Ermenistan’da Tavuş Hareketi Üzerine
Ermenistan Apostolik Kilisesi Tavuş İdari Başpiskopos’u Bagrad Galstanian önderliğinde başlatılan sivil itaatsizlik gösterileri, halkın yoğun katılımı ile devam ediyor. Ermenistan’a ait dört köyün, Azerbaycan’a iade edilmesi bardağı taşıran son damla oldu. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan’ın derhal istifa etmesi isteniyor. 4 Mayıs’ta başlayan gösteriler, yol güzergahı üstünde bulunan Lori, Sevan, Geğarhunik… şehirlerinden halkın yoğun katılımı ile Yerevan’da sonlandırıldı. 26 Mayıs’ta Cumhuriyet Meydan’ında düzenlenen miting ile yüz binlere ulaştı. Her ne kadar hareketin önderliğini bir rahip çekmiş olsa da gösteriler dini değil siyasi muhteva taşımaktadır. Ermenistan’ın geleceğini belirleyen gösterilerde, muhalefetteki siyasilerin bugüne kadar başaramadığını, muhalefeti de içine alan, halkın Kilise’nin etrafında örgütlenmesini sağladı. Bu yüzden Paşinyan’ı şimdiden çok zor günler bekliyor.
SSCB’de 15 Cumhuriyet’in teker teker ayrılıp kendi bağımsız devletlerini ilan etmelerinin ardından tarihi Ermenistan’ın bir parçası olan Artsakh Parlamentosu’nun Kendi Kaderini Tayin ederek, Ermenistan’a bağlanması talebi (Ermenistan bu talebi resmi olarak tanımadı) ile başlayan kitle gösterileri arkasından gelen 30 yıl süren Artsakh meselesi, Paşinyan’ın Artsakh’ı, Şubat 2023’de “Karabağ, Azerbaycan toprağıdır” diyerek Azerbaycan’a teslim etmesiyle trajik bir şekilde sonlanmıştı.
Fakat bugün gelinen süreçte, siyasi atmosfer, N.Paşinyan hükümetinin Ermenistan güvenliği ve geleceği için bir tehdit olarak ortaya çıktığını gösteriyor. 2020 yılında Azerbaycan, Türkiye, İsrail ve IŞİD çetelerinin saldırıları ile başlayan II. Artsakh savaşında, Artsakh’ın % 70 işgali ile sonuçlanan, birçok Artsakh şehrinin -Şuşi, Hadrut, Ağdam vb.- şehirlerinin Azerbaycan’a teslim etmek üzere planlanmış olduğunu bugün rahatça görebiliyoruz. N.Paşinyan’ın “Karabağ, Azerbaycan toprağıdır” açıklaması ile daha iyi anlaşılmaktadır. N.Paşinyan yönetimi bugün bu politikada daha da ileri giderek, tarihi-sosyal ve siyasi gerçekleri inkar ve reddetmekle kalmıyor, her geçen gün yeni yeni tavizler ile Ermenistan’ın güvenliği ve geleceğini tehlike altına atıyor.
Savaş kaybetmiş bir lider, yaptırımları imzalamış ve taviz vermekte sınır tanımayan Paşinyan ile bir avuç kliği istifa etmesi gerekirken, sınır belirleme çalışmaları sırasında Azerbaycan’ın talebi üzerine 4 köyün de “Azerbaycan’a ait” olduğunu ileri sürerek geri verilmesi istendi. Artsakh’tan sonra Ermenistan toprakları ile sırada bekleyen başka tavizlerin de ardı arkası kesilmiyor. Ama işgal edilen Jermuk ile çevre köylerinde işgal edilen toprakların geri iadesi için, hiçbir talepte bulunmayarak, karşılıksız olarak teslim edilmiş durumundadır. 2018 yılında Petrosyan-Koçaryan-Sarkisyan döneminin bütün olumsuz yanlarını, yolsuzluk, yoksulluk, rüşvet, ülkeden göç hareketlerine karşı halkın haklı taleplerine karşı Paşinyan ses oldu. Yeni yeni oluşan Ermeni oligarklarına karşı Ermeni halkının düzene karşı isyanını çok iyi kullanan, kendi çıkarları, hem de bağlı olduğu ABD-AB emperyalistlerinin lehine bir iktidar değişikliği için kullanan Paşinyan hareketinin “Kadife Devrimi”nin, bugün planlı bir hareket olduğu daha net görülmektedir.
