Gazze direniyor, Şengal yanıyor
6 Temmuz 2014 tarihinde “Koruyucu Sınır Operasyonu” adı altında başlattığı askeri operasyonuyla, Siyonist İsrail Devleti’nin faşist yüzü bir kez daha dünyanın gözleri önüne serildi. 2000’in üzerinde insan bomba ve füzeler- kurşunlara katledildi. 500’e yakın çocuk evinin önünde, parklarda, sokaklarda, yolda, okulda, oyun oynarken minicik bedenleri bombalarla parçalanarak katledildi. 10 binin üzerinde insan yaralandı. Yüz binlerce insanın evi yıkıldı. Kalacak bir yer bile bulamadılar. Bombalardan korunmak için sivil halkın sığındığı hastanelerde tedavi beklerken ölüm çaldı kapılarını ve hastaneler ölüm hanelere çevrildi. Doktorlar çaresiz, anne-babalar çaresiz, bir halk çaresiz. Trajedi değil soykırımın kendisidir yaşanan acılar ve buna sessiz kalmak ortak olmaktır bilinsin.
Artık klişeleşen Siyonist İsrail Devleti’nin politik söylemleri, özellikle de Gazze’deki katliamlarla adeta paramparça olmuştur. Askerinden medyasına, bakanından başbakanına neredeyse açık bir jenoside bel bağlıyorlar. Bu öylesine basit ya da hadi canım sendeci bir değerlendirmeyle geçiştirilemeyecek denli önemlidir. Çünkü, Ortadoğu yorumcusu Jeremy Salt’ın bir açıklaması her şeyi özetliyor: “Birçok köktenci Siyonist, Filistinlilerin Gazze’den çıkartılıp Sina Çölü’ne sürülmesi gerektiğini düşünüyor.”
Bu özellikle Ortadoğu halklarının yabancısı olmadığı bir bakış açısıdır. Her devletin, her iktidarın karşıtı daima Çöl’e sürme arzusu ve aşkı tarihsel bir gerçekliktir. Çöl sıcak, çöl kurak, çöl sususz ve çöl ölüm yeri. Bir tek mermi yakmadan topluca doğaya bırak ölsün, sen de bundan pişmanlık duyma. Ne de olsa sen öldürmedin onları, onlar sıcaktan ve açlıktan öldü. Doğa öldürdü “Kader” ve “Takdir-i ilahi” diyecek bir şey yok!
Bir de ölüm kusanlar var ki onlar kendisini Çöl’e sürenlerden ayrı tutarlar ve bunlar açıkça ölüm fetvasını vermenin görev olduğuna inanır. Faşist yaratılanın dini olmaz, dili farklı olsa da karakteri ve söylemi birdir ve ırkı fark etmez, faşist- faşisttir! Kendisinin dışındakinin yaşamasını asla istemez, hepsi bu. İşte size Siyonist İsrailli bir faşistin sözleri:
İsrail Knesset’inin yetkilisi Mashe Feiglin; bu zat-ı pek muhterak faşistimiz, Gazze’de top yekûn askeri işgalini ve orada yaşayan insanların şehirden çıkarılmasını savunuyor ve yetmiyor, şehirden sürülenleri Sina Çölü’ne sürülüp sınırına da bir kampta yaşamalarını istiyor. Bu politikaya direnenler için ise sadece ölüm düşünülüyor.
Jenosid’in bazen bazı koşullarda haklılığını savunanlardan Yachanan Gordon, Ayeled Shaked bilimin akılanelerinde bu ölüm senfonisinin akustik versiyonuna dahil olmuşlar. Ayeled Shaked öldürülen Filistinli çocuklar için söylediği aslında, kendi söylemi değil faşist Siyonistlerin ortak genel (ve tüm faşistler dünyada bunu istiyor) söylemidir. Bu kişilik müsveddesi Facebook’ta: “Onlar da oğullarının yolundan gitmeliler. En hakkaniyetlisi bu olacaktır. Küçük yılanları yetiştirdikleri yerlere geri mi dönsünler? Böylece daha fazla yılan ürer. Bu da bizim için iyi olmaz…” diyor. Yani bu söylemin mesajı İsrail Devleti’nin duygu düşüncesinin İsrail’in aynasını yansıtan duygusudur. Bu faşist duygu Gazze’nin üzerindeki kara buluttan daha kara bir bulut olarak çökmüştür. İsrail topraklarının üzerine, görmesini bilene…
İşgal-sömürü için giden her gücün hedefinde daima çocuklar ve kadınların olması boşuna değildir. Öldür, öldürmediğini değiştir.
