Pazar Eylül 27, 2026

Emperyalizm Üzerine Notlar

Uzun bir zamandan beri emperyalizm üzerine makaleler yazıyorum, konferanslar veriyor, panellere katılıyorum. Bir de „Emperyalist Türkiye“ adlı kitabım yayınlandı. Bu kitapta'da Türk devletinin emperyalistleştiğini ve emperyalist bir devlet haline geldiğini; ekonomik, siyasi ve askeri olarak değerlendiriyorum.

Katıldığım seminer, panel, konferans ve çeşitli konuşma ortamlarında, yeni emperyalist ülkeler konusunda bana bir çok sorular soruldu, benim tezlerime karşı karşı tezler ileri sürüldü. Bir çoğu tezlerimi onaylarken, çoğunluk tezlerimi reddetti.

Elbette, çoğunluğun, Türkiye'nin emperyalistleşmesi görüşünü reddederken, Leninist emperyalizm teorilerini kabul ediyorlar ve Lenin'e bir itirazlara yok, güncelliğe itirazları var. Yeni emperyalist ülkelerin varlığına ve gelişmesine itirazlar var. Bir nevi, „eski emperyalist ülkelerle yetinelim“ anlayışı var desem yalan olmayacak. Bir analayış da, „emperyalizm“ den ABD tipi ve ayarı emperyalizm anlaşılıyor ya da böyle anlamak istiyenler var. Yani, emperyalist dengesiz gelişme yasası gözardı ediliyor.

Yeni emperyalist ülkeler „olabilir“, diyenler, yeni bir emperyalist ülke adı veremiyorlar. Çin ve Rusya'yı ise bir çoğu kabul etmezken, bir çokları bu iki ülkenin emperyalist olduğunu kabul ediyorlar. Kendine ML ve de  komünist diyen bir çok örgüt ve parti, bu iki ülkeyi (özellikle de Çin'i) sosyalist bile değerlendirme gafletine düşebiliyorlar.

Emperyalizmin tekelleşme olduğunu, daha genel anlamda ise, emperyalizin kapitalizmin son ve bir üst aşaması olduğunu, ML ve devrimci örgütler kabul ediyor. Ya da kendilerini MLM değerlendirenler, bu dünya görüşünü benimseyenler  hemen hemen herkes Lenin'in emperyalizm üzerine söylediği bu argümanları kabul ediyor.

Bu kabulleniş elbette ki iyi bir şey. Tartışmamızı, birbirimizi daha iyi anlamamızı ya da anlayabilmemize yardımcı oluyor.

Ben bu yazı serisinde, sorulan sorulara kısaca yanıtlar vereceğim. Amacım, bu tartışmayı derinleştirmek ve geliştirmektir. Emperyalist savaşın tam tamlarının çaldığı şu günlerde, bu tartışmanın, emperyalist dünyayı daha iyi anlamamıza yardımcı olacağına inanıyorum.

Bir ülkenin niteliğinin analizi ve doğru belirlenmesi, sosyalizm mücadelesi için belirleyici bir yanı vardır. İşçi sınıfı partisi, sosyalizmin zaferi mücadelesinde, starteji ve taktiklerini, ülkenin ekonomik ve siyasal yapısının belirlemesinden çıkarır. Kapitalist-emperyalist sisteme karşı mücadele ederken, KP'leri, nesnel koşulları dikkate alarak strateji ve taktik üretirler. Çünkü, strateji ve taktikler nesnel koşulların ürünü olmak zorundadır. Bu materyalist bir anlayıştır. Metafizik düşüneneler, doğa ve nesnelliğin öznel düşüncelere uymasını isterler, oysa, materyalizm tam da bunun tersidir. „Tarihin Önünde Yürümek“ kitabımı yazarken, temel ilke olarak ele aldığım, Engels'in sözünü buraya alalım:

„İlkeler, araştırmanın çıkış noktası değil, sonucudur; doğa ve insanların tarihine uygulanmazlar, bunlardan soyutlanırlar; doğa ve insan dünyası ilkelere uymaz, ilkeler ancak doğa ve insan tarihine uydukları ölçüde doğrudur. Sorunun tek materyalist anlayışı budur.“[1]

Sosyalizm bir bilim haline gelmesinden bu yana, Marksistler, araştırmalarını, işçi sınıfının tstrateji ve taktiklerini bilimsel veriler üzerinden hareketle belirlerler. Engels'in dediği gibi;  Marx'ın tarihi materyalist analayışı ve artı-değeri bulmasıyla, sosyalizmin bir bilim haline gelmiştir. KP'leri bütün sorunları bilmsel olarak, diyalektik ve tarihi materyalist anlayış içinde ele almalıdırlar. Sorunlara bu anlayışla yaklaşılmadığı zaman, işçi sınıfı kapitalizmi yıkıp sosyalizmi kuramaz. Bu anlayışla hareket etmeyen hiçbir KP'si işçi sınıfına sosyalizm mücadelesinde önderlik edemez.