Artsakh’ın Ermenistan’a bağlanması sürecinde (1988-1992) halkın en çok kullandığı slogan olan Azad-Angah-Hayasdan (Özgür-Bağımsız-Ermenistan) idi. Bugün ise meydanları dolduran halkın kullandığı, Ermenistan’ın güvenliği ve geleceğinin tehlikede olduğunu haykıran yüz binler Hay-Hayastan-Hayrenik (Ermeni-Ermenistan-Vatan) haykırmaya başlamıştır. Çünkü Paşinyan yönetimi Ermenistan’ın güvenliğini tehlikeye atmış, ardı arkası gelmeyen yeni yeni tavizler vermektedir. N.Paşinyan, Ermeni halkına 3000 yıldır üzerinde yaşadığı topraklara “demek ki şimdiye kadar yabancı topraklar üzerinde yaşıyormuşuz” kuşkusu yayarken, daha ilkokullarda okutulmaya başlanan Movses Khorenatsi’yi inkar edebilmiştir. Yine Ermeni Soykırımı hakkındaki kuşkulu açıklamaları dünyaca tanınmış tarihçiler Yves Thenon-Henry Morgenthau-Hans Lukas Kıeser vb. gibi tanınmış tarihçi ve yazarların soykırım çalışmalarına yönelik kuşku yaratan açıklamalarda bulunmuştur. Ermeni halkının sembollerini değiştirerek inkar ederek, Azerbaycan ve Türkiye’ye şirin görünmek için celladına aşık N.Paşinyan’ın ortaya atmış olduğu “yeni bir sayfa” safsatası, ihanet ve teslimiyet dayatma politikalarından başka bir şey değildir.
Ermenistan’da N.Paşinyan, Başur’da Barzani
Emperyalist haydutların dünyada devam eden pazarlar için egemenlik ve hegemonya savaşlarının en barbarcası Kafkaslar’da, Kürdistan’da, Filistin’de yaşanıyor. Gaz ve petrol geçen güzergahlar üzerinde yürütülen savaşlarda ezilen mazlum halklar Ermeniler-Kürtler-Filistinliler savaşa ve kâr hırsına kurban edilmektedir. Üç yıla yakındır devam eden Ukrayna-Rusya savaşının durmasını istemeyen NATO-ABD-AB güçleri İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üye olmasından sonra aynı şekilde Gürcistan ile Ermenistan’ın da 80 yıldan fazla ekonomik-askeri-siyasi ve kültürel ilişkiler ile bağlı olduğu coğrafyadan koparılarak, Atlantik Paktı’na dahil edilmesi için olmadık çaba ve enerji sarf ettiklerini görüyoruz. Ukrayna Savaşı’nda ABD-NATO füzeleri ile Rusya’nın içlerine kadar hedeflerin vurulması planlanırken, savaşın daha da büyümesi tehlikesi ortaya çıkmıştır.
N.Paşinyan’ın iktidara gelişi ve sonrasında uygulamaya çalıştığı ABD-AB yanlısı politikaların, emperyalistler arası çelişkiden bağımsız olmadığı, N.Paşinyan yönetiminin “batı emperyalizmi” yanlısı adımlarından da anlaşılabilir. Ermenistan’da bu yüzden iktidara getirilen ABD-AB yanlısı, kullanışlı bir eleman olan N.Paşinyan, politikaları ile emperyalist efendilerinin çıkarına hizmet ettiğini göstermiştir.