Niye insan şaşırmıyor tüm bu olanlara? Bu yaşananlar elbette sadece Gazze’de yaşanmıyor. Bakın IŞİD, bakınız Boko Haram’ın yaptıklarına, Ukrayna’ya- Suriye’ye. “Güzel”, “Özgürlük”, “İnancın yaşatılması vs. vb.”…
O “özgürlükle” övünen ABD ve ölüm kusan egemenlerin ağızlarından salyalı ellerindeki namlular hep sıcak, kan deryasında ölüm hep uzanır boylu boyu yerde. Azrail bile artık yeryüzünde yaşanan katliamlara daha fazla, görevi ile alakalı konumuna rağmen dayanamaz. O da can alır ama vakti geldiğinde derler. Vakitsizce kapıya dayanmaz derler. Faşistler gibi ansızın çıkıp gelmiyor yani. Bu kadar kan-vahşete o da kayıtsız kalamamış ve Tanrı’ya “Dayanamıyorum, istifa etmek istiyorum” demiş. Tanrı nedenini sormuş, cevap çok da yabancısı olmayacağımız türdenmiş: “Efendim ben usul-erkan ile can alırım ve sebepsiz, zamansız asla bir cana kıymam. Fakat bu faşist insanlar öyle mi? Zamansız geliyor, nedensiz ölüm kusuyor, sebepsiz can alıyor. Buna yürek mi dayanır? Dayanmaz! Dayanmıyor benim Azrail yüreğim, madem benim işimi sabırsızlık ve zevkle bunlar topluca yapıyor, o vakit bana ne gerek var? Boş boşuna her yaptığı münessibliği bana ve şeytan kardeşe yıkıyorlar” demiş ve bundan dolayı istifasını yenilemiş.
Tanrı “Şeytan ile ne alakası var?” diye sorunca, “Efendim” demiş, “Bu faşist insanlar bir halt ettiğinde bunu ya din adına ya da insanlık adına yaptıklarını söylerler. Ne zaman ki diğer insanlar yapılana tepki duyduğunda ‘Şeytana uyduk’ diye söylüyor. Öldürüyor, tecavüz ediyor vs. saymakla bitmez yaptıkları kötülükler. Şeytan kardeşin haberi bile yok yapılandan ama hep ona mal edilir. Zaten o da biliyorsunuz şeytanlığı insanoğlu iyi becerdiği için bıraktı, insanın şeytanlaşması gerçekten insana doğaya çok büyük tehdit. Ben Azrail’im ama Azrailliği benden iyi beceriyorlar. O vakit ben ne diye Azrail olarak görev yapayım?” deyiverince Tanrı düşünmüş ve yaşananları izmiş- izlemeye devam ederken hak vermiş Azrail’e. İnsanın şeytanı Azrail insanın insana en büyük kötülüğüdür” demiş.
Eyy insanlar, eyy müminler!
Siz “şeytan”ı Mekke’de arayıp taşlama derdine boşuna girmeyin, “şeytan” bugün her yerde. Arabistan’dan Kudüs’e, Şengal’den Ukrayna’ya, Somali’den ABD’ye… Bunu görmek için Mekke’ye gitmeye ne çare? Gözünüzü açın Türkiye’de ne “şeytan”lar var hem de takım elbiseliler, lüks araçlarla Ankara’nın göbeğindeler.
