Perşembe Ekim 22, 2026

Günün 23,5 Saati Hücrede, Tek Başına :Füsun Erdoğan

Önceki gün bir arkadaşımla telefon görüşmesi yaptım. Sesi kaygılı ve üzgündü. Nasıl üzgün olmasın ki…

Aileden biri gözaltına alındığında ve tutuklandığında aile bireylerinin tümü gözaltını da, tutsaklığı da çok daha ağır yaşarlar. Çaresizlik içinde çırpınıp durmanın nasıl bir şey olduğunu en iyi yaşayanlar bilir…

Türkiye’den Avrupa’ya bakanlar için Avrupa demokrasisi de, Avrupa’da yaşam da erişilmez görünür. Hani derler ya içi beni, dışı başkalarını yakar diye… Avrupa demokrasisi de aynen öyle!

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

Nisan ayında Almanya polisi ATİK (Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu) üyesi göçmenlere yönelik bir operasyon gerçekleştirdi.

Almanya’nın isteği üzerine İsviçre, Fransa, Yunanistan’da da eşzamanlı ev baskınlarıyla 10 ATİK üyesi, aktivisti 15 Nisan 2015 tarihinde gözaltına alınarak tutuklandılar.

Gözaltına alınarak tutuklanan ATİK yönetici ve aktivistlerine yöneltilen suçlama; tutuklananların bazılarının Türkiye’de TKP/ML davasından yargılanmış olmaları ve uzun süre hapishanede yatmış olmaları… Almanya’da da bu kişilerin TKP/ML adına faaliyet yürüttükleri!

ATİK Almanya’da yasalar çerçevesinde kurulmuş bir dernek! TKP/ML Türkiye’de illegal bir örgüt olsa da, Almanya’da her hangi bir yasaklaması vb. söz konusu değil. Ancak ne hikmetse, Alman polisi Türkiye’yi aratmayacak düzeyde gerçekleştirdiği operasyonla, TKP/ML üyesi oldukları iddiasıyla tutukladığı kişileri yargılamanın peşinde…

Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu kabilinden bir durum. Gözaltına aldığı ve tutukladığı kişilerin bir kısmı yıllar önce Almanya ve operasyon yapılan diğer ülkelerde siyasi mülteci talebinde bulunmuş kişiler. Türkiye’de siyasi faaliyetlerinden dolayı yargılandıklarını, hapishanede yattıklarını belgeleriyle Alman devletine ve diğerlerine sunmuşlar. Türkiye’de hapse atılacakları gerekçesiyle Alman devleti bu şahısların iltica talebini kabul etmiş ve oturum vermiş! Ama ne hikmetse Almanya bütün bunları unutarak, siyasi mülteci statüsü verdiği kişileri TKP/ML’ye üyelikten ve yardım etmekten yargılamaya çalışıyor!…

İmza kampanyası başlatıldı

Almanya’da tutuklananlardan 7 kişi Augsburg, Münih, Kempten, Landshut, Nürnberg ve Kaisheim hapishanelerinde tek kişilik hücrelerde tam bir izolasyona tabi tutulmuşlar. Öyle ki, hapishanedeki diğer tutuklularla karşılaşmaları, konuşmaları bile yasak! Günün 23,5 saatini hücrede tek başlarına geçirmek zorundalar. Ailelerinden sadece bir kişiyle polis gözetiminde sınırlı zamanda ve camlar arkasında görüşebiliyorlar. Avukat görüşleri de aynı şekilde kapalı odada ve camlar arkasında yapılıyor. Avukatların müvekkilleriyle yaptıkları yazışmalar kontrol edildikten sonra veriliyor.

Önceki gün telefonda görüştüğüm arkadaş, şu an Kempten hapishanesinde tutuklu bulunan Müslüm Elma’nın arkadaşı…

Müslüm Elma’yı da 1996 yılında yine bir polis komplosu ile Taksim’den kaçırılarak gözaltına alınıp tutuklandığım ve Bayrampaşa Hapishanesi’ndeki 6 aylık ikametim sırasında tanımıştım. Dolayısıyla hem Müslüm Elma’yla kişisel olarak tanışıyorum, hem de yaşadığı sağlık sorunlarını az çok biliyorum.

