Ermenilerin uyanışı (Nubar Ozanyan )
Ölüm tarlalarından ve yollarından geçerek sağ kalmayı başaran Ermeniler, bir baştan diğer uca dek Suriye’nin sınır bölgelerine yerleşirler. İlim, gül ve bal diyarı yaptıkları anavatanları Hayastan’a bir gün geri dönme umudu ve hayaliyle yaşama tutunurlar.
Soykırım külleri içinden ayağa kalkan Ermeniler, mahir elleriyle yeniden toprağa, taşa, demire, çeliğe, bilime, sanata, yüreğe dokunurlar. Müzik, ekmek ve şarap kadar kutsal sofralar kurarlar. Yeniden kapılarını açarlar inanana ve inanmayana…
Bölüşürler ekmek ve şaraplarını. Bilge ve hünerli elleriyle yaşama ve geleceğe ait her şeyi yeniden işler ve şekil verirler. Dokundukları her şeye yaşam ve can katarlar. Kurak sahraları vahaya çevirirler.
Hayastan’ın dağ ve zozanlarında emek ve akılla beş bin yılda elde edip biriktirdiklerini, bu kez sahralara götürürler. Yaşama, dostluğa, aşka ve tutkuya dair her şeye anlam ve güzellik katarlar. Dostluk ve iyiliklerini insanların yüreklerine işlerler.
Sese ve söze işlenen çığlık
“Ermeniler demir, yapı ve taş ustasıdır. Sanatkardır. Buralarda mutlaka Ermeniler yaşıyor” dedirtecek kadar emek ve yaratıcılık katarlar her şeye. Emek ve yaratıcılık dolu her söze ve sese silinmezcesine geçmiş çığlıklarını işlerler.
Halep, Kobanê, Grê Spî, Serêkanî, Amudê, Qamışlo, Derîk vb. şehirlerin yapımında, gelişiminde “kılıç artıkları” Ermenilerin emeği, payı ve rolü büyüktür. Hatta diyebiliriz ki, bazı küçük yerleşim yerlerinin ilk konukları ve ustaları Ermeniler olmuştur. Küçük olanı büyütmüş, kuru olanı yeşertmiş, taş olana can katmıştır. Sahraları insanlaştırmışlar.
Soykırım tarihçilerinin verilerine göre en büyük kıyım ve kırım, Suriye çöllerinde gerçekleşir. Keza onların verilerine göre iki yüz bine yakın Ermeni kadın ve çocuk, kılıç zoruyla İslamlaştırılır.
Kadınların büyük bir bölümü eş-hizmetçi-cariye olarak aşiret reislerine, şeyhlere, ailelere verilir. Hiçbir hak ve hukuka sahip olmadan dayanacakları kuru bir dala, sığınacakları bir ocağa bile sahip olmadan bir sığıntı gibi yaşarlar.
Hizmette en küçük bir kusura bile müsaade edilmeyen Ermeni çocukları köle gibi yaşama zorlanırlar. Her şeyi sineye çekerler. Katlanamayacak zorluklara, asla kabul edilemeyecek aşağılama ve ayrımcılığa boyun eğerek, kavurucu kumlara gömülürcesine yaşama sarılırlar.
Ana dillerinin yanında Arapça-Kürtçe öğrenirler. Bir kısmı önceden Kürtlerle iç içe birlikte yaşadıklarından dolayı, Kürtçe’yi bilir ve ana dilleri gibi konuşurlar.
Kuzey Doğu Suriye topraklarında ve Suriye’nin bazı yerleşim yerine dağılan Ermenilerin büyük bir çoğunluğu, Arapça-Kürtçe kısmen de Türkçe konuşur.
Bir kısmı Hristiyan inançlarını koruyup yaşamlarına devam ederken, rakamları tahminlerin oldukça üstünde bilinmeyen sayıda önemli bir nüfus ise, Müslüman ailelerin içinde yaşamak zorunda kaldıklarından dolayı zorunlu olarak Müslümanlaşmıştır. Bunların çok az bir kesimi, Hıristiyan inancına dönerken büyük bir çoğunluğu Müslüman kalmaya devam etmektedir.
Müslümanlaşmış Ermenilerin önemli bir nüfusu yüz yıldan fazladır Arap dilini konuşmakta ve onların egemen kültürünü yaşatmaktadırlar.
Bu nüfusun bir bölümü de Kürtçe konuşuyor ve Kürt kültürünü; onların gelenek, göreneklerini sürdürüyor.
