Pazar Ekim 11, 2026

Garbis Altınoğlu’nun anısına. /Yaşar Ayaşlı

Erken 68’li devrimci, sosyalizmin ve proleter enternasyonalizminin yılmaz savunucusu Garbis Altınoğlu’nu 14 Ekim 2019 günü kaybettik. Arkasında devrimci hareketin tarihinde her zaman saygıyla anılacak bir ad ve miras bıraktı.

Türkiye solunun tarihi, Traverso’dan ödünç deyişle, “bir yenilgiler tarihidir.” Ne yazık ki 1920’lerden itibaren her dönem yükselen sınıf mücadelesinin karşılığı ağıtlarla andığımız katliamlar oldu. Yaraları hala kapanmamış ağır hasarlı mağlubiyetler yaşadık.

Elbette bu kayıtsız kalınacak kısır bir tarihimiz olduğu anlamına gelmiyor. Eğer şimdiye müdahale edilecek ve eski hatalardan arınmış bir yol izlenecekse, yine geçmişten güç alınarak yapılacaktır. Tarihimize kök salmış devrimci gelenekler ve direniş örnekleri esin kaynağı olacaktır. Yenmeyi, yenilgilerden öğrenmek bir devrim kanunudur.

Hayatı polisle kovalamacalar, ağır işkenceler, uzun hücre cezaları, idamla yargılanmalar içinde geçmiş Garbis’in, en önemli özelliklerinden birinin polisteki, cezaevlerindeki ve mahkemelerindeki direnişleri olması, tarihimizin bu özelliğini yansıtır.

Garbis Altınoğlu ana baba Ermeni bir ailenin çocuğu olarak, Amasya’da (yanlış hatırlamıyorsam Gümüşhacıköy ilçesinde) doğdu. İlkokulu Amasya’da okuduktan sonra, başarılı ve yoksul ailelerin çocuklarının okutulmasına yardımcı olan bir rahip tarafından İstanbul’a götürüldü ve burada tam burslu kazandığı Robert Koleji bitirme şansı elde etti. Devrimci görüşlerle 1965 sonrasında tanıştı ve gençlik eylemlerine katıldı. 1969’da kısa süreliğine Aydınlık hareketi içinde yer aldı.

Küçük bir çevreyle birlikte Hindistanlı Maoist Çaru Mazumdar’ın görüşlerini savunarak edilgen bulduğu Aydınlık’tan ayrıldı. Aşağı yukarı aynı aylarda biz de “pasif” bularak Aydınlık’tan kopmuş bir gruptuk. Onlar İstanbul’da, biz (“Basın Yayın Komünü” veya “Aktancılar”) Ankara’da ikamet ediyorduk.

Sonradan dönek olan Ümit Necef, Çaru Mazumdar çevirilerini okumamız ve tartışmamız için bize de verdi. Bu yazılarda öylesine keskin ve aşırı sol görüşler savunuluyordu ki, ülkemize uymaz gerekçesiyle itibar etmedik.

Zaten fazla tutulmadı ve Garbis arkadaşları arasında yer aldığı TKP-ML’nin kurucusu İbrahim Kaypakkaya ile birlikte hareket etmeye başladı. 1976’da TKP-ML içindeki bölünmede TKP-ML Hareketi tarafında yer aldı.

Aydınlık tarafından Adil Ovaloğlu adındaki devrimciyi öldürenler arasında bulunduğu gerekçesiyle haksız yere suçlandı ve hayatı boyunca bu grubun asılsız karalamalarına maruz kaldı.

***

31 Aralık 1981 günü kendisini zapt etmeye çalışan polislerden birinin elinde patlayan silahtan çıkan mermi sağ gözünün kör kalmasına sebep oldu. İki ay İstanbul’da, 70 gün de arkasından götürüldüğü Maraş’ta işkence gördü. Garbis’i itirafçı yapmak isterlerken, işkencecilerinden biri itirafçı oldu.

