Perşembe Ekim 22, 2026

Ermeni Soykırımı ve Sovyet Ermenistanı

Ermeni Soykırımı üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir. Ama bu devletin giderek tüm dünya çapında uluslararsı halklar nezdinde soykırım ve  soykırımın ardındaki konumu  görülmüştür. Uzun bir dönem tabu olarak gizlenen soykırım ve soykırımı yapan devlet giderek uluslararası toplum gözünde açığa çıkmıştır. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır. Bundan dolayıdır ki, her 24 Nisan günü bu jenosit sadece Ermeniler tarafından değil, dünya halkları tarafından kınanır, soykırımı gerçekleştiren devlet   mahkum edilir.

  İttihat ve Terakki Cemiyeti tarafından 1915’de gerçekleştirilen ve “Kurtuluş Savaşı” döneminde sonlandırılan Ermeni Soykırımının perde arkası giderek açığa çıkmıştır. Bu soykırım 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı döneminde gerçekleştirilmiştir. O dönem soykırımı yapan devletin müttefiki olan Alman emperyalizmi, soykırımı desteklemiştir. Bu gerçek de iyice deşifre olmuştur.

   Burada diğer bir nokta; bir devletin sınırları içerisinde yer alan Ermeniler yok edildi; sosyalist bir cumhuriyet içinde yer alan Ermeniler varlıklarını devam ettirdiler. Farklı akibete uğrayan Ermeniler aynı tarihsel süreçte ve toprakları yan yana olan bir toplumdu. Soykırımla yok edilenler emperyalizmin güdümündeki Osmanlı İmparatorluğu sınırlarında yer alırken, günümüze değin varlıklarını devam ettiren Ermeniler Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sınırları içinde yer almıştır. Bu kıyaslama burjuva bakış açısınca pek yapılmaz. Hatta 15 ortak sosyalist cumhuriyetlerin yer aldığı sosyalist toplum hep aslı astarı olmayan ideolojik ve siyasi saldırılara tutulmuştur. Uluslararası burjuvazi ve tüm gerici devletler tarafından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği içinde yer alan Ermenistan ve Ermenilerin günümüze değin varlıklarını nasıl devam ettirdikleri görmezden gelinmiştir.

  Bu yazımızda Ermeni soykırımıyla birlikte, Sosyalist Ermenistan’ın vareden tarihsel dönemece de değineceğiz.  

    Ermeni Soykırımı

Ermeniler 1514 yılından beri Osmanlı İmparatorluğu sınırları içinde yer almışlardır. Çaldıran Savaşı’ndan yenik çıkan Safevilerin (İran) sınırları içindeki Ermeni topraklarının önemli bir bölümü Osmanlı İmparatorluğu tarafından ilhak edilerek kendi sınırlarına dahil edilir. Ermeniler o tarihten itibaren zorla feodal fetihçi imparatorluğun sınırları içinde tutulmuş, şiddet-i cebre maruz kalmış, dini baskı altına alınmış, sömürüye ve aşırı vergi ödemesine tabi kılınmıştır.

   Ermeniler 19. yüzyılın ikinci yarısına doğru uluslaşma sürecine girmişlerdir. Henüz yeni de olsa Ermeni burjuvazisi oluşmaya ve kırsal alanda üretim tarzı gelişmeye başlamış ve köylülükte farklılaşma ve giderek işçi kesim de oluşmaya başlamıştır. Böylece saf feodalizmin doğal ekonomisi yıkıma uğramış ve birbirinden kopuk pazarlar birleşmiş ve merkezi pazar sistemi oluşmuştur. Pazar birliği ile beraber oluşan toprak birliği, dil birliği, kültürel birlik Ermenileri uluslaşma sürecine sokmuştur. Henüz bu gelişmeler kapitalizmin şafağıdır, feodalizmin  tasfiye olmadığı ama çözülme sürecine girdiği dönemdir.

  Böylece Ermenilerde ulusal yapı oluşur. Bunun sonucu dini baskıyla beraber ulusal baskı altına da alınmışlardır. Bu baskı ve tahakküme karşı Ermeni örgütlenmeleri ve Ermeni isyanları oluşur. 1887’de Hınçaklar, 1890’da Taşnak örgütleri kurulur. 1887’de başlayan Zeytun (Maraş), 1891 yılında olan Sason (Siirt, Muş), 1892-1894 yıllarında Van, Erzurum, Kilikya (Adana ve cıvarı), Bitlis, Palu, Erzincan, Dikranagerd (Amed), Bayburt, Mersin, Kayseri vb. il ve bölgelerde olan irili ufaklı ayaklanmaları Ermeni örgütleri desteklemiş ve bir kısmında aktif olarak yer almışlardır. Ancak bu ayaklanmalar 1894’de II. Abdülhamit döneminde bastırılır ve  200-300 bin Ermeni katledilir. Bir kısmı da topraklarından sürülür.

