Cumartesi Ekim 10, 2026

Ey Ahmet Hakan! – Kadir Amaç

Gazeteci ve haber spikeri kamuoyunu doğru bilgilendirmeye dayalı bir informasi mesleğidir! Gazeteci ve haber spikeri olan insanlar; billim adamı değildir, düşünür değildir, siyaset bilimci değildir, toplum bilimci değildir, din bilimci değildir, tarihçi değildir ve hasılı kelam jurnalcilikten başka hiç bir şey değildir!

Hakikat buyken, sömürgeci Türk gazeteci ve spikerlerini Kürd milleti  için dost, medet, erdem,  bilim ve demokrasi Mehdi’si gören kardeşlerimizin sayısıda az değildir. Doğrusu bu durumu anlamakta güçlük çekiyorum, hayretler içinde kalıyorum ve hiç bir anlam ve mana veremiyorum.

 Bir zamanlar Kürdlerin kurtarıcısı, Doğu Perinçek ve Yalçın Küçük olmuştu. Sonra bu ikilinin tedrisati rahlesinden geçen Cengiz Candar, Ahmet Altan, Nuray Mert,  Hasan Cemal, Rüşen Çakır ve daha yüzlercesi Kürdistan davasının akıl iklimine  oryantalist olarak girecektiler. Son olarak bu misyoner ve oryantalist kervana Mehmet Akif ersoy, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç gibi Türk ırkçıların Rahleyi tedrisatından geçen Ahmet Hakan adlı sentetik kafa dahil edilecekti. İşgalçi Türk devletinin bu  yeni Hakan’ı, Türkiye’nin teritoryal ve siyasal egemenliğini savunacak ve Kürdleri bu işgalçi  devlete entegre etmekle görevlendirilecekti.

Geçmişte Ahmet Hakan adlı misyoner gazeteci için, beni azarlayan ve hakaret  eden Kürdistanlı kardeşlerimin sayısı da az değildi. Türk devletinin  bu misyoner gazetecisini  1994 yılından beri takip ediyordum, zihin ve ruh atlasını yakından okuyordum. Lakin bilgisi olmayan ve halis niyetli  yurtsever kardeşlerimiz onu  tanımıyordu. Allah'a  çok şükür! bugün artık  bütün kuzey Kürdistanlı  yurtsever milletimiz  onu tanıyor.

                                                                 Birinci Fasıl!

Bu sarışın ve şımarık imam hatipli jurnalist Hakan, Cizre ve Sur’daki Türk devletinin vahşetini Türk kamuoyuna meşru göstermek için, Hürriyetin 29.12.2015 tarihli köşesinde “Biz de  Kandıralım” başlıklı  yazısında Kürdistan davasına olan  düşmanlığını şu sözleriyle açıkça ilan ediyordu:

 "Ey Selahattin Demirtaş! 

Yanılttın bizi. Çok “Türkiyeli” bir yüz gösterdin. Meğer o çok Türkiyeli yüz, sadece bir maskeymiş. 

Aldattın bizi. “Hendek siyaseti olmaz” dedin. Meğer dilin öyle derken kalbin öyle demiyormuş.

Kandırdın bizi. “Biz artık Türkiye’nin partisiyiz” dedin. “Ayrılık gayrılık istemiyoruz” dedin. Meğer ne kadar da safmışız."   

 Ey Ahmet Hakan! terörist Türk devletinin elabaşı, Firavun Erdoğan gibi konuşuyorsun.

Hani Firavun şöyle demişti: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka otorite-devlet-hükümdar olduğunu bilmiyorum..." (Kasas Suresi, 38)

Firavun dedi ki: Demek siz benim iznim olmadan ona inandınız, öyle mi? Şuara 46

Firavun Musa'ya dedi ki: "Eğer sen benden başka bir düşünceye ısrar edersen, seni kesinlikle zindanda çürütürüm." Şuara 29

Ey Türk devletinin jurnalı! seni tanımayanlar, seni erdemli ve cesur sanır. Senin kirli ajandanın sayfalarını açmadan  önce, sana  şu kısası  uygulamak  vacip olmuştur:  Sevgili  Selhattin Demirtaş’ın, sevgili Kürd milletinin, sevgili Kürd gerillasının ve  sevgili Kürdistan siyasetinin ayakabısının altındaki mikrop kadar bile kıymetinin olmadığını bilmeni isterim.