Emperyalizmin Genel Tanımı:

En yalın tanımlamayla: “Emperyalizm tekeleci kapitalizmdir” (Lenin). Kapitalizmin serbest rekabetçi döneminden çıkıp tekelleşmeye başlamasıyla bir üst aşamaya çıkmıştır. Özellikle, 1880'lerden itibaren kapitalist üretimin yoğunlaşmasıyla serbest rekabetçilik sönümlenmeye, tekelleşme ise kapitalist sisteme egemen olmaya başlamıştır. Kapitalist üretimin gelişmesi, yoğunlaşması ve merkezileşmesiyle, kapitalizmin serbest rekabetçi dönemi sona ermiş ve emperyalizm dönemi başlamıştır. Emperyalizm kapitalizmin en üst tekelci aşamasıdır. Kapitalist üretimin gelişmesi, sanayi ve finans sermayesinin birleşmeye zorlamıştır.  Yani, serbest rekabetçi döneminde ayrı ayrı olan sanayi ve finans sermayesi, bunların birleşimiyle tekelleşmeyi, kapitalizmi üst aşaması olan emperyalizmin temel özelliği olmuştur. Emperyalizm olgusu, kapitalist gelişmenin diyalektiğinin bir sonucudur. Yani, emperyalizm iradi bir olgu olmayıp, kapitalist gelişme diyalektiğinin bir nesnelliğidir.

Kapitalist sistem de eşitsiz gelişme ile ilgili Lenin'e de başvuralım:

“... kapitalist düzende, işletmelerin, tröstlerin, sanayilerin veya ülkelerin eşit oranda gelişmeleri olanaksızdır...”[2]

Kapitalizm eşitsiz gelişmedir. Emperyalizm de eşitsiz gelişme daha da artmıştır. Hiçbir ülke aynı düzeyde değil ve sürekli bir değişim içindedir ve emperyalist sermayenin dünyaya hakim olma isteği, onu diğer emperyalistlere karşı mücadeleye sevk eder ve aralarında ölümcül bir rekabet vardır. Bu rekabet emperyalist savaşlara yol açar.

Önceki yıllar bir yana, sadece 1980-2023 arası ekonomik büyüklüklerine göre ülke sıralamalarına bakıldığında, her yıl sıralama değişmektedir. Üstekiler alta doğru, alttakiler ise üste doğru bir trend izlemekte ve yer değiştirmektedir. Ekonomik büyüklükler durmadan değişmektedir. Bu emperyalist ekonominin dengesiz gelişmesinin bir sonucudur. Birkaç yıl içinde Hindistan, ABD ve Çin'in arkasından 3. büyük ekonomi olacaktır. Bu önlenemez bir gerçekliktir. Hiçbir emperyalist ülke Hindistan'ın bu gelişimini, belki yavaşlatabilirler, ama durduramazlar. Ancak kendi gelişim sınırına vardığında yavaşlar ve durur. ABD, ne denli ticaret yasakları, kısıtlamalar, ağır verğiler, ticaret savaşları uygulasa da, Çin'in yükselişinin durduramaz. Çin ekonomisinin durması, bütün emperyalist ekonomileri vurur. Çünkü emperyalist ekonomiler 1920'lerde değil, 2020'lerde ve üretim bütünüyle uluslararasılaşmıştır. Söylem yerindeyse; “kelebek etkisi” dünden daha fazladır. Emperyalist ülkelerin rakiplerine karşı, baskı ve çeşitli ekonomik ve siyasi yaptırımlar uygulamaları hiç bir zaman eksik olmadı ve olmyacak, ancak, kapitalist-emperyalist ekonomik sistemi temel ilkelerini değiştirmeye kadir değillerdir. Savaşlarla çözebilecekleri şey, egemenlik alanları üzerindeki söz söyleme ilişkileridir.

Emperyalizmin en temel özelliği, sermaye ihracıdır. Sermaye ihracı, yani dış ülkelere sermaye yatırımları, tekellerin kendi iç pazarının doyması ve sermayenin büyümesiyle dış ülkelere açılması ve oraları da sermaye ihracı yoluyla sömürmeleri, kendilerine bağlamaları, sömürü ve egemenlik pazar alanlarını genişletme eğilimi esas hale gelmiştir. Hiçbir kapitalist tekel iç pazarla yetinmez ve dış pazara açılarak sermayesini büyütmeye çalışır ve bu bağlamda da diğer rakip tekellerle pazarlara egemen olma mücadelesi verir. Dış pazarlara egemen olma eğlimi geçici bir eğilim olmayıp her tekelin ve emperyalist devletlerin esas eğilimi haline gelmiştir. Emperyalist devletleri tekellerden ayrı ele alınamaz. Kapitalizm tekelci kapitalizmdir ve kapitalist devlet ise tekelci devlettir.