Arkadaşımdan ayrıntıları yazmasını istedim… Türkiye’de neredeyse 20 yılını hapishanede geçirmiş, sağlığını açlık grevleri ve ölüm oruçlarında yitirmiş Müslüm’ün bir de iltica hakkı verdikleri Almanya’da izolasyon hücrelerinde tutulmasını sessizce kabullenmek olacak iş değil elbette!

ATİK tutuklu yöneticileri ve aktivistleri için bir imza kampanyası başlattı. Ayrıca daha kapsamlı bir kampanya örgütlemeye çalışıyorlar.

İzolasyon hücrelerinde ciddi sağlık sorunlarıyla tutsak edilen eski mapusdaşımın ailesi ve arkadaşlarının sesine ses olmak adına, bu hafta Müslüm Elma’yı yazmak istedim… Bir de Almanya’da Alman polisinin ve hapishanelerinin ne menem bir şey olduğunu göstermek istedim!…

Alman polisinden aksiyon filmi gibi operasyon

Müslüm Elma Nürnberg’de ziyaretine gittiği Sinan Aydın ve Banu Büyükavcı’nın evinde gözaltına alınıyor. Her ikisi de doktor olan bu çiftin işleri, evleri belli olmasına rağmen; Alman polisi kapıyı çalarak eve girmek yerine, aksiyon filmlerini aratmayacak şekilde, tam bir güç gösterisi yaparak evin kapı ve camlarını kırmak suretiyle içeri giriyor.

Alman polisinin Almanya, Fransa, İsviçre ve Yunanistan’da gerçekleştirdiği bu operasyonun Türkiye ile anlaşmalı olarak hayata geçirildiği söyleniyor. Aile ve avukatlar Almanya ile Türkiye arasında bir gizli pazarlığın olduğunu ifade ediyorlar. Ancak, dosyaya gizlilik kararı konulduğu için de, ayrıntılar hakkında henüz avukatlar da bir bilgiye sahip değiller.

Almanya’nın son yıllarda bu türden operasyonları çok sık yaptığı ve onlarca kişiyi tutuklayarak 129 a-b maddesine (terörle mücadele yasası) tabi tutarak yargılandığı söyleniyor.

Alman yasalarına göre 129 a-b maddesinin kapsamı özetle şöyle:

2001 yılında İkiz Kuleler’e yapılan 11 Eylül saldırısının ardından ABD başta gelmek üzere bir çok ülkede “güvenlik” adı altında anti-terör yasalarında düzenlemeler yapıldı. Kişi hak ve özgürlüklerini hiçe sayan bu yasalarla bütün özgürlüklerin kısıtlanmasına gidildi.

ABD’nin tüm dünyaya dayattığı “anti-terör” yasasına göre Avrupa Birliği ülkeleri de yeni düzenlemeler yaptı. Almanya’da yürürlükte olan 129. Ceza Maddesi’ne 1970’li yıllarda ek yapılan “a” maddesiyle Almanya’da faaliyet yürüten örgütlerin takipleri ve yargılanmaları kolaylaştırılır. 2002 yılında da yasaya “b” maddesi eklenerek 129’un kapsamı iyice genişletilir. Yürürlüğü koydukları “b” maddesiyle “takip edilecek” örgüt listesini de genişletirler. Bu maddeye göre Alman devleti, Almanya’da faaliyet yürütmemiş olsa da, bireylerin her hangi bir örgüte “sempati” duyması, soruşturma açılması ya da Almanya dışında ise, tutuklanıp Almanya’ya getirilmesi için yeterli görülmektedir. Burada bireyin Almanya’da suç işlememesinin her hangi bir önemi yoktur. Almanya’ya göre, her hangi bir dost ülke dedikleri yerde bireyin bir fiilinin olması yeterli görülüyor!