NATO-ABD-AB blokunun karşısında emperyalist bir güç olan Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı işgal savaşında bugün Ukrayna topraklarının % 18’i işgal altındadır. Rusya’nın önderlik ettiği Kollektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) içerisinde olan Ermenistan, Rusya’ya olan tepkisinden dolayı Almatı’da yapılacak savunma bakanların toplantısına katılmayarak hangi taraftan olduğunu göstermiş oldu. Gürcistan ile Ermenistan’ın NATO’ya dahil edilerek savaşa sürüklenmesi, Ermenistan’a yapılacak büyük bir kötülükten başka bir şey değildir. Aynı zamanda Ermenistan’ın AB üyeliğine de kapı aralanırken Rusya’dan koparılması hedeflenmektedir.
N.Paşinyan yönünü ABD-NATO-AB’ye çevirirken 4 Nisan’da Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula Von Der Loyen, ABD Dış ilişkiler Bakanı Antony Blınken ile görüşerek hangi tarafta olduğunu netleştirmektedir. Rusya’nın tepkisini çeken bu zirve, Rusya’nın tepkisini çekince Rusya büyükelçisini geri çekerek, ilk defa Ermenistan’a nota vermiştir. Bununla sınırlı kalmayan Paşinyan’ın, ABD Merkezi İstihbarat Teşkilatı CIA Direktörü Yardımcısı David Cohen başkanlığında heyeti kabul etmesi, Rusya’nın dikkatlerinden kaçmamıştır. Eğer hatırlanacak olunursa Artsakh’ın teslim edilmesi ABD İstihbaratı ile görüşmelerden sonra meydana gelmişti. Artsakh’ın boşaltılmasından bir hafta önce CIA Direktörü William Burns Erivan’ı ziyaret etmiş, İngiliz İstihbaratı Başkanı Richard Moore ile de görüşmelerden sonra Artsakh’ın kaderi belirlenmiştir.
ABD-AB-NATO ve İngiltere’nin hazırladığı Paşinyan liderliğindeki hükümet tarafından, dostları İ.Aliyev işbirliği ile yürütülen Ermenistan’ın teslim planı Artsakh ile başlamıştı. Bu plan bugün Ermenistan’da tarihi, sosyal gerçekler inkar edilerek sürdürülüyor. N.Paşinyan 2018 yılında Leninagan’dan başlayan “Uzun Yürüyüş” ile Yerevan’a ulaşmış, sivil itaatsizlik eylemlerinden sonra, sokakların gücü ile iktidara yerleşmişti. N.Paşinyan bir an kendi geçmişini unutarak ele geçirmiş olduğu yargı-istihbarat ve güvenlik kurumları ile Tavuş Hareketi’ne karşı göstericilere karşı şiddet, gözaltılar ve baskılara başvurması samimiyetsiz ve iki yüzlü olduğunun göstermektedir.
Ermenistan’ın Gürcistan’a ulaşımda dört stratejik köyün Azerbaycan’a verilmesi kararı bardağı taşıran son damla olurken, Zengezur Koridoru’nun da yakın gelecekte Azerbaycan’ın tehdit şantaj ve savaş dayatmalarına karşı verilmesi halinde Ermenistan kuzeyden ve güneyden kuşatma altına alınarak, Ermenistan ulusal çıkarlarına değil, emperyalist efendileri yararına hizmet olacaktır.
Yeni bir emperyalist paylaşım savaş koşullarının her geçen gün her geçen saat hızla yükselirken, Atlantik Paktı’na karşı Rusya’nın önderlik ettiği pakt arasında herkes şimdiden yavaş yavaş yönlerini belli etmektedir. Bir NATO üyesi olan, Kafkaslarda-Orta Asya Türki Cumhuriyetleri’nde Turan hayalleri peşinde koşan Türkiye’nin egemen bir güç olarak varlığının sürdürmesi NATO yararınadır. Kafkaslar’da sorunsuz ve engelsiz ilişkilerde bulunması görevi doğrultusunda Ermenistan’da Paşinyan seçilerek iktidara getirilmesi bu yüzdendir.
