Cumartesi Ekim 17, 2026

Farklılıkları ve Renkleri Tanımamak19. ve 20.Yüzyılın Siyaset Anlayışıdır-Dursun Ali Küçük

Yeni yıl vasıtasıyla Gürcistan cezaevinde tutsaklık koşullarında 2005 yılında yazdığım bu yazımı sizlere sunuyorum. Aynı zamanda kendi kendimle hesaplaştığım bir süreçti.

  “ Toplumlar devrimler ve evrimler yaşadılar. Radikalizmin belli zaman ve mekân içinde yararları olmuştur. Günümüzde ise klasik devrimler çağı kapandı, çok fazla radikalizm ya da öyle geçinmek zarar veriyor. Tahrip ederek üstünlük, egemenlik sağlamanın geçici bazı yararları olsa da uzun vadeli düşünüldüğünde zarar verici yanı daha fazladır. Kürtler zihniyet, siyaset olarak tahrip edici, ortadan kaldırıcı bir siyaset izleseler de bunu gerçekleştirme olanağı dışa karşı yoktur. O zaman dışa karşı gerçekleşme imkânı bulamayan bu siyaset tarzı Kürt toplumunun içine yönelerek daha çok Kürtlere, Kürt toplumuna zarar vermektedir.
                     
Kemalizm’in güncelleştirilmesinden yana olanlar, bir dönem kendisinden olanlara niye yaşama ve siyaset yapma hakkı tanımıyor? Eskiden bağımsızlık isteniyordu; özerklik, otonomi vb. İsteyenler işbirlikçi, hain olarak değerlendiriliyordu. Ulus-devlet, bağımsızlık görüş ve siyasetine göre diğer Kürt hareketleri değerlendiriliyordu. Şimdi bağımsızlık istenmiyor; federasyon ve özerklikte istenmiyor. Yani PKK Liderinin savunmalarında ve şimdiki PKK Programında Kürtler için her hangi bir siyasi statü yer almıyor. Kürt kimliği, kültürü tanınsın doğru olsa da bir siyasete oturmuyor. Anayasal vatandaşlık, özgür yurttaşlığa bir statü belirlenmediği sürece Türkiye yönetimi karşı çıkmaz. Programlar siyasi doğrultuyu ve talepleri belirler; taktik yapmaz.
                 
 Siyasette Kürt sorunu ve talepleriyle ilgili muğlâklık yaşanınca, niye eski siyasi kavramlardan vazgeçilmiyor. Tasfiyeciliğin tasfiye edilmesi, yani ortadan kaldırılması, objektif, sübjektif düşman, hain, işbirlikçi, ‘’ilkel milliyetçi’’ vb. Küçümseyici, yaralayıcı kavramlar, zihniyet ve uygulamadan vazgeçilmedikçe, bırakalım demokratik siyaset yapmak, demokrasiye bile giriş yapılamaz.
                   
Doğa renkler ve renkler uyumundan oluşuyor. Her çiçek farklı renkte açar. Bir bahçede bostanda meyve, sebzeler farlı çiçekler, farlı renklerde verirler, çeşitlilik doğal gelişmenin, doğanın bir özelliğidir. Farklı renk ve çiçekleri, verilen yemişleri ortadan kaldırmak ekolojik dengeyi bozar. Toplum ve bireylerde toplum mühendisliği yapılarak geliştirilmez. Toplum mühendisleri demokrasiye yönelmez. Her şeyi ben yaptım, ben kurtardım diyerek toplumun kurtarıcılarını yaratır. Kurtarıcı, kurtarıcıların kurtulmaya ihtiyacı vardır,  hep kurtarıcı geçinenler, halkın sivil toplum hareketlerine izin vermez, önlerini bağlar.
                       
Toplumun farklılıkları ölçüsünde farklı renkleri olmalıdır. Demokratik siyaset, demokratik kriterler, birey, insan hakları, temel hak ve özgürlüklerden yana olma, evrensel hukuk ve adalet vb. Ortak paydaları olmalıdır. Demokratik tarz, tek çizgi, tek doğru, tek görüş değildir. Farklı siyasetler, görüşler, partiler, örgütler, sivil toplum hareketleri, kadın hakları, sosyal ve ekonomik örgütlenmeler olmalıdır ve gereklidir de. Kendisini ifade etsin, etmesin toplumun renkleri vardır. Bunları bastırmaya çalışmak değil, ortaya çıkmasını sağlayıp demokratik bir yarış ve rekabeti esas almak önem taşıyor.
                  
Bunun için her parti ve örgüt ilkin kendi içinde iç barışı sağlamalı, içine yönelik şiddet tarzı hangi gerekçeyle yaparsa yapsın onaylamamak, desteklememek, hatta sessiz kalmamak gerekir. Partilerde de parti programı ve işleyişine kabul edip belli noktalarda farklı eğilim ve grupların olması günümüz siyasetinin bir gereğidir.
                