ATİK üye ve aktivistlerinin de bu yasa kapsamında Türkiye’de, Türkiye’nin yasadışı gördüğü bir örgüte üye olmaları ya da sempati duymaları iddiası Alman polisi için yeterli olmuş!

Bu kapsamda görülen davalarda, soruşturmanın sonuçlanması ve yargı sürecinin bir yıla yakın bir zaman alması önemli bir sorun.

Hele bir de Müslüm Elma gibi ciddi sağlık sorunu olanlar varsa… Bu bir yıl aileler için de, tutsak için de hakikaten çekilmez oluyor.

20 yıla yakın tutsaklık sağlık mı bırakır

Müslüm Elma’nın ilk tutsaklığı 12 Eylül askeri faşist diktatörlüğünün ilk günlerine rastlıyor. 25 Eylül 1980’de Diyarbakır’da gözaltına alınıyor. Altı ayı aşkın bir süre Diyarbakır, Antep, Adana, Elazığ illeri dolaştırılmak suretiyle ağır işkencelerden geçiriliyor. İşkenceli sorgu sürecinin ardından Diyarbakır’ın ünlü 5 Nolu Hapishanesi ilk durağı ve 1991’e kadar yaşadığı yer oluyor.

O süreçte yaşanan iki ölüm orucuna da katılıyor Müslüm Elma. Aslında yaşamasının bir mucize olduğunu söylüyor ailesi. Ancak iki ölüm orucunun vücudunda yarattığı ciddi hasarlarla yaşamak düşüyor Müslüm Elma’nın payına. 1991’de Aydın Hapishanesi’ne sürgün ediliyor. 1992 yılında da şartlı tahliyeyle özgürlüğüne kavuşsa da, özgür günleri pek uzun sürmüyor Müslüm’ün…

1987 yılında içerideyken Yeni Demokrasi Dergisi’nin Kasım sayısında “Aydınlarımızın Seçim, Parlamento ve Cunta Serüvenlerine Dair” başlıklı yazısı ile “12 Eylül Demokrasisi ve Devrimci Tavır” başlıklı yazıları nedeniyiyle “yayın yoluyla cumhurbaşkanına, devletin emniyet ve muhafaza kuvvetlerine ve Hükümete hakaret ettiği” gerekçesiyle hakkında açılan davalardan dolayı 3 yıl 4 ay ceza alıyor.

1993 yılında İstanbul Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi Nöroloji bölümünde İnsan Hakları Vakfı’nın desteğiyle tedaviye başlıyor. Aynı yıl Kasım ayında İstanbul Kadıköy’de iki arkadaşıyla kafeteryada otururken, “örgütsel görüşme yaptığı” iddiasıyla gözaltına alınıyor. Hakkında açılan davada yardım yataklıktan dört buçuk yıl hapis cezası veriliyor. Ancak savcı bu cezayı az buluyor ve Yargıtay’a gönderilen dosyaya itiraz ediyor. Birlikte örgütsel buluşma yaptıkları gerekçesiyle gözaltına alındığı iki arkadaşı salıverilirken, Müslüm Elma’ya örgüt yöneticiliğinden 18 yıl hapis cezası veriliyor.

Nisan 2002’de wernicke korsakoff sendrumu tanısıyla bozulan sağlığı nedeniyle 6 aylığına tahliye ediliyor. Müslüm Elma ciddi sağlık sorunlarıyla uğraşırken, siyasi polis onu rahat bırakmıyor. Sürekli baskı yapıyor; “bir daha senin sorgu lüksün olmayacak, seninle sokakta hesaplaşacağız” diyerek tehdit ediyorlar. Buna rağmen Müslüm Türkiye’de kalmayı seçiyor. Ancak giderek ağırlaşan sağlık sorunları nedeniyle 2007 yılında Almanya’ya geliyor ve iltica talebinde bulunuyor.