  Taşnak ve Hınçak örgütleri illegal yapılarını, 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet’le birlikte legal yapıya büründürürler. Bunun sonucu Taşnaklar 1908 Meşrutiyeti ile II. Abdülhamit’i deviren İttihat Ve Terakki Cemiyeti (İTC) ile, Hınçaklar Prens Sabahaddin ile hareket ederler.

   Bu ittifaka rağmen 1909’da Kilikya katliamı olur. 30 bin cıvarında Ermeni öldürülür. Bu katliam Taşnaklar ile İTC arasında gerginlik yaratsa da ilişki devam eder. İTC o dönemler iktidara yeni gelmiş ve Balkanlar dışında henüz geniş kitle destekleri yoktur. İç Anadolu, Karadeniz ve doğu topraklarında Türk ulusal kimliği henüz zayıftır. Bu yörelerin toplumunda dini kimlik esastır. Dolayısıyla İTC’nin o yörelerde kitle ilişkisi zayıftır. Bundan dolayı Anadolu topraklarındaki Ermenilere ihtiyaç duyarlar. Ermenilerin ulusal yapıya kavuşmaları sonucu II. Abdülhamit’e karşı tepkileri onları politik arenaya yeni çıkan İTC’ye yakınlaştırır. Doğu yöresinde kitle temeli oluşturmak isteyen İTC Ermenilerle ilşiki kurar. Amaçları Ermenileri kendi denetimleri altında tutmaktır. Bu durum devlet kademelerini iyice ele geçirene kadar devam eder. Doğu illerinde örgütlenmelerini giderek geliştirirler.

  Nitekim 1913’ün Ocak ayında yaptıkları dabeyle Abdülhamit yanlılarını, Prens Sabahaddin yanlılarını, Kürt muhaliflarini tutuklar ve cezaevlerine doldururlar. Böylece kendi çıkarları doğrultusunda devlet erkini yeniden düzenlerler. Ve devlete hakim olurlar. Ve soykırım örgütlenmesine giderler:

  1) Bunun üzerine 2. Meşrutiyet sonrası İTC tarafından batıda illegal olarak oluşturulan ve askeri saldırılar ve eylemler yapan Teşkilat-ı Mahsusa örgütünü Ermenilerin olduğu doğu bölgesine çekerler. Erzurum ili Teşkilat-ı Mahsusa’nın merkezi olur. İllegal olan bu örgüt Ermeni topraklarına çekildikten sonra 1914’de legal hale getirilir. Bu örgüte doğrudan Ermeni Soykırımını örgütleme rolü yüklenir.

   2)Teşkilat-ı Mahsusa askeri olarak Ermeni soykırımının örgütlenmesine gider. Bunun için soykırımda yer alacak askeri birimler oluşturur. Bunu  yörenin ağaları, şeyhleri, gerici aşiretleri üzerinden ve göçmenler ile cezevlerinden çıkartılan tutsaklar üzerinden yaparlar. 

    3)1914’ün Ağustos ayında seferberlik ilan edilir ve Ermeni ile Rum erkeklerini kamplarda toplarlar. 15-60 yaş grubundaki bu kesimlerin kamplarda toplanmasının nedeni olarak çıkan 1. Paylaşım Savaşı gösterilir. Oysa gerçek amaç soykırımdan evel Ermeni ve Rum asıllı erkek nüfusun mümkün mertebe etkisiz hale getirilmesidir.

   Taşnak örgütü bu gelişmelerden rahatsız olur. Ve 17 Ağustos 1913’de Cenevre’de yaptıkları VII. Kongrelerinde İTC ile bağlarını dondurma kararı alırlar. Bunun üzerine İTC, Ermenileri rahat bırakmaz. Taşnaklara Rusya’ya karşı eskisi gibi birlikte hareket etmeleri yönünde baskı ve teklifler yaparlar. Bunun üzerine Taşnak örgütü 2-14 Ağustos 1914 tarihinde bir Kongre daha yapar. Bu kongreye İTC Bahattin Şakir başkanlığında bir heyet gönderir ve Ermenilerin kendileriyle beraber hareket etmeleri halinde Ermenilere “özerklik” teklifi yapar. Tabi ki bu teklif samimi değildir. Amaç Taşnak örgütünü kandırmaktır. Tabi ki bu teklifin altında klasik tarzda “bizimle hareket etmezseniz karşınızda bizi bulursunuz” tehdidi yatmaktadır. Taşnaklar bu teklifi reddederler ve tarafsızlık politikasını savunurlar.