 İç barışını sağlamayan parti ve örgütler; Kürt parti ve örgütlerine, çevrelerine karşıda ulusal iç barışı uygulayamaz. Böylesi iddiaları olsa da gerçekleşmez; demagojik söylem olarak kalır.
                 
Kürt toplumunun barışı, hoşgörüyü, demokratik birliktelikleri, her rengin Kürt talepleri ve siyasetini ifade etme, örgütlenme hak ve yaşamlarından yana olmadıkça, egemen uluslu barış ve demokratik çözüm nasıl sağlanır?
                
İlkin Kürtler kendilerini düzeltsin, çağdaş ve demokratik dünyayla günümüz gerçeğine göre bağlar kursun, Ortadoğu’nun cemaatçi, toplumu her şeyin önünde, örgütü bireyin önünde, lideri parti ve örgütlerin önünde gören, sayan zihniyette kurtulsun; Toplumda demokratik tartışma, birbirine karşı saygılı olma, düşmanlıklara son verme ve azda olsa muhalif olanlara yaşam hakkı tanıma sağlansın!
                  
 Teşhir ve karalama yöntemleri son bulsun! Düşünceyi düşünceyle, siyaseti siyasetle eleştirme, tartışma kültürü otursun!
                    
İçine ve dışına yönelik, hangi gerekçeyle olursa olsun- ortadan kaldırma, öldürme, hatta burnunu kanatma yöntem ve uygulamalarına son verilsin!
                 
Karalama, kirli siyaset tarzıdır. Kim yaparsa yapsın hiçbir karalama, hiçleştirme tavırlarına destek verilmesin
               
Düşünce ve örgütlenme, her farklılığın kendisini ifade etme, yayma hakkına hangi biçimde olursa olsun müdahale edilmesin!
               
Farklı parti ve örgütlerin, hatta bireylerin görüş ve siyaseti ne olursa olsun, buna karşı saygılı olunsun. Seviyeli ve düzeyli, hatta pozitif eleştirilerin önde olması tercih edilsin.
               
Renkler ve renklerin toplumda tahrip edici değil, uyumundan yana olunsun.
                
Ötekinin özgürlüğü ve haklarını, kendi hakları ve özgürlüğünden daha fazla savunma esas alınsın!
        
Kürt sorununun çözümünün, tek bir renkle Gerçekleşmeyeceği, Kürt toplumundaki bütün renklerin katılımı ve çabasıyla sağlanılacağı hiçbir zaman gözden kaçırılmasın.
      
Toplum içinde hangi biçimde, kim tarafında yapılırsa yapılsın şiddet uygulamaya karşı olunsun!
        
Avrupa idamı çoktan kaldırdı. Türkiye’de koşular olsa da kaldırdı. Kürtlerde hangi partide olursa olsun idam ve infazların yapılmasına karşı durulsun!
       
Bireylere, vatandaşa karşı devleti savunmak nasıl anti- demokratik bir tutumsa, bireye karşı partileri, örgütleri ve toplumu savunmanında demokratik bir tutum olmadığı bilinsin!
      
Yüz kızartıcı suçlar hariç, düşüncelerinden, görüşlerinden dolayı kişilerin soruşturulması, tutuklanması, ayrıldığından dolayı vurulması, hangi biçimde olursa olsun farklı davranış ve eğilimlerin mahkûm edilmesi sona ersin!
     
Leninist-Stalinist parti-örgüt modelleri, ulusal-devletçi(milliyetçi ya da İslamcı olsun) otoriter- despotik parti ve toplum modellerinden, toplum mühendisliğinden vazgeçilsin veya buna karşı olunsun!
         
Daha çoğaltmak mümkün. Bunlara uyan, saygılı olan, yaşam ilişki ve davranışlarında uygulayan kişi, parti ve örgütler demokratik olurlar ve demokrasiyi geliştirirler. Siyaseti temiz ve açık olur. Siyasetin savunulur bir ahlaki olur o zaman. Bunları tanımayan, tanıyıpta uymayan, söyleyip yapmayan, demokrasi söylemlerini kendilerine uygulamayıp, demokrasiyi zaten uygulamayan despotik rejimlerin eleştirilmesi için salt kullananlar demokratik bir siyaset izleyemez, bunun tarzını ve ilişkilerini geliştiremezler.
         
Kürt toplumu olumlu- olumsuz yanlarıyla bir süreç yaşadı. Şimdi demokratikleşmenin kaçınılmaz yol ayrımına gelmiş bulunuyor. Bireyler partilere karşı feda edilmemeli. Ortadoğu’nun eskiden beri gelen, kronikleşen bu geleceğine son vermenin zamanı gelmiştir.
        