Alman devleti Müslüm Elma’nın durumunu inceliyor ve politik mülteci statüsü veriyor. Bu süreçte tedavi olmaya çalışsa da, sürekli yeni bir sağlık sorunu çıkıyor. 15 Nisan 2015’de de, yukarıda özetlediğim Alman polisinin gözaltı ve tutuklama saldırısına maruz kalıyor.

Polis her yerde polis! Hapishanelerde öyle! Kapıyı çalıp, arama yapacağını söylemek yerine, kapı ve pencereleri kırarak eve girerek, toplumda bir algı oluşturmanın peşindedir polis! Bizim oralarda Alman polisinin uyguladığı bu yöntemin rutin bir uygulama şekli olduğunu biliyorum elbette! Alman polisi yaptığı aramada tek bir suç unsuruna rastlamamış! Ama evdeki kitap, dergi ve el yazmalarına, bilgisayar ve cep telefonlarına el koymuşlar. Evdeki 4 misafiri ve ev sahiplerini gözaltına almışlar.

Alman polisinin terörize ederek başlattığı bu operasyonla ilgili iddiası ise şu: Örgüt üyesi olmak, dost bir ülkede (Türkiye) terör organizasyonunu desteklemek, örgüt yönetmek, bilgilendirme seminerleri yapmak.

Alman polisinin yukarıda sıraladığı “Türkiye’de terör organizasyonunu desteklemek” -bu ne demekse- hariç, bütün fiiller Almanya’da yasal! Almanya politik mülteci olarak kendisine başvuran her bireyden, politik mülteci olarak başvurmasının maddi kanıtlarını istiyor. Ve buna göre başvuruyu kabul ediyor. Dolayısıyla, 20 yılını Türkiye hapishanelerinde geçirmiş bir politik mülteci için sıraladığı şu gerekçeler hakikaten çok komik. Üstelik bu gerekçelerin her birinin de maddi dayanaktan yoksun olduğu biliniyor!

Müslüm Elma avukatına: “bana 50 sayfaya yakın bir tutuklama gerekçesi verdiler. Tüm iddialar TKP/ML üyesi olduğumu ispatlama çabası yönünde. Bilgilerin esası Türk devletine dayanıyor. Türk devletinin adaleti susurluk adaletidir. İç iktidar mücadelesi için birbirlerine dair sahte belgeler düzenleyen, onlarca politikacısını, generalini hapse atan bir sistemin bize dair uyduracakları yalanların sınırı olmaz” demiş.

Bütün bu iddialar ve süreci avukatı, ailesi ve arkadaşları elbette takip ediyorlar. Burada söz konusu olan Almanya devletinin uyguladığı izalasyon ve Müslüm Elma’nın ciddi sağlık sorunlarının bulunması. Yıllarını Türkiye hapishanelerinde geçirmiş ve ciddi sağlık sorunları yaşayan birinin, politik mülteci statüsüyle yaşadığı Almanya’da gayri ciddi iddialarla bir kez daha hapishaneye konulması ve günlerce ilaçlarını kullanmasına engel olunması, tedavisinin yapılmaması ailesini haklı olarak kaygulandırıyor.

Şu anda Kempten’de (Allgau) tek kişilik hücrede kalıyor. Günde sadece bir saat tek başına havalandırmaya çıkartılıyor. Oysa nörolojik problemlerinden dolayı denge sorunu yaşıyor. Hareket edebilmesi, yürüyebilmesi sağlığı bakımından çok önemli. Ama hapishane yönetiminin doktor raporlarına da, Müslüm Elma’nın fiziki durumuna da aldırdığı yoktur. Banyo yapmaya bile banyonun boş olduğu zamanlarda götürüyorlarmış. Dil sorunundan kaynaklı hapishanenin işleyişini anlayamıyor. Derdini anlatamıyor. Ailenin kapıdan bıraktığı kitaplar verilmiyor. Ancak hapishanenin kütüphanesinde bulunan kitapları alabileceği söyleniyor. Bırakalım normal kitapları, Almanca çalışması için götürülen kitapların bile verilmemesi saçmalık ötesi bir durum! Zar zor Türkçe-Almanca sözlük alabilmiş hapishanenin kütüphanesinden.