Tekelleşme; kapitalizmin gelişmesi, yoğunlaşması ve merkezileşmesiyle ortaya çıkar. Daha açık bir söylemle, kapitalist üretimin gelişmesiyle tekelleşme doğru orantılıdır.

Ülke içindeki tekelleşmenin gelişmesi, kaçınılmaz olarak her tekeli ve elbette her ülkeyi dış pazarlara yöneltir.

Emperyalizmin ortaya çıkmasıyla birlikte, üretim süreci değişmemiş, tersine yoğunlaşmıştır. Kapitalizmin ücretli işgücü sömürüsü üzerindeki gelişmesi, temel olarak ona dayanması, ya da Marx'ın söylemiyle, “kapitalizmin artı-değer üretimi olması”, emperyalizm aşamasında değişmemiş, tersine, emek-sermaye arasındaki, yani, kapitalist ile işçi arasındaki çelişmeyi daha keskinleştirip daha görünür hale getirerek, iki sınıf arasındaki çelişmeleri daha da netleştirmiştir. Ve kapitalizm emperyalizm aşamasıyla, sosyalist devrimlerin yolunu açmıştır. Bu nedenle, Lenin, 1917 Rus Devrimiyle birklikte, “çağımız, emperyalizm ve proleter devrimler çağıdır” belirlemesinde bulunmuş ve eklemiştir: “Emperyalizm proletaryanın toplumsal devriminin eşiğidir.”

1- Bir tekelin ya da bir ülkenin emperyalist aşamaya gelmesini belirleyen nedir?

„Emperyalist Türkiye“ kitabımda buna, kısaca şöyle yanıt vermiştim:

„Bir ülkenin empeyalist olmasını belirleyen temel özellikler: Diğer emperyalistlere karşı açık tavır almasından çok, ülkedeki kapitalist gelişmişlikten, tekelleşmeden ve tekellerin uluslararsı bir niteliğe (başka ülkelerde sömürü ve sermaye yatırımları) sahip olmasıdır.“[3]

Bu soruya verilecek yanıtı biraz daha genişletirsek: Kapitalist üretimin yoğunlaşması, sermaye birikiminin büyümesi ve merkezileşmesi ve bundan kaynaklı olarak tekelleşmenin gelişmesi ve dış ülkelere sermaye ihracıdır. Sermaye ihracını her şirket yapamaz. Sermaye ihracı demek, bir tekelin bir başka ülkede yatırım yapması, yani, fabrika kurması, fabrika satın alması, büyük emlak yatırımlarında bulunması ya da büyük inşaat işlerini yapması ve bir devlete borç para vermesi, çeşitli finansal yatırımlarda bulunmasıdır. Banka açması ya da satın alması, sigorta şirkelerini kurması ya da satın alması vb. yatırımlar sermaye yatırımlarıdır. Yani, belli bir miktarda sermaye yatırımı ile bir dış ülkeye yerleşmesidir. Amacı, o ülkede sermayesini büyütmek ve pazar alanlarını genişletmektir. Bu özellikler, şirketleri, serbest rekabetçi dönemden ayıran temel özelliklerdir. Bu nitelikler, kapitalizmin en üst aşaması olan emperyalistleşmenin özellikleridir.

Örneğin, bugün bir çok kişi Türkiye ya da dünyanın her hangi bir ülkesinden ev satın almaktadır. Bir başka ülkenin vatandaşı bir kişinin oturmak amaçlı bir ev alması esasta sermaye yatırımı değildir. Çünkü bireysel amaçlıdır. Tekellerin sermaye yatırımı ise tamamen sömürü amaçlı ve sermayesini büyütmek amaçlıdır. Ve küçük bir sermaye ile salt bir küçük ev almakla yetinmez, esas olarak sermayesini büyütmek amaçlı olur. Ve bunu sürekli hale getirir. Türkiye'de, İranlı, Rusyalı, Ukraynalı, Iraklı, Suriyeli, Suudi Arabistanlı, Almanyalı, İngiltereli ve daha bir çok ülkeden insanlar evler satın alıyor. Bunların büyük bir bölümü bireysel orturmak amaçlıdır. Bu tür yatırımlar tekelci sermaye yatırımları değildir.