Arapça ve Kürtçe konuşan Ermenilerin azımsanmayacak bir kesimi, ana dilini konuşamamaktadır. Ermeni kökenlerini ve geçmiş kimliklerini bilmenin ötesinde Ermeniliğe ait hiçbir şeye sahip değiller. Düşünce biçimleri, yaşam tarzları, giyim- kuşamları gelenek ve görenekleri bütünüyle Araplaşmıştır.
Bir kısmı tamamen Hamid, Abdullah, İmad, Abdulhalim isimleriyle Kürt ve Arap kimliğini alırken, bir kısmı ise Ohannes Muhammed, Garabed Ahmed şeklinde hem, Arap hem de Ermeni olan karma ismini, beraber taşımaktadır.
Kökleri Ermeni ancak dalları Arap-Kürt olan bir ağaca benzeyen Hayların gerçekliği yüz altı yıl önce yaşanan soykırımın acı ve tanımlaması zor olan toplumsal sonuçlarıdır.
Özgürlük bayramı Rojava
Rojava Devrimi, kadınların farklı inanç ve halkların özgürlük bayramıdır. Devrimle birlikte ortaya çıkan olanaklar, gerçekleşen değişimler, yaratılan ve kazanılan değerler, elde edilen haklar soykırım çocukları Ermeniler için de geçerlidir. Kürtler-Araplar- Süryaniler-Asuriler kendi öz savunma örgütlülüklerini yarattı.
Son üç yıldır Ermeni gençleri de QSD bünyesinde komutan Şehit Nubar Ozanyan anısına öz örgütlülüklerini yarattı.
Dilini-kültürünü-tarihini bilmeyen Müslümanlaşmış Ermeniler şimdi öz toplumsal örgütlenmelerini “Ermeni Toplumsal Meclisi” çatısı altında sürdürüyor.
Hafıza ve insanlık katillerine inat, farklı bölgelerden, farklı yaş gruplarından türbanlı-türbansız, Müslüman-Hristiyan Ermenilerden oluşan meclis üyeleri her sabah ana dillerini öğreniyorlar.
Ermeni soykırım tarihini, kültür ve müziğini, folklor ve tiyatrosunu öğreniyorlar. Uzun zamanlardan sonra bu kez kendi dağlarında ve ovalarında olmasa da omuz omuza yan yana halaylarını çekiyorlar.
İşgalcilerin kirli, pis ellerinden uzak, korku ve kaygıların yaşanmadığı, gözyaşlarının ve göçlerin olmadığı özgür bir dünya yaratma hayaliyle yürüyen Ermeni Toplumsal Meclisi tarihsel olduğu kadar güncel bir adım atmaktadır.
Özgürlükten yana olan, vicdan ve onur taşıyan herkes yüzünü soykırım çocuklarının yürüyüşüne çevirmelidir.
Demokrasiden, eşitçe ve kardeşçe yaşamaktan yana olan herkes Kuzey Doğu Suriye Özerk Yönetimi’ne desteğini sunmalıdır. Rojava Devrimi’nin kazanımlarını sahiplenmelidir.
Son Haberler
Sayfalar
Zemherinin Kızıl Gülü
Bugün 24 Ocak 2011..
Boğazımda düğümlenmiş hüzünler..
İçimde tarifi zor duygular..
Ve dilimde 18 Mayıs 1973′te Diyarbakır işkencehanesinde ser verip sır vermeme geleneğinin önderi olarak ölümsüzleşen İbrahim Kaypakkaya’nın "Devrim için her zaman ölecekler bulunur" adlı şiirinin sözleri..
"…gider,
…gider, nice koç yiğitler gider
Senin de içinde bir oğlun varsa çok değildir,
Ey mavi gök!
Ermeni Meselesi hallolunmuştur Talat Pasa 29 Agustos 1915
Ermeni Soykırımı , İttihat ve Terakki Partisi hükümeti idaresinde ama tüm devlet kurumları ile gerçekleşmiş bir olaydır.Hükümet ve devlet uyum içerisinde artık Ermeni'lerin varlığını or tadan kaldırdıktan sonra Ermeni sorunu'' hallolunmuştur '' diyerek '' kurtulduklarını '' zannetmişlerdir.Aradan yüz yıl geçmiş olmasına rağmen Ermeni sorunu güncelliğini olduğu gibi korumaktadır. 100.yıl yaklaşırken Türkiye, yeniden dünya gündeminde tartışılır ülke konumu ile dikkatleri üzerinde toplayacaktır.
