Salı Eylül 29, 2026

Faşist devlet terörüyle kazanılan bir “seçim” ! / Engin Gören

TC devleti ve AKP hükümeti, yine bütün eşitsizliklere rağmen 7 Haziran da genel seçime gitti ve tek başına hükümeti kuracak “miletvekili” sayısını yakalayamayınca kudurdu. Ağızlarında salyalar akıtarak tehditler savurdular. Hemen kısa sürede seçimi yenileyeceklerini söylediler ve bir süre oyalamadan sonra hükümet olarak 1 Kasımda yeniden seçime gideceklerini ilan ettiler.

AKP iktidarı tek başına hükümet olmaya kilitlendi. Kürtlere savaş ilan etti. Her yerde linç kampanyalarını örgütedi. Kürdüstanda onlarca ilçe ve yerleşim alanına onbinlerce asker ve özel hareket timleriyle, yüzlerce askeri araçlarıyla, tanklarla, zırhlı araçlarla bu yerleşim yerlerini sardı. İlçeleri, Mahalleleri kuşatarak haftalarca sokaklara çıkma yasakları ilan ederek, su, elektirik vermeyerek, yiyeceksiz bırakarak, hasta, bebek, çocuk, yaşlı demeden ilaç, tedavi vb dahil hayati ihtiyaçlarını karşılamaya bile izin verilmeyerek günlerce insanlar ve hayvanları bile dışarı çıkartılmayarak, evlerinde tank, havan, roket, lav atışışlarına tutuldu. Binalar, iş yerleri, evler, araçlar vb yakılıp yıkıldı, harabeye çevrildi. Cami minareleri dahil hakim yerlere yerleşerek keskin nişancılarla hareket halinde olan herşeye ateş açılarak kitlesel kaliamlar yapmak istediler. Cizre de biri 35 günlük bebek olmak üzere 23 çocuk ve büyük insan katledildi. İnsanlar cenazelerinle günlerce yatıp kalkmak zorunda kaldı. Kuduz köpekler gibi bütün vahşet ve sadistlikleriyle her yere saldırdılar. Katlettikleri bir savaşçı kadının cansız bedenine olmadık hayvani işkence yaptılar ve çırılçıplak edip askeri aracın arkasına bağlanarak kentin sokaklarında dolaştırarak korku ve gözdağı verdiler.

Cumhurbaşkanları ve sonra da avaneleri açık açık 400 milletvekili verseydiniz bütün bunlar olmazdı diyorlardı. Savaşla estirilen faşist devlet terörü sonucu göstermelik bir seçimle, hertürlü baskı, tehdit, santaj ve hilelerle seçimi alacaklarını açık açık söylüyorlardı. Ahmed te, Suruçta, Ankara da kitlesel katliam yaptırılırken, ardında cumhurbaşkanları, başbakanları bakanları vb “oylarımız artıyor” diyorlardı. Oylarını arttırmak için katliamlar yaptıklarını ve yaptırdıklarını bir nevi itiraf ediyorlardı. Ayrıca katliamlar sonrası yüzeysel yapılan soruşturmalarda bile devlet ve AKP bağlantıları ortaya çıkıyordu. Dizginsiz, estirilen faşist devlet terörü altında yapılacak seçimde başka ne sonuç beklenebilirdi ki?

Otokratik Krallık, Sultanlık, Prenslik sistemlerinde, askeri veya sivil faşist diktatörlükler altında hak eşitliğini tanınarak demokratik bir seçimin olmayacağı açıktır. Ortadoğu otokratik diktatörlüklerinde de seçimler yapılıyor, Cunta iktidarları altında da seçimler yapılıyor. 12 Eylül’cülerde seçim ve referandum sandıkları koyuyorlardı. onlar ne kadar demokratikse AKP’nin savaş ve estirdiği terör koşulları altında yaptığı seçim o kadar demokratiktir.

7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını tanımama nedeni ortada; iktidarı paylaşmamak ve tekbaşına iktidar olmak! Bunu da savaş dahil her şeyi ve her hileyi yaparak iktidarını korumak için göstermelik bir “seçim”le işi meşrulaştırmak istedikleri açık değil mi? Böyle bir anlayış ve hesapla yapılan bir “seçim”de farklı bir sonuç beklemek saflık olur…

AKP, silah zoruyla, faşist terör estirerek, kitlesel toplu katliamlar yaparak ve bu yönlü tehditler savurarak bu baskı ve terör’le çoğunluğu aldı. Her katliam sonrası kendileri açıkça “oylarımız arttı” diyorlardı. Ancak naif olanlar iktidarın bu söylemlerinin anlamını anlamaz veya anlamak istemeyen salaklar anlamaz. Baskıyla, zulümle, faşist terör estirerek, 150 cıvarında “özel güvenlik bölgesi” yasak bölgeler ilan edildi. Onlarca Kürt şehiri tanklarla, zırhlı araçlarla, havanlarla, roketlerle bombalandı, makineli tüfeklerle tarandı. Kentler Kobane gibi yakılıp yıkıldı. Her bir yerde onlarca çocuk, bebek, büyük yaşlı insan katledildi. Bu sürede 500 ün üzerinde insan katledildi.