Ey Ahmet Hakan! şimdi seninle munazaramıza kaldığımız yerden devam edelim: Önce şu maske meselesine, felsefik ve epistemik  bir çözümleme yapalım:  Hakikat şudurki, elbise insani giyer, insan elbiseyi giymez. Senin gibi, falanşist  ırkçılar ve ontolojik  yörüngesinden   çıkan şamanistler insanın elbise giydiğini idia eder. Oysaki, felsefe ve marifet ehline göre, bu büyük bir yalandır! Felsefik olarak insan elbiseyi giymez, elbise insanı giyer. Elbise insanın insan olma ontolojisini gizlediği gibi, bazende din adamı ve gazetecilik  elbisesi içinde kendini teşhir eder. Elbise bir kandırmacadır, örttünmedir, gizlemedir yani senin bahs konusu ettiğin maskedir, yada Kuran’ın bahs ettiği ke-fe-re  küfr’dür. yani gerçeğin  küfre bürünmesidir.

Şimdi sen ve terörist ruhlu devletin  sevgili Selhattin Demirtaş’ın ülkesini işgal edeceksiniz, siyasal egemenliğini  elinden alacaksınız, milletinin dilini yasaklayacaksınız, yara-bereli milletinin bedenini çarmıha gereceksiniz, Kürdistan’ın şehir ve kasabalarını delik deşik edeceksıniz, çocuklarını yaşlarından fazla kurşunla katl edeceksiniz, kadın  savaşçıların ölü bedenlerini çırılçılak sokak ortasında teşhir edeceksiniz, evlerini  toplarla başlarına yıkacaksınız, camiileri ve tarihi mekanlari toplarla döveceksiniz ve oda bu yaptığınız tuğyan  ve mustekbirliğinize karşı  Musa gibi asasıyla, İbrahim gibi balyozuyla ve Muhammed  gibi ‘la’ kelimesiyle karşılık verecek, o aldatan ve  bölen terörist  olacak, sen ve devletin dürüst ve erdemli  olacaksınız ha(!)   

  Heyhat! işte burda duracaksın Türk’ün Hakan’ı. Asıl senin yüzün maskeli, asıl senin dilin  küfürlü, asıl senin kalbin mühürlü. Mamafih  bir yanın hafiye, bir yanın fesad, bir yanın taassup,  bir yanın  tefrika, bir yanın ırkperest, bir yanın dünyaperest, bir yanın  epikürist...

Ey “Kurttan” ve “itten” türediğini idia eden şamanist  ruhlu züppe! Sensin terör ve sensin hile!  Sen ve terörist ruhlu devletin zaten  bin yıldır bizi İslam kardeşliği adına kandırmıyormuydunuz ve kalbinizle bize gizlice  buğz  etmiyormuydunuz?  Yetmedimi onca kandırdığınız? Doymadınızmı onca hilelere? Yoksa  Kürdleri baştan çıkaracak yeni kardeşlik ürünleriniz mi var elinizde ? Ey Türk’ün Hakan’ı! sen gerçek bir “Feveylül lil musalline"  ehlisin,  dalkavukların tapınağısın,  paraya tapan lağam faresinin inisin, iktidara ve şöhrete ihtiras  duyan bir Kürdistan düşmanısın, Nişantaşı iskelesine, kerhane ve meyhane inşa eden çılgın  bir  paparazi mutahitisin!   

                                                 İkinci Fasıl!

Ey Ahmet Hakan! 25.02.2016 tarihli “Hürriyet gazetesi” köşenizde Kürdlere saldırma işine kaldığınız yerden  devam ediyorsunuz: “ IŞİD’in canlı bombası kendisini patlatınca…

“Aman da ne barbar örgüt, aman da ne cani bir çete” falan deyip duruyordunuz. Ama sizinkilerden biri canlı bomba olup kendini patlatınca…

Hemen “Ama bu halkların demokratik canlı bombasıdır heval” tavrını takınıverdiniz.

Canlı bomba olup onlarca masumun canına kıymak…

Hangi halkın, hangi demokratik kitabında yazıyor?

Ağzınızı açarken “barış” diyeceksiniz, ağzınızı kapatırken “demokrasi” diyeceksiniz.  

Ey Ahmet  Hakan! Sen İmam Hatipli bir zinakar ve babanızında Türk devletine parayla ayet okuyan bir belam Baura olduğunu  biliyoruz.  Her ikinizde, “Safa” ve  “Merve” arasında Hacer’in gerçekleştirdiği özgürlük sa’yını bilirsiniz. Hacer, Habeşli köle bir kadın, İbrahim’in eşi ve İsmail’in sevgili annesidir. Hacer ve bebeği İsmail, Kızgın bir güneşin ve  her taraflarını kaplayan devasa  bir çöle esir düşerler. Bebek İsmail,  susuzluktan ağlıyordu. Hacer tedirgin oldu, çaresizlik  krizine  girdi, bir sağa- bir sola güneş batıncaya kadar sa’y kovaladı! Ancak, çöl ona  galebe çalıyor, oda çölün egemenliğine boyun eğmiyor ve sonunda çölün promete’si oluyor...