İtirafçı polis Sedat Caner, Nokta dergisinde yayınlanan itiraflarında Garbis’in, Hamit Kapan’la birlikte çok ağır işkenceler gördüğünü ve ikisinin de direndiğini anlattı. “Kaplumbağa hücresi” denen özel yöntemi işkenceci polis şöyle tarif ediyordu: “İlk olaraktan Garbis Altınoğlu’na uygulanmıştı. Çömelerek sokulur suçlu içerisine. Kendisi tuvalet ihtiyacını falan gideremez yani, ancak altına yapacak. Kıpırdama imkânı da yok. Tüm eklemlerde kireçlenme olur. Garbis bir hafta tutulmuştu. Çıktığında kamburumsu yürüyordu.”

Devrimci Savaş’tan Hamit Kapan ortak direnişlerini şöyle anlattı: “Garbis’in benim için özel anlamı var. İşkenceye karşı iradesi kırılmadı. Bize işkence yapan polisler bile bize saygı duyardı. Bizden sonra gözaltına alınanlara bile buradan Hamit Kapan, Garbis Altınoğlu geçti diyorlarmış.”

Maraş’tan sonra Metris, Davutpaşa, Sultanahmet ve Sağmalcılar cezaevlerine, 1984’te ise Antep E Tipi Cezaevine gönderildi. Burada TTE (tek tip elbise) giymediği ve dayatmalara uymadığı için gardiyanlar tarafından kalaslarla ölesiye dövüldü, yerlerde sürüklenerek meydan dayağından geçirildi.

Bunu, yıllar sonra gittiğim Gaziantep F Tipi Cezaevinde daha önce E Tipinde bizzat bu işkencelere tanık olmuş, Garbis hayranı ilerici görüşlü bir gardiyanın ağzından dinledim. Garbis bir söyleşisinde bunu şu cümlelerle anlattı: “2 Şubat 1984’te sevk edildiğimiz Antep E-Tipi Cezaevi girişinde tek tip elbise giymediğim için vahşice dövüldüm. Ardından ağır bir rahatsızlık geçirdim ve uzun süre bir şey yiyemedim. 2 Mart’ta helikopterle Çukurova Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılmasaydım, belki de ölebilirdim.”

1985’te yakalandıktan sonra ilk götürüldüğüm Metris Cezaevi’nde aynı davadan yargılanan bir yoldaşından edindiğim pelür kâğıda karınca harflerle yazılmış savunmasını beğenerek okumuştum. Tam bir suçlayan savunma örneğiydi.

Savunmasının bir yerinde “it ürür kervan yürür” atasözünü kullanmıştı. Bunun birçok yaldızlı laftan daha etkili olacağını düşünerek savunmamda ben de kullandım ve basit dört kelimelik atasözünün ne kadar etkili bir kamçı olduğunu mahkeme heyetinin yüzünde okuma imkânı buldum. Garbis’e verilen idam cezasında eylemlerinden ziyade, işkence, cezaevi ve mahkemedeki devrimci tutumunun etkili olduğu söylenebilir.

Garbis’le, biri Adana diğeri Antep, iki defa aynı cezaevinde kaldık. Adana Cezaevi’nde idamlık ve müebbetlik devrimciler müşahede hücrelerinde tutuluyorlardı. O arka cephede kaldığı için yüz yüze görüşemedik, sadece birbirimize karşılıklı selam gönderebiliyorduk. Biz gelmeden önce yargılandığım davadan Bektaş, Rıza ve kadın tutukluların başlatıp genelleştirdikleri direnişle başa çıkamayan Adalet Bakanlığı çareyi, herkesi Ermenek, Kırşehir, Kastamonu, Eskişehir gibi cezaevlerine sürmekte buldu. Garbis en kötü cezaevi olan Sinop’a sürüldü.

Bizlerden, yani Türk, Kürt, Arap kökenli devrimcilerden farkı Ermeni olmasıydı. Kendisinin de kinayeli bir şekilde ifade ettiği gibi her zaman tersinden “ayrıcalıklı” muamelesi gördü: Hem komünist hem Ermeniydi.