24 Ocak Vartinik Baskını ve Ali Haydar Yıldız.. / Muzaffer Oruçoğlu
Hayatımın unutulmaz anı. Menzil ve yaşam hakkı vermeyen haşin bir kış. Geyiklerini mağaralarına kapatan sisli, boranlı yüce zirveler. Yarı yıkık bir ev ve halkın korkarak, ‘sizi öldürecekler, gidin buralardan,’ diye mırıldana mırıldana acıdığı, destek vermeye çalıştığı bir avuç silahsız gerilla. Ve seher öncesinin toz karı hafif hafif ırgalayan ruzigarı ve tüfek şakırtıları.
Karışık
Yeni yılın ilk ayını epey aşarak yazıyorum ilk yazımı, belki korktum, belki panik yaptım, belki bir şey bekledim, ya da kimsenin aklına gelmeyecek hesaplar yaptım, yani derine daldım. “derin” kelimesi nasıl bir algı yaratır, nereden yakalar adamı, nasıl eğer, nerede büker, ne hale sokar, bilemem. Ama içimde tedirgin, kuşkucu, rahatsız ve hasta bir yer etti. Nerede bir erk, kurum, parti, örgüt, hele hele devlet varsa derini mevcuttur. Başka bir gücün olduğu ve derinlerden zelzele kudretine sahip bir şey bu…
Gaz kullanımı - ya da halkın zehirlenmesi üzerine (*)
“Zulüm bizdense; ben bizden değilim!”[1]
En net hâliyle Adolf Hitler’den biliriz “Gazlamak filli”nin ne olduğunu; elbette onun öncesinde I. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda veya İngilizlerin Kürtlere karşı kullandığını; sonrası da bunun Şeyh Wassan ile Doli Smakoli’den Halepçe’ye uzandığını “es” geçmeden…
“Kimyasal gazdır” bunun adı; farklı versiyonlarıyla…
Kimyasal gazların, “biber”, “portakal”, “Brezilya” vb. versiyonlarıyla IMF İstanbul, KCK Diyarbakır, 1 Mayıs Taksim’inde ve bir alay itiraz eyleminde tanıştık…
"Özerlikçi"Anayasa sonrasında Bolivya dersleri (1)
“Anayasacıların öncelikle önemsedikleri şey, otorite ve gücün sınırlandırılması ve dağıtılmasıdır. Bu sınırlamalar felsefe ve ahlâki tartışmaların geniş alanından beslenir...”[2]
“Şangay Komünü” Hikayeleri
MKP ve Marksizmin En Temel İlkeleri
Eleştirilerime aşağıdaki başlıklar altında devam ediyorum:
1- “Şangay Komünü” Hikayeleri
2- Parti Diktatörlüğü Mü? Proletarya Diktatörlüğü Mü?
3- MKP ve Kaypakkaya
1- “Şangay Komünü” Hikayeleri
Sınırlı bir yaşamı sınırsız bir davaya adayanlara bin selam!
“ YÜKSEKLER ASLA FETHEDİLEMEZ ETEKLERİNDE MEZARLAR YOK İSE”
Mille salutations a ceux
QUI ONT PRÉCONISÉS UNE VIE LIMITÉE POUR LA LUTTE !
"Rien ne s’obtient sans effort et sacrifice"
La lutte des classes continue sans cesse à travers le globe.
Yarım Fokoculuktan Tam Fokoculuğa Geçişin Teorisi
MKP 3. Kongresini yaptı ve Kongre belgelerini yayınladı. Kongrelerini başarıyla sonuçlandırdıkları için devrimci mücadelelerinde başarılar diliyor ve kutluyorum.
Kendini Kaf dagında zanneden bir çeyrek "aydın"Haydar Karataş
Bazen zorunluluklarla, bazen tesadüflerle, bazen daha iyi bilen birisinin yönlendirmesiyle bazı kişiler bilgilenme anlamında yaşadığı toplumun gelişmişlik düzeyinden kendilerini daha ileriye taşırlar, gerek bilgiyi fethetmenin verdiği haz(“mutluluk fethetmektir.” Engels) gerekse de öğrendikçe doğa ve toplum karşısında özgürlük duygusunun güçlenmesi, bu bazı kişilerde, bilgilenmeyi bilinçli bir eyleme dönüştürür.( “insan bilmediklerinin esiridir, öğrendikçe özgürleşir” spinoza) ve düşün dünyasının büyümesiyle, olgulara, olaylara, nesneye diğerlerinden farklı olarak daha geniş açılardan ba