 Ey Ahmet Hakan! Kürdlerde Ortadoğu’nun, “safa” ve “Merve”sidir. Öyleki Kürdler insanlık  ailesinin en  kadım hatırasıdır. Kürdlerin,  “Safa” ve “Merve”sini işgal edeceksiniz, kadım hatıratını dört parçaya  böleceksiniz, diline  kelepçe takacaksınız, gözlerine mil çekeceksiniz ve çarmıha gerip “aşk bodrumda yaşanır” diyeceksiniz, dünyanın  ikinci ordusuyla, dünyanın sekizinci askeri kapasitesiyle, dünyanın  on dörtüncü büyük ekonomisiyle önce ırzına geçeceksiniz, ardından delik deşik edeceksiniz ve  sonra çıkıp utanmadan “Kürdler  bizim kardeşimiz”, “biz Müslüman bir milletiz”, ”biz hukuk devletiyiz”, “biz demokrasi devletiyiz” diyeceksiniz.  

Ey “birader” Ahmet Hakan! işte tam böylesi kızıl kıyametin koptuğu bir iklimde, sen Kürdistan’ın kadım hatırası olsaydın, Kürd’ün, “safa” ve “Merve”sini  kafese kitleyen Türk  Zeùscuların elinden  özgürlük anahtarını kapmak  için kendinemi bombayı bağlayıp patlatacaktın yoksa Prometre olup Kürdistan’ın, Safa ve Mervesine dünyayı cehennem eden barbar  Türk Zeuscuların  uniformalarınamı bombayı  bağlayıp patlatacaktın?  

                                                           Üçünçü Fasıl!

 Ey Ahmet Hakan! sen CNN ekranlarında kardeşlik, humanizim ve demokrasi şarkılarıyla Kürdleri mest ederken, senin Yedi İklim dergisinde, Turancılık ve Akıncılık üzerine  yazdığın ateşli  makalelerden kaç tane saf Kürd’ün haberi vardı? “Yedi İklim” dergisinin bir misyoner dergi olduğunu kaç Kürd biliyordu? Bu misyoner derginin “Sırat-ı Müstakim”, “Sebilü’r-Reşad”, “Büyük Doğu” ve “Diriliş” dergilerin ardılı olduğu kaç kürd biliyordu? Sonra Türkiye gazetesi ve TGRT televizyonunda Türk ırkçılığına muhaberlik yaptığını kaç tane  Kürd biliyordu?  

Daha sonra, kasa kasa altın ve dolar toplayan Erbakan’ın kanal 7’sine iskele oldun. İskeleye kendi ikbalini  bağladın, sonra “Hocanın” kızına  göz diktin.  İskelende kah  ülkücü kardeşlerini, kah Erbakancı hocalarını mirac’a uğurladın. Nurettin Şirin’in Selam Gazetesinde ise, Humeyni ve Hüseyin fadlallah’ı modern çağa Mehdi olarak müjdeledin  ve dinle uyuşturduğunuz seyirci ve okuyucu size “bravo iskele adam”! dedi.

Yavaş yavaş şöhretin ve seküler yaşamın tekamülüne evriliyordun. Öyleki öjenizim felsefesinin fikir babası   Francis Galton’un hayallerini Türk milleti adına gerçekleştiriyordun. “Sabah Gazete”sine  büyük paralarla transfer oldun,  iskeleni  CNN’in “tarafsız bölge”sine taşıdın, Fatih/Çarşamba Pazarı ikametgahından Bebek  ikametgahına geçtin ve  hızını tutamadın Haşmet  Babaoğlu’yla birlikte Nişan taşını  mesken tutun. Haşmet Babaoğlu sana barda nasıl viskiyi  içeceğini, diskoda nasıl kıvırtacağını, şöhretinle mankenleri ve karnı şişik komprodorların sosyete kızlarını  nasıl ayartacağını öğretti. Sonra baba Haşmetin sevgilisine göz diktin, seni uyardı  ancak para etmedi. Çünkü şöhret sarhoşuydun ve Haşmet baba dayanamadı sağ gözünün  tam orta yerine yumruğunu indirdi!