Mayıs 1986’da Sinop Kapalı Cezaevinde iki buçuk yıl kaldı. Bunun 210 gününü Sinop Cezaevi’nin rutubeti, fareleri ve kötü ortamıyla ünlü yeraltı hücrelerinde geçirdi. Bunu bir söyleşisinde “Ekmeğimi, işte tam bir izolasyon ortamında geçirdiğim bugünlerde yeraltında yaşayan ve cardon denen iri farelerle paylaştım” diye özetledi. Yine yargılandığı Maraş

Katliamı davası iddianamesinde savcı Selahattin Karagöz, “Her nasılsa Türkiye’de doğmuş, Türk tabiyetinde olan kolejlerde cemaat adına okuyan, Boğaziçi Üniversitesi’nde tahsil gören, hasılı devlet ve milletin bahşettiği en büyük nimetleri nefsinde yaşayan bu ermeni oğlu ermeni” diyerek bunu tarihleştirdi.

İkinci karşılaşmamız Gaziantep F Tipi Cezaevi’nde oldu. 1990’a doğru cezaevi koşullarımız iyi sayılırdı. Siyaseten birbirimize yakın olmanın da etkisiyle zaman zaman TKP-ML Hareketi’nden arkadaşlarla birbirimize gider gelirdik.

Garbis, insanda saygı uyandıran ağırbaşlı, ölçülü, alçakgönüllü, direnişçiliğiyle böbürlenmekten ve boş sohbetlerden hoşlanmayan, ilkeli bir devrimciydi. Bu özelliklerini ve katı kuralcılığını bilmeyen biri onun soğuk bir insan olduğu izlenimine kapılabilirdi.

***

Bizim bilemeyeceğimiz, yakın mücadele arkadaşlarının bilebileceği başka olumlu/olumsuz özellikleri, hataları olabilir. Fakat dışarıdan bakan biri olarak Garbis’i sadece iyi direnen biri diye tanımlamanın eksik olacağı düşüncesindeyim. Öne çıkan en önemli iki özelliğinin Marksizm-Leninizm’e sıkı bağlılık ve proleter enternasyonalizminden sapmamaktaki kararlılık olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Devrimci hayatına bakıldığında 69 bölünmesinde Aydınlık saflarında başlayan devrimciliği hep ileriye gitmiş, öğrenci devrimciliğinden radikal devrimciliğe ve profesyonelliğe, küçük burjuva sosyalizminden Marksizm-Leninizm’e yükselen bir hat izlemiştir. Araştırıcı, dürüst, nesnellikte ve sınıf bakış açısında ısrarlı, özeleştiri yapmaktan kaçınmayan devrimci kişiliği ve devrimci teori üzerine engin bilgisi onu moda teorilere kapılmaktan korumuş, Leninizm’i sahiplenmeyi ve düşmanlarına karşı korumayı ayrılmaz bir özelliği haline getirmiştir.

Örgütünden koparak yaşamaya başladıktan sonra da yaşantısında ve çizgisinde bir sapma olmamış, hatta daha tutarlı görüşler savunmaya başlamıştır. Çeşitli dergilerde, sitelerde ve kendi bloğunda yazdığı yazılar bunun kanıtıdır.

Bunlar Marksizm-Leninizm’i, sosyalizm davasını karalılık ve inatla savunduğunu gerek dünyada gerek Türkiye’de karşılaşılan toplumsal ve gündelik sorunlara devrimci teorinin ışığını düşürdüğünü kanıtlıyor. Bu konuda gündemin can alıcı sorunlarını yorumlamaktan aciz, ülkedeki ve dünyadaki politik gelişmelere kayıtsız, ekonomist sendika gazetesi kılıklı kimi sitelerden daha başarılı olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Eğer Garbis eleştirilecekse devrimci teoriyi cıvıltan post-Marksist ideolojilere kapı aralamakla değil, Ortodoks Marksistliğini zaman zaman dogmatizm boyutuna vardırmakla eleştirilmelidir.

Diğer bir özelliği her çeşit milliyetçiliğe karşı proleter enternasyonalizmi yanında saf tutmasıdır. Garbis’in anne tarafından dedesinin bütün kardeşleri ve yakınları Ermeni katliamında öldürülmüşlerdi. Bu yetmemiş gibi hayatı boyunca ulusal kökeni dolayısıyla egemen siyaset ve devlet kurumları tarafından şeytan muamelesi görecektir.