Onlarca yerde halkın seçtiği belediye başkanları ve yöneticileri tutuklandı. HDP’in il, ilçe yöneticileri ve aktif çalışanlarından 2-3 bin’in üzerinde insan tutuklandı. Yüzlerce insan songünlerde gözaltına alındı alıkonuldu veya tutuklandı. Hiç bir yerde seçim faaliyetleri yaptırılmadı. HDP, can güvenliğinin olmamasından dolayı miting bile yapamayacak duruma geldi.

Bir çok yerleşim yerinde sıkıyönetim koşulları uygulandı. Köyler, kasabalar, mahalleler, yerleşim yerleri, halk tehdit edildi. Muhtarlar tehdit edildi.Ayrıca Receb her hafta muhtarları toplayarak tehditleri savurdu.

AKP, bütün devlet olanaklarını, hükümet olmanın olanaklarını sonuna kadar kullandı. TV’leri, boyalı basınını,yazarlarını, Camileri sonuna kadar sınırsız kullandı. Üniversiteleri, ordusunu, polisini, MİT’ini bürokrasisini AKP’nin hizmetinde kullandı.

Seçim hileleri, hırsızlıkları, parayla satın almalar basına bile yansıdı. Adıyaman’da kameraya alınanlar devede tüy sayılır. Açlığa mahkum ettiği halkı, açlıkla terbiye ederek tır tır yiyecek, gıda, kömür vb ile satın alma yollarına başvurdular.

Seçim de AKP’nin kazanması için Sudi Arabistan, Katar vb gibi şeriatçı ülkelerin milyarlarca dolar aktardıklarına adınız gibi emin olun. …. Her yerde şeriatçı, gerici faşist partilerin kazanması için milyarlarca para aktardıkları bilinir. S.Arabistanın geçmişte Şili deki darbeyi finanse etmesi, ABD efendisine, İran’ı bombalayın bütün masrafları biz verelim demeleri, Asya’dan Afrika’ya, orda Latin Amerika’ya kadar, hatta Avrupa’daki şeriatçi örgütlemeleri kuruluşlarından itibaren finanse etmektedirler. AKP ile ilişkileri, AKP zihniyetini desteklemeleri, Müslüman kardeşlerin kardeş örgütü olmalarından dolayı verdikleri destek, IŞİD, El Nüsra, Ahrar Şam, ÖSO vb gibi şeriatçi örgütlere desteğinden sırf bu nedenle bile AKP’nin iktidarı elde tutması için milyarlarca dolar aktaracağı çok açıktır.

AKP’nin El altında bazı tarikatları, bazı aşiretleri, bazı partilerin milletvekili adaylarını milyonlar dökerek satın almaları ve hatta MHP de dahil bazı partileri el altında bir pazarlıkla satın almaları çok büyük ihtimaldir. Çünkü MHP’nin de CHP’nin de yapmak istediklerini yapıyor. Kürt ulusuna düşmanlık ve sol’a düşmanlık konularında öz de bir farkları yoktur…

AKP, Kürdistan ve Batı’da derisi kıymetli olanları ve ticaret’le uğraşan, hali vakti iyi tuzu kuruları şavaş’la ve estireceği terörle korkuttu bir kısmı da öyle HDP’e oy vermedi. Yani yine devlet baskısından dolayı HDP’den caydırılarak AKP’ye kaydırdılar.

Aslında seçimleri boykot etme koşulları dayatılmıştı. Doğru olan da bu olurdu. Ama Kürt hareketi, HDP seçimlere girmeyi uygun gördü. Sonuçta her ne olursa olsun bütün bu saldırılara rağmen HDP’nin barajı aşması bir başarıdır. Bu görülmelidir.