 2006 gelince  gelince “Banane, banane işte! Söylüyecem-söyleyecem!” diye, “eteklerini savura savura hula-hop”ediyordun.  Önce Londra’da Başak Sayan’la aşk-meşk  romanını  yazacaktın. Bu aşkın  fazla sürmedi. Derken, aşk ve meşk  ayaklarıyla Bodrum sahillerine indin. Önce Nebahat Kübra Akalın’dan  başladın maşallah! demeye. Arkasından  Zuhal Olcay,  Pelin Batu, Devin Özgür Çınar, Nehir Erdoğan, Perihan Ünlücan, Neşe  Sapmaz, CNN’in Damla kızı ve daha yüzlerce kadının yatağına imam  Hatipli kimliğinle zinaya  yaptın.

  Ey Ahmet Hakan! şimdi bana söylermisin bu yaptığin çirkin amellerin  Müslümanlığın ve  evrensel ahlakın hangi kitabında geçer?

Ey  Ahmet Hakan!  Kürd  siyasetçilerine ve Kürd savaşçılarına ahlak, erdem ve demokrasi dersini vereceğine  bir geriye dön, “Yedi İklim”  dergisinin Ahmet Hakan maskesine bak, “Türkiye  Gazetesi” ve TGRT’li  Ahmet  Hakan maskeli muhabirine bak, kanal 7’nin “iskele  Sancak”  sunucusu Ahmet Hakan maskesine bak,  “Sabah Gazete”sinin  İslamcı  Ahmet Hakan maskesine  bak, “CNN Türk”ün “Tarafsız Bölge” Ahmet Hakan  maskesine  bak! 

Ey Ahmet  Hakan! ne kadar çok maske ve makyaj  kullanmışsın  ne kadar da çok dindar, demokrat, solcu, liberal aldatmışsın!

Ey Ahmet Hakan! görüldüğü gibi, senin dünya görüşün, sex ve hedonizim  kültürüyle vucüd bulmuş. senin düşünce kütüphanende ne Satre’nin   egzistansiyalizm felsefesi, ne Albert camus’un “boşluk felsefesi”, ne Andre Gide’nin “abes fiiler” felsefesi ve ne de Heideger’in “alinasyonalizim” felsefesi vardır.

 İkincisi, ruh ve mana iklimin sıfır, ahlakın  örümcek evi.  Sende ne su-yi, ne Fuzuli, ne Ehmedê Xanî, ne Yang-Ying ne Zerdüş, ne Volter, ne Rousseau, ne   Pascal, ne Konfüçyüs,  ne Lao-Tzu,  ne İnsani kamil,  ne kàremà, ne Samsara, ne Nirvana, ne Hallac, ne Mevlana ve  nede Sadi’nin felsefesi var.  

Ey Ahmet Hakan! işte maskesiz ve makyajsız  halin  budur. Sen kim aydın olmak kim! Sen kim erdem  dersi vermek kim? Sen kim Kürdlere akıl vermek kim! Sen kim demokrat olmak kim!

Kadir Amaç 

52219

Partizan: “12/15 Mart Şehitleri Ölümsüzdür! Unutmadık, Hesap Soracağız!”

Katliamlar ve kıyımlar insanlık tarihi kadar eskidir. Yaşadığımız coğrafyada da ülkemiz egemenleri onlarca katliamın altına imza atmıştır. Dersim'de, Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta halkımızın yaşadığı tarifsiz acılara bu sefer de Gazi ve Ümraniye katliamı eklenmiştir.

Demirci Kawa’dan Kobané’ye İsyan, Serhıldan, Zafer !

Baharın coşkusu, Demirci Kawa’nın öfkesi ve cüreti ile harmanlanan bir direnişin, isyanın simgesidir Newroz. Dört bir yanı yangın yeri olan bir halkın tereddütsüz ve korkusuzca yine aynı yangının üzerine zılgıtlarla, sloganlarla yürümesidir. Yok, sayılan kimliğinin, yasaklanan dilinin özgürleştirilmesi uğruna direnenlerin mevzisi, teslimiyete karşı Dörtlerin zindanlarda tutuşturduğu ateşle yanmaktan kendini sakınmayanların adresidir Newroz.

Kobanêʼden, direniş ve umuda dair notlar-1-2-3-4-5

Kobanê: Kobanê’de süren savaşın 134. günü sonunda ezilenlerin tarihine yazılan destana 21. yy. Stalingrad’ı demekte abartmış olmayız herhalde. Çünkü keleşlere karşılık tank ve top ile mücadele edildi. 3710 IŞİD çetesi öldürülürken 426 YPG, MLKP ve diğer örgüt savaşçıları şehit düştü. AKP ve diğer devlerin IŞİD’e destek vermesine rağmen yokluktan var edilen bir zafer de diyebiliriz.

