Emperyalizm Savaş, Sosyalizm Barış Demektir!
Bugün yanı başımızda savaşlar sürerken ve bu savaşların ülke içine hızla yayılma potansiyeli taşırken, evrenseli unutup yerelle yetinmek ve bunun üzerinde siyaset yapmak zorunda kalıyoruz. Kürdistan’ı da içine alacak birbiçimde Ortadoğu’un bütünü, Asya ve Afrika’nın yarıdan fazlası, Latin Amerika’nın üçte biri fili bir savaşla içiçe bir yaşam sürdürüken, bunların nedenlerini ve bu savaşları çıkaran sisteme fazla dokunmadan ya da görmezden gelerek, salt yerel sorunlarla sınırlı kalıyor çözümlemelerimiz.
2005 yılında yayımlanan “Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi”1 adlı kitabım, aslında günümüze ilişkin sorunları ve çözümlelmeleride içeren bir doluluğa sahiptir. Dünyamızda olan gelişmeler, çelişmeler, savaşlar ve bunların ekonomik ve siyasal nedenleri özlü olarak orada ortaya konmuştur.
Emperyalizmin yayılmacılığı, böl-yönet politikaları ve sürekli olarak bölgesel savaşları körüklemesi ve bunun üzerinden egemenliğini sürdürmesi ve sermaye birikimini genişletmesi, adı geçen çalışmamda ele alınan konuların başında geliyordu.
Emperyalizm, ortaya çıktığından beri hiç bir zaman “barış” olmadı. Barış, haksızlıkların olmadığı, üleşimin adil olduğu, sömürenin ve sömürülenin, ezen ve ezilenin olmadığı, yani sınıfların ortadan kalktığı bir sistemde gerçek halini alabilir.
Silah üretimilerinin her geçen gün artığı ve en yoksul ülkelerin dahi hızla silahlandırıldığı, bütçelerinin önemli bir bölümünü silahlanmaya ayırdığı bir ortamda “barış”tan söz etmek, savaşı gizlemenin bir argümanından başka bir şey değildir.
Afganistan, Irak, Süriye, Yemen, Libya, Sudan ve daha bir çok ülkede ortaya çıkarılan savaşlar ve burada yaşayan halkların emperyalistlerce üretilen silahların deneme tahtası haline getirilmesi, emperyalist egemenlik savaşından ayrı ele alınamaz.
Emperyalizm savaşsız yaşayamaz. Emek-sermaye çelişmesinin damgasını vurduğu bir sistemde, barıştan söz etmek söz konusu olmadığı gibi, halkların barış içinde yaşamlarını dinamitleyen ve sürekli savaş ortamında tutan bir ekonomik-politik işleyiş vardır.
Her türlü gericiliğin ortaya çıkması ve bunların kitleler içinde yer bulması, emperyalist politikalardan ve onun sisteminden ayrı ele alınamaz. Nasıl ki, faşizm emperyalizmin ürünüyse, günümüzde “din” adına sürdürülen savaşlarda emperyalist politikaların ürünüdür. El Kaide, İŞİD ve diğer gerici oluşumlar, emperyalist burjuvazinin egemenliklerini sürdürme araçlarıdır.2
AB de emperyalist bir birliktir ve uzun süre yaşama şansı yoktur. Çünkü, halkların gönüllü birliğinden doğan bir birlik olmayıp, Almanya, Fransa ve İngiltere gibi emperyalist ülkelerin dayatmları sonucu oluşturulmuştur. Bu nedenle de yıkılmaya mahkumdur.
Ülkelerin ve halkların birliği sosyalizm altında gerçek olabillir. Bu kanıtlanmıştır. Emperyalizm yıkıcı ve bölücüdür, sosyalizm ise yapıcı ve birleştiricidir.
Emperyalizm, karakteri gereği birleştirici olmaz. O yıkıcı, dağıtıcı ve parçalayıcıdır. İçinde taşıdığı ekonomik ve siyasal çelişmeler, ona birleştirici bir rol yüklemez. AB içinde Yunanistan’ın durumu bunun bir örneğidir. Yunanistan halkına zorla dayatılan yağma ve ağır sömürü politikası, AB emperyalist burjuvazisinin karakteristiğidir. Emperyalist büyük sermaye tekelleri, sermaye birikiminin önündeki tüm engelleri yıkmadan yaşayamaz. Ya yıkacaktır ya da yıkılacaktır. Başka bir seçeneği de yoktur.
bir tarafta zenginliğin öbür tarafta yoksulluğun birikimi
Dünyada yedi milyar insanın yaklaşık bir milyarı aşkını, günde bir doların altın bir gelirle yaşamak zorunda bırakılmıştır. Yani, altı kişiden biri, kapitalist sistemin insanlara biçtiği bu “kaderi” paylaşıyor.