   İTC ve Teşkilat-ı Mahsusa 24 Nisan 1915’de Ermeni aydınlarını tutuklarlar. Oluşturulan göstermelik Divan-ı Harb mahkemelerinde “yargılanan” aydınların bir kısmını idam ederler, bir kısmını tehcir ederler. Böylece Ermeni soykırımı başlatılır. Bundan dolayı Ermeniler 24 Nisan’ı soykırım günü ilan ederler. O dönem soykırıma direnen Vanlıların direnişi kırılır ve soykırım katmerli boyutlara tırmandırılır. Önceden planlanan tehcir başlatılır. Tehcirde yer alanların çoğunluğunu kadınlar, çocuklar ve yaşlılar oluşturur. Tehcir sırasında kimileri kurşuna dizilir, kimileri uçurumlardan atılır, kimileri açlıktan ve hastalıktan katledilir. Ayrıca kadınlara tecavüz edilir. Bu tecavüzler sonucu kadınların çoğu çocuklarıyla uçurumlardan kendilerini atarak intihar ederler. Erkekler ise toplandıkları Amele Taburlarında kurşuna dizilir, uçurumlardan atılır, açlık ve susuzluktan ölüme terkedilir ve zorlandıkları tehcirde katledilirler. Böylece Ermeni Jenosidi 1915-1916 yıllarında tamamlanır...  Böylece ulus olarak yok edilirler. Topraklarına, mallarına, yarattıkları tüm değerlere el konulur...

   Bu soykırımın perde arkasında Almanya ve Avusturya-Macaristan devletleri de vardır. 1. Paylaşım Savaşı’nda birlikte yer aldıkları İTC’nin kendi içinde gerçekleştirdiği soykırımı zorunlu görürler. Osmanlı İmparatorluğu’nun önüne konulan Kuzey Afrika saferleri, Kafkasya ve Orta-Asya’ya açılmaları ve oraları ilhak etmeleri, Alman devletinin yaptığı planların ta kendisidir. Bunun için müttefikinin bunları yerine getirmesi için içteki Ermeniler, Rumları  ve Süryanileri/Asurileri yok etmesi, Alman emperyalizminin o koşullardaki çıkarlarına denk gelmiştir.

   Ayrıca Kurtuluş Savaşı’nda da Antep, Maraş, Urfa ile Kars, Ardahan ve girilen Ermeni topraklarında 200 bine yakın Ermeni katledilir. Zaten “Kurtuluş Savaşı” Ermenilerin ve Rumların katledildiği, tehcire zorlandığı bir “savaş”tır.

  105. yılında Ermeni Soykırımı’na kısaca değinmeye çalıştık. Bir kez daha bu katliamı kınıyoruz.

     Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin Kuruluşu

Ermenilerin soykırım öncesi toprakları iki fetihçi devletin ilhakı altındaydı. Biri tarafından soykırımla yok edildiler. Diğer ilhakçı devlet Rusya idi. Çarlık Rusyası  1774 yılında Osmanlılarla yaptığı savaşı kazanır ve Küçük Kaynarca Anlaşması ile Ermeni topraklarının bir bölümünü kendi sınırlarına dahil eder. Ayrıca 1828 tarihinde İran’la yaptıkları savaşı da kazanarak, İran sınırlarındaki Ermeni topraklarının önemli bölümünü de Türkmençayır Anlaşması ile kendi tahakkümleri altına alırlar. Böylece Ermeniler Osmanlı İmparatorluğu dışında, bir başka ilhakçı ve monarşist bir devletin,  Çarlık Rusyası’nın hükmü altına girerler.

   Çarlık Rusyası da Osmanlı devleti gibi birçok ülkenin topraklarını işgal etmiş ve ortaçağın karakterini taşıyan bir devlettir. Ekim Devrimi öncesi Rusya böyle bir devletti..

 20. yüzyılın başlarında bilindiği gibi Rusya’da önemli gelişmeler olur. Komünist ve devrimci hareketler oluşur ve ve Çarlık yönetimine karşı mücadele verilir. Bu mücadelede ciddi saflaşmalar ve ayrışmalar olur. Bunlar içerisinde en göze batan Bolşevik-Menşevik saflaşmasıdır. Bolşevik Partisi önderliğinde 17 Ekim Devrimi olur ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği kurulur.

 SSCB emperyalistler arası paylaşım savaşının devam ettiği koşullarda kurulur. Burjuvazi tarih sahnesine çıktığından bu yana ilk kez iktidarı kaybetmiştir. Bu durum tüm emperyalist devletleri ve onlara bağımlı gerici şüreka güçleri ürkütür. Devrimin hemen akabinde Sovyetler Birliği’ne saldırıya geçerler. İlk saldırıyı yapan 1. paylaşım Savaşı’nın  Almanya, Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluğu’nun oluşturduğu ittifak Devletleri blokudur. 1918’in başlarında Sovyetler Birliği’ne saldırıya geçerler ve bir çok yerleri işgal ederler. Bu saldırının olduğu dönem Sovyet Devrimi yeni olmuş, sosyalizmin inşasına daha geçilememiş, önceki çökmüş sistemin yıkıntıları ve tahribatları daha giderilememiş, askeri ordu daha oluşturulamamıştır. Kısacası devrim sonrası devralınan bir enkaz  söz konusudur.