Bu ağır koşullar altında HDP biraz oy kaybetti diye koşullardan kopararak, devlet ve hükümete yüklenme yerine HDP’ye yükleniliyor. Burjuva medyası, sözde aydın ve yazarları ağız birliğiyle hareket ediyor. Açık veya dolaylı yönlendirmelerde bulunarak HDP’e ve yöneticilerine saldırma yarışına gidiyor. Devletin, iktidarın görevlendirmedikleri de, iktidar ve medya patronları kendilerini iş’ten çıkarmasın, onların hışımına uğramasın diye devletin ve AKP hükümetinin faşist terörüne ya hiç değinmiyorlar, ya da dil ucuyla geçiştirerek kabahati kürt hareketine ve HDP’e bağlayarak, “PKK’nin şiddete başvurmasına tavır almadılar, karşısında durmadılar”, bazı yerlerin “özerklik” ilan etmesine tavır almasılar, kürt eksenli hareket ettiler,”Türkiyelileşemediler” vb vb diye saldırı ve yönlendirmelerde bulunuyorlar. Direk ve dolaylı olarak kendilerine benzemelerinin baskı ve yönlendirmelerde bulunuyorlar. Her geçen gün şu veya bu vesileyle bu baskılamayı artıracakları da açıktır.

TC devleti ve AKP hükümeti hem bölge ülkelerine yönelik, hem de Kürt ve devrimci demokratik hareketine yönelik savaş ve saldırı politikası sürdürmeye devam edecektir. “Halk bu politikayı sürdürmeye devam et dedi, bizi bunun için iktidara getirdi” vb gibi demagojilere başvurarak daha da saldırganlaşacaklardır.  Dolayısıyla egemen ulusun meclisinde HDP’e her vesileyle yükleneceklerdir, meclislerinde ve oranın dışında baskı ve saldırılara maruz bırakacaklardır. Hem iş yapamaz duruma getireceklerdir hem de yıpratma, demoralize etme, baskılama, tehdit ve taciz altında bırakmaya çalışacaklardır.

TC devleti ve AKP iktidarı bölgede ve Türkiye ve Türkiye Kürdistanında savaş politikası izleyeceğine ve dizginsiz faşist saldırıları arttıracağına göre HDP ve bileşenleri, destekleyenleri hesabını buna göre yapmalıdır.

Egemen sınıfların her yol ve yöntemlerde açık ve dolaylı saldırılarda bulunacaklardır. Bunları biliyoruz. Bu saldırılar altında veya karşısında demoralize olmamız ve yelkenleri indirmemiz için hiç bir neden yoktur. Bu saldırılara alışığız. Yasal ve yasal olmayan her yolla mücadeleyi geliştirmek. Kitleleri kazanma, kitle mücadelesini ve sokak hareketini geliştirmek dışında bir seçeneğin olmadığı açıktır. Her siyasal akım kendi çizgisine göre ama mümkün oldukça ortak yönler öne çıkararak birlikte ve ittifak halinde mücadeleyi geliştirmek dışında bir kurtuluş yolu yoktur….

2 Kasım 2015


47721

12 Eylül’ün 33. yılında, 33 hikaye“Keşke Bir Öpüp Koklasaydım”

Zaman geçiyor, dünya değişiyor ve hayatlarımız yeni ufuklara açılıyor günbegün. Ama bir şeyler kalıyor geçmişten, bir türlü kabuk bağlamayan ve inceden sızlayan bir yara gibi, 12 Eylül gibi. “Keşke Bir Öpüp Koklasaydım”, işte bu yaraya dokunuyor. Yakın tarihimizin bu en travmatik toplumsal dönüşümünün ve baskı rejiminin yeni bir kaydını tutarak, cezanın yalnızca cezaevlerinde çürütülenlere değil, onların ailelerine ve aslında toplumun tamamına da kesilmiş olduğunu, kısacası bir mahpusluk halinin dışarıda kalanlar için de oluşturulduğunu gösteriyor.

İbrahim Kaypakkaya Okuldan Dağa

Yedi yıllık yakın yoldaşlık ilişkisinin bende bıraktığı izlenimler karmaşıktır. Siyasete, edebiyata ve sanata derin ilgisi olan, çok yönlü bir kişilikti İbo. Tabi her şeyden önce devşirdiği bilgilerini ve hayallerini, minyatür inceliği ile yeni düşüncelere dönüştürmeyi seven aykırı bir kişilikti.

Teoriye ve pratiğe yönelik, ikiz bir ilgiye sahipti. Varlığının ya da bilgi dağarcığının yerinde sürekli bir bilgi boşluğunu duyumsuyormuşçasına okuyordu. Devlet tarafından "oku" diye dayatılan ders kitaplarının dışında tüm kitaplara ilgi duyuyordu.

Solda Tükenmişliğin Üretimi

Son yılların en gözde iş alanları.
İş kazaları: Bini geçkin.
Süriye' de, Irak' ta... : On binleri geçkin.

Türkiye solu: ?
Acıları yaşamayan insanların acılarını espiri haline getiren insanları anlamasını ne kadar bekleyebiliriz ki ?

Hadi iş kazalarında vaz geçiyorum.
Ferdi davranışların yaşanabilecekleri engelleyebilmede ne kadar muktedir olabileceği sorusundan da.
Ya, yurtseverler olmasıydı ?