Bazı insanların zenginleşmesine ve de zenginliğin her geçen gün daha az ellerde yoğunlaşması ve birikmesi, çalışan emekçilerin daha fazla yoksullaşmasını da beraberinde getiriyor.
Kapitalist üretimin artması, teknoloji ve bilimin gelişmesi yoksulluğu ve yoksullaşmayı ortadan kaldırmadığı gibi her geçen gün artan ölçüde yeniden üretmektedir. Sermaye üretimi artarken yoksulluk üretimi de ona ters orantılı olarak artmaktadır. Kapitalist sistemin karakteri budur. Zenginlik üretim araçlarını ellerinde bulunduran burjuvazinin olur. Üretime, üleşime ve onun nasıl tüketileceğine onlar karar verir.
“Dünya da 85 kişinin serveti 3 milyar insanın gelirine eşit” (Dünya Ekonomik Formu). Sivil yardım örgütü olan OXFAM’ın belirttiğine göre de, dünya servetinin yarısını bu 85 kişi alırken, geri kalan yarısını ise nüfusun %99 alıyor. Dünya Ekonomik Formu ve OXFAM gibi örgütler, „ayıp oluyor, biraz da az alın“ demelerine karşın, kapitalist sistemin doğası gereği, hiç bir burjuva tekeli „az kazanayım“ demez. Sermaye birikiminin sınırı olmaz. Burjuva tekeli, dünyaya tek başına egemen olmak ister, Savaşlarda bu yüzden çıkar. Daha fazla sermaye birikimi ve daha fazla egemenlik, savaşları kaçınılmaz kılan bir ilişki biçimidir.
Bu denli yoksullaşmanın olduğu, üretimin bu denli eşitsiz dağıtıldığı, çalışanın az, çalıştıranın ise neredeyse hepsine el koyduğu bir toplumsal sistemde, savaş sözcüğünün kapladığı yerle „barış“ sözcüğünün kapladığı yer aynı olamaz. Emperyalist burjuvazi ve gericiliğin dilindeki „barış“, kendi çıkarlarını koruma ve kendi savaşlarını haklı çıkarmak amaçlıdır.
OECD3’nin Mayıs 2015 yılında açıkladığı yoksullaşma raporu da yukarıda yazılanları doğrular niteliktedir.
En zengin % 10 ile en yoksul % 10 arasındaki gelir farkı 9,6’dır. Bu oran 1980 yılında 7 katmış. Bütün bu veriler aşırı üretime ve yüksek teknolojik gelişmelere karşın, yoksullaşmayı azaltmıyor, tersine artırıyor. Zenginlik ise her geçen gün daha az ellerde yoğunlaşıyor. Türkiye ise, 34 OECD ülkesi arasında en yüksek gelir eşitsizliği sıralamasında Meksika ve Şili’den sonra 3. Sırada geliyor.
Dünya gelirinin yarısnın dünya nüfusunun %1‘nin elinde olması, aslında kapitalizmin ne olduğunu net olarak anlatıyor ve bunun üzerine başka söz etmeyi bile anlamsız kılıyor.
Buna karşın bunun ne anlama geldiğini ve nasıl bir görünüm sergilediğini kısaca da olsa ortaya koyalım.
Dünya gelirinin yarısına nüfusun %1’nin elkoyması ne anlamına geliyor:
Filistin, Afganistan, Irak, Suriye, Libya, Yemen ve diğer benzerlerinin kaçınılmaz olarak varolacağı, halkların birbirine kırdırılacağı, dinsel motifli savaşların körüklendiği ve körükleneceği,,.