    Bunun üzerine Sovyetler Birliği yönetimi Almanya ile barış anlaşmasına gider. 1918’in Şubat ayında sonuçlanan Brest-Litovsk Anlaşması  sonucu Rusya sınırları içinde yer alan Polonya, Letonya, Estonya, Beyaz Rusya Almanya sınırlarına dahil edilir. Ukrayna ise Almanya’nın vasali olarak kabul edilir. Kafkasya’da ise Kars, Ardahan, Artvin ve Batum Osmanlı devletine verilir. Ancak bu anlaşmayla yetinmezler ve anlaşma dışında bir takım yerleri daha işgal etmek isterler. Ancak Almanya ve müttefikleri 1918’in sonlarında paylaşım savaşını kaybettiklerinde işgal ettikleri topraklar, rakipleri olan Antant devletleri ittifakı içinde yer alan İngiltere, Fransa, Japonya ve Amerika devletleri tarafından işgal edilir. Görüldüğü gibi 17 Ekim Devrimi sonrası Sovyetler Birliği tüm emperyalist haydutların saldırısına uğramıştır. Ki bu duruma ilgili, Ermeni sorununa daha ileride değineceğiz. Ancak şu kadarını belirtelim: Kuzey tarafında Polonya dışında işgal edilen ülkeler verilen mücadele sonucu Sovyetler Birliği sınırları içinde kalacaktır. Kafkasya’da Kars, Ardahan, Artvin Türkiye sınırları içinde kalırken, işgal edilen diğer Ermeni toprakları, Azerbaycan ve Gürcistan toprakları Sovyetler Birliği içinde kalacaktır. Kısacası Brest-Litovsk “soluk alma molası” olmuştur.  Kafkaslarla ve özellikle Ermenistan’la ilgili bölümlere daha detaylı değineceğiz.

                                              X           X         X          X

Almanya’nın müttefiki Osmanlı Devleti Brest-Litovsk Anlaşmasıyla yetinmez. İmza attıkları anlaşmayı ihlal ederler. Amaçları Balkanlarda ve Afrika’da kaybettikleri toprakların boşluğunu, Kafkasya ve Orta-Asya  işgalleriyle doldurmaktır. Bu Pan-Turanizm (Pan-Türkizm, Pan-İslamizm) doktrinidir. Müttefikleri Almanya’nın direktifiyle ve desteğiyle  hareket ederler ve Kafkasya’ya asker çıkarırlar. Bunu Azerbaycan ve Gürcistan işgalleriyle gerçekleştirirler. Amaçları Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan’ı Sovyetler Birliği’nden çıkarmak ve kendi güdümleri altına almaktır. 

 “Trans-Kafkasya’yı Sovyet-Rusya’dan kopardılar; Gürcü ve Azeri milliyetçiliğinin isteği üzerine buraya Alman ve Türk birlikleri gönderdiler ve Bakü ile Tiflis’te istedikleri gibi at koşturmaya başladılar. Dona boyunda Sovyet iktidarıne karşı bir isyan çıkartmış olan General Kraznov’a açıkça olmamakla birlikte, bol miktarda silah ve erzak sağladılar.” (Stalin, Eserler cilt 15, sf.260)

   Ayrıca anti-Ermeni yapıları Kafkasya’daki Ermenistan’a saldırtmak ve kendi tahakkümleri altına almak için bir diğer nedendir. Ve Turanizm ütopyalarının ana hedeflerinden biriydi bu. Ancak Taşnaklar ile ilk başlarda ilişki kuramazlar. Taşnaklar 1915 soykırımı nedeniyle Azeri Musavatlar ve Gürcü Menşevikler ve Sosyalist Devrimciler gibi Türk  devletine yanaşmaz. Gerçi Taşnaklar o dönem siyasi arenaya ilk çıktıklarındaki gibi ulusal devrimci vasıflara sahip değillerdir. Uzlaşmacı, teslimiyetci ve anti-komünist bir yapıya bürünmüşlerdir.

 Azerbaycan’da Batum Anlaşmasıyla Musavatlar üzerinden “Azerbaycan Cumhuriyeti” ve Menşevikler üzerinden “Gürcistan Cumhuriyeti” ilan edilir. Bu  cumhuriyetler Sovyetler Birliği dışında kurulan ve Osmanlı Devleti’ne bağlı vassal cumhuriyetlerdir. İTC, Kafkas Ermenilerine de kendi yörüngelerinde “cumhuriyet” ilan etmeleri direktifi verir. Bunun için 29 Mayıs 1918 tarihine kadar süre tanır. Bu bir tehditdir. Bu teklif Taşnaklara yapılmıştır. Bolşevik Ermenilerin tavrı bellidir. Yapılan anlaşmayı ihlal eden ve gerici emellere sahip bir devlet ile Bolşeviklerin hiçbir ortak paydası yoktur. Nitekim Bolşevik Ermeniler, Almanya’nın ve Osmanlı Devleti’nin Brest-Litovsk Anlaşmasını ihlal eden bu saldırılarını kabul etmediklerini belirtirler.

 Taşnaklar İTC tehditlerine tavır alamazlar. Bunun sonucu “Ermenistan Cumhuriyeti” ilan edilir. Bu “cumhuriyet” Türk ve Alman devletinin ültimatomu sonucudur ve Batum Anlaşmasıyla kabul edilir. Bu anlaşmaya göre 29 bin 500 kilometrekare olan Ermenistan topraklarının 9 bin kilometrekaresi “bağımsız”dır, geri kalan topraklar doğrudan Osmanlı sınırlarına dahil edilmektedir. 9 bin kilometrekare de İTC denetiminde olacaktır. Taşnak delegeleri 28 Mayıs 1918’de gittikleri Batum’da bu anlaşmayı imzalarlar.