Azrail’i arasan Gazze’de, Şengal’de, Kobanê’de ara bulursun IŞİD-Boko Haram İsrail’in içinde. Yani çok uzakta değil, bir adımlık yol uzakta, özgürlüğün kalesi ABD’nin beyaz binasının içinde.
Bir de timsah gözyaşları dökenler vardır hani bizim koro halinde ağlayan bakanlar kafilesi içindekiler gibi. Arınç’tan Davutoğlu’na cemi cümlesi salya sümük Gazze için acı içinde ağlarlar her kameranın önünde! Bunu bir ay boyunca seçim meydanlarında koro halinde avaz avaz bağırdılar “Kahrolsun İsrail” diye, tanırsınız onlar tanırsınız, siz bizden daha iyi…
Bu kendinden menkul kişiliklerin son icraati sanırız 2014-5 yılı yatırımıdır. Kapitalizmin altın temel kuralıdır kazanmak için her yolun mübah anlayışı. Bu anlayış Gazze’de vardır. Bir uçak gitti, 23 tane Gazzeli yaralı getirdi ve “Kahraman Türk Devleti” olarak anıldı. Bu tamamen “insani”dir. Yatırım asla! Duy da inanma! Her şey insanlık için yaşasın! Gerçekten bu devlet ve hükümetinin zeki aklı takdiri hak ediyor. Kolay değil faşist bir devletin, faşist bir devletin elinden yaralı alması, öyle kolay mı bu işlerin yapılması!
Pardon! Duyamadım bir şey mi dediniz?
Haa evet şu bizim, devletin sınırlarında sığınan Suriyeli Êzidîler için neden bu denli “insancıl” yaklaşmadığını soruyorsunuz…
Evet onlar da aç, yaralı ve mazlum sığındılar ülkemize. “Yüze” devlet hemen kamplar kurmadı mı, kol kanat gerip gelenlere imamlar gönderip İslam dinine davet edilmedi mi? Ayıp bunlar sanki yaşanmamış gibi yapmayın! Sınırdan geçemeyen aç, yaralı bekleyenlerin perişan olmalarına elbette güzide devletin hükümeti de “razı” değil ama ne yaparsınız gelenlerin pasaportu yok. Onların da içi ısınmamış pasaporta o yüzden çıkarmamışlar, devlet neylesin anam babam! Al pasaportunu gel, gelme mi demişler sanki! Al pasaportu kampa yerleştirsinler seni, sonra birkaç faşist güruh saldın öldüremeyenlere nazire gibi taşlasınlar sizi sokaklarda. Nöbetçi kulübelerinde soyup sonra tecavüz etsinler ne olmuş sanki IŞİD yakalasa daha mı iyi olacak? Hem yaşıyorsunuz ya tövbe tövbe… Ölürsen eğer organların alınır ve “hayır” için kullanılır, fena mı bir sevap işlersin ölümünle! IŞİD’in eline geçseniz bu sevaptan mahrum kalır canlı gömülürsünüz be!
Herkes sarılsın a dostlar birbirine, duyan, duymaya çığırsın lütfen. Bugün devletimiz Gazze’den 23 yaralı getirdi, hem de Teyyarisiyle! (Biz Türkçe yazalım anlamayan olur belki) Van münit!
Gazze’de bebekler, çocuklar katlediliyor…
Şengal’de susuzluktan çoluk çocuk birer birer ölüyor.
Çatlayan dudaklar bir damla su ister Gazze’de- Şengal’de. Eller kanlı, gözlerin içinde aydınlık ve umut. Kadınlar aç ama kuruyan memelerinden bir damla süt için saatlerce bebeklerini kucakta dolaştırır, erim erim erirken bedenleri. Taciz rutin, tecavüz artık her gün, katledilme bugün yarın kapılarında. Yaşlılar canını kurtaramaz bekler ölümü Gazze’de-Şengal’de. İşte acıların kardeşliği gözyaşının aynı nedenle akışı.