Avrupa’da özgür birey geliştiği için, reform, Rönesans ve aydınlanma ile eski zihniyet parçalanmıştır. Özgür birey, bireyler geliştiği ölçüde, buna dayalı sivil toplum, bunun parti, örgütlenmeleri geliştiği ölçüde demokratik ölçüler gelişmiştir.
        
Bireylerin partilere karşı kendisini savunma hakkı olmalıdır. Yâda bir partiye nasıl gönüllü katılıyorsa, farklı düşünmeye başladığı zaman, ya da katıldığı partinin daha ileri görüş ve davranışlar seçilemediğini görür ve inanırsa, gönüllü istifa etme, ayrılma hakkı olmalıdır.
      
Kürtlerde demokratik siyaset, katılım, açıklık, demokratik işleyiş ve yönetim tarzı hala ağırlıklı yanı oluşturmuyor. Bunun tartışmaları ve ön zeminleri oluşmuştur. Demokratik siyaset tarzı ve yaklaşımı hala azınlıktadır.
      
Demokrasinin bir evrim süreci vardır, Kürtler demokrasi sürecine girmeye başlamıştır, ama hala önlerinde zahmetli bir yol bulunmak tadır.
     
Kendi adıma siyasal parti ve örgütlere katılmayacağım. Şimdiye kadar Kürtlere hizmetim olmuştur. Gelinen noktada hiçbir partiden değilim. Fırsatım ve imkânlarım olursa bir aydın olarak birey olarak Kürtlere, demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümüne, Türklere, yakın halklara hizmet ederim. Evrensel değerler ve benzer içinde hizmet eder, çalışırım.
      
Demokratik siyaset, katılım, örgüt ve partilerinin gelişmesinden yana olurum.”

Tiflis cezaevi-Gürcistan-2005
Dursun Ali Küçük

79710

Devrimci iktidar hedefiyle çalışmalarımıza yüklenelim!

Türkiye; sokaklarıyla, meydanlarıyla, doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine son 1,5 yıldır sürekli “hareketli” durumda.

Gezi İsyanı, 17-25 Aralık yolsuzluk karşıtı eylemler, Soma katliamına tepkiler ve Kobane serhıldanıyla; gencinden yaşlısına, her mezhepten ve milliyetten kadın-erkek halkımız milyonları bulan sayılarla sokaklara döküldü.

Kürtler savaş istemiyor

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Sayın Cemil Bayık: “Biz Türkiye halklarına duyduğumuz saygıdan dolayı yeniden silahlı mücadele başlatmak istemiyoruz”, diyor ve ekliyor; “ ama bu süreç de, Türkiye için son bir şanstır.”

Dikkat edilirse burada saygı halklara, şans ise devlete oluyor.

Dêrsim Dağlarının beklentisi---Ergin Doğru

Dêrsimliler ve dostları, Dêrsim Soykırımı ve Dêrsim kimliğinin geleceği açısından yeni bir sıçrama yapmak zorundadır. Öncelikle yüreği Dêrsim'le atan herkes, "Ne yapmalı” sorusunu kendisine sormalıdır.

”SAF TÜRK OLMAYANIN HAKKI, HİZMETÇİLİK VE KÖLELİKTİR” (M.E.B.) Sait Çetinoğlu

Resmi İdeoloji’nin Seyir Defteri Resmi Tarih ve “Azınlıklar”

Tarihin hiçbir safhası eğilmeyen, dönmeyen ve daima yüksek duran Türkün başı bu badirede de yine yüksek ve vakur kaldı. Tanrı istemiş ki bütün eğilen başlar, solan tarihler içinde Türkün başı eğilmesin, tarihi solmasın. İnsanlık, vicdan,şeref ve haysiyet örneğini Türk denilen abideden alsın… Türkiye Türklerindir.

Mahmut Esat Bozkurt (Saday-ı Hak,25 Mayıs 1924)

MAHÇUPYAN , BİZİ MAHÇUP ETTİ

Henüz 301 kişiye mezar olan Soma maden ocağının yaralarını sarmadan,bu sefer acı haber Ermenek maden ocağından geldi.Yine aşırı kar ve işgüvenliğinden mahrum çalışan 18 işçinin hayatını kaybettiği maden ocağından 20 gün olmasına rağmen katledilen madencilere ulaşılamadı.İlkel ve kaba yöntemlerle yürütülen kurtarma çalışmalarında maalesef bu gidişle ulaşılamayacağı kaygısını taşıyorum.Dileğim bunda yanılmış olurum.

ABD, Türkiye’yi kurtardı!