Aynı şekilde Irak Kürdistanı’n da Paşinyan benzeri bir feodal-aşiret reisi olan Barzani bulunmaktadır. Kardeş Kürt’ler arasında sınırlar ve hendekler ile engelleyen, kardeş kavgasını körükleyen ve öldürmekten kaçınmayan, Rojava’da kardeş Kürtlerin kazanımlarını Kürt halkının zaferleri olarak görmeyen, işgalci ve soykırımcı bir devlet olan Türkiye ve onun lideri olan Erdoğan ve TC faşizmine her türlü yardım ve yataklıkta geri kalmayıp beraber operasyonlar yürüten, Türkiye’de Kürtlere karşı uygulanan haksızlıkları ve zulmü görmeyerek ses çıkarmayan aşiret reisi Barzani, Paşinyan ile beraber emperyalist efendilerinin vekilleri konumundadır.
Nicol Paşinyan rengini belli etti
Ermenistan başbakanı N.Paşinyan’ın skandal bir açıklama yapmadığı gün yoktur. Hele hele Rusya ile gergin ilişkilerden sonra Atlantik kanadına doğru yönelirken, diğer taraftan Ermeni ve Ermenistan tarihi, 1915 Soykırımı, Ermenistan ulusal değerleri vb. konularda inkarcı açıklamalarda bulunmaktadır. N.Paşinyan iktidarının Türkiye ve Azerbaycan ile 2020 yılından itibaren Antalya Diplomasi Formu’ndan başlayan hiçbir sonuç alınamayacağı belli olan ve bugüne kadar devam eden sözde “normalleşme“ adımlarından; muhalefetin ve tüm Ermeni halkının “Türkiye’nin kirli oyunları”na alet olunmaması uyarısını hiçe sayarak ve Türkiye ile esas olarak, Ermenistan’ın yakınlaşması adımları atarken, bugün gelinen noktada, bu politikalar Artsakh’ın işgali ile sonuçlanmış, Ermenistan’ın güvenlik sorunu çıkmış ve tavizlerin ardı arkası bitmemiştir.
N.Paşinyan iktidarının teslimiyetçi ve tavizkar politikaları karşısında
Ermenistan’da 1700 yıldan bu yana varlığını sürdüren Ermenistan Apostolik Kilisesi’nden bir rahip Bagrad Galstanian’ın başlattığı sivil itaatsizlik eylemi bugün Paşinyan hükümetini sarsarken aynı zamanda Türkiye ile Azerbaycan’ı endişelendirmektedir.
Ermenistan’da yapılan kamuoyu yoklamalarında “en büyük düşman kim sorusuna” halkın % 81’i hemen “Türkiye” derken; N.Paşinyan, Türkiye’nin tarihten gelen düşmanlığını ve “imha ve yok etme“ politikalarını, görmemezlikten gelerek halkın gerisine düşmektedir. Türkiye ile 1915 soykırımı hesaplaşması henüz olmadan “Tanıma-Tazminat-Özür Dileme” bir yana, mağdur olan Ermenistan iken cambazlıkla suçlu olarak Ermenistan olarak gösterildiği koşullarda, Türkiye ile “barış” ve “normalleşme”nin hayal olduğunu göremeyecek kadar insanın naif olması gerekiyor. Bunlar yetmiyormuş gibi bütün dünyada 100’den fazla ülke ve parlamentonun “Ermeni soykırımı yasa tasarısı”nı onaylarken, Lemkin Enstitüsü, dünyaca tanınmış yüzlerce yazar ve düşünürler, Ermeni soykırımı hakkında çalışmalar gerçekleştirmişken, Paşinyan’ın Ermeni halkı adına, “Ermeni soykırımının kuşkulu olduğu” yönündeki açıklamalarını bilinçli olduğu ve kasıtlı bir amaca hizmet ettiğini halk görmüş durumdadır.