Türkiye'de Koç Holding'in (KH) sayısız dış yatırımları var. Bu tekeli dışında başka bir tekel örneği verelim. Örneğin, Tosyalı Holding (TH). Bu tekelin, Cezayir'in Oran  şehrinde Demir-Çelik fabrikası, Angola'da maden cevheri işletmesi ve İspanya'nın Alegría-Dulantzi şehrinde “Baika Steel Tubular System”  sprial boru üretim tesisi (fabrikası) ve Senagal'de organize sanayi bölgesi var.[4] Bu yatırımların toplam tutarı 2 milyar ABD dolarını geçmektedir.Ve bu fabrika orada üretime geçmiştir. Ve fabrikasını her geçen günde büyütmektedir. Bu tekel aynı zamanda, sermaye büyüklüğü bakımından Türkiye'nin de sayılı tekelleri arasında yer almaktadır. Türkiye'de genelde demir-çelik sektöründe yer almakla birlikte başaka sektörlerde de faaliyet yürütmektedir. TH'in Karadağ'da da bir demir-çelik fabrikası vardı, onu satmıştır. Kısacası, TH, bireysel ev almıyor, en temel üretim alanlarına yatırım yapıyor. Ve tek bir ülkede değil, birden fazla ülkede yatırım yapıyor. Bu, tipik emperyalist bir tekelin dış yatırımları, sermaye iharacıdır.

Konumuz açısından önemli olan, bu tekelin dış ülkelerde sermaye yatırımı olması ve o ülkelerdeki işçileri sömürümesi ve o ülkelerde pazar alanlarını genişletmesidir. Sermaye, salt para değildir. Esas olarak, bir egemenlik ilişkisidir. Sermaye, siyasal egemenliğiyle, kendi ulusal (emperyalist) kültürüyle ve daha bir çok sosyal faaliyetiyle orda yer alır ve sermaye gücü oranında, doğrudan, sisyasal iktidara etkide bulunur. TH bunlardan birisidir. Ve TH emperyalist bir tekeldir. Nasıl ki, ülkemiz de fabrikaları olan Alman BOSCH[5] (Bosch San. ve Tic. A.Ş.) tekeli bir emperyalist tekel ise, TH'de emperyalist bir tekeldir. Bosch daha büyük bir tekel iken, TH ondan daha küçük bir tekel olabilir. Emperyalizmde tekeller arası bir eşitlik söz konusu olamaz. Önemli olan nitelikleridir.

Daha başka örnekler verilebilir. Ancak, buna gerek yok. Önemli olan bir tekelin dış ülkelerde sermaye yatırımı yapabilecek bir sermaye birikimi durumuna gelmesi ve sermaye yatırımlarını gerçekleştirmesidir. 2022 yılı verilerine göre, Türkiye'li tekellerin  128 ülkede, 2033 adet sermaye yatırımı vardır.[6] Bu, onlarca  Türk tekelinin yurtdışında yatırım yapabilecek sermaye birikimi olduğunun bir göstergesidir. Türk tekellerinin dış ülkelere sermaye yatırımları her geçen günde büyümektedir. Yalnızca bir kaç on tekel değil, dış ülkelere sermaye ihracı yapan tekel sayısı da artmaya devam etmektedir. Bir tekelin emperyalist nitelikte olması, o tekelin ülkesinin niteliğinden ayrı olamaz.

Emperyalist tekellerin, yatırım yaptıkları ülkelerde yerli tekellerle ortaklık (joint ventures) kurabilecekleri gibi, çok az bir hissesini de yerli tekele ya da bir başka emperyalist tekele verebilir ya da yatırımın  yüzde yüzü kendisine de ait olabilir. Dünyanın en büyük tekellerinin gittiği ülkelerde ortaklıklıkları vardır. Bu tekellerin güçlerini koruma ve pazar alanlarını genişletmek amaçlı ilişkileridir. Örneğin, Otomobil tekeleri arasındaki kıyasıya rekabet nedeniyle, Fiat, Renault, Chrysler, güçlerini tek bir tekel altında birleştirdiler.

Tekellerin birleşmesi, ortaklıkları vb.nin bir çok örneği mevcut ve ortak bir şirket altında da rakiplerine karşı birleşebiliyorlar. Ya da eşit paylarla ortaklık kurabiliyorlar.

Türk tekelleri de gittikleri ülkede ya da Türkiye'de çeşitli yabancı tekellerle ortaklıklar kuruyorlar. Bazı ortaklıklarda kendi payları çok iken bazı ortaklıklarda ise kendi payları %50'nin altında kalabiliyor. Ortaklık oranı, bir tekelin emperyalist bir tekel olup olmadığının göstergesi olamaz. Örneğin, Çalık Holding (ÇH), Çöpler (Erzincan-İliç) altın madencilikteki payı %20 olarak açıklandı. Geriye kalanı Kanadalı SSR Mining & Alacer Gold (Türkiye'de bilinen adıyla “Anagold”) tekeline ait. ÇH'in Arnavutluk'da ve Kosova'da (adı, “Banka Kombëtare Tregtare” olan)[7] bankası var ve bütünüyle ÇH ait.  Yine ÇH'in Gine ve Mali'de maden arama şirketleri var. ÇH'in en az on ülkede sermaye yatırımı vardır. ÇH, küçük bir şirket değil, Türkiye içinde büyük bir tekel olduğu gibi, dış ülkelere de sermaye yatırımı yapabilecek duruma gelmiş emperyalist bir tekeldir.