  Ancak Erivan’da toplanan halk bu karara karşı tavır alır. Sardarabad, Karakilise, Baş-Abaran’a yapılan saldırılara karşı halk bir araya gelir ve direniş kararı alırlar:

    “Halk Erivan tiyatrosunu hınca hınç doldurmuştu. (Sonraları parlamento oldu) Bunların yüzde doksanını kadınlar oluşturuyordu. Bazıları ümitsizliğe kapılıp ağlamaktadır. İşte o sırada hatiplik yeteneğinden yoksun fakat çelikten yüreğiyle güçlü Aram sahneye çıkar ve elini masaya vurarak bağırır; ‘bir adım geri çekilmek yok.’ Aslan başını sallayarak ve kararlı adımlarla küçük sahnede hareket ederek sözünü Ermeni analarına yöneltir. ‘Eğer Ermeni anaları kendi çocuklarını feda etmezlerse hepimizin hem hayatı hem de onuru yok olacaktır. Ermeni kadının kendi anlamının büyüklüğünü farkedip kendi kutsal görevini yerine getirme zamanı gelmiştir.’ Sahneye birbirine karışmış saçlarıyla bir ihtiyar kadın çıkar ve sözünü Aram’a yönelterek; ‘Üç oğlum var, üçü de vatan için kurban olsun. Daha fazlasına sahip olmadığım için üzgünüm.’ diye konuşmada bulunur.” (Antranik Çelebyan, Antranik Paşa, sf.268)

   Ermeniler 24-29 Mayıs terihlerinde general Silikyan komutasında Sardarabad’da İTC kuvvetlerini yenilgiye uğratır, Gümrü tepelerine kadar püskürtürler. Onların Ermenistan’ın daha iç alanlarına girme emellerini boşa çıkarırlar. Böylece  Sardarabad Direnişi ile Ermenistan’ın tümden işgali ve Osmanlı sınırlarına dahil etme hedeflerini içeren Batum Anlaşması yenilgiye uğratılır. Burada iki tavır var: Biri Ermenistan’ın ilhakı ve Ermenilerin tümden yok edilmesini hedefleyen Batum Anlaşmasına karşı teslimiyetçi tavır... Diğeri ise bu ilhak ve saldırıya karşı direniş, düşmanı geri püskürtme ve yenilgiye uğratma... Osmanlı Devletinin bu saldırısı yenilgiye uğratılır.

    Bu arada Türk devleti 1918’in Nisan ayının sonlarında Bakü’ye saldırır. Bakü’de bulunan  Bolşevikler, Menşevikler, Sosyalist Devrimciler, Sol Taşnaklar tarafından oluşan Istepan Şahumyan önderliğindeki Komün bu saldırıları direnişle karşılar. Bu direniş  üç ay sürer. Ağustos ayında İngiltere’nin de Kafkaslara girmesi ve Bakü’ye gelmesi üzerine Komün dağılır. Bolşevikler dışındaki güçler artık İngiltere yanında yer alırlar.

 Osmanlı Devleti Kafkasya’da bulunduğu süre içerisinde 30 bin Ermeni’yi katlederler. 1918’in Ekim Ayında İttifak Devletleri’nin 1. Paylaşım Savaşı’nı kaybetmesi sonucu, Almanya, Avusturya, Osmanlı imparatorluğu Rusya’yı terkederler. Bunun üzerine Sovyetler Brest-litovsk Anlaşmasını feshederler ve alınan kararları iptal ederler. Ancak onların yerini Sovyetler Birliği topraklarına giren Antant devletleri kampında yer alan İngiltere, Fransa, Amerika, Japonya devletleri alır.

    Antant Devletleri tüm Rusya’ya asker çıkattılar, işgal ettiler, gerici ve anti-komünist Beyaz Muhafız birlikleriyle ilişkiye geçerek onların ayaklanmalarını desteklediler, gerici hükümetler kurdular, kulakların ve burjuva unsurların desteğini de alarak, çarlık döneminin gerici generalleri ile askeri güçler oluşturdular. Sovyetlere karşı topyekün savaş açtılar.

   “Kuzey Kafkasya’da General Kornilov, general Alekseyev ve General Denikin,  İngiliz ve Fransızların desteği ile Beyaz Muhafız “Gönüllü Ordusu”nu kurdular,  Kazak üst sınıflarını ayaklandırdılar ve Sovyetlere karşı sefer açtılar.”(Stalin, Eserler cilt 15, sf.259)

    Bunun sonucu Kafkasya’da – aynen Almanlar ve Osmanlılar gibi - taşeron hükümetler kurdular. Onlar da Gürcistan’da Menşevikleri, Azerbaycan’da Musavatları, Ermenistan’da Taşnakları iş başına getirdiler. Bu arada Karşı- devrimin içte ve dıştan saldırısı sonucu Kafkasya’da da Sovyet iktidarını devirdiler. Ve Sovyet kadrolarını etkisiz kılmak için saldırı furyası başlattılar. Amaç Bolşevikleri tam yıkmak ve etkisiz hale getirmekti...