Bu öyle bir düşmanlıktı ki, Kahramanmaraş katliamı ile hiç ilgisi olmadığı halde, sıkıyönetim komutanlığı ve emniyet tarafından “Ermeni terörist” diye afişe edilen Garbis’in üzerine yıkılmaya çalışıldı. Türk şovenizminin yüz yıllık nakaratı olan “bebekleri, kadınları, yaşlıları katleden Ermeni” tipi olarak gösterilmek istendi.

Atalarından başlayarak çocukluğundan itibaren bu tür aşağılayıcı muamelelerle karşılaşmış, resmi dilde “Ermeni oğlu Ermeni” diye arşivlenmiş Garbis Altınoğlu, hiçbir zaman Türk halkına düşmanlık gütmedi. İçinde yer aldığı Türkiye soluna ve mücadelesine omuz verdiği Türk halkına hasmane duygular beslemedi.

Bütün öfkesini egemen sınıflara ve arkasındaki emperyalizme yöneltti. Ne kendi kökenini inkâr ederek egemen sınıfların merhametine sığındı ne de Ermeni milliyetçilerinin kendisini kullanmasına izin verdi.

Ömrünü, ezen ve ezilen ulus milliyetçiliğine prim vermeyen enternasyonalist bir Türkiye devrimcisi olarak tamamladı.

İyi ki bu dünyadan Garbis geçti. 

15666

Umutla, dirençle yoğrulan 49 yıl…

1970’li yıllar gerek dünya gerekse de Türkiye’de devrim için, devrimci girişimler için, faaliyet için uygun koşullar sunuyordu. Devrimci düşünce yaygınlaşmıştı. Bu içerikte eserler basılıyor, dağıtılıyor, okunuyordu.

Üniversitelerde tartışma toplantıları, panel ve seminerler düzenleniyor, sol örgütlenmeler genişliyordu. Devrimci durum yalnızca dünya için değil ülkemiz açısından da elverişli koşullar sunuyordu.

Fransa TKP-ML Taraftarları:TKP-ML’nin 49. Kuruluş Yılını Selamlıyoruz!

TKP-ML’nin kuruluşunun 49. yılındayız. Bugün, çeşitli milliyetlerden Türkiye işçi sınıfının gerçek öncüsüne kavuşmasının 49. yılını kutluyoruz.

Türkiye Komünist Partisi Marksist-Leninist (TKP-ML) İbrahim Kaypakkaya’nın teorik ve pratik önderliğinde 24 Nisan 1972 tarihinde kuruldu.

Dursun Yoldaş Bağrımızda ve Belleğimizde Yaşayacak - Abbas Vartanoğlu

Bir yoldaş öldüğü zaman yoldaşları arasından belki bedenen ayrılır. Yoldaşlarınca vücudu son yolculuğuna uğurlanır. Yaşadığı toprağın derinliklerine devrimci gelenekler doğrultusunda defnedilir. Köhnemiş ve miadını tamamlamış sisteme karşı verdiği mücadeleyi kendisini bedenen uğurlayan yoldaşlarına devreder.

Ama onlar, yoldaşlarının belleklerine iyice kazınırlar. Bir daha çıkmamak üzere onların dağarcığında yerlerini alırlar. Onların bağırlarına iyice yerleşirler.

Özgür Bir Gelecek İçin 1 Mayıs Alanlarına!

İşçi sınıfının “Birlik Mücadele ve Dayanışma” günü olan 1 Mayıs’a sayılı günler kala dünyada ve ülkemizde önemli gelişmeler yaşanıyor.

Sadece günümüz açısından değil insanlık tarihi açısından da önemli bir yerde duran koronavirüs salgını etkisini sürdürüyor. Salgının tüm dünyayı etkilemeye devam ettiği koşullarda emperyalist-kapitalist ülkeler, virüse karşı önlemlerini devam ettirir ve aşılama çalışmalarını sürdürürken, ülkemizde ise tam bir yıkım söz konusu.

Savaş içindeyiz! (Nubar Ozanyan)

Özgürlüğün kelime olmaktan çıkıp yaşanılır değer ve ilkeler olması her emek ve onur sahibi insanın isteği ve amacıdır. Toprağında, atölyesinde emek dolu çalışmak, ekmeğini dostça, sofrasındaki lokmasını yoldaşça paylaşmak isteyen her insanın karşısına paranın tanrıları dikilir.