Birbirini hiç tanımadan, ayrı ayrı yaşamlar, ayrı dinlerin-dillerin ve kültürlerin kardeşliği. Bunun adı onuruyla, direnişle inanmaktır hep birlikte Gazze’de Şengal’de.
Hiç tanımadan ne gariptir insanın yaşamı…
(Bir Partizan)
Son Haberler
Sayfalar
TKP/ML MK : 44.YILIMIZDA ŞAN OLSUN İHTİLALCİ PROLETER ÇİZGİMİZE!
“Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif…
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç…
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü…”
Yoldaşlar,
Partimiz TKP/ML kuruluşunun 44. Yılını kutluyor. Partimiz, Önderimiz İbrahim Kaypakkaya önderliğinde Şafak Revizyonizme karşı ideolojik-politik temelde örgütsel mücadelenin sonucu olarak 24 Nisan 1972’de tarih sahnesindeki yerini aldı.
Tarih Tanıktır: 24 Nisan’da Kaypakkaya Çizgisinin Doğuşuna
Yüzyılda Ülkemiz iki önemli tarihi zelzeleye tanıklık etti. 24 NİSAN. Öyle ki, her iki toplumsal olay tarihimizde silinmez ve silinmeyecek izler bıraktı. Hele ki bu silinmez tarihi olay aynı güne denk gelmişse - ki öyle- bir o kadar daha önemli ve de değerlidir. Tarihimizde bazı yaşanmışlıklar vadesi dolduğunda unutulur, tarih sahnesinde silinip giderler. Ve kendi kendini tasfiye ederler.
15 NİSAN 2015 TARİHİNDE TUTUKLANAN 10 DEVRİMCİ DERHAL SERBEST BIRAKILSIN!
ALMAN CEZA HUKUKUNUN 129/a-b MADDESİ İPTAL EDİLSİN!
Almanya Adalet Bakanlığının 2012 tarihinde verdiği talimatla başlatılan soruşturma 15 Nisan 2015 tarihinde yapılan bir operasyonla ilk aşaması tamamlamış ve bu operasyon sonucu Avrupa çapında içlerinde ATİK yöneticileri ve TKP/ML yöneticisi oldukları iddiasıyla 10 devrimci tutuklanmıştır. Almanya bu uluslararası operasyonu; Yunanistan, İsviçre ve Fransa devletleriyle ortak bir şekilde gerçekleştirdi. Tutuklanan 10 devrimci Almanya'nın Bavyera eyaletinin çeşitli cezaevlerinde tutulmaktadırlar.
Atik Operasyonu, Ortaya Çıkan Gerçekler Ve Büyük Kuşatmanın İlk Hamlesi!-Marco KARAKAYA
Nisan 2015’de ATİK yöneticilerinin de içinde bulunduğu 13 devrimci Alman ve Türk devletinin işbirliği ile “terör örgütü üyesi” olmaktan dolayı tutuklandı. Fransa, İsviçre ve Yunanistan’ın da dahil edildiği Avrupa çapında bir operasyon yaşandı. Alman devleti bu üç ülkede iade talebinde bulundu.
Filipinler İşçi Sınıfı Üzerinde Gün Geçtikçe Yoğunlaşan Neoliberal Saldırılar
Kamu Emekçileri Birlik, Tanınma ve İlerleme Konfederasyonu’nun (COURAGE) 10. Kongresi’nin Açılış Konuşması, 5 Nisan 2016 Halkların Uluslararası Mücadele Birliği Başkanı Profesör Jose Maria Sison
Biz, Halkların Uluslararası Mücadele Birliği (ILPS) olarak Devlet Çalışanları Birlik, Tanınma ve İlerleme Konfederasyonu’na (COURAGE) ve sizin 10. kongrenize gelmiş bulunan yüzlerce katılımcıya en gönülden selamlarımızı iletiyoruz. Aynı zamanda bu kongreyle eş zamana düşen COURAGE’ın kuruluşunun 30. yıl dönümünü de sizle beraber kutlamaktayız.