  Bunun sonucu Sovyet kadroları illegal konuma düşmüşlerdir. 17 Ekim Devrimi’nde aktif rol alan Kafkasya sorumlusu Istapan Şahumyan ve yoldaşları, İngiliz Albay komutasında hareket eden Musavatlar tarafından 16 Eylül 1918 tarihinde tutsak alınırlar. Azeri, Gürcü ve Ermeni milliyetine mensup 26 komünist idam edilirler.     

   1915 Ermeni soykırımı sonrası Ermenistan’a giden ve Bolşvik-Taşnak  saflaşmasında Istepan Şahumyan ile kurduğu ilişki sonucu Bolşevikler yanında yer alan Antranik Paşa da İngilizler tarafından tehdit edilir ve Ermenistan’ı terke zorlanır.

    Kısacası yerli ve yabancı karşı-devrim güçleri Sovyet Devrimi’ni hedef alan topyekün bir saldırı furyası yürütürler.

   Ama Bolşevikler bu karşı-devrim saldırısına boyun eğmezler. Tüm Rusya’da  yeniden örgütlenmeye gidilir. Lenin ve Sovyet Hükümeti “Sosyalist anavatan tehlikede!” ve “Herşey cephe için!” şiarıyla halkı savunmaya ve verilecek savaşta yer almaya çağırdı. Bu doğrultuda örgütlenmeye gidildi. Bunun sonucu bir milyondan fazla işçi ve köylü kızıl ordu saflarına katıldı. Bu örgütlenmeye Kafkasya ve Ermenistan’da da gidilir. Kafkasya’da Istepan Şahumyan’dan boşalan sorumluluğa Gürcü komünist Orjonikidze atanır. Kafkasya ve Ermenistan örgütlenmesi yeniden oluşturulur. Kızıl ordu örgütlenmesine Kafkasya’da da gidilir. Yoksul Ermeni köylüleri ve işçilerin devrim saflarında örgütlenmesine önem verilir.

   Tabi ki, Menşevikler, Sosyalist Devrimciler, Musavatlar ve Taşnaklar da Kafkasya’da örgütlenmeye gitmişlerlerdir. Arkalarında emperyalistler vardır.

    1918’in sonlarına doğru İngilizler bazı Ermeni topraklarını Gürcistan sınırlarına dahil eden bir uygulamaya giderler. Lori yöresindeki Ermeni köyleri buna karşı çıkarlar. Buna karşın karşılarında Menşevikleri bulurlar. Ancak Lori köylüleri direnişlerinde kararlıdırlar. Bu işgale ilk başlarda Taşnaklar da karşı çıkarlar. Bunun sonucu  bir ara Menşevikler ile Taşnaklar arasında çatışmalar yaşanır. İki müttefik gücü karşı karşya getiren pazar sorunudur. Ancak araya giren İngilizler çatışmayıyı durdurur. Ve bu güçleri kendi kulvarında tutar ve kendi minvalinde kullanır. Ancak Ermeni Bolşevikler Ermeni köylülerine yapılan haksızlığı ve saldırılara karşı tavır alırlar. Emperyalistleri ve sömürüye dayalı emellerini mahkum ederek köylülerin mücadelesine önderlik ederler. Bu önderliği sınıf perspektifiyle yaparlar. Ermeni ve Gürcü köylülerinin ve proletaryanın ortak çıkarlarını savunurlar.

    Lori köylülerinin direnişi üzerine Antant devletleri barış konferansı kararı alır. 1919 yılının Ocak ayında ypılan bu konferans ile Lori yöresi “tarafsız” bölge ilan edilir. Lori yöresi ve Borçalu, Alaverdi, Uzunlar, Vorontsov bölgelerindeki 41 köy “tarafsız” bölgeye dahil edilir. Borçalu bölgesinin sanayi alanları da bu bölgeye yerleştirilir. Bölgeye sorumlu vali olarak İngiliz generali atanır. Ayrıca bölge görevlileri de Menşevik ve Taşnaklar tarafından atanan komiserler olacaktır. Ancak yönetim İngiliz valisi üzerinden yapılacaktır.