Ve bu tür ülkelerde her türlü gerici örgütlenmelerin ve bunların emperyalistler tarafından desteklenmesi, beslenmesi ve savaş araçlarıyla donatılması, İŞİD, Boko Haram, El kaide vb. Dinci katliam örgütlenmelerinin yaratılması ve bunların kolayca taraftar bulabilmesi…
Yılda yaklaşık 60 milyon insanın yerinden yurdundan edilmesi ve göç yollarında katledilmesi, perişan edilmesi ve ölümle yaşam arasında gidip gelmesi …
Akdenzide her yıl binlerce yoksul ve savaş mağduru insanın gemilerinin batırılarak öldürülmesi …
Afrikanın açlığa ve savaşlara mahkum edilmesi, ebola gibi emperyalist kırım virüslerine teslim edilmesi…
Her tarfta en dipsiz gericiliğin, ırkçılığın ve ayrımcılığın geliştirilmesi …
Türkiye’de AKP, MHP gibi faşist ve ırkçı partilerin varlığı ve bunların safında insanların örgütlendirilmesi…
Türkiye’nin AB emperyalizminin coğrafi komşusu olarak uzak Asya‘nın Pakistanı‘na çevrilmesi…
AB ülkelerinde ırkçılığın geliştirilmesi ve ırkçı partilerin taraftar bulması…
ABD’de siyahlara yönelik ırkçılığın geliştirilmesi ve ırkçılığın kitleler içinde yer bulabilmesi…
Ve en önemli noktalardan birisi de, her ülkede sermaye birikiminin gereksinimi olan işsiziler ordusunun artan ölçüde yaratılması anlamına geliyor.
Dünya gelirin yarısının nüfusun %1 tarafından el konulmasının anlamı daha da uzatılabilir. Ancak, yoksullaştırılan, her tülü zulme maruz bıraktırılan ve kendine yabancılaştırılan insanların, kolayca emperyalist beslemesi karanlık örgütlerin içinde yer alması, kendi sınıfına karşı, ezen sınıfın koruyucusu ve tetikticisi olması başka türlü açıklanamaz.
Dünya silah üretiminin artışına orantılı olarak savaşların da artması kaçınılmazdır. SIPRI’nın4 verdiği bilgiye göre, 2014 yılında dünya askeri harcamaları yaklaşık olarak 1776 milyar US dolar. Bir başka söylemle bu korkunç rakam, dünya GSYİH’nın 2,3’ne eşit. Bu rakamın içinde bir önceki yıllar alınan silahlara harcanan para yok. Sadece bir yıl içinde bütçelerden ayrılan askeri harcamaları içeriyor. Oysa bu rakamı aşan harcamalar mevcuttur.
Dev silah (ölüm) tekkellerinin olduğu ve bu alanda büyük bir sermayenin döndüğü yerde, „savaşsız“ bir dünya hayal etmek yanıltıcıdır. Bu silah tekelleri, „barış“ değil, savaş ister. Ne kadar savaş olursa sermaye birikimi de o oranda artar. Askeri malzeme üreten savaş tekelleri, bunları süs eşyası diye üretmiyor. Tüketilsin diye üretiyor. Bunun tüketimi ise ancak savaşla olabilir. Yani, en yakın süreçten başlarsak, Yugoslavya parçalansın, en modern silahlar Belgrad üzerinde denensin diyedir. Yine, Asya, Afrika ve Ortadoğu ülkeleri üzerinde bombalar patlatılarak, tekellerin yaşamları cennete, halkların yaşamları ise cehnneme çevrilsin diyedir.
Savaşı üreten temel gerekçeler gizlenerek, savaş çıkarmanın gerkçesi ise tarihte her zaman sudan sebepler olarak ortaya sürülmüştür. Emperyalist burjuvazi savaş üretmek için neden bulmaktan hiç bir zaman zorlanmaz. Çünkü sermayenin varlık nedeni; işçi sınıfına karşı açılmış bir savaşa dayanır. Bu savaşın bitirilmesi ise sosyalizmi ve komünizmi doğuracaktır. Ve o zaman bir daha hiç savaştan söz edilmeyecektir. Bu sonucun ortaya koyduğu esaslı bir gerçek: Bu savaşların sınıf çelişmelerinin bir ürünü olduğudur. Sınıflar ortadan kalktığında ise savaşların ve tüm eşitsizliklerin ortadan kalkacağı gerçekliğinin insanlığı umutla beklediğidir.
Emperyalist burjuvazinin siyaseti ve dünyay biçtiği rol kendisi gibi karanlıktır. Ancak, bunu aydınlığa çevirmenin yolu her zamankinden daha fazladır. Dünya işçi sınıfı ve emekçilerin önemli bir bölümü burjuvazinin bu karanlık yüzünü görebilmektedir. Bu, da sosyalist bir gelecek yaratmamız için önemli bir dayanaktır. Dünya işçi sınıfı, burjuvazinin toplumsal yapının üretim ilişkilerini belirleme egemenliğine son vererek komünist bir dünyayı yaratma gücüne sahiptir. Önemli olan işçi sınıfı içinde militan devrimci örgütlenmeden şaşmamak gereklidir.