Kadin Sorunu Insan Sorunudur

Kadin Sorunu Uzerine Kisa Bir Giris
Dino Ibrahim....
http://dino-ibrahim.blogspot.nl/2013/11/kadin-sorunu-uzerine-kisa-bir-giris.html

Koçgiri Bir Direniş Başkaldırısıdır

Gelo ew ki ye / Jı wé da te ye

Çı bejnik le ye / We ki reyhan e

Navé wî Alîşer e / Him mér e him reyber e

Li çiya ye / Koçgîriyê zulfîkare(1)

Öncelikle bilinmelidir ki, 1921 de Koçgiri (2), 1925 te Zilan ve 1937-38 de Dersim’de yaşananlar,  resmi tarih belgelerinde tahrif edilerek gösterilmeye çalışıldığı gibi asla  isyan değil, birer katliamdır, hatta soykırım girişimleridir.

TKP/ML Kadın Komitesi

“Kadın düşmanlarının maskesini düşürmek için 8 Mart'a!

Gelin bir aile olalım

Öyle lafla değil, gelin ekmeğimizi ve suyumuzu bölüştüğümüz bir aile olalım. Etrafa  dağılmış kum tanecikleri olmaktan çıkıp paramızı, mal ve mülklerimizi, sevinç ve kederlerimizi birleştirdiğimiz büyük bir aile kuralım. Dünya zorbalarının kana buladıkları tarihin binlerce yıllık ezberini bozup ekonomilerimizi birleştirelim ve kendi büyük aile ekonomimizi kuralım. Birlikte üreten ve kardeşçe paylaşan öyle mutlu, öyle özgür bir hayat kuralım ki, tüm dünya parmak ısırsın, ezilen insanlık bizi örnek alsın.

AKP’nin Lebensraum İhtiyacı ve Kürdistan-Haluk Gerger

AKP iktidarı, “Yeni Türkiye”yi inşa ediyor. Ama AKP, aynı zamanda, şimdi artık çökmüş bulunan “Eski Türkiye”den kalma devlet ve sistem krizini de yönetiyor. Yani, AKP iktidarı bir “kriz yönetimi” de.

Türkiye krizinin üç boyutu var. Birincisi, “sorunların anası” Kürt Sorunu. İkincisi, sistemik iktisadi kriz. Üçüncüsü de, bu iki yapısal krizin politik, sosyal, kültürel, vb. yansımaları. “Eski Türkiye” bu bunalımların ağırlığına dayanamayarak göçtü. AKP iktidarı dolayısıyla devraldığı yapının krizini de yönetmek durumunda.

Hükümet-PKK ‘Ortak açıklaması ’ ve BHH seçim tavri üzerine kısa deginmeler

HDP-İmralı heyeti ile Hükümet yetkilileri arasındaki görüşme ve PKK’nın on maddelik açıklaması üzerine bir çok yorumlar yapıldı ve bazı kesimler “PKK silah bırakacak” şeklinde yorumladı.

Her şeyi kendi koşulları içinde değerlendirmek gerekiyor. Koşullardan bağımsız yorumlar, gerçeklerle örtüşmez veya doğru yaklaşımlar olarak ortaya çıkmaz. PKK’nın geldiği aşamayı da bir on yıl öncesi ve hatta beş yıl öncesi gibi ele almak yanıltıcı olur. Bölgede ve uluslararası alanda bu süreçte çok şey değişti.

Modus vivendi...Riskler ve olanaklar

Uluslararası hukukta anlaşmazlık içindeki iki entitenin anlaşmazlığın çözümünü erteleyerek geçici bir anlaşmaya varmaları durumuna Modus Vivendi deniyor.TC ile PKK arasında süregiden çözüm sürecinin evrildiği durumu bundan daha iyi özetlemek mümkün görünmüyor.

Haziran Hareketi Mahcup Etmedi: Demir Küçükaydın

26 Şubat’ta yazdığımız “Birleşik Haziran Hareketi, Seçimler ve HDP” başlıklı yazıda Marksist ve Sosyalistlerin seçimlere ilişkin tavrının, genel ve önümüzdeki seçimlerin özgül niteliklerinden hareketle, nasıl olması gerektiği sorusunu cevapladıktan sonra, yazının sonunda, şunları yazıyorduk:

“Son olarak tekrar edelim.

CHP’ye oy veren, laik ve Alevi ama pek ulusalcı kaygıları olmayıp da demokrat olan geniş bir kesim vardır. Bunlar HDP’yi dikkatle izlemektedirler. Birleşik Haziran Hareketi, bu geniş kesimin HDP’ye yönelmesini engellemek için kurulmuş bir benttir.

Sayfalar