   Ancak Lori köylüleri Ermenistan Komünist Partisi(Bolşevik) önderliğinde direnişi devam ettirirler. 1920 sonlarında iyice gelişen bu direniş, 1921’in Şubat ayında tam bir patlamaya dönüşür ve onların zaferleriyle sönuçlanır. Bunun sonucu Menşevikler ve İngilizler yenilgiye uğratıldı. Ve Lori bölgesi Ermenistan Cumhuriyeti içinde yer almıştır. Bu yöredeki ayaklanmaya değinen Lenin şunları söylemiştir:

    “Ayaklanmanın, Gürcistan’la Ermenistan arasında bulunan ve Ermenistan’a ait olan, ancak Antant emperyalistlerinin rızasıyla Gürcistan tarafından işgal edilen nötr bölgede olduğunu biliyoruz” diyen Lenin sözlerinin devamında:; “Ne var ki, Ermeni köylüler, anlaşma sorununu böyle görmediler ve işler korkunç bir ayaklanmaya dönüştü. Ayaklanma Şubat başlarında patlak verdi, hayret verici bir çabuklukla yayıldı, Yalnızca Ermeniler değil Gürcüler de katıldılar ayaklanmaya. ” (Lenin, Ulusal Sorun Ve Ulusal Kurtuluş Savaşları, sf.358-359)

   Ayaklanma Gürcü ve Ermeni Boşevikler önderliğinde hızla yayılmış ve devrim nihai zaferle sonuçlanmıştır. Azerbaycan’da da gerici Musavatlar alaşağı edilir ve orada da Sovyet iktidarı yeniden tesis edilir. Böylece kızılordu tüm Sovyet topraklarında nasıl ki emperyalistleri, Beyaz Muhafız Hükümetlerini, Kazakları, kulakları ve gerici Rus generallerini yenilgiye uğrattı; Kafkasya’da da Koministler ve önderliğindeki Kızılordu, Antant emperyalistlerini ve taşeron hükümetleri yenilgiye uğratmışdır. Bu zaferler sonucu Sovyetler’de ve dünyada geo-politika ve uluslararası konjonktür değişir.

   Öyle ki, önceki konjonktürde Kemalistlerle kurulan taktik ilişkiler de sonlandırılmıştır. İngiltere   ve Fransa ile kurduğu ilişki ve onların desteği ile Kafkasya’ya giren Kemalistler, girdikleri Ermenistan sınırlarındaki Gümrü ve Zangezur şehirlerinden çıkartılır. Ve bu şehirler fiili ve resmi olarak Ermenistan sınırlarına dahil edilir. Ayrıca Kemalistler Gürcistan sınırlarındaki Batum şehri ve Ahıska, Ahılkalık bölgelerinden de çıkartılır. Böylece Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği sınırları netleştirilir.

  Yanı başlarındaki Osmanlı devleti ve Kemalist TC sınırlarındaki Ermeniler yok olurken; Sovyet Ermenistanı ve Ermeniler varlıklarını devam ettirirler.

    105. yılında Ermeni Jenosidini bir kez daha kınıyoruz!

    Sovyet Ermenistanı’nı selamlıyoruz!

10260

Sınıf ve HDP

Hayat yaşadıklarımızı anlamlılaştırınca güzelleşir.

Kürtlerin, lazların, çerkezlerin.... yoksulların... ezilenlerin .... herkesin  partisiyiz.

Son zamanlarda hiç dikkat ettiniz mi sınıfın söylemleri de Hdp' nin söylemleri.

Şimdi diyeceksiniz ki bu ne hdp' nin ne sınıfın  ne de başka birinin söylemi.

Olması gerekenin söylemi.

Elbetteki bu doğru.

Örgütlenme veyahutta partileşme tartışmasını sürdüren / bitirmiş herkesin kullanması gereken söylemler bunlar.

Sorun bu söylemlerin kullanılması değil.

HDP’ye Barajı Ancak Erdoğan Aşırtabilir

Kişisel kanım, HDP’nin şu an yüzde onu aştığı yönündedir.

Kürtlerin oyları ve yüzde biri zor bulan, liberal, sosyalist, demokrat denebileceklerin oyları bunlara ek olarak çok cüzi miktarda CHP’lilerden gelecek stratejik oylar; AKP’lilerden gelebilecek Erdoğan’a ders verme oyları veya sandığa gitmemeler vs., hepsi bir arada HDP’nin yüzde onu aşmasını sağlamaktadır.

Tanrıların zulmü

Gerçek tanrılar yıkıldığında ruhani tanrılarda ölecektir. 

7 Haziran genel seçimleri nedeniyle saray sotarıları seçim meydanlarında “din” afyonuna daha fazla sarılmaya başladılar. Bir ellerinde din kitabı, bir ellerinde ise kanlı kılıç ile kitlelerin karşısına çıkıyorlar. Tanrının,  kullarının uymasını istediği eza ve cefa kurallarını ezilenlere veriyorlar, sefanın saltanatını ise kendisine alıyorlar. Buna karşı gelenleri ise tanrının zulüm kılıcıyla boyunlarının vurulacağını ilan ediyorlar. Tanrı kendileri, kullar ise işçi ve emekçiler oluyor.

Kıskaç arasındaki erdogan:Teslim Töre

Türkiye’ nin başkan diktatörü, İslam’ ın halifesi, bölgenin Osmanlısı, globalizmin İslam kapitalist patronu olma hevesi ile yola çıkmış, IŞİD ideolojisinin İslam içi başka bir versiyonu olan Erdoğan içinden zor çıkabileceği bir kıskacın arasına sıkışmış durumda. Arasına sıkışmış olduğu kıskacın kollarından birisi halk, diğeri global sermaye. Kıskacın halk kolunu : insan hakları, demokrasi, özgürlük, insani değer ve birikimler, halkların kardeşliği doğrultusunda ortak vatan, ortak dil, fakat her halkın kendine ait resmi dilleri, ortak bayrak ama her ulusun kendine özgü bayrağı vb.