Yardım toplama çılgınlığı.

Sermayenin Cennet Devleti

TC,  kuruluşundan bugüne, işçi sınıfı ve köylülerin ve tüm ezilenlerin karşısında gericiliğin kalesi oldu. Bir taraftan emperyalizmin ileri karakolu olurken, bir taraftan ise işçi ve emekçilerin sınıf mücadelesinin karşısında yerini aldı. Hem ülke burjuvazisinin ve gericiliğin savunucusu olurken, hem de emperyalist burjuvazinin çıkarlarının koruyucusu oldu.

Özellikle SSCB’nin komşusu olması, emperyalist burjuvaznin daha fazla bu ülkenin kontrolünü elinde tutmaya itti. Bu nedenle de ideolojik ve pratik olarak da komünizm karşıtı bir politika izlemeyi hep ön planda yürüttü. 

Türkiye’de ulusal azınlıklar sorunu

Türkiye’de ulusal sorun ve azınlıklar meselesini incelerken nasıl bir ülkede yaşadığımız, ülkeyi hangi sınıfların yönettiği, ulusların hangi tarihi koşullarda ortaya çıktığı, ulusal sorunun ekonomik ve politik nedenlerini açıklamak durumundayız.

Ulus, tarihsel olarak meydana gelmiş, ortak bir dil, ortak bir pazar, ortak bir kültür birliği ve ortak bir ruhi şekillenmende ifadesini bulan istikrarlı bir insan topluluğudur. Ulus, sadece tarihi bir kategori değil, bir çağın, yükselen kapitalizm çağının ortaya çıkardığı bir olgudur.

TKP/ML TİKKO Dersim Bölge Komutanlığı Basın Birimi ile röportaj

1 Eylül 2014 Tarihinde, Dersim-Ovacık’ta Bulunan Mercan HES’e Yönelik Baskını Gerçekleştiren TKP/ML TİKKO Gerillalarıyla Röportaj

- Bu eylemi neden gerçekleştirdiniz?

Süleyman Cihan Yoldaşın 12 Eylül Faşizmi tarafından Katledilmesi TKP/M-L’de Yaşanan Deprem

Yıl 1980 yılında askeri faşist diktatörlük Türkiye ve Türkiye Kürdistan devrimci hareketine ağır darbeler vurarak ezici çoğunluğunu yenilgiye uğrattı. Önemli darbeler almalarına rağmen ayakta kalan ve örgütlü mücadeleyi kesintisiz sürdüren iki devrimci yapılanma kalmıştı. Biri Kürdistan ulusal kurtuluş örgütü PKK idi, diğeri ise Türkiye ve Türkiye Kürdistan’ında faaliyet yürüten TKP/M-L idi. Daha sonralar PKK tamamen kadrolarını Ortadoğu’ya çekerek Türkiye ve Kürdistan’ında örgütsel çalışmalarını askıya aldı denebilir.

Bir yaratıcılık hali:Yazmak

“Yararsız olmak,ölü olmaktır.”[1]

“Sanatsal”, “estetik”, “edebî” bir yaratıcılığı değerlendirirken; çok düşünmek, tartıp-ölçmek; çok az konuşmak gerekir.

“Eleştiri”, taraflılığını asla gizlemeden, ayan beyan tavrıyla, böyle bir şey olabilirse anlamlıdır.

Bir “Radikal Demokratik Devrim” Deneyimi: ROJAVA DEVRİMİ!

Suriye’de 2011 yılında başlayan iç çatışmalar sonucunda, Suriye Kürdistanı’nda (Rojava) rejim güçleri çekilmiş ya da kovulmuş; esas olarak Suriye Kürt Ulusal Hareketi’nin önderliğinde, 19 Temmuz 2012’de Cizirê, Kobanê ve Êfrin bölgelerinde kanton adıyla tek yanlı biçimde “demokratik özerklik” ilan edilmişti.

Etyen Mahçupyan: Tayyip Erdoğan'ın son danışmanı

Mahçupyan'ın söyledikleri

İzmir'i yakan Mustafa Kemal ve askerleridir :Tamer Çilingir

Tarih 13 Eylül 1922… Son kalan Rum ve Ermeni varlığını da yok etmek için resmen ateşe verilir koca bir kent… Ege’nin incisi İzmir ateşler içinde kavrulur, yanar… 2 milyon 600 bin metrekarelik bir alanda 20 binden fazla ev, işyeri, hastane, kilise ve okullar yok edilir, ateşler içinde binlerce insan yanarak son nefeslerini verir…

Yaşanan planlı bir hareketle yapılmış korkunç bir katliamdır… Ama o kibriti çakanlar, alçakça ve vahşice çıkardıkları ‘yangını’n sorumluluğunu üstlenmez…

Sayfalar