Zayıflığın Üstüne Atılan Örtü, “Birlik Anlayışında” Sınıf Uzlaşmacılığının Devrimci Hareketleri Getirdiği Nokta!- MARCO KARAKAYA
Devrimci ve demokratik güçlerin sınıf mücadelesinin sorunları ekseninde ortak kaygıları, sorunları ve buluştukları büyük bir payda vardır. Bu paydaşlık dostluk ilişkilerini nesnel olarak yaratır. Bunun yanında bu nesnel zeminin güçlendirilmesi gibi öznel bir tutumda zorunludur. Bu ise siyasetin işidir. Yani devrimci ve demokratik mücadeleye dair dünya görüşü, sınıfsal-sosyal- toplumsal düzeydeki çeşitlilik ve farklı çıkarları olan kesimlerin bir araya gelme zorunluluğu birlikte mücadele siyasetini üretmeye iten dinamik olur.
Yol açan,yol gösteren...
İşçilerin, emekçilerin ve ezilenlerin örgütlenme ve savaşma ihtiyacının olduğu yerde bir yönetme ve yürütme ihtiyacı var demektir. Bir yol göstericiliğe ihtiyaç var demektir. İşçi, kadın, gençlik vb. çalışmalarını, bir birimi, bir grubu, bir örgütü örgütlemek-yönetmek ya da bir harekete önderlik etmek kısaca devrimin parçalarda ve farklı alanlarında ve bir bütüne önderlik etmek gibi bir görev ve sorumlulukla karşı karşıya olunduğu bir gerçektir.
Kiralık Kürtler-Ahmet Kahraman
Başkaldıran mekanı, yükseklerde uçan kartallar onursallığıyla düellocu olan Kürdistan, öbür yanıyla uzun sürmüş işgal toprakları olması nedeniyle, alt beyni köleleşmiş tipler, ihanet yuvalarıyla doludur. Onuru çürümüş, namus damarı çatlamış tiplerle…
Bu düşmüşlüktür. Ülkenin trajedisidir.
Onur için hayatların orta yere serildiği Kürdistan’da dem, devran olur, düşmanla alış-verişte babanın, kardeşin, amca ve dayının hayatı, pazarlık konusudur.
Tarihsel ihanetleri sıralayacak değilim ama, ta İdrisê Bedlisî, Bedirhan Paşa, Şeyh Übeydullah zamanından beri bu böyledir.
Ya Sosyalizm Ya Kapitalist Barbarlık
Kapitalizm, 20 yüzyılın başlarında emperyalizme evrilmesiyle, yeni bir aşamaya gelmişti. Bu aşamanın adı çürümeydi. Kapitalizmin bundan öte gideceği bir yer yoktu. Bu onun son istasyonuydu.
Beni de atın vatandaşlıktan! Kifayet Ceylan
Tecavüzcülerin namus bekçiliğine soyunduğu bu ülkede onlarla aynı havayı solumak istemiyorum. Ensar Vakfı’nda tecavüze uğrayan çocuklarla ilgilenmesi gereken bir bakanın, hem de bir kadının “Bir kereden bir şey olmaz” dediği bir ülkede yaşamak onuruma dokunuyor. İktidar tarafından korunup kollanan vakıfların “Biz de Ensar'ız...” naralarıyla sokaklarda boy göstermelerinden utanç duyuyorum.
TKP-ML TİKKO: Herkesi HBDH çatısı altında birleşmeye çağırıyoruz
TKP-ML TİKKO tüm devrimcileri özellikle de sempatizan, taraftar ve militanlarını HBDH içinde faşizme ve her türden gericiliğe karşı savaşmaya ve birlikte yürümeye çağırdı.
Kürdistan ve Türkiye’den 10 devrimci örgüt aralık ayından bu yana yürütülen tartışma sürecinin ardından güç ve eylem birliği olarak tanımladıkları Halkların Birleşik Devrim Hareketi’nin (HBDH) kuruluşunu bir bildiriyle ilan etti.