Umutlu olmak için çok nedenlerimiz var:
ODTÜ’lü gençlerin mezuniyet törenlerinde açtığı bir pankarta söyledikleri gibi: İnadına barış, inadına sınıfsız toplum ve inadına aşk! Yine Arçelik LG işçilerinin çoşkuyla şirlaştırdıkları: İşçiler birlik olsa dünya yerinden oynar! Bu şiarlar gençlik ve işçi sınıfı için sözün ve eylemin başladığı yerdir. Dünya proletaryası ve ezilen halkları, dünyamızı bu şiarlar etrafında mutlaka bir gün döndürmesini başaracaktır. İşte o zaman, yeryüzünde sadece ve sadece zenginlik ve barış olacaktır. 05.07.2015
***
Yusuf Köse
Yusuf Köse teorik ve politik konularda yazılar yazmaktadır. Ayrıca 7 adet kitabı bulunmaktadır. Kitapları şunlardır: Emperyalist Türkiye, Kadın ve Komünizm, Marx'tan Mao'ya Marksist Düşünce Diyalektiği, Marksizm’i Ortodoks’ça Savunmak, Tarihin Önünde Yürümek, Emperyalizm ve Marksist Tarih Çözümlemesi, Sınıflı Toplumdan Sınıfsız Topluma Dönüşüm Mücadelesi.
http://yusuf-kose.blogspot.com/
Son Haberler
Sayfalar
Kavram Kargaşası (Sinan Dersim)
Her türlü şiddette karşıyız, düşman hukuku vb.
Düşünerek konuşmak, konuşarak yapmak siyasette, sosyal ilişkilerde önemlidir. Genelde bunun eksikliği yapma fiili ve amaçtaki net olma, olmamayla orantılı olarak değişkenlik göstermektedir.
Kişide, toplumda, örgütlülükten, örgütsüzlükten, egemenlikçi sistemden, ezilenlerin kurtuluş kavgasında düşünerek konuşma, konuşarak yapma derin ideolojik politik tercih ve kodlara göre olmakta ve bu kodların doğru yerinde oturması, oturmamasıyla orantılı değişkenlik göstermektedir.
Sınıf mücadelesinde rakamların ve nicelik gelişmelerin önemi (Mehmet Emin Gündoğdu)
Sınıf mücadelesi, kapitalist toplumun dünya çapında hakimiyetinden sonra farklı bir rol aldı. Sömürücü toplumlar kendi bağrından çıkan üretim araçlarının nicel birikimleri sonucunda, niteliksel sıçrama yaratıp eski toplumu yıkmıştır. Köleci toplumun bağrında gelişen Feodal üretim araçları köleciliği yıkmıştır. Feodal toplumun bağrında gelişen kapitalist üretim araçları, feodal toplumu yıkmıştır.
Doğu Rüzgarı, Batı Rüzgarını Yenecek!
Emperyalist kapitalist sistemin krizi dünya çapında etkilerini gösteriyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgal saldırısıyla keskinleşen ve derinleşen kriz, beraberinde rakip emperyalist kampların birbirine yönelik hamleleriyle sürüyor. Rusya’nın “nükleer silah kullanma” ve savaş için “kısmi seferlik” ilanının ardından işgal ettiği bölgelerde düzenlediği referandumla bu bölgeleri ilhak etmesi; Rusya üzerinden Almanya’ya doğalgaz taşıyan Kuzey Akım 1 ve Kuzey Akım 2 boru hatlarındaki sabotaj ihtimali güçlü olan patlama ve sızıntılar bu çelişkileri daha da keskinleştirmiş durumdadır.
Nanikkk... Nanikkk...
Reytingler sıfır.
Reytingler sıfır.
Ah... dostlar... ah..
Sormayın gitsin... sormayın gitsin...
Yükselmesi beklenen toplumsal muhalefetin (!) reytingleri de artırabileceği düşüncesi biz yazarlara öyle yazılar yazdırıyor... öyle şeyler yapıyor ki...
Sormayın gitsin.
Bir bakıyorsunuz ki içimizde biri:
Her türlü burjuvalarla işbirliğini savunurken...