Soruların Yanıtları:

1- Yeni emperyalist ülkeler çıkabilir, ama diğer emperyalistler buna izin vermez.

Bu sorunun cevabını „Emperyalist Türkiye“[8] adlı kitabımda vermiştim. Diğer emperyalistlerin kendilerine rakip çıkarmak istemeyişi iradi değil nesneldir. Kapitalist gelişme yasaları içinde, büyük tekeller kendilerine karşı rakip çıkarmak istemez ve daha baştan boğmaya ya da en azından önlemeye çalışsa da, bu onun iradesinde olan bir şey olmayıp, kapitalist gelişme yasalarıyla doğrudan ilgildir. Böyle bir iradi önlem olsaydı, kapitalizm gelişemez ve kendisi gibi bir dünya yaratamazdı.

Kapitalizm, kapitalist gelişme yasaları içinde var olur ve gittiği her yere kendi yasalarını götürür. Örneğin, kapitalizmin çok az geliştiği ya da hiç gelişmediği feodal bir ülkeye'de gitse, orada kapitalizmin tohumlarını eker ve yavaş yavaş kapitalist gelişmeyi sağlayarak feodal ya da yarı-feodal ekonomiyi tasifyeye yönelir. Kapitalist ekonomi ile kapitalizm öncesi ekonomi belli bir süre içiçe olsa da uzun vadede kapitalizm kendisinden önceki ekonomik kalıntıları ortadan kaldırır. Bu kapitalizmin siyasal olarak ilerici olmasıyla bir ilgisi olmayıp, kapitalist ekonomik gelişme yasasıyla doğrudan ilgilidir.

Lenin, sermaye ihracının rolünü ilişkin bilinen formülünü buraya alalım. Bu formül bilinmesine karşın, bunun pratik karşılığı görülmezden gelinmektedir.

“Sermaye ihracı, yöneltilmiş olduğu ülkelerde kapitalizmin geleişmesini, onu güçlü bir şekilde hızlandırarak etkilemektedir. O halde sermaye ihracı, ihraç eden ülkelerin gelişmesinde belli bir noktaya kadar bir yavaşlamaya yol açmaktaysa da bu, bütün dünyada kapitalizmi genişliğine ve derinliğine geliştirme uğruna olmaktadır.”[9] (abç)

Bugün kapitalizm bütün dünyada gelişmiştir. Yarı-feodal bir ülke yok gibidir. Sermayenin uluslararsılaşmasından öte, kapitalist üretim uluslararasılaşmıştır. Dünyaya bir avuç emperyalist tekeller egemendir. Hatta, dünyanın ilk en büyük 500 tekeli, dünya ekonomisini biçimlendirmekte ve yönlendirmekte olduğu rahatlıkla söyenebillir.

Kapitalizm serbest rekabetçi dönemden çıkalı yüzelli (150) yıla yakın bir zaman geçmiştir. Ve artık kapitalizm tekelci bir özelliğe sahiptir. Girdiği ülkelerde de buna göre gelişme gösterir. Yani, girdiği ülkedeki kapitalizm tekelleşme şeklinde ortaya çıkar. Emperyalist bir tekel, yeni girdiği bir ülkede, yerli işbirlikçiler ile ilişki kursada, o işbirlikçi kapitalist, tekelleşeme eğilimi taşır ve büyüdükçe tekelleşme artar.

2023 yılı itibariyle bütün ülkelerinin GSYH'nın toplamı yaklaşık 105 trilyon ABD doları kadar.[10] Bu 1960 yılında 1 trilyon dolar civarındaydı. Bu, dünya ekonomisinin, son 60 yılda, yaklaşık 100 kat büyümesi demektir. Bu kapitalizmin büyümesidir. Kapitalizm derinlemesine ve genişlemesine büyüp gelişmiştir. Ve gelişmeye devam etmektedir. Bunun anlamı, hiç bir ülke ve hatta hiç bir yerleşim birimi kapitalizmin sömürü ağından kaçamaz durumdadır. Üretimin uluslararasılaşmasının gelişmesiyle beraber, kapitalizm en geri ülkelerdeki kapitalizm öncesi ekonomi biçimlerini söküp atmıştır.