Devrimin Emektarı ve Değeri Olmak; Dursun Çaktı’ya…

Sınıf mücadelesi içerisinde yitirdiklerimizi anlatabilmek önemlidir. Deneyimlerini, hayat ve mücadele birikimlerini, değerleri sahiplenme, zor ve fırtınalı süreçlerdeki duruşları; alçakgönüllü oluşları, mütevazı kişilikleri, kitle inisiyatifleri gibi birçok konuda ortaya koyduklarını anlatmak gerekir.

İşte Dursun yoldaşı anlatmak, tam da bu mütevazı değerlerin karşılığına denk gelmektedir.

Kendiniz Suçlu Hissedeceksiniz ki İşimizi Rahat Yapalım

Örgütlü insanlar kendilerinin yapamadıkları her şeyleri sıradan insanlarda niye bekler ki?

Güya sırada insanlar isterse doğruya ulaşabilirlermiş.

Hadi bakalım.

Bir şapka

Bir fular

Bir tuval

Yedirmeyiz size sarı ineği, hanımlar yedirmeyiz.

Mahkeme bir tacizciyi akladı.

İnsanlar sokak ortasında bir tacizciyi cezalandırdı.

Vurmayın ablam vurmayın bana.

Bir şapka

Bir fular

Bir tuval

Bir şapkam, bir fularım, bir tuvalım yok diye mi bunu bana yapıyorsunuz?

Mahkeme bir tacizciyi akladı.

Tarihe dip notu olarak bırakılan görseller üzerine kısa değerlendirme… (İsmail Cem Özkan)

Uzun zamandır ölen / öldürülen devrimcilerin portrelerini çizdim, doğum tarihleri ve ölüm tarihlerini araştırdım ve bir şeyin farkına vardım; ailesi biraz orta düzeyde geliri varsa, bürokratsa, iyi eğitim almışsa onların doğum tarihleri ve ölüm tarihleri belliyken, ingilizce "noname" denilen, fakir ailenin çocukları, inanmış, hayatını ortaya koymuş ya da tesadüfen orada olan ve bir kaza ya da hedef gözetilerek öldürülen insanlar/ devrimciler...

Kimdir Devrimci olan...! Mahmut Turhal

Günümüz sosyal medyasında ve yazılı sol medyada hemen hergün devrimcilik nedir? Devrimci kimdir üzerine çokça laf edilip yazılıp çiziliyor. Bizde muğlaklaştırılan ve içeriği bozulan bu kavramların bir kez daha yerli yerinde ve amaç ve içeriğine uygun kullanılması bakımından nedir devrimcilik sorusunun yanıtlanması gerekiyor.

Kısaca devrimci; bilimsel sosyalist dünya görüşü ve idealleri doğrultusunda toplumda ''kökten'' değişim isteyen, eskiye vurup yeniyi kuran ve değiştiren kişidir.

Garip Şahin

Garip Şahin bir müddeten beridir hasta. Sağlığına kavuşup, aramıza döneceği umudundayım. Bu umudum güçlü. Güçlü diyorum çünkü dünyanın derdini kendi özel derdi haline getirmiş ve yaşamını direnme üzerine kurmuş bir ozandır Garip Şahin. Hastalığa karşı da direniyor

Proletaryanın Kaosu

Sayılara sayılar.

Salt, sayılarla uğraşan insanlar da sayılar gibi duygusuzdur.

Onlar gibi de rakamların içerisinde kaybolur giderler.

Haa.. bir fazlalaştı

Haa.. bir eksildi

Haa... Eşitleşti.

Sil sil her şey yeniden baştan.

Bir köylü azaldı, bir köylü çoğaldı.

Sil sil her şey yeniden baştan.

Hiç kimse azalanın veyahutta çoğalanın birbirlerine karşı hissetikleriyle ilgilenmezler.

Ne maruz kalınan emperyalist çeşitlilikle ne de emperyalist çelişkilerin proletaryalar arasında yol açtığı kavgalarla ilgilenirler.

Sayfalar