Müslüm Elma’nın wernike korsakof’dan dolayı okuması, beyin egzersizi yapması gerekiyor. Ama ona öyle bir tecrit uygulanıyor ki!… Kendi kendisiyle 24 saat geçirmesi dayatılıyor. Üstelik okumadan, yazmadan… Avukatının uğraşları sonucu Özgür Politika ve Hürriyet Gazetelerini daha yeni almaya başlamış!

Tutuklanmadan önce gördüğü tedavi sürecinde Polistemi Vera ismiyle bilinen bir kan hastalığı da ortaya çıkmış. Kandaki alyuvarların aşırı çoğalması nedeniyle onkoloji-hematoloji polikiliniğinde kontrol ve tedavi altındaymış.

Avrupa devletlerine yönelik iddia edilen tek bir yasadışı eylem veya başka bir fiili olmadığı halde, kendisine politik mülteci olarak başvuran ve Türkiye’de yaşamasının koşullarının olmadığını kabul eden Alman devletinin, İsviçre, Fransa ve Yunanistan’da başlattığı operasyon sonucu tutuklananlara her nerede olursak olalım uyguladığı tecrite karşı çıkmak… ATİK’in başlattığı Müslüm Elma dahil, Musa Demir, Sinan Aydın, Banu Büyükavcı, Haydar Bern, Erhan Aktürk, Seyit Ali Uğur, Mehmet Yeşilçalı, Sami Solmaz ve Deniz Pektaş’a özgürlük kampanyasını desteklemek bizleri bekliyor!… (FE/HK) (FÜSUN ERDOĞAN – DIŞARIDAN MEKTUPLAR)

54374

Misafir yazarlar

Güncele iliskin yazilariyla sitemize katki sunan yazar dostlarimiza ait bölüm

Son Haberler

Sayfalar

Misafir yazarlar

Kadavra

Ve sonunda burdasın.

Memleketimizin seçimlerinde destekleyebileceğin ilericiler; partiler bulabilmiş  avrupa seçimlerine sıra gelincede bulamamış halinle.

Hissediyor musun aşkım avrupa seçimlerini boykot edişinin başarısızlığını sistemin baskılarıyla seçime iştirak edenlerinde başarısızlığını kendileriyle açıklayan cansız teorinin vücudunda da elimin gezişini.

Gelindiğin günüde hatırlıyor musun?

Kulağına :

Nubar yoldaş devrettiğin bayrak eninde sonunda göndere çekilecektir..

Sınıf çelişkileri ve ürettiği tüm baskı ve zulümler beraberinde mücadeleyi ve başkaldırıyı kaçınılmaz kılmıştır. Tarihsel materyalizmin bu nesnel olgusu günümüz tarihinde geçerliliğini devam ettirmektedir. Sömürüyü, zulmü, baskı ve katliamları vareden maddi koşullar yok olana kadar sömüren-sömürülen, ezen-ezilen arasındaki çelişki ve mücadele de varolacaktır.

Kaçkınlara döneklere ağzı iyi laf yapan kurusıkı lafazanlara

1- Kitabın bol cümleli yerinden ve damarından konuşarak abartma denemesi:

Burjuvazinin Ekonomik Krizinin Yükünü İşçiler Çekmemelidir!

 Burjuvazi, her ekonomik kriz döneminde, daha fazla “birlik beraberlik”, “vatan-millet”, “din-iman”, “aynı gemideyiz” vb. gibi, burjuvaziyi kurtarma söylemlerini öne çıkarırlar. Bunun anlamı; krizin yükünün büyük bölümü emekçilerin üzerine yıkılacağıdır.

2001 krizinde de aynısını yaptılar.