Örneğin Koç Holding (KH), ilk başlarda işbirlikçiyidi. Emperyalist tekellere bağlı olarak gelişiyordu. Çünkü esas sermaye emperyalist tekelin elindeydi. Yani, kendisi komprador nitelikte bir kapitalisti. Ancak, zaman içinde sermaye birikimini büyüttü ve bağlı olarak büyüdüğü emperyalist tekele rağmen gelişme gösterdi ve bağımsız hareket etmeye başladı. Her kapitalist tekel, büyümek, bağımsız hareket etmek ve kendi sermayesini kendisi kontrol etmek ve dışarıya açılmak eğilimini taşır. KH'de bunu yaptı. 1927 yılında emperyalist tekelin (Ford Tekeli) ya da tekellerin işbirlikçisi olarak gelişti ve 1970'lerden itibaren kendi tekelleşmesini tamamlayarak, bağımsız hareket etmeye başladı. Ve bu süre içinde ülke ekonomisi içindeki payını artırdı. Ancak, bir süre sonra ülke içindeki pazar yeteli gelmeyip dışarıya açılmaya, dış pazarlarda yer edinmeye başaldı. Bu gelişme, KH'in emperyalist karakter kazanmasının, emperyalist aşamaya gelmesinin bir sonucudur.

“Koç Topluluğu bugün, yurt dışında 60’tan fazla üretim tesisi ve pazarlama şirketi bulunan ve 150'den fazla ülkeye ihracat yapan büyük bir aile.„[11] KH'e bağlı Arçelik tekelinin, Türkiye'de dahil 9 ülkede 30 fabrikası (üretim tesisi) var. KH büyüdükçe, dış ülkelerdeki ticari ilişkileri ve iştirakları, üretim alanları ve üretim tesisleri de artıyor. Bugün, KH'in, dünyada, ayak izlerinin olmadığı ülke yok gibidir. Ya ihracat, ya ithalat ya da üretim tesisleri, lojitstik ağları ve bürolarıyla uluslararası bir tekel konumundadır.

KH'in yıllık cirosu (örneğin 2022) Türkiye'nin GSYH'nın %)'una, ihracatı, Türkiye'nin toplam ihracatının %7'ine, İstanbul Borsa'sındaki şirketlerinin toplam değeri, borsadaki şirketlerin toplam değerinin %19'una denk geliyor. Bu büyük bir tekelleşmeyi göstermektedir.[12] KH'in toplam cirosunun %30'u yurtdışı satışlarından oluşuyor.

Kapitalist bir ülkede, kapitalist bir tekelin gelişmesi, o ülkedeki genel kapitalist gelişmeden bağımsız olamaz.  KH'in, büyümesi, gelişmesi ve dış ülkelere açılabilecek, yani sermaye ihraç edebilecek seviyeye gelmesi, Türkiye'nin kapitalist gelişmesinden ve emperyalist aşamaya gelmesinden bağımsız değildir. KH'in yıllık cirosu ilk defa (2023 son) 1 trilyon TL'nin üzerine çıktı ve Ali Koç'un ayağa fırlamasına neden oldu. Türkiye'nin 2023 GSYH ise 1 trilyon 100 milyar ABD dolarının üzerine çıktı.

Türkiye'de KH gibi onlarca uluslararsı Türk tekeli vardır. Bunları burada sıralamak fazlalık olacaktır. THY ve Şişecam gibi tekelleri incelemek bile, Türk devletinin emperyalist niteliğini ortaya koymaya yeter.

Örneğin bir THY tekeli (devlet tekelidir ve doğrudan TVF'a bağlıdır) ciro açısından Avrupa'nın Lufthansa, Fransa-KLM'den sonra 3. büyük tekelidir.[13] İngilizlerin British Airways'ı 4. sıraya düşmüştür. Emperyalistler THY'ın büyümesini ve diğer havayolu tekellerin pazarını kapmasını önliyemiyorlar. 

Türkiye'nin en büyük finans tekellerinden bir olan İş Bankası'na bağlı Şişecam tekelinin yükselişini ve Avrupa'da bir çok tekelin pazarını kapmasına, emperyalist büyük tekeller engel olamıyor ve Şişecam düzcam üretiminde Avrupa'nın 1-4 arasında yer almaktadır. Kendisi 1. olduğunu yazıyor.[14] Ayrıca, İtlay'da iki, Bulagaristan'da bir üretim fabrikası olan Şişecam'ın üretimi AB'e dahil olmaktadır.  Şişecam'ın 14 ülkedeki toplam 45 tesisi ve 22 bin çalışanı var ve50’den fazla ülkeye satış gerçekleştiriyor. Satışlardaki bölge-kıtaların payları: Avrupa % 87, ABD %3, Asya-Okyanusya'da %7 ve Afrika-Ortadoğu'da %3 kadar ve gelirlerinin %60 yutdışıdır.[15]

Bu bilgiler kolayca internet sayfalarında buluanbilir ve buradaki amaç, büyük emperyalist tekellerin daha küçük tekellerin gelişmesini ve büyümesini, yenilerin pazarlarını kapmalarını engelliyemiyorlar.