Bu yüzden 109. yılı Zizernagaberd-Ermeni Soykırım Anıtı anmalarında Halk Paşinyan ailesini yuhalamıştır. “Türk Nicol”, “soykırımcı Nicol” diyerek tepkilerini dile getirmişlerdir. Çünkü Ermeni soykırımı konusunda, hem de bir Ermenistan başbakanının “soykırım travmasını atlatmalıyız”, “soykırım kurbanlarının sayısının doğrulanması, ölüm koşullarının tespit edilmesi”, “soykırıma maruz kalan yurttaşların listesinin tamamının tespit edilmesi isteniyor” vb. şeklinde açıklamalarıyla Ermeni soykırım kurbanları belirsizleştiren açıklamaları halk tarafından tepkiyle karşılanmıştır. Böylelikle soykırım gerçeği kuşkulu hale getirilmek istenmektedir.
Çünkü Türkiye ile “normalleşme“den kast edilen, Türkiye ile Azerbaycan’ın stratejik devlet planı olan Artsakh’ın “Azerbaycan’ın toprak parçası” olduğunu kabul ettirmek, dünyada Ermeni soykırımını kararlarını durdurmak, Ermeni anayasasından toprak talebi ile soykırım suçlamasının çıkarılmasıdır. Bütün bu talepler Türkiye’nin talepleridir. Nitekim Artsakh N.Paşinyan eli ile teslim edildi. Diğer taleplere yönelik adımlar atılmasının zemini hazırlanmaktadır.
Jermuk ve çevresinde işgal edilen Ermeni toprakları, Azerbaycan’da siyasi rehin olarak tutulan Artsakh yöneticileri, Azerbaycan hapishanelerinde tutsak edilen yüzlerce tutuklu askerin serbest bırakılması taleplerini cesaretle savunmayan Paşinyan, Azerbaycan’ın talebi üzerine stratejik konumdaki 4 köyü karşılıksız teslim ederken, Türkiye ile Azerbaycan tarafından el üstünde tutuluyor. Tavuş Hareketi’ne ise endişe ile bakan Azerbaycan ile Türkiye “altın yumurtlayan” bir liderden mahrum kalacakları için şimdiden kaygılanmaya başlamışlardır. “4 köy eğer verilmezse bir kez daha savaş tehdidi” mesajı vermişlerdir. Gelinen trajikomik duruma göre düşman iki devlet, “halka karşı Paşinyan’ı destekleyeceklerini” ilan etmişlerdir. Azerbaycan Milli Meclisi, Ermenistan’da olayları tartışırken, kitle gösterilerini sert dille eleştirip, Paşinyan tarafını tutmuşlardır.
Erdoğan ise Ermeni Soykırımı’na ilişkin Paşinyan’ın yeni politikalarına destek verirken, yeni perspektifinden dolayı Paşinyan’a övgülerde bulunmuştur. Tavuş Hareketi Azerbaycan ile Türkiye’yi o kadar korkutmuş olacak ki, Türkiye’de TV’lerde boy gösteren özel savaş elemanları, güvenlik “uzmanları”, gazeteciler ve yazarlar N.Paşinyan hükümetini desteklemeye hazır olduklarını dile getirmektedirler. Sözcü TV’de Nevzat Çiçek; “gerek görülürse Ermenistan’ın lideri Türk özel kuvvetleri tarafından korunmalıdır” derken, Azerbaycan’ın Paşinyan’ı desteklemek için “Ermenistan’a asker göndermeyi” teklif ettiğini iddia etmektedir.
Tüm bu koşullarda, sonuçları belli olan “barış” görüşmelerinden Ermenistan halkı yararına bir sonuç çıkacağını düşünebilir miyiz: Elbette hayır.
Kale dışarıdan değil içeriden işgal edildi
N.Paşinyan’ın, Kafkaslar’da-Ortadoğu’da katliam ve soykırımcı devletler olan Azerbaycan ile Türkiye ile ilişkilerde “çok sağlıklı diyaloğu devam etmeye hazırız”, “barış anlaşması imzalandı-imzalanacak” derken, Filistin-Gazze’de, Rojava’da bu devletlerin soykırımda oynadıkları rolü görmemezlikten geliyor. ABD’nin Ortadoğu’daki jandarması İsrail eli ile işlenen Nakba-Soykırım’da İsrail ile Azerbaycan suçlu ülkelerdir. Aynı şekilde Artsakh soykırımında ABD’nin Erivan elçisi K.Kvien “Artsakh’taki Ermenilerin Azerbaycan kontrolünde güvenli bir şekilde yaşayabileceklerini” iddia etmiş, arkasından yaşanan ve Artsakh’ın boşaltılması ile sonuçlanan Felaket’e dünya tanık olmuştu. Aynı şekilde bugün Türkiye, Irak ve Rojava Kürdistan’ında devam eden operasyonlar, toprak bütünlüğüne yapılan işgal saldırıları ortada iken, Paşinyan’ın “barış”, “normalleşme” vb. iyimserliğinde ancak art niyet aramak gerekir.