Bir diğeri:
İş, dünya proletaryalarının çeşitliliğiyle enternasyonalizmi savunmaya gelince su koyu verebiliyor.
Başka biri de:
Sosyalist Güç Birliği Kimin Tarafında?
Sosyalist Güç Birliği 20 Ağustos günü kuruluşunu deklare etti. Sol Parti, Türkiye Komünist Partisi, Türkiye Komünist Hareketi ve Devrim Hareketi’nin oluşturduğu ve seçim takvimine ayarlı olduğu açık olan Birlik, kamuoyuna duyurduğu deklarasyonda kuruluş amaçlarını beş madde halinde sıraladı.
Kabaca özetlersek Güç Birliği; eleştirilerinin merkezine R.T.Erdoğan şahsında “Tek Adam Rejimi”ni koyuyor. Bu rejimin dinci gericilik temelinde inşa edildiğini dile getirerek buradan hareketle bir laiklik savunusu yapıyor.
Harekete Geç, Kavganın Öznesi Ol
Zorluk ve fırsatların iç içe geçtiği bir süreçten geçiyoruz. Ortaya çıkan fırsatlardan yararlandığımız oranda bu zorlukları aşabiliriz.
Bugün geniş yığınlarda iktidara karşı tepkinin giderek artması, değişim için yüksek sesle dile getirilen itirazların-soruların çoğalması sınıf savaşımını geliştirme bakımından fırsatlar içermektedir.
Ermeni kaldı mı? (Nubar OZANYAN)
12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gece Azerbaycan işgalci ordusu, arkasına ve yanına aldığı TC ordusuyla birlikte Ermenistan topraklarına saldırı başlattı. Birçok sivil yerleşim yeri bombalandı.
Militana Mektuplar…(2)
Merhaba tekrardan…
Yanı başımızda sürüp giden çekişmeli hayatımızdan biriktirdiğimiz anlardan seslenebiliyoruz ancak. Sesimiz ulaşıyorsa korkmaya ve umutsuzluğa kapılmaya gerek yok, tohum mutlaka filizlenmeye yüz tutar.
Hayatımıza geri dönüp bir bakmaya ne dersin. Korkularımızın mı cesaretimizin mi baskın olduğunun muhasebesini yaptığımızda ne görürüz?
İnsan dediğimiz canlı varlık her ikisini birlikte yaşar diyalektiğin gereği olarak. Korkularımız, bastırılmış öfkelerin dışa vurumuna götürür bizi. Burada cesaret denilen olgu karşımıza çıkar.
Tanrıyı Ette Bulma
Demek... öyle...
Dolly...
Dolly...
Bastır etleri leyla.
Çevir mangalı leyla.
Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.
Bir daha mı dünyaya geleceğiz leyla.
Ha... ki.... ko.... ko...
Ha... ki.... ko.... ko...
Koltuk sallanıyor... koltuk...
Dolly...
Dollyyy...
Nerdesin kız?
Seni gidi kopya koyun.
Nerdesin?
Korkma kız....
Robotları artı değer üretemi içerisinde saymadılar diye yünlü yoldaşlarımızı yiyecek halimiz yok ya...
Ha... ki.... ko.... ko
Ha... ki.... ko.... ko
Emperyalizm Belli Ülke ve Uluslara Mı Özgü?1
Emperyalizm, kapitalizme özgü bir olaydır. Kapitalizm öncesi emperyalizm yoktu ve toplumlar kapitalizme geçtiğinde, önce serbest rekabetçi kapitalizmle ve peşinden, kapitalizmin gelişmesi ve uluslararası yönünün daha fazla öne çıkmasıyla emperyalizmle tanıştı.
Biz bize benzemeyiz! [ismail cem özkan]
Kemalist arkadaşlar bazı sosyalistlerin kendileri gibi hayata baktığını ve yorumladıklarını gördükçe, duydukça diyorlardır “biz sosyalistiz herhalde!”... Ama Marksizimi bilen, onun düşünce yöntemini içselleştirmiş biri asla Kemalist olamaz ve hayata Kemalist gibi bakamaz, çünkü durdukları nokta farklı. Kemalistler burjuva ve sermaye bakış açısından devleti kutsallaştırıp, onu yaşatmak için düşünce yöntemini çizer, sosyalist ya da Marksistler ise tam tersidir, devleti “sönümlendirecek” işçi devleti kurmayı, yani işçi sınıfı ve mazlumların bakış açısına sahiptir...