Direnişin resmi yapılıyor…

Gezi direnişinden geriye kalanlar nedir diye sordu bir arkadaş, gezi henüz bitmedi ki geriye bir şey kalsın. Gezi direnişinin başlangıcından bugüne iki yıl geçti ve direnişin sonuçları, devam eden barikat ateşi ve kora dönüşmüş alevin sıcaklığı hala bir şekilde bizleri etkilemeye devam ediyor.

Ateş Olmak ve Ateşi Çalmak: İbrahim Kaypakkaya

“Bu dünyada insanlar mum ateşi önündeki üç kelebek gibidir.

İlki ateşe yaklaşmış ve demiş ki: Ben aşkı biliyorum.

İkincisi ateşe yavaşça kanadıyla dokunmuş ve demiş ki:

Aşkın ateşinin nasıl yaktığını bilirim...

Üçüncüsü kendini ateşin ortasına atarak, yanarak kül olmuş...

Gerçek aşkı işte sadece o kelebek bilir...”

İbrahim Kaypakkaya, bir ikonoklastır, yani bir ikon kırıcıdır. Kaypakkaya, katmanlı bir sistematik ve yıkıcı bir teori ve yıkıcı bir pratiktir.

Metal işçileri sınıfının gücüyle direniyorlar

14 Mayıs’da Bursa Renault fabrikasında başlayan metal işçilerinin direnişi, dalga dalga yayılarak TOFAŞ, MAKO, Çoşkunöz, Ototrim, TürkTraktör, Ford Otosan ve daha bir çok fabrikayı da sardı. İşçiler, faşist Türk Metal-İş sendikasının kendilerini daha fazla oylamasına isyan etti ve sendikayı devreden çıkararak, sınıf hareketi içinde küçük, ama tarihi bir adım atarak, burjuvazi karşısında bir sınıf oluşunun gereğini yerine getirdiler. 

Kaypakkaya’yı sevmek

Kim, ne zaman onun ismini ansa devletin en katı, en soğuk, en acımasız yüzüyle karşı karşıya kalıyor!

Kim ne zaman onun fotoğrafını assa, taşısa, devletin sorgularıyla, kelepçesiyle, zindanlarıyla tanışıyor!

Kim, ne zaman onu sevdiğini, izinde yürüdüğünü söylese vay haline!

Bu dünyada, bu ülkede sevilmesi suç olan kaç insan var?

O kitap da ser verilir ama sır verilmez…

Kızıl kaplı, kızıl sayfalı,

kızıl harfli bir kitaptır O…

O kitap dokuzyüzkırkdokuzda
Çorum’da dünyaya geldiği gün yazılmaya başlanmıştır…

Çapa Fikir kulübünde yazılmaya devam eder,
6.Filoya karşı yazılan bildiriden ötürü okuldan atılmak vardır o kitapta…

O kızıl kaplı kitap,
PDA’nın karşı devrimci çizgisiyle hesaplaşmaktır aynı zamanda…

O kitapta Vartinik köyü Mirik mezrasındaki kahramanlık yazılıdır…
Ali Haydar Yıldız yazılıdır mesela…

O kitabın adı İbrahim Kaypakkaya’dır, ”Halk Savaşı’dır”…

Ludwigshafen`de binler haykırdı: “Önderimiz İbrahim,İbrahim Kaypakkaya”

TKP/ML nin kurucu önderi  İbrahim Kaypakkaya, işkencede katledilişinin 42’inci yılında Almanya’nın Ludwigshafen kentinde binlerce insanın katıldığı gece ile anıldı. 

Kaypakkaya şahsında  tüm parti ve devrim şehitleri ayrıca dünya da sosyalizm mücadelesinde yaşamını yitiren ustalar ve önderler anısına yapılan saygı duruşuyla açılan anma gecesinde, ATİK e yönelik operasyonlarda avrupada tutuklanan 12 devrimci tutsağın derhal serbest bırakılmasına dair, “Devrimci tutsaklar onurumuzdur” sloganları haykırıldı.

Ellez Emmim’in Traktörü

Uzun zamandır yazmak istiyordum. Bir tülü sıra gelmedi. Sorun sınıflarla, üretim ilişkileri ve onun araçlarıyla ilgili ve bu gelişmeleri de direk yaşıyan bir köy olunca, insan doğduğu köye değinmeden edemiyor. 

Bizim köyün adı Tersihan. Diğer yüzlerce köy isimlerinin akibeti gibi bizim köyün ismi de sonradan değiştirilmiş ve milli bir isim olması için “Konaktepe” konmuş. Irkçılık salt renk ve dinsel olmuyor. insanların tarihsel köklerini yok etmek ve kendine yabancılaştırmak için de, kendinden olmayan isimlere karşı da baskı uygulamaktan geri durmadı, Türk egemen sınıfları.

Sayfalar