Paşinyan’ın TC hayranlığı, “1915 travmasını atlatmalıyız, kayıp vatana özlem duyulmasını bırakmalıyız, Ararat devlet armasından çıkarılmalıdır, Türkiye sınırları içerisindedir, Arakaz dağı daha büyüktür” vb. diyerek, Ermeni kimliğini ve değerlerini yeni nesillere aktarılmasının önüne geçmek için başlatılan kültürel ve sosyal yıkım için elinden gelen her şeyi yapıyor. Amaç yaşanılan 70 yıllık SSCB Ermenistan’ın inkar edilmesidir. Sosyalizm karşıtlığı ile tanıdığımız Paşinyan, Ermeni halkının 70 yıllık Sovyet Ermenistanı tarihini inkar etmekle kalmıyor, Büyük Vatanseverlik savaşında, bu zaferde büyük katkıları ile kayıplarını, savaşa damga vurmuş kahramanları unutturulmak isteniyor. N.Paşinyan böylelikle zaferin kuşaktan kuşağa devam ettirilmesine karşı çıkarken, 300.000’den fazla şehit veren bir halkın, 107 Ermeni’nin Sovyetler Birliği Kahramanlığı ile onurlandırılması vb. tarihi gerçekleri yok sayıyor.
Türkiye ile Azerbaycan, Paşinyan’nın elinin en zayıf olduğu bu günkü koşullarda, teslimiyette sınır tanımayan Paşinyan’dan isteklerinde sınır tanımıyor. Ve bu taleplerin sonu görünmüyor. En son İ.Aliyev’in Paşinyan’dan isteği “Hocalı Katliamı“ için özür dilemesi talebi oldu. Azerbaycan içerisinde iktidar çatışmalarına kurban edilen, yüzlerce kişinin ölümü binlerce kişinin topraklarından edilerek yaşanan kitlesel göç trajedisinin, insanlık suçunun faturası da Ermeni halkına kesilmek isteniyor. Dönemin Ermenistan başbakanı “Hocalı Olayı”nı, açıktan yalan olduğunu ve katliamın Azerbaycan tarafından işlendiğini söylemişti. 1992 yılında dönemin Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ayaz Mutalibov, Halk Cephesi tarafından kendisini görevden almak için provokasyon düzenlendiğini açıklamıştı. İstifa etmiş olan A.Mutalibov, Çek gazeteci Pona Mazalova ile yaptığı röportaj 2 Nisan 1992 yılında Nezavisimaya Gazetesi’nde yayınlandı. Bu röportajda A.Mutalibov “kimliği bilinmeyen Azeri çetelerini” suçladı.
Azerbaycan ile yürütülen sözde “barış” görüşmelerinde, Ermenistan halkı yararına bugüne kadar olumlu bir adım atılmazken, Paşinyan halka yalanlarını ve tavizlerini bir “zafer”miş gibi yutturmaya çalışıyor. Oysa gerçek durum böyle değildir. Kazananlar işgalciler ile soykırımdan suçlu Azerbaycan hanedanlığıdır. Bir dönem Ermeni halkı davasında önemli başarılarda imzası olan Sarkisyan-Koçaryan’lar bugün Ermeni oligarkları haline dönüşmüşlerdir. Halkın eski politikacılara güveninin kalmadığından dolayı, halk yeni umut olarak, Ermeni tarihinde ve bugünkü toplumunda çok kuvvetli olan “kilise” etrafında örgütlenmişlerdir.