Büyük emperyalist ülkeler ya da büyük tekeller, yeni emperyalist ülkelerin ortaya çıkışına izin vermez anlayışı, iradicilik ve kapitalizmin, komplo teorileri üzerinde geliştiğini sananların düşüncesidir.

Devam edecek...


[1]    Friedrich Engels, Anti-Dühring, sf. 92, İkinci Baskı, Sol Yayınları

[2]    Lenin, Emperyalizm, sf. 120, Sol Yayınları

[3]    Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 309, 2022 , El Yayınları

[4]    tps://www.tosyaliholding.com.tr/faaliyet-alanlarimiz/grup-sirketleri/yurt-disi-istirakler/sts-fabrikasi-ispanya

[5]    1972'den beri Türkiye'de faaliyet sürdüren Bosch tekeli,  “2023 yılı ön kapanış rakamlarına göre yaklaşık 19.800 çalışanla 145 milyar TL toplam satış gelir“ elde etmiştir. https://www.bosch.com.tr/sirketimiz/bosch-tuerkiye/

[6]    https://ticaret.gov.tr/data/5c4ac3db13b876297ce9a568/Yurtd%C4%B1%C5%9F%C4%B1%20Yat%C4%B1r%C4%B1m%20Anketi%20-%202022%20Sonu%C3%A7%20Raporu.pdf

[7]    https://www.ekonomim.com/finans/haberler/calik-grubunun-arnavutluktaki-bankasi-bkt-10uncu-kez-yilin-bankasi-secildi-haberi-458254

[8]    Yusuf Köse, Emperyalist Türkiye, sf. 309-323

[9]    Lenin, Emperyalizm, sf. 66

[10]  ttps://www.visualcapitalist.com/visualizing-the-105-trillion-world-economy-in-one-chart/

[11]  https://www.koc.com.tr/faaliyet-alanlari/uluslararasi-ag

[12]  KH 2022 faliyet Raporu, sf.4

[13]  https://de.statista.com/statistik/daten/studie/1046204/umfrage/groesste-fluggesellschaften-in-europa-nach-umsatz/ Statista 2024

[14]  https://www.mordorintelligence.com/industry-reports/europe-flat-glass-market/market-share

[15]  https://www.sisecam.com.tr/tr/Documents/Dunyada_Sisecam.pdf

 

9849

Yusuf Köse

Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.

yusufkose@hotmail.com

http://yusuf-kose.blogspot.com/

 

 

Yusuf Köse

Artı-Değerin Kaynağı-2

Makinaların Marifetleri:

Makinalar canlı emeğin yerini aldığında, toplumsal yapıda da buna uygun temel değişimler olacaktır. Ortada artı-değer, ya da daha yalın söylemle işçi sömürüsü olmayacağı için, işçi sömürüsü üzerine kurulu kapitalist sistemin varolmayacağı açıktır.

Ermeni Soykırımı ve Sovyet Ermenistanı

Ermeni Soykırımı üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir. Ama bu devletin giderek tüm dünya çapında uluslararsı halklar nezdinde soykırım ve  soykırımın ardındaki konumu  görülmüştür. Uzun bir dönem tabu olarak gizlenen soykırım ve soykırımı yapan devlet giderek uluslararası toplum gözünde açığa çıkmıştır. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır.

"Ancak çölde yaşayabilirler!"

Bundan tam 105 yıl önce böyle buyurmuştu Mehmet Talat! Mazlum Ermeni halkının fermanı için. Ancak çölde bile yaşamalarına müsaade edilmez. Ermenilere çöller bile çok görülür. Kırım ve kıyım ülkenin sayısız yerlerinde başlatılır. Öncekilerden daha kitlesel, daha büyük felakete dönüşecek bir toplumsal yıkım Türk ulus devlet aklıyla devreye sokulur.

Ve Dersim; “Türklük sözleşmesine uymayanlar!” (1/2 )

Ermeni Soykırımı’nın üzerinden 105 yıl geçti. Bu süre içerisinde soykırımı gerçekleştiren devlet, resmi olarak henüz yargılanmamış, tavır alınmamış ve mahkum edilmemiştir.

Ama bu devletin uluslararası halklar nezdinde soykırım ve soykırımın ardındaki konumu görülmüştür. Yahudi Soykırımı gibi Ermeni Soykırımı da dünya halklarınca deşifre olmuş ve kınanmıştır. Bundan dolayıdır ki, her 24 Nisan günü bu jenosit sadece Ermeniler tarafından değil dünya halkları tarafından kınanır, soykırımı gerçekleştiren devlet mahkum edilir.

