zira, “sosyal medya” olarak ifade edilmesini ise kısmen bir manipülasyon olarak görürken, ifade anlamını tam karşılığıyla bulmadığını düşünüyorum. Sosyalleşmek orada olmak, direkt yaşamak, temas etmektir!

Adalet yürüyüşü

MİT tırları davasında CHP milletvekili Enis Berberoğlu’na 25 yıl ceza verilerek tutuklanması karşısında CHP genel başkanı Kılıçdaroğlu ''adalet'' talebi ile Ankara’dan İstanbul a bir yürüyüş başlattı. Bugün yürüyüşün 5. günü.

 

      HDP milletvekillerinin dokunulmazlıkları kaldırılınca ve tutuklanırken, dokunulmazlıkların kaldırılmasına ''anayasaya aykırı olmasına rağmen oy vereceğiz'' diyen CHP bugün tutuklanmalarla ilgili sıra kendilerine gelince feryadı figan etmeye başladılar.

 

2017 Fransa parlamento seçimleri sistemin tıkanması mı?

Fransa Cumhurbaşkanlığı ile 11 ve 18 Haziran 2017 tarihlerinde 2 tur şeklinde olmak üzere gerçekleştirilen parlamento seçimleri, sonuçları ve etkileri ile ortaya ilginç bir panorama çıkartmıştır. İlk dikkat çeken olay katılım oranının giderek düşmesi ile ortaya çıkmıştır. Öyle ki, 11 Haziran’da gerçekleştirilen ilk turda 5. Cumhuriyet seçimlerini tarihinin en düşük katılımı % 49 olarak ortaya çıkarken, bir hafta sonra gerçekleştirilen 2. Tur da bu oran % 42’lere kadar gerilemiştir.

Oğlum(uz) ölümsüzdür (*)

“ve hiç istemedim seni unutmak.”[1]

“ve biz pimi çekilmiş yürekle/ dalmıştık karanlığın ortasına/ dilimizde kurtuluş türküleri mataramızda ab-ı hayat/ ve düşerken/ özgürlük renginde bir gülüş vardı yanağımızda,”[2] haykırışını anımsatıyor bize hep…

Dal gibi, civan mert bir delikanlıydı; bakmaya kıyamadığım(ız), gözümüzden esirgediğim(iz) oğlum(uz)du

Ve birgün, bize “Öldü” dediler.

Elimizin ayağımızın canı çekildi; donduk kaldık, kaskatı.

Tek bir kıvılcım tüm bozkırı tutuşturabilir!

Türkiye'nin içinde bulunduğu mevcut durum düzenin yarattığı sorunları çözemediği gibi daha zorlu bir sürece giriliyor. Devletin yönetici kademelerindeki iktidar kavgası ve ezilen sınıflar üzerindeki baskı ve sömürü mekanizması egemen güçleri daha saldırgan kılıyor. Bunun sonucu devlet erki emekçi kitlelere, Kürt ulusuna ve tüm ezilen kesimlere yönelik baskı ve tahakkümünü giderek daha üst boyutlara tırmandırıyor. Devlet bu saldırılarıyla toplumu sindirmeyi hedefliyor. Onlar üzerindeki egemenliğini pekiştirmeyi amaçlıyor.

CHP'de mi Adalet arıyor? Davut Kurun

CHP istanbul milletvekili Enis Berberoğlu tutuklanınca,CHP bütün illerde adalet yürüşüsu başlattı. Adalet arıyor. Kılıçdaroğlu, “adalet herkese lazımdır. Adalet için bir bedel ödenmesi gerekirse, bu bedeli ödemeye hazırım” diyor. Kılıçdaroğlu hala anlamamış, Adalet için bugüne kadar bedel ödiyen, Kürteler, Ermeniler, Rumlar, komünistler ,1970 sonrası da demokrasi güçleri, kürdistan halkıdır, dün CHP bugünde AKP diktatörlügüne karşı adaleti savunup bedel ödediler. Adaletin sahipleri bedel ödeliyen bu güçlerdir. AKP ve CHP ancak adaletsizliğin temsilcisi olabilirler.

“İktidar savaşında, proletaryanın, örgütten başka bir seçeneği yoktur!”*

"1980’li yıllara göre “sol muhalifler” olarak isimlendirilebilecek kesimler içerisinde örgüt ve örgütlenme meselelerine yaklaşımda çok ciddi değişimler yaşanmıştır. Aslında bu değişimler birden bire ortaya çıkmadı. Avrupa’da gelişen Batı Marksizm’inin yanısıra Latin Amerika’nın bilinen anarşist ve Troçkist etkilerinin ideolojik/politik alandan sonra doğal bir sonuç olarak örgütsel alana da yansımasıydı yaşanan. Türkiye özgülünde elbette ki hesaba katılması gereken etmenlerin sayısı az değildir.

15-16 Haziran'dan Gezi'ye

Her toplumsal olayları hazırlayan ekonomik ve siyasal koşular vardır. 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin hazırlayan da koşullar vardı. Her şeyden önce kapitalist sanayide önemli bir gelişme olmuştu. Ve bu alanda çalışan işçi sınıfı sayısı nicelik ve nitelik olarak bir gelişme göstermişti.

Devrimci'ler ölür ama devrimler sürer ;

İttihat ve Terakki Partisi'nin,'' Yeni Türkiye '' versiyonu olan AKP Erdoğan iktidarı,15 yıllık icraatları ile hem Türkiye,hem de ortadoğu coğrafyasında tehlikeli ve savaş kışkırtıcısı olarak tehlikeli olmaya devam ediyor.Osmanlı'nın son döneminde Talat,Enver,Cemal üçlüsünün çılgın politikaları ülkeyi savaşa sokmuş,Ermeni soykırımı'nı planlayarak yeni bir yüz yılın başlangıcında insanlığa karşı suçlar işlemişlerdir.İ ve T Partisi'nin yüz yıl önceki politikalarının bir ve aynısını bugün hayata geçirmeye çalışan Erdoğan kliğinin bölge ülkeleri ile barışık olmayıp savaş içinde olması kaygıland

Sayfalar