Parlamento’da muhalif siyasi partiler, gazeteciler, STK’lar, Ermeni Diplomatlar Konseyi, Ermeni halkının haberi olmadan imzalanan yaptırımların devam etmesi halinde Ermenistan’ın toprak bütünlüğü ile egemenliğinin tehlikede olacağını görmüşler ve Tavuş Hareketi’ne destek vermişlerdir. Paşinyan, bir dönem Ermenistan’da “şahinler” kanadının temsilcisi Koçaryan’ın mal varlıkları ile banka hesaplarına el koymak için tehdit ederken, “en çok faydalanacak olanın da muhalif lider Koçaryan olacağı açıktır” diyerek tehlikenin nereden geleceğini görmüştür.
Sonuç olarak Azerbaycan’ın bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve isteklerinin sonu gelmemektedir. Halen “barış” olacağı umudunu koruyan Paşinyan’dan, Aliyev’in en son isteği ise Ermenistan Anayasası’nın değiştirilmesi olmuştur. İ.Aliyev aksi halde Ermenistan ile “barış“ anlaşmaları imzalamayacağını söyleyerek, savaştan yana olduğunu göstermiş durumdadır.
Bugün Ermenistan’da yaşanan sıkıntıların ana kaynağı Paşinyan ve kliğidir. İktidara sokak hareketleri, sokağın gücü ile geldi. Yine sokakların gücü ile gidecektir. Unutulmamalıdır kale dışarıdan değil, içeriden fethedilmiştir.
Agop Ekmekciyan
Özellikle azınlıklar üzerine yazdığı yazılarıyla tanıdığımız yazarımız,diğer birçok konuda da makaleleriyle tanınmaktadır.
agop@kaypakkaya-partizan.net(Hazırlanıyor)
Son Haberler
Aşırı Sermaye Üretimi ve Marmara’nın Ölümü
İşçinin, emekçinin katledilmesi, yoksullaştırılması, sıradanlaştırılması, aşağılanması, yaşam araçlarının elinden zorla alınması, üretimine oranla insan gibi yaşamasının engellenmesi; doğanın katledilmesinden ayrı ele alınamaz. İşçinin karşı karşıya kaldığı sınıf muamelesi, doğanında karşı karşıya kaldığı bir sınıf muamelesidir. İşçi ve doğaya karşı tavır, burjuvazinin karakteristik sınıf eylemidir. Ya da daha açıkcası, kapitalist sistemin temel yapısıdır.
Katliam Bir Devlet Geleneğidir!
Son süreçte yaşananlar, gündemin yoğunluğu, faşist devlet ve mevcut iktidarın saldırı politikaları…
Elbette ki bütün saldırıların içerisinde, saldırılacak ilk alan Kürt ulusunun siyaset yapabildiği, devrimci, demokrat ve daha birçok kesimin ortaklaşabildiği HDP oluyor.
HDP İzmir İl Binası’na yapılan saldırı, kapatma davası, iddianamenin ikinci kez Anayasa Mahkemesi’ne gönderilmesi, Kobane Davası duruşmasını takip edenlere karşı gerçekleşen faşist saldırı ve toplamda bunlardan önce HDP’nin yıllardır, durmaksızın faşist iktidar tarafından hedef gösterilmesi.
Toplumsal Cinsiyet ve Din: Antropolojik Bir Bakış[*]
din adamı göremezsiniz,
din adamları
ezen sınıfın asalağıdır.”[1]
Sevdiği Renk Mavi; Tutkusu Da Aşk ve Devrimdi[*]
Mütevazı bir dev nasıl anlatılır?
Çok zor. Ama yine de hakkında yazılabilecek şey, “Yazdıkları gibiydi” olabilir.
Aşkı, ayrılığı yazan ve “Tüm çiçekleri koparabilirler ama yine de baharın gelmesini asla engelleyemezler,” diye haykıran bir sosyalistti O.
“Evet, şiir isyandır… Biz şairler nefretten nefret ederiz ve savaşa karşı savaşırız,”[2] derdi.
CHP bir alternatif değil AKP'nin sınıf kardeşidir!...