Otuz dokuzuncu gününe giren Kobanê direnişi, YPG/YPJ ve halkın büyük direnişiyle devam ediyor. Bu süre zarfında Hegemon güçlerin verdiği destek ile IŞİD’in üstün teknikli yoğun saldırıları karşısında direnişe geçen Kürt halkı hem bölge de ve hem de Türkiye metropollerinde serhıldana kalktı. Kuzey Kürdistan halkının bu tepkisi hapsedilmiş atom moleküllerin tepkimeleri gibi kabuğunu kırıyordu. Türkiye metropolleri ve Kuzey Kürdistan birkaç gün içerisinde yangın yerine döndü. Yaşanan olaylarda elliye yakın yurttaş yaşamını yitirdi. Gidişat bir iç savaşın provası gibiydi.

Seyit Rıza Onurumuzdur, cesaretimizdir, geleceğimizi aydınlatan geçmişimizdir…

Yazmak bireysel olduğu kadar evrensel bir eylemdir aynı zamanda, bu kaygıyı taşıyanlar ise bir satır yazmadan önce bin kere düşünmelidirler. Üzerinde çalıştığım bir dosyaya kendimi kaptırınca gündelik yapay polemiklerden ister istemez uzaklaşıyorum. Ama öyle bir an geliyor ki köşe başlarını tutmuş pespaye kalemşörler bilinçli dezanformasyonlarını uygulamaya koyuluyorlar, geçmişlerindeki kanı gelecekleriyle yıkamaya çalışan geleneklerin temsilcileri kutsallarımıza dil uzatma cüreti gösteriyor, o zaman onlara hiç değilse ferdi bir cevap verme gereği hissediyorum.

Hazan Mevsimi – Ulm`lü Piro`yu Kaybettik :Cihan Erdoğan

 İlk defa böylesine büyük, kalabalık ve düzenli bir tren garı görüyordu.
İri yarı sarışın kadın ve erkeklerin arasında bir cüceden farksız görünmesinin komikliğinden ziyade, yitip gitme korkularına kaptırmıştı kendini.
Dilini bilmediği, yağmurunu tanımadığı bu ülkede, birbirine karışmış insan renklerinin, renk tonlarının ortasında kaybolup gitmişti sanki.
Tren garını altüst eden gürültülü müziğin tınılarından başka hiçbir şeyin anlamını, derinliğini çözemiyordu.
Gök gürültüleriyle birlikte boşalan yağmurun bile yabancısıydı.

Karadeniz'in utanç tablosu;Ünye'nin soytarı çocukları:Tamer Çilingir

52 soytarı, üzerinde ilkokul önlükleri ellerinde bayraklarla Mustafa Kemal’in türbesini ziyaret etmişler 10 Kasım’da. Kendilerine ’’Ünye’nin Dünkü Çocukları’’ adını vermişler. Aralarında 40 ila 60 yaşlar arasında esnaf, emekli, siyasi parti temsilcileri ve öğretim üyelerinden kişiler bulunuyormuş. Grubun başkanı olduğunu söyleyen Ordu Üniversitesi Matematik Bölümü Öğretim Görevlisi Ahmet Erkan Birben, beyaz yakalı önlüğü ve bayraklarıyla muhabirlere poz verirken, bağıra çağıra bir marş söylüyor aynı zamanda.

“ÇÖZÜM SÜRECİ”: Kitlelerin Devrimci Gücünün Denklem Dışında Tutulması Mı?

Çözüm süreci bir kez daha devletin kıskacına girmiş durumda. Devletin çözüm sürecinden anladığının PKK’nin silahlı mücadelesinin öncelikle tasfiye edilmesi, buna paralel olarak ideolojik ve politik olarak da bir tasfiye gerçekleştirerek Kürt meselesini kendi siyasi egemenliği içinde uzun süre uykuya yatırmak ve Ortadoğu politikasında bir sıçrama tahtası olarak kullanmaktı.

“Mahsus mahâl”(ler)in hâl-i pür melâli[1]

“Duvarda kaldı gözlerim Dalmışım.”[2]
‘Hasta Mahpuslara Özgürlük İnisiyatifi’nin, “Mahsus mahâl”lerin hâl-i pür melâlini gündemleştiren “Hasta Mahpuslar Sorunu ve Çözüm Önerileri” Sempozyumu’nun “Çözüm Önerileri”ne yönelik “Üçüncü Oturumu”nun moderatörlüğünü Hasan Gülbahar arkadaşım yönetecekti.
30 yıl zindanda yatan Gülbahar arkadaşım şimdi burada değil, “5.5 yıl daha yatacaksın!” diyen zalimler tarafından tekrar Mersin zindanına kapatıldı…[3]

Sayfalar