Ermeni Soykırımı’nın Yıldönümünde Covid 19-15

Ermeni Soykırımı’nın 105. yılı Coronavirüs kuşatması altında anılırken bu sefer dünya yeni bir felaket ile karşı karşıya kaldı. Bu felaketin sonuçlarının ekonomik ve sosyal açıdan çok ağır olacağı şimdiden ortadadır.

Coronavirüs salgını üzerine yürütülen tartışmalarda “biyolojik bir savaş mı yaşanıyor?” sorusu değişik ülkelerde bilim insanları arasında tartışılırken, gerçek olan noktalardan birisi de şu ki; bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Yirmi Dört Saat Devrimcilik

Devrimci ideolojiye sahip olmak kadar bu ideoloji ışığında somutu tahlil edecek politikayı belirlemek ve ana müdahale edecek kadroyu yaratmak da bir o kadar önemlidir.

En zor ve zahmetli olan; en fazla dikkat, duyarlılık, yoğunlaşma gerektirecek olan militanın eğitilip hazırlanmasıdır. Nerede, nasıl davranıp, hareket edeceğini, ne yapacağını bilen, tek başına da kalsa yönünü bulabilen insan yetiştirmek, işte temel görev budur. Demokratik devrimin ihtiyacı olan budur. Kolektifin ihtiyacı olan da budur.

Artı-Değerin Kaynağı Ve İşçinin Üretim Sürecinin Denetleyicisi ve Düzenleyicisi Oluşunun Tarihi

Giriş:

Marksizmin temel ekonomi-politik analizlerine, çözümlemelerine ve bir bütün olarak işçi sınıfının marksist-leninist-maoist dünya görüşüne, ideolojisine ve siyasetine yönelik küçük burjuva kesimlerden eleştiriler gelmektedir. Bu saldırılar, sosyalist devletlerin geriye dönüşünden sonra daha da artarak devam etmiştir.

Tuz... Baharat... Yoksa Kavgada Yok

Belki de bende ihtiyarladığımdan diğer ihtiyarların... mitolojileştirdikleri sosyalizmi... takip etmem hoşuma gidiyordur.

Neler neler yazmıyorlar ki.

Doktorun sayfasına.

En çokta... şövalyelerin... tarih sahnesinde indirilişlerini...

Şövalyelerin yolda çıkmış olmalarına bağlamalarına bayılıyorum.

O an... ölümsüzlüğün sırını bulmuş gibi hissediyorum.

Kendimi de... kadını tarlada, hayvanı mangalda, ayrığı da ot olarak gören geçmişimden uzak... kötülerin sonunun nasıl olacağının vaazını ve kararını verirken buluyorum.

Lakin..... 

Tarihin Uzak Geleceğine Kızıl Işık Düşüren 24 Nisan 72’ Manifestosuna Selam (Gazete Patika)

Dünyayı değiştirmek için görünen ile yetinmeyen, görünenin arkasındaki hakikatleri keşfe çıkan, döne döne gerçekleri yeniden fethetmeye cüret eden yeni bir çıkışın rehberi Komünist İbrahim Kaypakkaya yoldaş önderliğinde Komünist parti kurulur. Bugün değil, yaklaşık elli yıl önce devrimci hareketin izlediği çizgiye, tarih anlayışına ve bağrındaki kırılganlıklara keskin tezatlık taşıyan bir tarih okuması ve ideolojik-politik ‘‘programla‘‘ kurulmuş bir partidir. Yeni partinin tarih sahnesine çıkmasıyla resmi ve uydurma tarihin böğrüne kızıl bir neşter vuruldu.

Soysuzluğunda debelen Süleyman* (Fuat Kav)

Süleyman Soylu, 2012’de AKP’ye katıldığında, “Ben AK Parti'ye makam için gelmedim, kendi istikbali için gelen namerttir, alçaktır, namussuzdur” demişti.

Açlık grevleri

Helin Bölek’in ölümü vesilesiyle, “Uzun soluklu, çetin bir direniş. Ve yeni bir dünya talebini hayata dayatan, anlamlı bir ölüm,” dediğim için birçok arkadaş tarafından eleştirildim. Ölümü yücelttiğimi, teşvik ettiğimi söyleyenler de oldu. Bu eleştiriler, iyi bir duygudan, ölüme karşı olma duygusundan ve açlık grevleriyle şimdiye kadar dikkate değer kazanımlar elde edilmemiş olmasından kaynaklanıyor hiç kuşkusuz. Bunu anlıyorum. Helin ve arkadaşlarının taleplerini ve bu talepler uğruna verdikleri uzun soluklu, çetin mücadeleyi anlamlı bulmanın eğri tarafı nedir, işte bunu anlayamıyorum.

Sayfalar