Kapitalist toplumda temel çelişki emek-sermaye arasındaki çelişkidir ve kapitalist toplum içerisindeki temel iki sınıftan burjuvazi ile proletaryanın ve bu iki sınıf menfaatine faaliyet yürüten en basitinden en karmaşığına bütün siyasi örgütlerin sınıf savaşının neresinde durduklarını belirleyen de bu çelişkidir. Elbette Türkiye toplumunun sosyo-ekonomik yapısına paralel, bu temel çelişkinin yanında başka çelişkiler de bulunur ve bu çelişkiler sınıf mücadelesinin dinamiklerini oluşturur.
İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek (Deniz Faruk Zeren)
Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!
Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zındanlarıyla tanışıyor!
Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!
Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?
On yıllar önce katledilmiş, katilleri açığa çıkarılmak bir yana korunup gizlenmiş, mezarına giden yollara bile karakollar kurulmuş, adına yazılan şarkılar yasaklanmış bu insan güzeli, İbrahim Kaypakkaya’yı sevmek neden suç?
Paramaz! (Nubar Ozanyan)
20 devrimci militanın darağacına çekiliş tarihidir 15 Haziran 1915. Paranın ve korkunun egemen olduğu bir dünyada Türkçülüğün ve Turancılığın hüküm sürdüğü bir coğrafyada Hınçak militanı 20 Ermeni devrimci, son nefeslerini korkusuzca darağaçlarında verdi.
Paramaz’ın (Madteos Sarkisyan) yiğit sesiydi gecenin karanlığını parçalayan. “Yoldaşlar! Yiğitçe, başımız dik gideceğiz ölüme!” Cellatlar korktu. Karanlık sindi 20 Ermeni devrimcinin önünde.
Politik gerilik ve yetmezlik…
Geçen sayımızda okuma ve özellikle yazma faaliyetine uzak duruşumuz üzerine bir şeyler söylemeye çalışmıştık. Bu alabildiğine ilişkili iki başlıktaki geri durum, başka bir dizi çalışma-önlem-öneri vb.nin yanında pratik müdahale ve çeşitli kararların alınması ile tersine çevrilebilir.
Dönemsel olarak ya da faaliyet alanları özgülünde yoğunlaştığımız zamanlar olsa da bütünlüklü ele alma ve sonuçları kolektifimize mal etme anlamında beklenen tablonun gerisinde olduğumuz kabul edilmelidir.
Unutmamalı… Kanıksamamalı![*]
Yaşar Alperen Savaş (17)… Felek Batur (7)… Raşid Oso (8)… Hakan Sarak (5)... Mahmut Buluk (16)… Zeliha Cuma (7)… Helin Şen (12)… Serhat Savaş (15)… Enes Ata (8)…
Bu isimleri olasıdır hiç duymadınız. Ya da belki duydunuz/okudunuz, sonra da unuttunuz.
Haklar(ımız) İçin Devlete Karşı Özgürlük Mücadelesi[*]
“Kolluğun Kötü Muamelesi, Ayrımcılığa, Cinsiyet Eşitsizliğine, Yaşama Hakkı ve Temel İnsan Hakları İhlâlleri”, vb’leri meselesine dair ilk saptamam: Özgür ol(a)mayanların, hiçbir hakkı ol(a)madığı; yani haklarına sahip çıkabilmenin bir özgürlük eylemi olduğu/ olması gerektiği yönündedir. Çünkü, “İnsanın temel özgürlüğü, yaşamını daha iyi kılma özgürlüğüdür,” diye uyarır hepimizi Bertolt Brecht!
15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi Yol Göstermeye Devam Ediyor!
Pandeminin dünyada etkisini devam ettirdiği süreçte, yeni değişimler hızlıca gündemimize girmektedir. Çokça bahsedilen pandeminin dünyada açığa çıkardığı ortak özelliklerinden biri eşitsizlikleri arttırması, emperyalist kapitalist sistemin tüm özelliklerini artık gizlenemeyecek bir şekilde ortaya çıkarmasıdır.