Kapitalizmin batışı

 

Türk burjuva ekonomisinin yapısal ve finansal krizi her geçen gün giderek derinleşiyor. Türk ekonomisinin içine girdiği kriz salt Türk tekelci burjuvazisinin derin bir endişe içine sokmuş değil, bütün kapitalist dünyayı özellikle de AB emperyalist burjuvazisini de bu endişenin içine itmiş bulunuyor.

Kriz

    İki olgu sabırsızlıkla hafta başını (9 günlük bayram tatilinin bitmesini) bekliyor.

TL karşısında epey rekorlar kıran dolar hafta başına (9 günlük tatilden sonra) yeni rekorlara hazırlanıyor. Bir diğeri de Rusya'nın hava, İran'ın devrim muhafızlarının desteğiyle ülkesinin %96’sında denetimi geri alan Esad rejimi cihatçıların elinde kalan tek kale (!) İdlib'e yönelik bir saldırı başlatmak için Rusya'nın işaretini bekliyor.

Oruçoğlu Vartinik emanetidir!

Bundan 3 yıl önce Dersim, Mazgirt belediyesi ilçedeki bir alana, yazar, ressam, şair ve 68 Gençlik Hareketinin öncülerinden, aynı zamanda İbrahim Kaypakaya’nın en yakın yoldaşlarından, VARTİNİK emaneti kabul ettiğimiz ve 24 Ocak 1973 Vartinik baskınından sağ kurtulan Muzaffer Oruçoğlu adına “Muzaffer Oruçoğlu Özgürlük ve Demokrasi Parkı” adını verdi.

Sosyal medya ve ajan faaliyeti üzerine…K.Montana

Kapitalist-emperyalist sistemin kendini yeniden üretmesi ve üretici güçlerin gelişmesiyle birlikte gündelik yaşamımızdaki değişimlerden bir tanesi de kitle iletişim aracı olarak telefon ve özellikle akıllı telefon adı verilen araçların yaygınlaşmasına tanık olduk. Artık neredeyse her bireyde bir-iki cep telefonu bulunmaktadır. Yaşamı oldukça kolaylaştıran bu araçlar diğer yandan da bireyin kendisine ve içinde yer aldığı topluma yabancılaştıran bir araç haline de dönüşmüş durumdadır.

24 Haziran’dan sonrası | Direniş dinamikleri, birleşik mücadele!

OHAL koşullarında gerçekleşen seçimlerle Türk hâkim sınıflarının sevinçten gözyaşı döktüğüne şüphe yok.

Egemenler, 24 Haziran seçimleriyle, zaten uzunca bir süredir fiili olarak uyguladıkları ve anayasa referandumu ile yasal alt yapısını kurdukları başkanlık rejimine geçişi sağladı. Türk devletinin, kurulduğu günden bu yana öyle yasa-kanun-hukukla pek ilişkisi olmamışsa da rejimin üzerinde yükseldiği bir düzlemin varlığına her dönem önem gösterilmiştir.

Erdoğan özgülünde orta sınıfların kültür anlayışı

Orta Sınıfların en etkili olduğu alanın bu sınıflara hükümet etme yetkisi verildiğinde başladı. Birçok alanda bu etkiyi genişletmeye çalıştı. Hiç varlık gösteremediği alanları ya yıktı ya da bizde yapabilir miyiz ile girişimlerde bulundu, bulunuyor.

Şarjörüne ideoloji doldurmak…

Halkın savaşçısı olmak görevi salt askeri görev ve sorumluluklarla sınırlanamaz. Savaşın teorisini-taktiğini-tekniğini anlamak bunları sürecin gerçekliğine uygun olarak uygulamak önemlidir. Savaşın yasalarını kural ve ilkelerini öğrenmeye ve uygulamaya çalışmaktır asıl olan. Bugün her zamandan daha fazla savaş konuları ve sorunları üzerinde yoğunlaşmak, derinleşmek, pratikleştirmek ihtiyacı ve görevi sınıf bilinçli proleterlerin önünde durmaktadır.

Sayfalar